Amasya'nın Pirler semti, adını burada yaşayıp burada gömülen Halvetî şeyhlerinden, yani "pir" unvanını taşıyan tarikat büyüklerinden alır. Semtin en bilinen yapısı, Pirler Parkı'nın içinde, Çilehane Camii'nin güneyinde duran Pir Sücaeddin İlyas Türbesidir. Halk arasında Yukarı Pirler Türbesi ya da kısaca Pirler Türbesi diye anılan bu yapı, Halvetî yolunu Anadolu'ya getiren şeyhin kabrini barındırır ve bugün de Amasyalıların en çok ziyaret ettiği türbelerin başında gelir. Türbenin geçmişi, bir aile bahçesinde açılan mezarın üzerine önce mütevazı bir hücrenin, ardından padişah eliyle kârgir bir yapının kurulmasıyla başlar. Sonraki dört yüz yıl içinde yapı birkaç kez onarılmış, on dokuzuncu yüzyılın sonunda yıkılıp yeniden yapılmış, çevresindeki mezarlık ise 1938'de parka dönüştürülmüştür. Pir İlyas'ın hayatı ayrı bir yazının konusudur; burada onun hayatından yalnızca türbeyle ilgili kısımlar yer alır.

Adı ve Konumu

Türbeye "Pirler" denmesinin nedeni, içinde birden fazla pirin yatmasıdır. Hüseyin Hüsâmeddin'in kaydına göre türbede Gümüşlüzâde Pir Şücâeddin İlyas el-Halvetî ile damadı Pir Celâleddin Abdurrahman Çelebi ve torunu Pir Hayreddin Hızır Çelebi gömülüdür. Ayak uçlarında bu zatların eşlerinden ve kızlarından dört hanım daha yatar. Amasya Halvetîliği üzerine yapılmış çalışmalar da aynı bilgiyi tekrarlar ve üç pirin kabri bulunduğu için yapıya Pirler Türbesi denildiğini belirtir. Yukarı Pirler adı, şehrin aşağı kesiminde, tekkenin içinde bulunan öteki türbeden ayırmak için kullanılır. O türbe Aşağı Pirler ya da Aşağı Pir Türbesi olarak bilinir. Orada kimin yattığı konusunda kaynaklar ayrılır. Kimi çalışmalar Gümüşlüzâde Abdurrahman Çelebi'nin adını verirken, Hüsâmeddin burada Kuba evliyası Pir Hüsâmeddin Halvetî'nin oğlu ve Pir İlyas'ın kız torununun oğlu Pir Celâleddin Abdurrahman-ı Sânî'nin yattığını yazar. Osman Fevzi Olcay ise hatıralarında Aşağı Pirler'de yatan zatı Pir İlyas'ın damadı ve amcasının oğlu Pir Abdurrahman Çelebi olarak anar.

Yapı Mehmed Paşa Mahallesi sınırlarında, Şeyh Abdurrahman Sokağı'ndan ulaşılan bir noktada durur. Çilehane Camii, yani Yâkub Paşa Tekkesi, türbenin hemen kuzeyindedir. Bu komşuluk, türbeyi tekkeyle birlikte tek bir manevi bölgenin parçası kılar. Eski kayıtlarda bu yer "Beyler Sarayı'nın batı tarafındaki mezarlığın başında bir tepecik" olarak tarif edilir. Halk dilinde bütün düzlük "Beyler Sarayı", "Saray Düzü" ve "Pir İlyas" adlarıyla anılırdı. Türbenin çevresi Sevâdiye Mahallesi mezarlığı ya da kayıtlardaki adıyla Pir İlyas Mezarlığı idi ve pek çok tanınmış kişinin kabrini barındırıyordu. Bu mezarlar 1938 yılında dönemin valisi Talat Öncel tarafından kaldırtılmış, alan park hâline getirilmiştir. Türbe bu düzenlemeden sonra çevresindeki mezarlık dokusunu yitirmiş ve park içinde, çevresine göre yüksekte kalan, tek başına bir yapıya dönüşmüştür. Olcay'ın gençlik yıllarında türbenin tam karşısında, ortası dut ağaçlarıyla gölgelenen, beş on haneden ibaret sakin Çilehane Mahallesi ve onun harap mescidi bulunuyordu.

Gümüşlüzâde Bahçesi ve Mezarın Yeri

Türbenin neden bu tepede olduğunu anlamak için Gümüşlüzâde ailesinin buradaki mülküne bakmak gerekir. Hüsâmeddin'e göre saray düzlüğü, Selçuklu veziri Muînüddin Pervâne'nin eniştesi Emir Gümüşlü, yani Emînüddin Yûnus el-Müstevfî'nin tasarrufuna geçmiş ve uzun süre onun soyunun elinde kalmıştı. Ailenin on dördüncü yüzyıldaki büyüklerinden Gümüşlüzâde Tâceddin Mahmud Çelebi, Amasya'da emirlik ettiği yıllarda buraya bir köşk yaptırmış, düzlüğün doğu tarafı "Gümüşlüzâde Köşkü", batı tarafı "Gümüşlüzâde Bahçesi" diye anılmaya başlamıştı. Çelebi Mehmed 1398 dolaylarında Amasya valisi olarak geldiğinde köşkün yerini Gümüşlüzâde Hoca Celâl Çelebi'den satın alıp orada Osmanlı sarayını kurdurdu. Bahçe ise bütünüyle ailenin elinde kaldı. Pir İlyas, damadı Abdurrahman Çelebi ve torunu Hayreddin Hızır Çelebi bu bahçeye gömüldükçe Gümüşlüzâde Bahçesi yavaş yavaş bir kabristana dönüştü. Böylece türbe, iki padişahın doğduğu Beyler Sarayı'nın hemen batısında, ailenin kendi toprağında yükseldi.

Pir İlyas'ın ölümü ve defni de bu bahçeyle bağlantılıdır. Hüsâmeddin'in aktardığına göre şeyh, Kuşköprü başındaki bahçesinde kalırken 813 yılı Şevval ayının üçüncü günü, yani 1411 yılının ocak ayı sonlarında vefat etti. Yâkub Paşa'nın vakfiyesinde ve Nefehâtü'l-üns tercümesinde anlatılan bir menkıbeye göre cenazesi ırmak kenarında yıkanırken teneşirin bir ayağı kırılmış, ceset aşağı kayarken şeyh eliyle teneşirin kenarını tutarak düşmesini önlemiş, orada bulunanlar bu durumu hayretle izlemişti. Aynı menkıbe yerel derlemelerde bağ evindeki bir sofada geçen biçimiyle de anlatılır. Cenaze büyük bir saygıyla kaldırılıp Gümüşlüzâde Mahallesi'nin üstündeki "yukarı bahçe"ye gömüldü. Yukarı Pirler adının bu konumdan geldiği anlaşılmaktadır.

Pir İlyas'ın ölüm yılı için kaynaklar ayrılır. Çoğu yeni anlatım 1433'ü verir. Bazı biyografik yazılarda hicrî 833 (1429-30) geçer. Hüsâmeddin ise 813 (1410-11) yılını verir ve bunu belgeye dayandırır: 815'te (1412-13) düzenlenen Yâkub Paşa vakfiyesinde Pir İlyas'ın vefatı ile halifesi Pir Celâleddin Abdurrahman'ın adı birlikte geçer. Bu kayıt doğruysa şeyhin 1413'ten önce öldüğü kesindir ve 1433 tarihi geç bir karışıklığın ürünü olmalıdır. Elimizdeki yayınlarla bu çelişki kesin olarak çözülemiyor. Ancak vakfiyeye dayanan erken tarih, türbenin inşa evreleriyle de daha iyi uyuşur.

İlk Yapı: Hücre ve Ahşap Türbe

Bugünkü kârgir yapıdan önce mezarın üzerinde daha mütevazı bir yapı bulunuyordu. Hüsâmeddin bu ilk yapı hakkında iki ayrı bilgi verir. Türbeler listesinde, mezarın üzerine ilk olarak Gümüşlüzâde Ahmed Paşa tarafından bir hücre yapıldığını yazar. Ailenin büyüklerine ayırdığı biyografi bölümünde ise Gümüşlüzâde Hâce Celâleddin Mehmed Çelebi'den söz eder. Amasya'nın defterdarlığını yapmış, Çelebi Mehmed'in mali işlerini düzenlemiş olan bu zat, Gümüşlüzâde vakıflarının mütevellisi olarak Pir İlyas'a sağlığında yüksek bir zaviye ve yanında bir köşk yaptırmış, şeyhin vefatında ise kabrinin üzerine ahşaptan bir türbe kurdurmuştu. Zaviye ile köşke "Kasr-ı Ârifân", yani arifler köşkü adı verilmişti. Celâleddin Mehmed Çelebi 815'te (1412-13) öldüğüne göre, bu ahşap türbe Pir İlyas'ın vefatını izleyen bir iki yıl içinde yapılmış olmalıdır. Hüsâmeddin'in Pir İlyas biyografisinde de şeyhin Şirvan'dan dönüşünde Gümüşlüzâde Hâce Celâl Çelebi'nin kendisi için yaptırdığı tekkede oturduğu belirtilir. İki kayıt birbirini dışlamaz. Ahmed Paşa'nın hücresi ile Celâleddin Mehmed Çelebi'nin ahşap türbesi aynı ilk evrenin farklı adlarla anılmış biçimleri olabilir. Ancak bu konuda kesin belge yoktur.

II. Bayezid Dönemi ve Tarih Tartışması

Ahşap türbenin yerini on beşinci yüzyılın son çeyreğinde kârgir bir yapı aldı. Yapının inşa tarihi üzerinde tek bir görüş yoktur. Kültür ve turizm kayıtlarında türbenin 1486 yılında, Gümüşlüzâde ailesinden Ahmed Bey tarafından Şeyh Sücaeddin Pir İlyas için yaptırıldığı yazılır. Giriş kapısının üzerindeki özgün inşa kitabesi ise hicrî 887 yılını verir. Bu yıl 1482-83'e denk gelir. Kitabenin metni şöyle aktarılır: "Yakîn ve fenâ makamı sahiplerinin önderi, ulu şeyhlerin kutbu, Gümüşlüoğlu diye bilinen Şeyh Şücaeddin Pir İlyas için bu türbe imar edildi. Allah onun aziz ruhundan bizi faydalandırsın. Bu bina 887 yılında yaptırıldı." Aktarılan metinde yaptıranın adı geçmez. Gümüşlüzâde Ahmed Bey'in yaptıran olarak anılması yazılı kayıtlardaki bilgiye dayanır.

Hüsâmeddin üçüncü bir tarih verir. Ona göre hücre biçimindeki ilk yapı 890 (1485) yılında Sultan II. Bayezid tarafından kârgir olarak yeniden yaptırılmıştır. Bazı anlatımlar da türbeyi II. Bayezid'e atfeder ve 1482'yi inşa tarihi olarak gösterir. Tekke üzerine yazılmış bir makale ise II. Bayezid'in 1485'te Yâkub Paşa Tekkesi'ni kârgir olarak yeniden inşa ettirdiğini kaydeder. Bu kayıtların hepsi aynı on yıla düşer ve Pirler çevresinde 1480'lerin ortasında yoğun bir yapı faaliyeti yürüdüğünü gösterir. Kitabedeki 887 yılı yapımın başlangıcına, 890 ise padişahın katkısıyla tamamlanmasına ait olabilir. Hangi tarihin türbeye, hangisinin tekkeye ya da vakıf işlemlerine ait olduğu, elimizdeki yayınlarla kesin olarak ayrılamıyor. Güvenle söylenebilen, kârgir türbenin II. Bayezid'in saltanatının ilk yıllarında yapıldığıdır. II. Bayezid'in uzun yıllar Amasya'da şehzade olarak bulunduğu düşünülürse, şehrin en saygın şeyhinin kabrine gösterdiği ilgi şaşırtıcı sayılmaz.

Hüsâmeddin'in tarifine göre II. Bayezid'in yaptırdığı türbe, ortasında büyük, yanlarında iki küçük kubbe bulunan üç bölümlü bir yapıydı. Ortadaki bölüm türbe olarak kullanılıyor, batı yanı erkeklere, doğu yanı kadınlara ayrılmış birer mescit işlevi görüyordu. Böylece ziyaretçiler kabrin iki yanında, kendilerine ayrılmış bölümlerde namaz kılabiliyordu. Bu düzen sonraki yeniden yapımda da korunmuş ve bugüne kadar gelmiştir.

Vakıf ve Türbedarlar

Türbenin işleyişi bir vakıf ağının içindeydi. Hüsâmeddin'in türbeler listesine göre Merzifon'da iki köy türbeye vakfedilmiş, tevliyeti Pir Hayreddin Hızır el-Halvetî'nin soyuna bırakılmıştı. Aynı yazar Pir İlyas biyografisinde vakfedilen köy sayısını üç olarak verir. Kimi çalışmalarda Merzifon'un Kara Mağara köyünün gelirinin türbeye ayrıldığı belirtilir. Türbenin yanında bir de imaret bulunurdu. Pîr İlyas İmareti olarak bilinen bu aşevi, Mehmed Paşa ve Yörgüç Paşa imaretleriyle birlikte, Amasya'da tekkelerin koordine ettiği önemli yemek dağıtım merkezlerinden sayılır. Evliya Çelebi Amasya'ya geldiğinde Pir İlyas'ın kabrini ziyaret etmiş ve şeyhin başı ve ayağı açık yüzlerce âşığı olduğunu, vakıfları bol olduğundan gelip geçene ikramının eksik olmadığını yazmıştır. Aynı pasajda ruhu için bir hatm-i şerif okuduğunu ve mezarın duvarında bir kâğıda yazılı beyitler gördüğünü söyler: "Ali kulunu eyleme bigâne(ye) kıyas / Hızır ol ona her vartada yâ Hızır İlyas."

Türbedarlık uzun süre Amasya'daki ilk Halvetî tekkesi sayılan Gümüşlüoğlu Tekkesi'nin şeyhliğiyle birlikte yürüdü. Tâciye adıyla da kayıtlı Gümüşlü Camii'nin doğu ve güney yanındaki bu tekke, Hüsâmeddin'e göre Pir İlyas'ın ilk halvete girdiği ve tarikatını yaymaya başladığı yerdi ve iki yüz yılı aşkın bir süre ailenin mabedi olarak kaldı. Pir İlyas'tan sonra damadı Pir Abdurrahman Çelebi, onun oğlu Celâl Çelebi ve torunu Pir Hayreddin Hızır Çelebi tekkenin başına geçti. 890'da (1485) Pir'in torunlarından Gümüşlüzâde Sûfî Üveys Çelebi, ardından Gümüşlüzâde Şeyh Muhyiddin Mehmed el-Halvetî ve Pir Üveysoğlu Abdurrahman Çelebi hem tekke şeyhi hem türbedar oldular. Bu zincir on yedinci ve on sekizinci yüzyılda da ailenin erkek ve kız çocuklarından gelen şeyhlerle sürdü. 1585'te Pir Üveysoğlu el-Hâc Ahmed Çelebi, 1099'da (1687-88) Pir'in kız soyundan Şeyh Mustafa Efendi, sonra Şeyh Mahmud Efendi ve oğlu Hâfız Hasan Efendi bu görevleri üstlendi. 1135'te (1722-23) türbedar olan Abdürrahim Efendi göreve ehil görülmediği için türbedar Şeyh İsmâil Efendi'nin vesayeti altında bırakıldı.

On sekizinci yüzyılın ortasında bu düzen değişti. Şeyh İsmâil Efendi 1150'de (1737-38) mütevelli ve tekke şeyhi olunca, ona büyük saygı duyan saraylı Fâtıma Hanım, onun teşvikiyle 1153'te (1740-41) Gümüşlüoğlu Tekkesi'nin yerine düzenli bir medrese yaptırıp vakfını kurdu. İsmâil Efendi'nin 1179'da (1765-66) ölümünden sonra Fâtımiye Medresesi müderrisliği ile Pir İlyas türbedarlığı birbirinden ayrıldı. Türbedarlık bundan sonra Yeğen Halife diye bilinen Mehmed Efendi'nin soyundan gelenlere, ayrıca Abdullah Efendi ve Seyyid Ahmed Efendi gibi aile mensuplarına geçti. Türbe aynı zamanda bir eğitim yeriydi. Hüsâmeddin, 1125 (1713) yılında türbe için ayrı bir müderris atandığını kaydeder.

On dokuzuncu yüzyılda türbedarlar arasında aileden olmayan âlimler de görülür. 1242'de (1826-27) Kafkasya'dan göç edip Amasya'ya gelen Çerkes Ebûbekir Efendi önce Yâkub Paşa kürsü şeyhi, sonra Pir İlyas türbedarı olmuş, 1279'da (1862-63) yetmiş dört yaşında ölmüştü. Nakşibendî şeyhlerinden icazet alarak Amasya'ya gelen bir başka Çerkes Ebûbekir Efendi de ömrünün son yıllarını türbedar ve münzevi olarak geçirdi. Hüsâmeddin onun her gün sabah namazından sonra türbenin mescidinde Kaside-i Bürde okuduğunu, okurken zaman zaman ağladığını anlatır. Bu zat 1306'da (1888-89) öldü. Yüzyılın sonunda "Şeyh Ağa" lakabıyla bilinen Hâfız İbrahim Efendi türbenin hem türbedarı hem cüzhanıydı, yani vakıf adına türbede Kur'an cüzleri okuyan kişiydi. O da 1316'da (1898-99) vefat etti.

Gümüşlüzâde İbrahim Paşa'nın Onarımı

Türbenin on yedinci yüzyıldaki en önemli hamisi, ailenin İstanbul'a uzanan kolundan gelen Gümüşlüzâde İbrahim Paşa'dır. Hüsâmeddin'in türbeler listesinde Pir İlyas'ın kardeşinin soyundan geldiği belirtilen İbrahim Paşa, biyografi bölümünde soyunu doğrudan Pir İlyas'a bağlayan bir vezir olarak anlatılır. Köprülüzâde Fâzıl Ahmed Paşa'ya intisap ederek yükselmiş, Eğri, Erzurum, Bağdat ve Şam'da valilik, Tımışvar ve Belgrad'da muhafızlık yapmış, 1097'de (1686) Amasya sancağı kendisine arpalık olarak verilmişti. Türbeyi 1100 (1688-89) yılında yeniden onarttı. Kültür ve turizm kayıtlarındaki 1688 yenilemesi bu onarıma karşılık gelir. Cihat defterlerinde kaydedildiğine göre İbrahim Paşa ceddi Pir İlyas'ın türbesine bir dersiye, yani ders okutulması için bir vakıf geliri bağlamış, türbenin harimine bir çeşme yaptırmış ve bunların vakfını düzenlemişti. Paşa 1113'te (1701-02) Van valisiyken orada öldü.

1894-95 Yeniden İnşası

Bugünkü türbe, ilk yapının olduğu gibi korunmuş hâli değildir. Kısa tanıtımların çoğu türbenin 1895 depreminde yıkıldığını ve sonra yeniden yapıldığını yazar. Hüsâmeddin'in anlatımı daha ayrıntılıdır. Ona göre türbe tekrarlanan depremler yüzünden zayıflamış, çevresinde çatlaklar belirmişti. Bu durum göz önüne alınarak yapı 1312 (1894-95) yılında tamamen yıktırıldı. Yeniden yapımda Kolağası Hurşid Bey'in gayreti, mahalle halkının para yardımları ve Sultan II. Abdülhamid'in kendi vakıflarından ayırdığı yeterli bir meblağ birleşti. Çevredeki mezarlığın üstü düzlendi, geniş bir alan açıldı ve eski düzen korunarak ortası türbe, yanları kadınlara ve erkeklere ayrılmış birer mescit olmak üzere yapı yeniden kuruldu. Hücre ve mescitler genişletildi, kubbeler aynı biçim ve büyüklükte yükseltildi. II. Bayezid dönemi yapısındaki büyük orta kubbe ile iki küçük yan kubbe düzeninin bugün üç eş kubbeye dönüşmesi bu yeniden yapımın sonucudur. Aynı yıllarda komşu Yâkub Paşa Tekkesi ve türbesinin de halkın gayreti ve II. Abdülhamid'in vakıf gelirlerinden ayrılan bir kaynakla yeniden yapıldığı kaydedilir.

Yeniden yapım sırasında çevredeki eski mezarlar da zarar gördü. Hüsâmeddin, eski türbenin kuzeyinde, batı penceresinin önünde ümmetin büyüklerinden birkaç zatın mezarı bulunduğunu, yeni yapı kurulurken bunların düzlenip üzerine türbedar için bir oda yapıldığını yazar. Türbe bahçesinde bulunan ve vefat tarihini taşıyan Şâh Melik bin Şâdî'nin mezar taşı da onarım sırasında mezarla birlikte ortadan kalkmıştı. Türbenin kıble tarafı ise bahçeye dönüştü. Hüsâmeddin bu bahçenin bakımlı tutulmasını uygun bulur, ama ileri gelenlerin buraya gömülmesine karşı çıkar. Eskilerin kıble tarafını özenle boş bırakıp duvar arkasında olsa bile mezarlığa karşı namaz kılmaktan kaçındıklarını, sonrakilerin bu inceliğe dikkat etmediğini sitemle kaydeder.

Giriş kapısının üzerinde iki kitabe bulunur. Biri türbenin Arapça özgün inşa kitabesidir, öteki Osmanlıca yazılmış on satırlık onarım kitabesidir. Onarım kitabesi II. Abdülhamid'e dua ile başlar, padişahın bu "dergâh-ı muallâ-yı Pir İlyas"ı baştan sona yeniden ihya ettiğini söyler ve tarih mısraıyla biter. Kitabenin bazı satırları şöyle okunmuştur: "Hüda tahtında şah-ı Abdülhamid'i payidar etsün / ... / hususiyle bu dergâh-ı muallâ-yı Pir İlyas'ı / edüp ihya serapa böylece ol bani-i sani / ... / tamam oldu bu câ-yı dilküşâ ba avn-i Rabbani." Dokuzuncu satırdaki "bir adet tarh et" ifadesi, son mısraın ebcet değerinden bir çıkarılarak tarihin bulunacağını gösterir. Kitabe, Hüsâmeddin'in verdiği 1312 tarihini ve Abdülhamid'in katkısını yapının cephesinde doğrular.

Mimari

Bu yüzden yapının görünen gövdesi on beşinci yüzyıldan çok on dokuzuncu yüzyıl sonuna aittir. Kimi kısa tanıtımlarda geç on beşinci yüzyıl türbe mimarisinin ölçülü anlayışından söz edilir, ama yıkılıp yeniden kurulmuş bir yapı için bu ifade, olsa olsa plan ve işleyişin korunduğu anlamında geçerlidir. Türbe enine dikdörtgen planlıdır. İç mekân, kuzey ve güney duvarlardaki payandalara dayanan iki sivri kemerle üç bölüme ayrılmış, her bölümün üzeri bir kubbeyle örtülmüştür. Batıdaki bölümde kıble duvarına açılmış bir mihrap bulunur ve bu kısım mescit olarak kullanılır. Kabirler ortadaki bölümdedir. Bugün de kabrin bir yanı kadınlara, öbür yanı erkeklere ayrılmış namaz yeri olarak kullanılır. Böylece yapı hem kabirlerin korunduğu hem de ibadetin sürdürüldüğü çift işlevli bir mekân sunar.

Yapımında düzgün kesme taş kullanılmıştır. Cephelerde yuvarlak kemerli pencereler bulunur ve iç mekân ışığını bu pencerelerden alır. Giriş kapısının üzerindeki iki kitabe, yapının kuruluş ve onarım evrelerini cephede okunur kılar. Yuvarlak kemerli pencereler ve eş büyüklükteki kubbeler, on dokuzuncu yüzyıl sonu taşra yapı ustalığının izlerini taşır. Planın üç bölümlü düzeni ve kabrin iki yanındaki mescitler ise II. Bayezid dönemi yapısından devralınmıştır.

Çevresindeki Türbeler ve Mezarlar

Pir İlyas Türbesi, kendisinden daha eski ve daha yeni birçok mezar yapısıyla çevrili bir alanın merkeziydi. Bunların en eskisi, türbenin kuzeybatısındaki Tâceddin Türbesi'dir. Hüsâmeddin'in tarifine göre altıgen planlı, her yanı siyaha çalan taştan yapılmış, kubbe kuşağı çepeçevre çiçek motifleriyle süslenmiş ve üzerine ayetler kazınmış küçük ama gösterişli bir yapıydı. İçinde Amasya emiri Gümüşlüzâde Tâceddin Mahmud Çelebi ile eşi Döndü Hatun ve kızı Ayşe Hatun yatar. Selçuklu maliyesinde müstevfilik yapmış bir aileden gelen Tâceddin Mahmud, 1320'de Amasya valisi olmuş, İlhanlı emiri Timurtaş'ın yanında Mısır'a gitmiş, İskenderiye'de hapsedildikten sonra Amasya'ya dönmüş ve 735 (1335) yılında ölmüştü. Hüsâmeddin'e göre sonradan Gümüşlüzâde Camii diye anılan Tâciye Camii de onun konağının yanında yaptırdığı camidir. Hüsâmeddin, tevliyet davası güden bazı kişilerin bu türbeyi "Kadem Paşa Türbesi" olarak göstermesini, Kadem Paşa Türbesi'nin yerinin unutulmuş olmasına bağlar. Bu yapı, Pir İlyas'ın neden bu bahçeye gömüldüğünü de açıklar: Pir İlyas, aynı soydan gelen ve bir önceki yüzyılda yaşamış ailenin ileri gelenlerinden birinin yanına defnedilmişti.

Türbenin çevresi sonraki yüzyıllarda da gözde bir defin yeri oldu. Çelebi Mehmed'in annesi Devlet Hatun'un kethüdası Sinaneddin, 910 (1504-05) yılında ölünce Pir İlyas Türbesi yakınındaki kendi türbesine gömüldü. Hüsâmeddin, Mustafa Bey'in kızı Bekî Hatun'un da Pir İlyas Türbesi'ne bitişik türbede yatmasının kuvvetle muhtemel olduğunu belirtir. On sekizinci yüzyılda ölen büyük müderrislerden birinin cenazesi, Hüsâmeddin'in deyişiyle "parmak üzerinde" taşınarak türbenin kuzeyindeki yolun kenarına defnedildi. Türbe bahçesindeki mezar taşlarından bazıları, Şâh Melik bin Şâdî'ninki gibi, şehrin ileri gelenlerinin ölüm tarihlerini taşıyordu. 1938'deki park düzenlemesiyle bu mezarların büyük bölümü ortadan kalktı.

Tekke ve Halvetî Çevresi

Türbeyi anlamak için yanındaki tekkeye de bakmak gerekir. Çilehane Camii adıyla bilinen Yâkub Paşa Tekkesi, Ankara Beylerbeyi Pazarlıoğlu Yâkub Paşa tarafından 1412 yılında Amasya'nın Pirler semtinde yaptırılmış, vakfiyesi Zilkade 815'te (Şubat 1413) Amasya Kadısı Sarı Kadı lakaplı Mevlânâ Rükneddin Mahmud tarafından tescil edilmiştir. Yâkub Paşa, Halvetiyye'ye bağlı olan tekkeyi müftü Şeyh Gümüşlüzâde Abdurrahman Çelebi için yaptırıp vakfetmiştir. Hüsâmeddin'e göre tekke Yâkub Paşa Konağı'nın içinde yer alıyordu ve tevliyeti Abdurrahman Çelebi'nin halifesi Şemseddin Mehmed Buhârî'ye ve onun soyuna, soyu kesilirse Müeyyed Çelebi'nin soyuna bırakılmıştı. Pir İlyas'ın bu tekkenin kurucu şeyhi olup olmadığı kaynaklarda tek biçimde anlatılmaz. Bir anlatım vakıf belgesini Pir İlyas'a bağlar, ansiklopedi maddesi ise vakfiyede Abdurrahman Çelebi'nin adını verir. Akrabalık ilişkileri de farklı kurulur. Celâleddin Abdurrahman Çelebi bir kaynakta Pir İlyas'ın oğlu, bir başkasında yeğeni, bir üçüncüsünde Abdurrahman Çelebi'nin oğlu olarak geçer. Türbedeki damat ve torun kayıtlarının bu yüzden ihtiyatla okunması gerekir. Aptullah Kuran'ın mimarlık arşivinde tekkenin fotoğraflarının "Pir İlyas Tekkesi" adıyla saklanması, iki yapının halk arasında ne kadar iç içe düşünüldüğünü gösterir.

Tekke zamanla Amasya'nın önemli bir dervişlik merkezi hâline geldi. Buradan pek çok Halvetî şeyhi yetiştiği için bir araştırmacı tekkeyi "derviş fabrikası" diye niteler. Şeyhlik makamı, Amasya halkı arasında "silsiletü'z-zeheb", yani altın silsile denilen bir zincir izledi. Bu zincirde Abdurrahman Çelebi'nin damadı Pir Abdurrahman Çelebi, Pir Şemseddin Mehmed Buhârî, Pir Celâleddin Abdurrahman Çelebi, Saraçlar Pîri Sun'ullah Halvetî, Pir Zekeriyyâ Halvetî, İğnecizâde Pir Safiyyüddin Mahmûd ve Kubâlı Çelebizâde Pir Muhyiddin Mehmed Çelebi gibi adlar yer alır. Muhyiddin Mehmed Çelebi 1515'e kadar hizmet verdi. Sonrasında Buhârîzâde Pir Mehmed, Şeyh Yâkub, Şeyh Abdurrahman, Şeyh İzzeddin Hasan ve Şeyh Hüsâmeddin Hüseyin zinciri sürdürdü. 1622'de Vâiz Şeyh Hüsâmeddin Efendi ile Şeyh Abdi Efendi arasında şeyhlik anlaşmazlığı çıkınca, mescit ve ona bağlı halvethâne birimlerinde bir medrese kuruldu ve müderrisliği Abdi Efendi'ye verildi. Kuzeydoğu köşesindeki oda ile tevhidhânede ise tekke işlevi sürdürüldü, şeyhlik Hüsâmeddin Efendi'de kaldı. Olcay'ın gençliğinde Aşağı Pirler türbesinin giriş ve çıkışındaki üç dört hücreden ibaret loş mekân "Çilehane Medresesi" olarak anılıyor, hücrelerden birinde Hasan Efendi adlı bir sufi yaşıyordu.

Komşu tekkenin planı, türbenin hangi çevrede durduğunu daha iyi gösterir. Yâkub Paşa Tekkesi'nin iki girişi, doğu-batı doğrultusunda uzanan beşik tonozlu bir dehlizin uçlarındadır. Dehlizin güneyinde ortada mescit, onun yanlarında altışardan on iki tonozlu ve ocaklı birim yer alır. Mescide açılan ve penceresi bulunmayan altı birim halvethâne, yapının dış duvarına bitişik ve birer pencere ile aydınlanan altı birim ise derviş hücresi olarak tasarlanmıştır. Halvethâneler yaklaşık 1,90 x 1,90 metre ölçüsünde kare birimlerdir. Dehlizin kuzeyinde tevhidhâne, onun doğusunda şeyh odası, batısında Aşağı Pirler Türbesi bulunur. Arazi iki yönde eğimli olduğu için yapı dört ayrı kotta kurulmuştur. Türbenin dehlize açılan hâcet penceresinin üzerinde, orada yatanlara ilişkin Farsça bir kitabe bulunur. Türbenin "amel-i Ramazan el-Kastamonî" imzasını taşıyan şebekeli dövme demir kapısı, erken dönem Osmanlı maden sanatının nadir güzellikteki ürünlerinden sayılır. Yapının cephelerinde süsleme yoktur. Bu tutum, tarikatın halvet anlayışına bağlı olarak işlevi öne çıkaran bir mimarinin sonucudur. Tekke 1939'daki Erzincan depreminde zarar görmüş, 1967'de onarılmıştır. TDV İslâm Ansiklopedisi, erken Osmanlı dönemine ait özgün şekliyle günümüze ulaşan nadir tarikat yapılarından biri olarak Yâkub Paşa Tekkesi'ni Türk mimarlık tarihi içinde önemli bir yere koyar.

Halvetî Türbeleri Arasındaki Yeri

Amasya'da Halvetîliğin etkisi en açık biçimde türbe sayısında görülür. Abdizâde'nin Amasya Tarihi'nde yetmiş bir türbenin adı geçer ve bunların on sekizi Halvetiyye şeyhlerine aittir. Bu türbeler arasında Akbilek, İğnecizâde, Pir İlyas, Pir Sinan, Pir Abdurrahman Çelebi, Habib-i Karamânî, Hüseyin Dede, Şeyh Zekeriyya, Abdurrahman Baba ve Kuba Evliyası türbeleri sayılır. Pir İlyas Türbesi, aynı çalışmanın deyişiyle şehrin en önemli ziyaret yeridir. Bu öncelik, türbede yatan şeyhin tarikat içindeki yerinden gelir. TDV İslâm Ansiklopedisi'ne göre Halvetiyye Anadolu'ya Sadreddîn-i Hiyâvî'nin halifelerinden Amasyalı Pîr İlyas tarafından getirilmiştir.

Pir İlyas, Timur'un Ankara Savaşı'ndan sonra Amasya'ya gönderdiği heyetin sorularını yanıtlayarak şehri yağmadan kurtardığı anlatılan müftüdür. Timur onu yeğeni Şemseddin Ahmed ile birlikte Şirvan'a göndermiş, şeyh orada Sadreddin Mûsâ Şirvânî'nin yanında dört yıl kadar kalarak Halvetî hilafetini almış, Timur'un ölümünden sonra 807'de (1404-05) Amasya'ya dönmüştü. Halvetîlik, Hüseyin Hüsâmeddin'in anlattığına göre onun dönüşüyle Amasya'da yayılmaya başlamış ve Babaî ve Mevlevî yollarının önde gelenlerini gölgede bırakacak ölçüde halkın beğenisini kazanmıştır. Onun yolunu tutanlar bilgiye teşvik edilmiş, zühd ve takvaya yönlendirilmiş, emirlerin ve devlet adamlarının işlerine karışmaktan alıkonulmuştur. Pir İlyas'ın ailesi de bu çevrenin bir parçasıdır. Eşi Raziye Hanım'ı kendisinin eğittiği ve onun Amasyalı hanımlara ders verdiği anlatılır. Kızı Râbia Hatun'un da babasından ilim ve tarikat aldığı kaydedilir. Babası Kadı Hasan, dedesi Pir İlyas olarak anılan Mihrî Hatun, Türk edebiyatının tanınmış kadın şairlerindendir. Divanında ve Tazarru-nâme adlı eserinde Halvetîlikle ilgili izler görülür. Pir İlyas'ın yolundan Zekeriyya Halvetî, Şeyh Şerafeddin ve Hamza Akşemseddin gibi adlar yetişmiş, bu çizgiden gelen Çelebi Halife (Mehmed Celâleddin Aksarayî) ile Halvetîlik İstanbul'da da önemli bir tarikat hâline gelmiştir. Bu yayılma, Amasya'nın şehzade sancağı olduğu yıllarla da kesişir. Araştırmacılardan biri, tarikatın hoşgörü anlayışının Amasya'da yetişen şehzadeleri etkilediğini ileri sürer. Bu yorum tartışmaya açıktır ve belgeyle ispatlanmış bir olgu sayılmaz.

Ziyaret Gelenekleri

Pir İlyas Türbesi yüzyıllardır bir dilek ve şifa yeri olarak bilinir. Hüsâmeddin, türbenin şifa kaynağı sayıldığını ve dertlilerin ziyaretgâhı olduğunu yazar ve kendi zamanından bir olay aktarır. 1294 (1877) yılında rüştiye öğrencisi Ahmed Efendi, ayağındaki eğrilik yüzünden arkadaşları arasında Topal Ahmed diye anılıyordu ve bu lakaptan çok incinmişti. Annesinin tavsiyesiyle kırk sabah türbeye gidip Kur'an okudu ve ayağının düzelmesi için dua etti. Kırkıncı gün şafaktan önce türbe kapısının önünde uyudu. Rüyasında Pir'in türbeden çıkıp gelerek ayağının eğri yerini eliyle büküp düzelttiğini gördü, acıyla uyandığında ayağını düzelmiş buldu. Hüsâmeddin bu olayı bilen ve gören pek çok kişiyle konuştuğunu, hepsinin olayı aynı biçimde anlattığını kaydeder.

Bu inanç bugün de canlıdır. 2019'da Amasya şehir merkezindeki dini ziyaret yerleri üzerine hazırlanan bir yüksek lisans tezinde türbede yapılan gözlemler ve görüşmeler ayrıntılı biçimde aktarılır. Türbenin yanında yıllardır çorap, eşarp ve tespih satan bir esnafa göre özellikle cuma günleri, cuma namazından önce kadınlar türbeye yoğun ilgi gösterir. Cuma namazı vakti türbenin sol yanı tamamen kadınlarla, sağ yanı erkeklerle dolar ve öteki camilerden farklı olarak kadınlar namaz vaktinde de mescitten ayrılmaz. Ziyaretçilerin bir kısmı dileklerinin kabulü için üç cuma üst üste gelip dua eder, üçüncü cuma namaz çıkışında kesme şeker dağıtır. Türbenin pencere kenarlarına ve çıkışına kutu kutu şeker bırakılır. Askere gidecek gençler, kısmet bekleyenler ve hastalar için dua edilir. Dış duvarın dibine dilek mumu dikenler de görülür. Görüşülenlerden biri bu uygulamanın kilise âdetine benzediğini söyleyerek rahatsızlığını dile getirmiştir.

Aynı çalışmada türbeye bağlı başka inanışlar da kaydedilmiştir. Türbenin önündeki yaşlı ağacın meyvesini üç kez yiyen çocuksuz kadınların çocuk sahibi olacağına inanılır. Caminin imamına göre bu meyveyi yemeye gelen kadınlar bugün de vardır. Ağacın dalları kesilip uçları yakılarak süslenir ve nazarlık olarak evde ya da üstte taşınır. Türbe yakınındaki yuvarlak bir taş yapının içine seslenildiğinde yankı karşıdan duyulursa dileğin gerçekleşeceğine inanılır. Zor doğum yapan bir yakını için türbeye gelip bir kilit açan, sonra o kilidi ırmağa atmaya niyet eden bir ziyaretçi de çalışmada yer alır. Ziyaretçilerin büyüklerinden duyarak anlattığı bir menkıbeye göre Pir hem insanlara hem cinlere ders verirmiş. Öğrencilerinden biri namaz kılarken yılan kılığına girmiş bir cin çocuğunu öldürünce cinler mahkeme kurup Pir'i çağırmış. Pir, namaz kılan birine kimsenin ilişmemesi gerektiğini söyleyerek öğrencisini beraat ettirmiş. Bu anlatılar, türbenin şehir halkının gündelik dindarlığındaki yerini gösterir.

Türbe şehir merkezinde, Pirler Parkı'nın güneyinde yer alır ve yürüyerek ya da araçla kolayca ulaşılır. Çilehane Camii ve Yâkub Paşa Tekkesi birkaç adım ötede olduğundan, türbeyi görmeye gelen kişi tekkenin tonozlu dehlizlerini, halvethânelerini ve dövme demir kapıyı da aynı güzergâhta görebilir.

Kronoloji

1335: Gümüşlüzâde Tâceddin Mahmud Çelebi ölür ve ailenin bahçesi başındaki altıgen türbesine gömülür.

1404-1405: Pir İlyas Şirvan'dan Amasya'ya döner.

1411: Hüsâmeddin'e göre Pir İlyas 813 Şevvalinin üçünde ölür ve Gümüşlüzâde Bahçesi'ne gömülür; Gümüşlüzâde Hâce Celâleddin Mehmed Çelebi kabrin üzerine ahşap bir türbe yaptırır.

1412-1413: Ankara Beylerbeyi Pazarlıoğlu Yâkub Paşa, Pirler'de Halvetiyye'ye bağlı tekkeyi yaptırır; vakfiye Şubat 1413'te tescil edilir.

1433: Pir İlyas'ın yeni anlatımlarda en çok anılan ölüm tarihi; kaynaklarda 1410 ile 1433 arasında değişir.

1482-1486: Kârgir türbe kitabeye göre hicrî 887'de (1482-83), Hüsâmeddin'e göre 890'da (1485) II. Bayezid tarafından, kültür kayıtlarına göre 1486'da inşa edilir. Yâkub Paşa Tekkesi 1485'te kârgir olarak yenilenir.

1504-1505: Devlet Hatun'un kethüdası Sinaneddin ölür ve türbe yakınındaki kendi türbesine gömülür.

1622: Tekkenin mescit ve halvethâne bölümlerinde medrese kurulur.

1688-1689: Gümüşlüzâde İbrahim Paşa türbeyi yeniletir, türbeye dersiye bağlar ve haremine çeşme yaptırır.

1713: Türbe için ayrı bir müderris atanır.

1740-1741: Fâtıma Hanım, Gümüşlüoğlu Tekkesi'nin yerine medrese yaptırır.

1765-1766: Medrese müderrisliği ile Pir İlyas türbedarlığı birbirinden ayrılır.

1877: Hüsâmeddin'in aktardığı "Topal Ahmed" olayı.

1894-1895: Depremlerle zayıflayan türbe tamamen yıktırılır; Kolağası Hurşid Bey'in gayreti, halkın yardımı ve II. Abdülhamid'in katkısıyla yeniden yapılır, onarım kitabesi konur.

1938: Çevredeki mezarlık kaldırılır, alan park olarak düzenlenir.

1939-1967: Erzincan depreminde zarar gören tekke 1967'de onarılır.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

  • Ayşegül Şen, Amasya Şehir Merkezindeki Dini Ziyaret Yerleri, Yüksek Lisans Tezi, Hitit Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2019, s. 39-43. earsiv.hitit.edu.tr
  • Kadir Özköse, "Amasya'da Bulunan Halvetiyye Tekkeleri", Akademiar Dergisi, S. 5, Ankara 2018, s. 91-118.

Resmî kaynaklar

  • T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Kültür Portalı: Pir Sücaeddin İlyas Türbesi (Amasya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü kaydı). kulturportali.gov.tr
  • Abdülhamit Budak, Bir Şehir Bir Tarikat: Amasya ve Halvetilik, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, 2015.
  • T.C. Amasya Valiliği, Türbeler listesi.

Diğer kaynaklar

  • M. Baha Tanman, "Yâkub Paşa Tekkesi", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 43, İstanbul 2013, s. 285-286. islamansiklopedisi.org.tr
  • Reşat Öngören, "Halvetiyye", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 15. islamansiklopedisi.org.tr
  • İsmail E. Erünsal, "Mihrî Hatun", TDV İslâm Ansiklopedisi.

Çevrimiçi kaynaklar