Taşova'nın doğusunda, Yeşilırmak vadisine bakan yamaçların eteğinde kurulmuş Alpaslan, bugün ilçeye bağlı bir köydür. Yarım asır boyunca belediyesi olan bir kasaba, Osmanlı defterlerinde ise Zuday adıyla anılan, Sonisa kazasının en kalabalık ve en çok toprağa sahip köyüydü. Yerleşimin bugünkü adı, on üçüncü yüzyılın ortalarında buraya yerleşip bir zaviye kuran Rufaî şeyhi Seyyid Nureddin Alparslan'dan gelir. Onun 1257 tarihli Arapça vakfiyesi, köyün ve bütün Taşova yöresinin Türk dönemine ait bilinen en eski yazılı belgesi sayılır ve Anadolu'da Rufaî tarikatının varlığını gösteren ilk kesin tarihli kayıtlar arasında yer alır. Köyün kuzeyinde, halkın Ziyaret dediği yamaçta şeyhin türbesi ile külliyesinin kalıntıları durur. Eski bir Osmanlı hamamına yerleştirilmiş küçük belde müzesinde ise Helenistik çağdan Cumhuriyet yıllarına uzanan buluntuların yanında şeyhin ceviz sandukası, türbesinin kapısı, vakfiyesi ve soy kütüğü korunur.

Konumu ve Adının Geçirdiği Değişiklikler

Alpaslan, Taşova ilçe merkezine yaklaşık 9, Amasya şehir merkezine ise 65 kilometre uzaklıktadır. Deniz seviyesinden yüksekliği 508 metre civarındadır ve Yeşilırmak'ın Taşova ovasına açıldığı geniş vadiye hâkim bir konumda bulunur. Güneyinde ve doğusunda Akdağ'ın yamaçları yükselir, batısında ise eski Sonisa, yani bugünkü Uluköy uzanır. Bu konum, köyü tarih boyunca Amasya ile Niksar arasında, Tokat ile Canik arasında gidip gelen yolların yakınında tutmuştur. Verimli toprak, dağdan inen sular ve kuzeye doğru açılan yayla yolları burada erken çağlardan beri yerleşimi mümkün kılmıştır.

Köyün adı yüzyıllar içinde birkaç kez değişmiştir. Yerel araştırmacılar antik dönemdeki adın Zito olduğunu aktarır, ancak bu adı doğrulayan bir antik kaynak gösterilmemiştir. 1257 tarihli vakfiyede yerleşim "Zeytuva" ya da "Zitay" biçiminde geçer. Osmanlı kayıtlarında önce Zedvi, sonra Zuday adı kullanılmış, 1926 yılı kayıtlarında Zuday, 1968 kayıtlarında ise Yolbaşı adı görülmüştür. Bugünkü Alpaslan adı, köyün tarihini şeyhin hatırasına bağlayan bir tercih olarak 1960'lı yıllardan itibaren yerleşmiştir. Yerel tarih yazarı Enver Seyhan bu adlar zincirini "Zedvi köyü, Zeytuva, Zitay, Zuday, Yolbaşı, Alpaslan" diye sıralar.

Antik Çağdan Selçuklulara Taşova Yöresi

Taşova çevresinde yerleşim izleri MÖ 5000'lere kadar geri gider. Yöre sırasıyla Hitit, Frig, Kimmer ve Pers hâkimiyetlerini görmüş, Büyük İskender'in MÖ 331'de Anadolu'yu almasıyla Makedon idaresine geçmiştir. Makedon krallığının dağılmasından sonra MÖ 291'de kurulan Pontus Krallığı, Amasya ile birlikte bu vadiyi de iki yüzyılı aşkın bir süre yönetti. Julius Caesar'ın MÖ 47'de Zela yakınında Pontus kralı Pharnakes'i yenmesinin ardından bölge Roma'nın etki alanına girdi ve MS 25 dolaylarında tamamen Roma topraklarına katıldı. Taşova yöresi 395'e kadar Roma, ardından uzun yüzyıllar Bizans idaresinde kaldı. 712'de Emevî akıncılarının bölgeye ulaştığı, sonra yörenin yeniden Bizans'a döndüğü aktarılır.

Zuday'ın antik bir yerleşim olduğu, köyün çevresinde bulunan buluntulardan anlaşılır. Pontus ve Roma dönemlerine ait sikkeler, mezarlardan çıkan gözyaşı şişeleri ve Bizans çağına tarihlenen kilise duvarı kalıntıları, yerleşimin Türk döneminden çok önce de canlı olduğunu gösterir. Alpaslan'daki Ayınyakası, öteki adıyla Çayırbaşı mevkiinde bulunan höyük ve nekropol alanı 2014 yılında birinci derece arkeolojik sit alanı olarak koruma altına alınmıştır. Sadi Bayram, Seyyid Nureddin külliyesinin inşasında da antik yapı parçalarının devşirme malzeme olarak kullanıldığını yerinde gözlemlemiştir. Taşova Kaymakamlığı ise yöredeki eski eserlerin önemli bir bölümünün gelişigüzel kaçak kazılarla yok edildiğini kaydeder. Alpaslan Müzesi'nin kuruluş hikâyesi de bu tahribatın karşısında köy halkının gösterdiği bir direnç olarak okunabilir.

Malazgirt Savaşı'nın 1071'de Anadolu'yu Türk göçlerine açmasından sonra yöre 1075'te Danişmendlilerin eline geçti. Melik Danişmend Gazi'nin kurduğu beylik Amasya ile Niksar'ı birer Türk-İslam merkezine dönüştürdü. Taşova ve çevresi 1174'te II. Kılıç Arslan zamanında Türkiye Selçuklularına bağlandı. 1243 Kösedağ yenilgisinden sonra bölge Moğol baskısı, kıtlık ve karışıklıklar içine düştü. Babaî ayaklanmasının yankıları bu vadide de duyuldu. Selçuklu yönetimi ülkeyi ikiye ayırdığında Taşova, idaresi Seyfeddin Torumtay'a bırakılan Rum eyaleti içinde kaldı. Seyyid Nureddin'in vakfiyesi işte bu sarsıntılı yılların ortasında, Eylül 1257'de kaleme alınmıştır. Vakfiyenin şahitleri arasında Abdullah oğlu Torumtay adının bulunması, belgenin dönemin yerel idaresiyle bağını da hatırlatır.

Seyyid Nureddin Alparslan Kimdir

Seyyid Nureddin Alparslan er-Rufaî hakkındaki bilgiler büyük ölçüde iki belgeye dayanır. Bunlardan ilki Ramazan 655 (Eylül 1257) tarihli Arapça vakfiyesi, ikincisi ise oğlu Seyyid Fettah Velî'nin soyunu gösteren 996 (1588) tarihli silsilenamedir. Vakfiyeye göre Seyyid Nureddin'in babası Sarı Muhyiddin, dedesi Mehmed, onun babası ise vakfiyede "efendilerin efendisi" ve "ihtiyar" sıfatlarıyla anılan Kemahlı Ebûbekir er-Rufaî'dir. Bazı yerel yayınlar bu sıfatları doğrudan Seyyid Nureddin'e bağlar ve Kemah yerine "Kemâliyeli" okur. Bayram'ın vakfiyeden aktardığı sıralamada ise bunlar dedenin babasına aittir. Seyyid unvanı ailenin Peygamber soyundan geldiği inancını yansıtır ve vakfiyenin Sonisa ile Niksar nakîbüleşrafları tarafından tasdik edilmiş olması bu iddianın resmî çevrelerce de kabul gördüğünü gösterir.

Yerel anlatı ve Taşova'ya dair yaygın tarihçeler, Seyyid Nureddin'in Horasan'dan göç ederek 1257'de bugünkü Alpaslan'a yerleştiğini söyler. Bazı kaynaklar bu yerleşimi daha genel olarak "1200'lü yıllar" diye verir. Moğol istilasının Orta Asya ve İran'dan Anadolu'ya büyük bir göç dalgası sürüklediği bu dönemde, Horasan'dan gelen dervişler Anadolu'nun kırsalında zaviyeler kurarak hem dinî hayatın hem de iskânın öncüleri olmuşlardı. Seyyid Nureddin'in Horasan kökeni yerel geleneğe dayanır. Vakfiyedeki "Kemahlı" nisbesi ise ailenin en azından bir süre Doğu Anadolu'da, Erzincan yöresinde yaşadığını düşündürür. İki bilgi birbirini dışlamaz, ancak göç yolunun ayrıntısını gösteren bir belge bilinmemektedir.

Kimi yayınlarda Seyyid Nureddin'in Selçuklu hükümdarlarına askerî danışmanlık yaptığı ve "şehitlerin kumandanı" diye anıldığı yazılır. Bu nitelemeler halk arasındaki menkıbelerden ve müze tanıtımlarından gelir, ancak çağdaş bir kaynakla doğrulanmamıştır. Taşova'nın Şeyhli köyünde yatan Şeyh Mehmed Abdal'ın onun kardeşi olduğu da söylenir. Bu bağ da yalnızca yerel rivayetle bilinir. Bazı yerel tarihçeler, sonradan Niksar merkezli Tâceddinoğulları Beyliği'ni kuran ailenin Seyyid Nureddin'in torunu Tâceddin Doğan Şah'tan geldiğini, bu ailenin Oğuzların Çavundur boyuna bağlı olduğunu ileri sürer. TDV İslâm Ansiklopedisi ise beyliğin kurucusu Tâceddin Bey'in babasını İlhanlı hâkimiyetinin çöküşünden sonra bağımsız hareket eden Emîr Doğanşah adlı bir Türkmen beyi olarak tanıtır ve Seyyid Nureddin ile bir akrabalıktan söz etmez. Tâceddin Bey'in oğullarından birinin Alparslan adını taşıması ve 1394'te Kadı Burhâneddin tarafından öldürülmesi ilginç bir ad benzerliği oluşturur. İki aile arasında belgeyle kurulmuş bir soy bağı bulunmamaktadır.

Vakfiye ve Silsilename

Vakfiyenin aslı uzun yıllar Zuday'ın eski ailelerinden birinin elinde kalmıştır. Enver Seyhan'ın aktardığına göre belge, eski Sivas kadısı Hacı Şakir Efendi'nin torunu, Taşova'nın Çılkıdır mahallesinde oturan Cemal oğlu Remzi Saçlı'daydı. Saçlı, 1992 Haziran'ında vakfiye ile silsilenameyi konunun önemine binaen sembolik bir bedel karşılığında Alpaslan Müzesi'ne vermiştir. Vakıflar Genel Müdürlüğü uzmanı Sadi Bayram aynı dönemde belgelerin bir suretini dönemin belediye başkanı Muttalip Öztürk aracılığıyla edinmiş, incelemesini 1992'de Ankara'daki Milletlerarası IX. Osmanlı Öncesi ve Osmanlı Sempozyumu'nda sunmuş, kısa bir özetini 1993'te Yılmaz Önge armağanında, vakfiye tercümesiyle birlikte geniş incelemesini ise 1994'te Vakıflar Dergisi'nde yayımlamıştır. Amasya tarihçisi Hüseyin Hüsameddin vakfiyenin tarihini bilmekle birlikte metnine yer vermemişti.

Vakfiyede Seyyid Nureddin'in zaviye için büyük bir vakıf tesis ettiği anlatılır. Bayram'a göre vakıf, Taşova'nın tamamını, Erbaa'nın yakın köylerini ve Amasya'nın doğu taraflarını içine alan geniş bir alana yayılıyordu. Belge Sonisa kadısı, Sonisa nakîbüleşrafı, Niksar kadısı, Niksar nakîbüleşrafı ve bir evkaf müfettişi tarafından tasdik edilmiştir. Vakfiyede zaviyenin yapı olarak adının geçmesi, Bayram'ı külliyenin vakfiye tarihinden önce tamamlanmış olduğu sonucuna götürür. Zaviye gelip geçen yolculara ve ilim ehline açıktır. Bayram'ın dikkat çektiği bir ayrıntıya göre zaviye şeyhliğinin yalnızca Rufaîlere ait olacağı şartı konmamıştır. Bayram bunu tarikatlar arasındaki keskin ayrımların henüz ortaya çıkmadığı bir dönemin işareti sayar.

Belge, on üçüncü yüzyıl Anadolu'sunun iktisadi hayatına da ışık tutar. Vakfiyede Akdağ'ın 1600 metreye varan eteklerinde pamuk ekildiği bilgisi bulunur. Vakıf görevlilerine günde 1, 2 ya da 5 dirhem gümüş ücret ödenmesi, her görevliye işinin önemine göre yılda 5, 8 ya da 10 ölçek buğday ile birer ölçek atılmış pamuk verilmesi şart koşulmuştur. Vakıf arazilerinin üç yıldan uzun süreyle, yani en fazla iki yıllığına kiraya verilmesi de vakfın şartları arasındadır. Bu hüküm, vakıf mülkünün uzun kiralarla fiilen elden çıkmasını önlemeye yönelik bir tedbir olarak okunabilir. Şahitler arasında Abdullah oğlu Torumtay, Arslan Toğmuş, Kaan Aytoğmuş ve Sünç oğlu Arslan Toğmuş gibi Orta Asya kökenli Türk adlarının bulunması, Bayram'ın deyişiyle dönemin toplumunu yansıtması bakımından dikkat çekicidir.

Vakfiyenin bir başka değeri, Taşova yöresinin yer adları için bilinen en eski toplu kaynak olmasıdır. Belgede geçen köy ve mevki adlarının yüzde doksan beşi Türkçedir ve Bayram'ın tespitine göre bunların yarısı hâlâ yaşlılar tarafından kullanılmaktadır. Sepetlü köyünün sınırı tarif edilirken Felanbil arazisi, Boraboy, Haddadi ve Gökdere adları sayılır. Yeşilırmak "Büyük Nehir" ya da "Tozanlu Nehri" diye, Destek Çayı ise Mermun Nehri adıyla anılır. Sonisa, Tekaloza (bugünkü Gürsu), Tarıtma (Ballıca), Kalikale (Dörtyol), Baladan (Kumluca), Yenişehir ve Karakuş kaleleri de belgede geçen yerler arasındadır. Enver Seyhan, Sepetlü'nün sınırlarında Gudere ve Halamaz köylerinin anılmamasından bu köylerin 1257'de henüz kurulmamış olduğu sonucunu çıkarır.

Silsilename, Seyyid Nureddin'in oğlu Seyyid Fettah Velî'nin soy kütüğünü gösteren tezhipli bir belgedir. Üzerinde 996 (1588) tarihi bulunur, ancak Bayram tezhip üslubuna bakarak belgenin 1771 dolaylarında tamamlandığı kanaatindedir. Vakfa ait ilk Osmanlı kayıtlarından biri, Amasya Muhasebe adlı 490 numaralı defterde "Vakf-ı Seyyid Nureddin der karye-i Zeytuva tâbi-i kazâ-i Sonisa" ibaresiyle geçer. Vakıflar arşivinde bulunan bir başka belge, 22 Nisan 1856 tarihli bir berattır. Buna göre "Sonisa kazasına tâbi Zuday karyesinde vâki merhum Seyyid Nureddin Tekyesi ve İmareti ve Zaviyesi" vakfının yarım hisse aşçılık görevi, vâkıf evladından Seyyid Mustafa'nın çocuksuz ölümü üzerine kardeşi Seyyid Yakub Efendi'ye verilmiştir. Belge, zaviyenin on dokuzuncu yüzyıl ortasında hâlâ bir imaret olarak işlediğini ve görevlerin vâkıf soyundan gelenlerce yürütüldüğünü gösterir. Taşova'ya dair tarihçeler vakfın faaliyetini 1901 yılına kadar sürdürdüğünü kaydeder.

Rufaî Tarikatı ve Anadolu'daki İlk İzleri

Rufaîlik, Güney Irak'taki Batâih bölgesinde yaşamış Seyyid Ahmed er-Rifâî'nin (ö. 1182) adıyla anılan tarikattır. On ikinci yüzyılda teşkilatlanmasını tamamlayan ilk tarikatlardan biri sayılır ve yüksek sesle yapılan zikri, toplu âyinleri ve kerametlerle ilgili "burhan" uygulamalarıyla tanınır. Tarikatın Anadolu'ya ne zaman girdiği kesin olarak bilinmemektedir. TDV İslâm Ansiklopedisi'nin Rifâiyye maddesinde bu konudaki en erken kanıtlar sayılırken Seyyid Nureddin Alparslan zaviyesinin Eylül 1257 tarihli vakfiyesi, Develi'de bulunan 1295-1296 tarihli bir Rufaî şeyhinin mezar taşı ve Eflâkî'nin Mevlânâ'nın sağlığında Konya'da Rufaîlerin bulunduğuna dair kaydı birlikte anılır. Bu üç kanıt tarikatın Anadolu'da on üçüncü yüzyılın ortalarından beri var olduğunu gösterir. Alpaslan'daki vakfiye bu bakımdan tarikat tarihinin de önemli bir belgesidir.

Sadi Bayram, bölgedeki ilk Rufaîler arasında Samsun'un Ladik ilçesinde medfun Küçek Seyyid Ahmed-i Kebîr'i de sayar. Eflâkî'nin anlattığına göre bu şeyh Konya'da Mevlânâ ile görüşmüş, Amasya'da Hüsameddin Çelebi ile hırka değiştirmiştir. Oğullarından Seyyid Necmeddin Yahya'nın ceviz sandukası, 761 (1359-60) tarihini taşıyarak Suluova'nın Yolpınar köyünde durmaktadır. Amasya, Tokat, Sivas ve Ladik çevresinde birbirine yakın tarihlerde kurulan bu zaviyeler, Rufaîliğin Nakşibendîlikten çok önce Kuzey Anadolu'da yaygın olduğunu düşündürür. Eski metinde bu gelenek "Ahi-Rufaî" diye nitelenmişti. Belgeler Seyyid Nureddin'in Rufaî kimliğini açıkça gösterir, ahilikle doğrudan bir bağı ise belgelenmemiştir. Bununla birlikte zaviyenin yolculara ve ilim ehline açık tutulması, aynı dönemin ahi zaviyelerinde görülen misafirperverlik geleneğiyle aynı ortama işaret eder.

İbn Battûta'nın Sonisa Ziyareti

Faslı seyyah İbn Battûta, 1332-1334 yılları arasında Anadolu'yu dolaşırken Sivas'tan Amasya'ya gelmiş, ortasından büyük bir ırmak geçen, bağ ve bahçelerle çevrili bu şehri anlattıktan sonra Sûnusâ adlı bir beldeye uğramıştır. Seyahatnamesine göre burada bir Rufaî tekkesinde misafir kalmış, ardından Gümüş'e doğru yola çıkmıştır. Sûnusâ, Osmanlı kayıtlarındaki Sonisa, bugünkü Uluköy çevresidir. Bazı araştırmacılar seyyahın konakladığı yerin Taşova ile Alparslan arasında bir yerleşim olduğunu düşünür. Yerel tarih yazarları ise bu tekkenin doğrudan Seyyid Nureddin tekkesi olduğunu kabul eder. Sadi Bayram'ın okuyuşu biraz farklıdır. Ona göre İbn Battûta, Sonisa'daki zaviyede Ladikli Küçek Seyyid Ahmed-i Kebîr'in oğullarını ziyaret etmiştir. Seyyahın uğradığı tekkenin kimliği bu yüzden kesin değildir, ancak on dördüncü yüzyılın ilk yarısında Sonisa çevresinde işleyen bir Rufaî zaviyesinin bulunduğu açıktır.

Seyyid Nureddin'in ailesinin on dördüncü yüzyılda da bölgede itibarlı olduğuna dair bir işaret, Kadı Burhâneddin'in hayatını anlatan Esterâbâdî'nin "Bezm ü Rezm" adlı eserindedir. Bayram'ın aktardığına göre Kadı Burhâneddin, Emîr Ahmed ve Tâceddinoğulları ile arasındaki anlaşmazlığı çözmek için "zamanın imamı ve önderi, İslâm şeyhlerinin büyüklerinden, Danişmendiye vilayetinin yöneticisi Şeyh Nureddin'in oğlunu" aracı olarak tayin etmiş ve şeyhin görüşüne saygı gösterilmesini istemiştir. Bayram bu kaydı Seyyid Nureddin'in ailesine bağlar. TDV İslâm Ansiklopedisi'nin Tâceddinoğulları maddesi ise aynı olaylarda elçilik yapan kişiyi Dânişmendiye köyünün ileri gelenlerinden Şeyh Nusret ve oğlu olarak anar. Adın okunuşundaki bu fark, Bezm ü Rezm'deki şeyhin Seyyid Nureddin'in ailesinden olup olmadığını tartışmaya açık bırakır. Osman Turan'ın yayımladığı 1301 tarihli bir köy satış belgesinde de Seyyid Nureddin adı geçer.

Türbe ve Külliye Kalıntıları

Seyyid Nureddin'in türbesi, Alpaslan'ın kuzeyinde, halkın Ziyaret adını verdiği yamaçta bulunur. Sadi Bayram'ın yerinde yaptığı incelemeye göre burada türbe, cami, küçük bir hamam, fırın, han, imaret, zaviye ve ambarlardan oluşan bir külliyenin kalıntıları vardır. Türbede iki mezar bulunur ve Bayram altında bir kripta olduğundan emindir, ancak bunun ancak kazıyla ortaya çıkabileceğini belirtir. Eski zemin bugünkü toprak seviyesinin bir ila bir buçuk metre kadar altındadır. Yamaca yaslanan yapılar zamanla akan toprakla dolmuştur. Caminin güney duvarının bir bölümü ayaktadır, kuzeydeki minare kaidesinin yeri bellidir. Minarenin kuzeydoğusunda hamam ile fırın yer alır. Bunların önünde kaplama ve söve taşları gelişigüzel istiflenmiş hâlde araştırmacıları beklemektedir. Külliyenin batısı ve güneyi hazire, yani eski mezarlıktır.

Hamamın beden duvarları sağlamdır ve duvar içinden geçen pişmiş toprak borular ısıtma sistemini açıkça gösterir. Cehennemlik bölümü fazla tahrip olmamıştır. İç yüzeyler sıvalıdır, görünür yerlerde çini bulunmaz ve halvet nişleri seçilebilir. Köyün yaşlıları hamamın arkasında geç dönemde yapılmış ahşap ambarların bulunduğunu anlatır. Yöre halkından, tarihe meraklı Zihni Özdemir'in Bayram'a aktardığına göre imaret doğu kısımda, han ile misafirhane ise batı tarafta yer alıyordu. Külliyenin suyu bugün de akmakta, ancak eski yapıların temellerine sızarak onlara zarar vermektedir. Bayram, otuz yılı aşkın bir süre önce yazdığı makalesinde temellerin bir an önce sudan kurtarılması ve alanda kazı yapılması çağrısında bulunmuştu. Yerel basında külliyenin kazıyla ortaya çıkarılması gerektiği yönündeki çağrılar bugün de sürmektedir.

Bölge Kuzey Anadolu Fay Hattı üzerindedir ve türbe ile çevresi defalarca depremlerle sarsılmıştır. Bayram 1823, 1901 ve 1939 depremlerinin yapılarda büyük tahribat yaptığını yazar. 1939 Erzincan depremi ile onu izleyen 1942'ye kadarki sarsıntılar ve heyelanlar üzerine eski Zuday'ın yamaçtaki yerinden yaklaşık bir kilometre güneye, daha az eğimli bir alana taşınması gerekmiştir. Bugünkü yerleşim bu taşınmanın ürünüdür ve türbe ile külliye kalıntıları bu yüzden yeni köyün dışında, eski yerleşim alanında kalmıştır. 1509'da İstanbul'u sarsan ve "Küçük Kıyamet" diye anılan depremin de Sonisa yöresini uzun süre etkilediği aktarılır. Eski yazarlar bölgenin sık sık depremlere maruz kaldığını ve bir dönem halkın yöreyi tümüyle boşalttığını da kaydeder.

Türbe, yarı yıkık zaviye binasının yanında durur ve bu hâliyle onarılmıştır. Halk onu Selçuklu dönemine ait bir eser olarak bilir. Türbenin içindeki ceviz sanduka, dönemin belediye başkanı Muttalip Öztürk tarafından korunmak üzere köyün müzesine taşınmıştır. Sanduka küçük bir onarım görmüş, büyük bölümü sağlam kalmıştır. Türbenin kapısı da aynı şekilde müzede sergilenir. Kasabanın adını aldığı velî, köy halkı tarafından bugün de türlü dileklerle ziyaret edilir. Türbe çevresinde anlatılan menkıbeler, adak ve dua gelenekleri kuşaktan kuşağa aktarılarak yaşamaktadır. Bir derde düşen, bir dileği olan kasabalı bu makama yönelerek gönül huzuru arar ve türbe, Amasya'nın adak yerleri üzerine yapılan derlemelerde de bu yönüyle anılır.

Niksar'daki Türbe Meselesi

Seyyid Nureddin'in nerede gömülü olduğu konusunda ikinci bir görüş daha vardır. Hüseyin Hüsameddin, Amasya Tarihi'nde Niksar'daki Melik Gazi mezarlığının girişinde bulunan ve bitişik iki eyvandan oluşan türbelerden birinin Seyyid Nureddin'e ait olabileceğini yazmıştır. Sadi Bayram da vakfiye üzerindeki çalışması sırasında bu iki eyvanlı türbenin Seyyid Nureddin ile oğlu Alaaddin Savcı Bey'e ait olduğunu tespit ettiğini belirtir. Niksar'daki yapının inşa kitabesi yoktur ve içinde bir mezar bulunmamaktadır. Kimin tarafından ve ne zaman yapıldığı da bilinmemektedir. Bugün Niksar Belediyesi bu eyvanları Tâceddinoğulları dönemine ait mezar taşlarının sergilendiği bir açık müzeye dönüştürmüştür. Alpaslan'daki türbede iki mezarın bulunması ile Niksar'daki eyvanın şeyhe atfedilmesi arasındaki çelişki, ancak iki alanda da yapılacak kazı ve belge araştırmalarıyla çözülebilecektir.

Osmanlı Döneminde Zuday

Zuday, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde Niksar'a bağlı Sonisa kazasının köyleri arasındaydı. Sonisa, 1333'te Sonusa, 1484'te Sonisa diye kayıtlara geçmiş, uzun süre bölgenin kaza merkezi olmuştur. Evliya Çelebi, Ulu Yol üzerinde bulunduğu için Sonisa'dan birkaç kez geçmiş ve burayı üç yüz haneli, hanlı, hamamlı, camili ve mescitli bayındır bir kasaba olarak anlatmıştır. Taşova yöresi 1425'te Çelebi Mehmed'in Tâceddinoğulları Beyliği'ne son vermesiyle Osmanlı topraklarına katılmıştı. Zuday'ın Osmanlı dönemine ait bir hamamının bugün müze olarak kullanılması, köyün bu yüzyıllarda da küçük bir kasaba görünümünde olduğunu gösterir.

Köyün on dokuzuncu yüzyıldaki iktisadi durumu, 1840'lara ait temettuat kayıtları üzerine yapılan araştırmalardan ayrıntılı biçimde bilinir. O yıllarda Zuday, 137 haneyle Sonisa nahiyesinin en kalabalık yerleşimiydi. Bu hanelerden yalnız beşi topraksızdı. Köy 2.743 dönüm ekili arazisiyle nahiyenin en çok toprağa sahip yerleşimiydi, toprakların çoğu ise hane başına 1 ile 25 dönüm arasında bölünmüştü. Zuday 92 dönüm bağ ve 123 dönüm bahçeyle de ilk sıradaydı. Buğday ekiminde 275, arpada 190, çavdarda 48,5 ve burçakta 14,5 kileyle nahiyenin başında geliyordu. Hayvancılıkta 608 baş büyükbaş ve 231 baş koşum hayvanıyla Haddadi'den sonra ikinci sıradaydı. Köyde 181 arı kovanı bulunuyordu. Bu rakamlar, Zuday'ın vakıf zaviyesinin çevresinde gelişmiş, tarımla geçinen müreffeh bir köy olduğunu gösterir.

Bölge zaman zaman büyük sıkıntılar da yaşamıştır. 1777'de mahsulün çok az olması üzerine kıtlık baş göstermiş, Sonisa, Taşabad ve Erek kazalarının ahalisi yerlerini bırakarak Amasya, Canik ve Niksar taraflarına göç etmişti. Bu göç yurt sahiplerini zarara soktuğundan Amasya mutasarrıfı Hacı Ali Paşa, göç edenlerin eski yerlerine döndürülmesini istemişti. Milli Mücadele yıllarında yöre, Pontusçu Rum çetelerinin saldırılarına sahne oldu. Taşova'nın bu dönemine dair derlenen olaylar arasında, 20 Haziran 1921'de Zuday'da oturan Refahiyeli muhacir Abdullah'ın çeteler tarafından öldürülüp eşyasının gasp edilmesi de vardır.

Birinci Dünya Savaşı ve Zuday'ın Askerleri

Alpaslan'ın yakın tarihindeki en acı sayfa Birinci Dünya Savaşı yıllarıdır. 1914'te seferberlik ilan edildiğinde köyden bir günde yaklaşık üç yüz askerin uğurlandığı, aynı evden üç dört kardeşin ya da baba ile oğlun birlikte silah altına alındığı anlatılır. Halk arasında, aynı kışlada askerlik yapan bir baba ile oğlun birbirlerini hiç göremediğine dair bir hikâye hâlâ dilden dile dolaşır. Yerel anlatıya göre 1914'te yolcu edilen askerlerden 1918'de ancak yirmisi köye dönebilmiştir. Müze bahçesindeki bilgilendirme yazıtlarında ise Erbaa Askerlik Şubesi kayıtlarından derlenen rakamlar yer alır. Bunlara göre seferberlik sırasında Zuday'dan 332 kişi askere alınmış, bunlardan 193'ünün akıbeti bilinmemektedir. Listeleri dönemin Zuday Belediyesi muhasebe memuru Zihni Özdemir okumuştur. Müze bahçesinde Kurtuluş Savaşı'na katılanların adları da sergilenmektedir.

Cumhuriyet Döneminde Belde ve Köy

Cumhuriyet'in ilk yıllarında Taşova, Yemişenbükü adıyla Tokat'ın Erbaa ilçesine bağlıydı ve Zuday da bu idari yapı içinde yer alıyordu. Taşova 4 Ağustos 1944'te ilçe olmuş, Tokat'a ulaşımın güçlüğü nedeniyle 1953'te Amasya'ya bağlanmıştır. Alpaslan'da belediye kuruluş tarihi kaynaklarda 4 Aralık 1963 ya da 1964 olarak geçer. Nüfusun iki binin altına düşmesi üzerine beldenin belediye statüsü 2013'te kaldırılmış, karar 2014 yerel seçimleriyle yürürlüğe girmiş ve Alpaslan yeniden köy olmuştur. Aynı tarihte Uluköy, Esençay, Destek, Akınoğlu, Boraboy, Belevi, Özbaraklı ve Ballıdere belediyeleri de kaldırılmıştır. Böylece Taşova'nın nahiye ve belde düzeni tümüyle tarihe karışmıştır.

Nüfus rakamları köyün son yarım yüzyılda yaşadığı göçü açıkça gösterir. 1970'te 3.075 olan nüfus 1990'da 2.933, 2000'de 2.535'e inmiş, 2007'de 1.567'ye, 2022'de ise 1.098'e gerilemiştir. Köy bugün tarım ve hayvancılıkla geçinmektedir. Süt üretimi önemli bir gelir kaynağıdır ve köyde 2014'ten beri yerinde süt soğutma sistemi kullanılmaktadır. Kiraz, yabani armut, alıç, kızılcık ve kuşburnu yörenin başlıca ürünleri arasındadır.

Alpaslan Müzesi

Alpaslan Müzesi'nin kuruluşu büyük ölçüde tek bir kişinin çabasına dayanır. Köyün depremden sonraki yeni yerleşimini kuran ve uzun yıllar belediye başkanlığı yapan Muttalip Öztürk, köylülerin tarlalardan çıkan eski eserleri ihtiyaç anında hurdacılara sattığını görünce bu eserleri kendi parasıyla tek tek satın almaya başlamıştır. Müzenin envanter defterinde 1958 yılına ait kayıtlar bulunur. Bayram'a göre belediye müzesi 1960'ta kurulmuştur. Resmî tanıtımlarda ise müzenin ilk çekirdeğinin 1964'te yöreden toplanan arkeolojik ve etnografik eserlerle oluşturulduğu belirtilir. 1991'de Osmanlı döneminden kalma bir hamam müze olarak düzenlenmiş ve müze 1994'te Alpaslan Belediye Müzesi adıyla bu binada hizmete girmiştir.

Müzede sergilenen eserlerin tamamı köy ve yakın çevresinden derlenmiştir. Koleksiyon prehistorik dönem buluntularından Helenistik, Pontus, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait sikkelere, testilere, takılara, mezar taşlarına, tarım ve savaş aletlerine, el yazması Kur'an-ı Kerim nüshalarına ve fosillere kadar uzanır. Yöresel bir köy odası canlandırması ile Selçuklu ve Osmanlı ahşap işçiliğini yansıtan örnekler de müzede yer alır. Amasya Müzesi'nin arkeologları buradaki eserlerin bir bölümünün iki bin yıl öncesine ait Roma eserleri, bir bölümünün ise daha eski olduğunu tescil etmiştir. Taşova'nın kendi müzesi bulunmadığından, ilçe çevresindeki kazılarda çıkan Roma, Hitit ve Osmanlı buluntuları Amasya Müzesi ile Alpaslan Müzesi'nde sergilenmektedir.

Müzenin en önemli parçaları Seyyid Nureddin'e aittir. Kasabanın kuzeyindeki ören yerinden getirilen Selçuklu dönemine ait özgün ceviz sanduka, türbenin ahşap kapısı, 1257 tarihli vakfiyenin aslı ve silsilename burada korunur. Yerel kaynaklar zaviyenin içindeki caminin kapısının da müzede bulunduğunu aktarır. Bu eserler sayesinde Alpaslan, bir Selçuklu dönemi vakfının hem yapı parçalarını hem de kuruluş belgesini aynı köyde saklayan nadir yerlerden biri olmuştur. Yerel yazarlar müzenin çevrede pek bilinmediğinden yakınır.

Kronoloji

MÖ 47: Julius Caesar'ın Zela'da Pharnakes'i yenmesiyle Taşova yöresi Roma'nın etki alanına girer.

1075: Yöre Danişmendlilerin eline geçer.

1174: Taşova ve çevresi Türkiye Selçuklularına bağlanır.

1257 (Ramazan 655): Seyyid Nureddin Alparslan er-Rufaî, Zeytuva (Zuday) köyündeki zaviyesi için vakıf kurar.

1301: Osman Turan'ın yayımladığı bir köy satış belgesinde Seyyid Nureddin adı geçer.

1332-1334: İbn Battûta Sonisa'ya uğrar ve bir Rufaî tekkesinde konaklar.

1425: Çelebi Mehmed Tâceddinoğulları Beyliği'ne son verir, yöre Osmanlı topraklarına katılır.

1588 (996): Seyyid Fettah Velî silsilenamesinin üzerindeki tarih.

1777: Kıtlık nedeniyle Sonisa ve çevresi halkı göç eder.

1823: Depremde türbe ve külliye hasar görür.

1840'lar: Zuday 137 haneyle Sonisa nahiyesinin en kalabalık köyüdür.

22 Nisan 1856: Seyyid Nureddin zaviyesi ve imaretinin aşçılık hissesi için berat verilir.

1901: Depremde külliye yeniden hasar görür. Vakfın faaliyeti bu yıla kadar sürer.

1914: Seferberlikte Zuday'dan 332 kişi askere alınır.

1939-1942: Depremler ve heyelanlar üzerine köy yaklaşık bir kilometre güneye taşınır.

1944: Taşova ilçe olur, 1953'te Amasya'ya bağlanır.

1963-1964: Alpaslan'da belediye kurulur. Müzenin ilk koleksiyonu oluşturulur.

1991: Osmanlı dönemi hamamı müze olarak düzenlenir.

1992: Vakfiye ve silsilename Alpaslan Müzesi'ne kazandırılır.

1994: Alpaslan Belediye Müzesi hizmete girer. Sadi Bayram vakfiyenin tercümesini Vakıflar Dergisi'nde yayımlar.

2014: Belediye statüsü sona erer, Alpaslan köy olur. Ayınyakası höyüğü ve nekropolü arkeolojik sit alanı ilan edilir.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Hüseyin Hüsameddin, Amasya Tarihi, c. III, İstanbul 1927.
  • Abdülhalim Durma, Evliyalar Şehri Amasya, 2003.

Akademik çalışmalar

  • Sadi Bayram, "Anadolu'da XIII. Yüzyıl Bir Rufai Zaviyesi", Prof. Dr. Yılmaz Önge Armağanı, Selçuk Üniversitesi Selçuklu Araştırmaları Merkezi, Konya 1993, s. 179-186.
  • Sadi Bayram, "Amasya-Taşova-Alparslan Beldesi Seyyid Nureddin Alparslan er-Rufai'nin 655 H./1257 M. Tarihli Arapça Vakfiyesi Tercümesi ile 996 H./1588 M. Tarihli Seyyid Fettah Velî Silsile-namesi", Vakıflar Dergisi, sy. 23 (1994), s. 31-74. tasova.net
  • Tahsin Koçyiğit, "İbn Battuta'nın Karadeniz Seyahati Üzerine Bazı Mülahazalar", Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi, IX/4 (2009).
  • Osman Turan, "Selçuklu Devrine Ait Köy Satışı Hakkında Bir Vesika", Vakıflar Dergisi, sy. X (1973).

Resmî kaynaklar

  • Amasya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, "Alpaslan Müzesi" tanıtımı (amasya.ktb.gov.tr).
  • Burak Eryılmaz, "Alpaslan Belediye Müzesi", Türkiye Turizm Ansiklopedisi, 2019.
  • Taşova Belediyesi ve Taşova Kaymakamlığı, Taşova tarihçesi. tasova.bel.tr

Diğer kaynaklar

  • Mustafa Tahralı, "Rifâiyye", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 35, İstanbul 2008. islamansiklopedisi.org.tr
  • "Tâceddinoğulları", TDV İslâm Ansiklopedisi. islamansiklopedisi.org.tr
  • Aziz b. Erdeşir-i Esterâbâdî, Bezm ü Rezm, çev. Mürsel Öztürk, Ankara 1990.
  • Rahime Özdoğan, Amasya'da Adak Yerleri ile İlgili Halk Anlatıları, 2006.
  • Enver Seyhan, "Taşova Nahiye ve Kasabalar ile Köylerin Tarihçesi" ve "Taşabat, Sonusa, Zuday", tasova.net ve ulukoy.net yazıları.
  • Kültür Envanteri, "Nureddin Alparslan Türbesi (Niksar)", 2023.
  • "İlk Çağlardan Günümüze Uzanan Bir Tarih (Alpaslan Köyü)", tasova.net haber.
  • "Alpaslan (Zuday) Köyü", tariheglencesi.com.

Çevrimiçi kaynaklar