Özgün Metin
Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün
Bir nefes ‘Īsī-ṣıfat ol ġonca-leb açsa dehen
Ḫākden baş ḳaldurup her mürde çāk ide kefen
Gülşen-i ḥüsnüñde ḥaddüñdür gül-i ḥamrā velī
Ḫaṭṭ-ı sebzüñdür benefşe ‘ārıżuñdur yāsemen
Būy-ı zülfüñ armaġan iletmese Çīn'e ṣabā
Ḥasretinden ḫūn-ı dil olmazdı āhū-yı Ḫuten
Seyl-i eşküm cismümi ġarḳ itmeseydi şem‘ veş
Āteş-i āhumla başdan ṭutuşup yanardı ten
Lālei beñzetmege ḥaddüñe ṣaḥrāda ṣabā
Gül gibi zeyn eyleyüp geydürdi vālā pīrehen
Çekdi sūsen hançerin beñzer diyüben aġzuña
Ḳorḳusından ġoncalar aġzın yumup açmaz dehen
Ḥabs-i ġamda dōstum şekker-lebüñ vaṣf itmege
‘Adli gibi olmaya bir ṭūṭi-i şīrīn-suḫan
Günümüz Türkçesiyle
1. O gonca dudaklı (sevgili) İsa gibi bir nefeslik ağzını açsa, her ölü topraktan baş kaldırıp kefenini yırtar. M1 ve M2 "ide" yerine aynı anlamda "eyler" okur.
2. Güzelliğinin gül bahçesinde yanağın kırmızı güldür; ayva tüylerin (yeşile çalan ince tüylerin) menekşe, yüzün de yasemindir.
3. Saba rüzgârı saçının kokusunu Çin'e armağan olarak götürmeseydi, Hoten ceylanı (o kokuya duyduğu) hasretten gönül kanına dönmezdi (göbeğinde misk biriktirmezdi).
4. Gözyaşımın seli bedenimi boğmasaydı, tenim ahımın ateşiyle mum gibi tepeden tutuşup yanardı. OR "cismümi" (bedenimi) yerine "çeşmümi" (gözümü) okur.
5. Saba rüzgârı, çölde lâleyi senin yanağına benzetmek için onu gül gibi süsleyip sırtına değerli bir gömlek giydirdi.
6. Süsen, (gonca) senin ağzına benziyor diye hançerini çekti; goncalar onun korkusundan ağızlarını yumup açmıyor. OR ve İBB "açmaz" yerine "açar" okur.
7. Dostum, gam hapsinde şeker dudağını övmek için Adlî gibi tatlı sözlü bir papağan bulunmaz.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Gazel yedi beyittir ve remel bahrinin "fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redifsizdir; kafiye "-en" sesine dayanır: dehen, kefen, yâsemen, Huten, ten, pîrehen, suhan. "Dehen" (ağız) kelimesi hem matlada hem altıncı beyitte kafiye yerinde kullanılmıştır. Bayram neşrinde 115 numarayla yer alır ve beş nüshanın beşinde de bulunur (OR, T, M1, M2, İBB). Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.
Anlam ve Söz Sanatları
Gazel bir güzellik tasviridir ve sevgilinin dudağıyla açılıp dudağıyla kapanır. Matlada sevgilinin nefesi Hz. İsa'nın nefesine benzetilir. İslâmî gelenekte İsa'nın üflemesiyle hastaları iyileştirip ölüleri dirilttiğine inanılır ve divan şiiri bu mucizeyi "dem-i Îsî" (İsa nefesi) adıyla sık sık anar. Adlî bu mazmunu abartıyla genişletir: gonca dudaklı sevgili bir an ağzını açsa ölüler mezarlarından kalkıp kefenlerini yırtar. "Gonca-leb" sözünde dudak kapalı bir gül goncasına benzetilmiştir; açılan gonca ile açılan ağız arasındaki bu bağ altıncı beyitte yeniden işlenir.
İkinci beyit sevgilinin yüzünü bir bahçe gibi kurar. Yanak kırmızı gül, yüzdeki yeşile çalan ince tüyler (hat) menekşe, beyaz yüz yasemendir. Kırmızı, mor ve beyaz renkler arasında bir renk tenasübü vardır. Üçüncü beyit misk mazmununa dayanır. Beyitte Çin ve Hoten (Huten) adları misk kokusuyla birlikte anılır; misk sözlük anlamıyla erkek misk ceylanının göbeğindeki keseden çıkan koku maddesidir. Şaire göre saba rüzgârı sevgilinin saçının kokusunu Çin'e götürünce Hoten ceylanı bu kokunun hasretiyle gönlünü kana çevirmiştir; misk, o kanın kokuya dönüşmüş hâlidir. Bu açıklama, gerçek bir olaya hayalî bir sebep bulma sanatı olan hüsn-i talilin güzel bir örneğidir.
Dördüncü beyit âşığın iki karşıt hâlini birbirine dengeler. Ahın ateşi teni mum gibi tutuşturacakken gözyaşının seli onu boğmuştur; ateş ile su arasındaki tezat âşığı ayakta tutan bir denge olarak gösterilir. "Başdan tutuşmak" sözü mumun fitilinden, yani tepesinden yanmasını çağrıştırır.
Beşinci ve altıncı beyitlerde çiçekler sevgiliyle yarışır. Saba, lâleyi sevgilinin yanağına benzetmek için ona gül gibi değerli bir gömlek giydirir; "vâlâ" sözlük anlamıyla hem yüce, değerli hem de ince ipekli kumaş demektir. Süsenin sivri yaprakları ise beyitte hançer olarak görülür. Adlî, goncanın kapalı durmasını süsenin hançerinden korkmasına bağlar: gonca sevgilinin ağzına benzemeye kalkınca süsen hançer çekmiş, gonca da korkusundan ağzını açamaz olmuştur. Bu da bir hüsn-i talil örneğidir.
Makta, şairin kendi sözünü över. Papağan konuşabilen bir kuş olarak burada "şîrîn-suhan", yani tatlı sözlü diye anılır; "şekker-leb" (şeker dudaklı) ile "tûtî-i şîrîn-suhan" (tatlı sözlü papağan) arasında tenasüp vardır. "Habs-i gam" (gam hapsi) ise kafesteki papağanı çağrıştırır: Adlî, gam hapsinde bile sevgilinin dudağını övmekten vazgeçmeyen bir papağan olarak kendini gösterir.
Kaynakça
- Yavuz Bayram (hzl.), Adlî Dîvânı (Dîvân-ı Sultân Bâyezîd-i Sânî), Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018, s. 153, şiir no. 115 (nüsha farkları aynı sayfanın dipnotunda). ekitap.ktb.gov.tr
- Mustafa İsmet Uzun, "Îsâ (Türk Edebiyatı)", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 22, İstanbul 2000, s. 473-475, https://islamansiklopedisi.org.tr/isa.
Çevrimiçi kaynaklar






