Özgün Metin
Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün
Ḳande varam sāye-i serv-i bülendüm var iken
Kime ḳul olam senüñ gibi efendüm var iken
Dil ṭolaşmaz zülfi sevdāsına ġayrı dil-berüñ
Kākül-i cānān gibi miskīn kemendüm var iken
Nice serbāz olmayam ‘ışḳı yolında dil-berüñ
Bu delü göñlüm gibi çābük-levendüm var iken
Eylemiş dil-ber ṣalā vaṣlına cānlar dir meger
İy göñül ben kime diyem bunı kendüm var iken
Dimedüñ mi itmezem ben luṭfdur māni‘ dirīġ
‘Adli-i bī-çāre gibi derdmendüm var iken
Günümüz Türkçesiyle
1. Yüce servimin (uzun boylu sevgilimin) gölgesi varken nereye gideyim; senin gibi bir efendim varken kime kul olayım.
2. Sevgilinin kâkülü gibi bir kementim varken gönül başka bir dilberin saçının sevdasına dolaşmaz.
3. Bu deli gönlüm gibi çevik bir yiğidim varken, dilberin aşkı yolunda nasıl canını ortaya koyan bir serbaz olmayayım.
4. Meğer dilber, canlarını verenleri vuslatına çağırmış, diyorlar. Ey gönül, kendim varken ben bunu kime söyleyeyim (başkasına haber vermeye ne gerek var, o çağrıya kendim giderim).
5. Mısraın anlamı kapalıdır. Yakın bir okuyuşla: "(Lütuf) etmem" demedin mi; yazık, Adlî-i biçare gibi bir dertlin varken lütfa engel nedir. Beyit iki türlü okunabilir: "lutfdur mâni‘" sözü "engel olan lütuftur" diye de anlaşılabilir; bu durumda sevgili, lütfunun kendini cefadan alıkoyduğunu söylemiş olur.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Bu gazelin aidiyeti ciddi biçimde tartışmalıdır. Matlaı dört tezkirede II. Bayezid devrinin divan kâtibi Edirneli Ahdî'ye verilir. Latîfî, Ahdî'nin Sultan Bayezid devrinde divanda hüküm kâtipliği yaptığını, şiire her bakımdan gücü yettiği hâlde işlerinin çokluğu yüzünden az şiir yazdığını söyler ve bu şiiri "anuñ eşʿârındandur" diyerek onun şiirleri arasında gösterir. Beyânî matlaı Ahdî'nin "matla‘-ı pür-iştihâr"ı, yani çok ünlü matlaı olarak anar; Kınalızâde "ana isnâd olınur" (ona nispet edilir) der, Gelibolulu Âlî de Künhü'l-ahbâr'da "bu matla‘ anuñdur" diye kaydeder. Gazel ise Bayram neşrinde beş nüshadan yalnız M2'de, yani Ali Emîrî'nin istinsahında bulunur; OR, T, M1 ve İBB'de yoktur.
Latîfî'nin Ahdî maddesinde verdiği metin bu tartışmaya bir ayrıntı daha ekler. Latîfî matladan sonra iki beyit daha aktarır. Bunlardan biri, "Eylemiş dilber ṣıla yolında cânlar virene / Ben bu râzı kime diyem yine kendüm vâr iken", bu gazelin dördüncü beytinin bazı kelimeleri farklı bir biçimidir. Öteki beyit ("Bir nice ġam ʿaskerine germ olup at ṣalmayam / Câm-ı ḥamrâ gibi bir gülgûn semendüm vâr iken") M2'deki metinde yer almaz. Buna karşılık M2'deki gazelin maktaında "‘Adlî" mahlası vardır. Kaynaklar bu farkı açıklamaz; elde M2'den başka nüsha tanıklığı olmadığından gazelin kime ait olduğu kesin olarak söylenemez.
Gazel beş beyittir ve remel bahrinin "fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redif "-üm var iken" sözüdür; kafiye "-end" sesine dayanır: bülend, efend, kemend, levend, kend, derdmend. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.
Anlam ve Söz Sanatları
Gazelin bütün beyitleri aynı yapıya dayanır: "bende şu varken başka bir şeye ne gerek var" denir. Redif "var iken" bu düşünceyi her beyitte yineler ve âşığın sahip olduğu şeyleri tek tek sayar: servi boylu sevgilinin gölgesi, saç kementi, deli gönül, kendisi ve dertli Adlî.
Matlada sevgili hem "serv-i bülend" (yüce servi) hem "efendi" olarak anılır; âşık ise onun kuludur. Servinin gölgesi, sığınılacak bir korunak anlamını taşır; "kande varam" (nereye gideyim) sorusu da bu sığınağın dışında bir yer olmadığını söyler. Bu gazel II. Bayezid'e aitse, sevgiliye "efendim" diyen ve başka kime kul olacağını soran kişinin bir padişah olması dikkat çekici bir ironi doğurur; ancak aidiyet tartışmalı olduğundan bu okuma ihtiyatla yapılmalıdır.
İkinci beyitte saç ve kâkül, âşığı yakalayan bir kemendin karşılığıdır. "Miskîn" sözlük anlamıyla zavallı, yoksul demektir. Kendisi de bir kemente sahip olan âşık, başka bir dilberin saçına dolaşmaz; "zülf", "kâkül", "kemend" ve "tolaşmak" (dolaşmak) kelimeleri arasında tenasüp vardır. Üçüncü beyitte gönül bir "çâbük-levend"dir: "levend" sözlük anlamıyla yiğit, delikanlı, "serbâz" ise başını ortaya koyan, cesur kişi demektir. Deli gönül, aşk yolunda göze alınacak tehlikeleri âşık adına göğüsler.
Dördüncü beyitte "salâ" sözlük anlamıyla bir şeye herkesi çağırma, davettir. Sevgili vuslatına canları çağırmıştır; âşık bu haberi kimseye iletmeye gerek görmez, çünkü çağrıya cevap verecek kişi kendisidir. Latîfî'deki biçimde "ṣıla yolında cânlar virene" (vuslat yolunda can verene) denir ve beyit "bu sırrı kime söyleyeyim" diye kurulur; anlam aynı yöne gider. Maktaın anlamı ise tam açılamaz; gazel tek nüshaya dayandığı için başka bir okuyuşla karşılaştırma imkânı da yoktur.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Yavuz Bayram (hzl.), Adlî Dîvânı (Dîvân-ı Sultân Bâyezîd-i Sânî), Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018, s. 156, şiir no. 118 (nüsha bilgisi aynı sayfanın dipnotunda). ekitap.ktb.gov.tr
- Latîfî, Tezkiretü'ş-Şuarâ ve Tabsıratü'n-Nuzamâ, hzl. Rıdvan Canım, Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018 (e-kitap), s. 385 (Ahdî maddesi). ekitap.ktb.gov.tr
- Beyânî, Tezkiretü'ş-Şu'arâ, hzl. Aysun Sungurhan, Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2017 (e-kitap), s. 136, Ahdî maddesi. ekitap.ktb.gov.tr
- Kınalızâde Hasan Çelebi, Tezkiretü'ş-Şu'arâ, hzl. Aysun Sungurhan, Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2017 (e-kitap), s. 622, Ahdî maddesi. ekitap.ktb.gov.tr
- Gelibolulu Mustafa Âlî, Künhü'l-ahbâr'ın Tezkire Kısmı, hzl. Mustafa İsen, Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2017 (e-kitap), Ahdî maddesi. ekitap.ktb.gov.tr






