Özgün Metin

Vezin: mefā‘ilün fe‘ilātün mefā‘ilün fe‘ilün

Yüzüñi göricek artar enīni zārlaruñ
Olur bahār olıcaḳ nālesi hezārlaruñ
Dilüme lāle gibi deşt-i ġamda dāġ ḳodı
Ṭarāvet-i ruḫı vü ḫāli gül-‘iẕārlaruñ
Yüzüñ güli ki aña ‘öẕr-ḫᵛāh ola ġam yoḳ
Ṭutam ki ḫār-ı belādur bu ḫār-ı zārlaruñ
Hevā-yı ‘ışḳ bu deşt-i ġam içre kāfīdür
Ḳarārını bile virmege bī-ḳarārlaruñ
Viṣāl ümīdiyile ‘Adliyā berāber ider
Yüzi vü zülfi ġamı leyl ile nehārlaruñ

Günümüz Türkçesiyle

1. Yüzünü görünce inleyenlerin iniltisi artar; bahar gelince bülbüllerin feryadı başlar. (Sevgilinin yüzü bahara, âşıklar bülbüllere benzetilir.)

2. Gül yanaklıların yanağının tazeliği ve beni, gam çölünde gönlüme lale gibi bir yanık izi bıraktı.

3. Yüzünün gülü bunun için özür dilerse dert yok; tut ki inleyenlerin çektiği bu diken bir bela dikenidir. (Beyit tam açık değildir. Anlam şöyle olabilir: gül dikeniyle birlikte gelir; yüzünün gülü âşıklara batan dikenin özrünü dilerse, o dikenin bela dikeni olması da önemsizdir.)

4. Bu gam çölünde aşkın sevdası, huzursuzların kalan huzurunu da elden çıkarmalarına yeter. (OR nüshasının okunuşuyla: aşkın havası yeter ki onlar huzurlarını yele versinler.)

5. Ey Adlî, kavuşma umuduyla, onun yüzünün ve zülfünün derdi âşıkların gecesini gündüzüne eşit eder. (Âşıklar gece gündüz aynı derdi çeker; zülüf geceye, yüz gündüze karşılık gelir.)

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Gazel beş beyittir ve müctes bahrinin "mefâ‘ilün fe‘ilâtün mefâ‘ilün fe‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redif "-laruñ" çokluk ve ilgi ekidir, kafiye "-âr" sesidir: zâr, hezâr, gül-‘izâr, hâr-ı zâr, bî-karâr, nehâr. Redifin çokluk eki, gazelde tek bir âşığın değil âşıklar topluluğunun hâlinin anlatıldığını gösterir. Bayram'ın aparatına göre gazel beş nüshada (OR, T, M1, M2, İBB) bulunur, ama üçüncü beyit İBB'de yoktur. Bu beyitte nüsha farkı çoktur: OR'da "ola ġam" yerine "olduġum", "ṭutam ki" yerine "ṭutam"; M1 ve M2'de "ḫār-ı zārlaruñ" yerine "ḫārḫārlaruñ" okunur. Dördüncü beyitte OR "bile virmege" yerine "yile vir tā ki" okur. Neşirde kef harfiyle biten şiirlerin bölümünde (Ḥarfü'l-kâf) yer alır. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazel, bahar ve bahçe hayalleriyle âşıkların derdini anlatır. Matlada sevgilinin yüzü bahara, âşıklar da bülbüllere benzetilir; ama benzetme açıkça söylenmez, iki mısra yan yana konarak sezdirilir. Bu, teşbih-i zımnî denen gizli benzetmedir. Sözlük anlamıyla "hezâr" hem bin hem de bülbül demektir; burada bülbül anlamındadır. "Zâr" (inleyen) ile "hezâr" arasında ses yakınlığı vardır.

İkinci beyitte lale, divan şiirindeki bilinen yerine oturtulur. Lalenin kırmızı yaprakları ortasında siyah bir leke vardır; şiirde bu leke "dâğ", yani yanık izi ya da dağlama yarası olarak düşünülür. Sevgilinin kırmızı yanağı ve üzerindeki siyah ben de laleyi andırır. Gül yanaklıların yanağı ve beni, âşığın gönlüne aynı biçimde bir yara açmıştır. Gam bir çöle (deşt) benzetilir; lale de kırda, çölde biten bir çiçek olarak düşünüldüğü için deşt ile lale arasında tenasüp vardır.

Üçüncü beyit gül ve diken hayalini işler. Gül dikensiz olmaz; sevgilinin yüzü gül ise âşıklara batan dikenler de bu gülün yanında gelir. Şair, yüzün gülü özür dilediği sürece dikenin bir bela dikeni olmasını dert etmez. Beytin okunuşu nüsha farkları yüzünden kesin değildir. M1 ve M2'deki "ḫārḫār" kelimesi sözlük anlamıyla insanın içini tırmalayan kaygı, iç sıkıntısı demektir; bu okunuşla beyit, âşıkların iç sıkıntısını bela dikenine benzetir. Diken, gül ve bela kelimeleri yine aynı bahçe dünyasının içindedir.

Dördüncü beyitte "hevâ" kelimesi iki anlamlıdır. Sözlük anlamıyla hevâ hem arzu, sevda hem de hava, rüzgâr demektir. Gam çölünde esen aşk havası, zaten huzursuz olan âşıkların ellerinde kalan son huzuru da alıp götürür. OR'daki "yile vir" okunuşu, rüzgâr anlamını öne çıkarır: bir şeyi yele vermek, onu dağıtıp yok etmektir. "Karâr" ile "bî-karâr" kelimeleri, 65. gazelin matlaında olduğu gibi burada da yan yana kullanılır.

Makta gece ile gündüzü karşılaştırır. Sevgilinin yüzü aydınlığıyla gündüze, siyah zülfü karanlığıyla geceye karşılık gelir. Mısrada önce yüz, sonra zülüf; ardından önce gece, sonra gündüz anıldığı için eşleşmeler ters sıradadır; bu, leff ü neşr sanatının karışık sıralı türüdür. Kavuşma umuduyla yaşayan âşıklar için yüzün ve zülfün derdi gece ile gündüzü bir eder: âşık gece de gündüz de aynı derdi çeker.

Kaynakça

  • Yavuz Bayram (hzl.), Adlî Dîvânı (Dîvân-ı Sultân Bâyezîd-i Sânî), Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018, s. 104, şiir no. 66 (nüsha bilgisi s. 104 dipnotu). ekitap.ktb.gov.tr