Özgün Metin

Vezin: mef‘ūlü mefā‘īlü mefā‘īlü fe‘ūlün

Ben ḫāke tecellī ide ger nūr-ı cemālüñ
Her ẕerre-i ḫāküm ṭaleb eyleye viṣālüñ
Engüşt-nümā ḳıldı beni ḫalḳ arasında
Hicrinde nizār olduġum ol ḳaşı hilālüñ
Bir berk-i ḫazān-dīde mis̱ālinde ḳılupdur
Beñzümi ḳadi fürḳati ol tāze nihālüñ
‘Uşşāḳa naṣīb olmadı çün ḫalvet ü ṣoḥbet
Zāhid saña ne ġam varimiş def‘-i melālüñ
Dil-berde vefā olmayıcaḳ fā’ide itmez
‘Adlī sebeb-i vaṣl degül māl ü menālüñ

Günümüz Türkçesiyle

1. Güzelliğinin nuru, toprak olmuş bana yansısa, toprağımın her zerresi senin vuslatını ister.

2. O hilal kaşlının ayrılığında eriyip zayıfladığım için halk arasında parmakla gösterilir oldum.

3. O taze fidanın (selvi boylu sevgilinin) boyundan ayrılık, benzimi sonbahar görmüş bir yaprak gibi sarartmıştır.

4. Âşıklara (sevgiliyle) baş başa kalmak ve sohbet etmek nasip olmadı; ey zahid, senin sıkıntını gidermek için ne derdin varmış? (Beyit tam açık değildir. Bir okunuşa göre asıl yoksunluğu âşıklar çeker, zahidin şikâyet edecek bir derdi yoktur. OR nüshasındaki "oldı" okunuşuyla anlam şöyle olur: halvet ve sohbet âşıklara nasip oldu; ey zahid, senin sıkıntını giderecek neyin var?)

5. Sevgilide vefa yoksa fayda etmez; Adlî, malın ve servetin vuslata sebep olmaz.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Gazel beş beyittir ve hezec bahrinin "mef‘ûlü mefâ‘îlü mefâ‘îlü fe‘ûlün" kalıbıyla yazılmıştır. Redif ikinci tekil şahıs eki "-üñ", kafiye "-âl" sesidir: cemâl, visâl, hilâl, nihâl, melâl, menâl. Bayram'ın aparatına göre gazel beş nüshanın hepsinde (OR, T, M1, M2, İBB) bulunur. T'de matlaın başında "ben" yerine "bir", OR ve İBB'de "ide ger" yerine "görinür" okunur. OR üçüncü beyitte "ḳılupdur" yerine "ḳalupdur", "ḳadi" yerine "ḳodı"; dördüncü beyitte "olmadı" yerine "oldı" okur. Neşirde kef harfiyle biten şiirlerin bölümünde (Ḥarfü'l-kâf) yer alır. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazel, ayrılığın âşıkta bıraktığı izlerle başlar ve vuslatın neyle kazanılamayacağını söyleyerek biter. Matlada âşık kendini toprak sayar. Sevgilinin güzelliğinin nuru bu toprağa "tecelli" ederse, yani yansıyıp görünürse, toprağın her zerresi vuslat ister. Güneş ışığında görünen zerrenin güneşe âşık olduğu düşüncesi divan şiirinde bilinir; burada nur, toprak ve zerre arasında tenasüp vardır. Âşık ölüp toprak olsa bile her zerresiyle sevgiliyi istemeye devam edecektir.

İkinci beyitte "engüşt-nümâ", sözlük anlamıyla parmakla gösterilen demektir. Âşık ayrılıkta erimiş, "nizâr", yani zayıf ve incecik olmuştur; bu yüzden halk onu parmakla gösterir. Sevgilinin kaşı hilale benzetilir. Hilal de ince bir aydır ve yeni ay görüldüğünde insanlar onu birbirine parmakla gösterir. Beyitte âşığın inceliği ile hilalin inceliği, âşığın parmakla gösterilmesi ile hilalin gösterilmesi yan yana gelir; böylece âşık da sevgilinin kaşı gibi bir hilale döner.

Üçüncü beyit bahçe hayaline geçer. Sevgili "tâze nihâl", yani körpe bir fidandır ve boyu divan şiirindeki selvi gibi uzun ve düzgündür. Âşık ise sonbahar görmüş (hazân-dîde) bir yaprağa benzer; ayrılık onun benzini sarartmıştır. Taze ile hazân, fidan ile kurumuş yaprak arasında bir tezat vardır; fidan, yaprak ve sonbahar kelimeleri de tenasüp kurar.

Dördüncü beyitte zahid, yani dünyadan el çeken sofu tipi karşıya alınır. "Halvet" ve "sohbet" kelimeleri tasavvuf dilinde de kullanılır: halvet, kişinin ibadet için bir köşeye çekilmesi; sohbet, şeyhin müritleriyle konuşmasıdır. Âşık için ise bu iki kelime sevgiliyle baş başa kalmayı ve konuşmayı anlatır. Kelimelerin bu iki yönlü kullanımı beyte tevriye niteliği kazandırır. Beytin ikinci mısraı açık değildir ve OR'daki "oldı" okunuşu anlamı tersine çevirir; günümüz Türkçesiyle bölümünde iki okunuş da verildi.

Makta düz bir hükümle biter: sevgilide vefa yoksa mal ve servet vuslata sebep olmaz. "Mâl ü menâl" sözlük anlamıyla mal mülk, servet demektir. Hükümdar olan bir şairin servetin aşkı satın alamayacağını söylemesi bugünkü okur için dikkat çekicidir, ama beyti belirli bir olaya ya da kişiye bağlayan bir kaynak yoktur. Beyit divan şiirinde sık işlenen bir düşünceyi, aşkın vefaya bağlı olduğu ve parayla kazanılamayacağı düşüncesini dile getirir.

Kaynakça

  • Yavuz Bayram (hzl.), Adlî Dîvânı (Dîvân-ı Sultân Bâyezîd-i Sânî), Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018, s. 105, şiir no. 67 (nüsha bilgisi s. 105 dipnotu). ekitap.ktb.gov.tr