Özgün Metin
Vezin: mefā‘ilün fe‘ilātün mefā‘ilün fe‘ilün
Ḳarār u ṣabrum alup beni bī-ḳarār itdüñ
Ṣaçuñ hevāsiyile ‘aḳlumı tārmār itdüñ
Firāḳuñ içre ġamuñ zehriyidi yidügümüz
Ecel şarābını ṣunmaḳla ḫoş-güvār itdüñ
Cefālaruñı ziyād eyledüñ ki minnetdür
Bu nā-tüvānı bu luṭf ile zīr-i bār itdüñ
Kenāre gelmeyüben sen kenār eyleyeli
Gözüm yaşını benüm bahr-ı bī-kenār itdüñ
Ḥisāb olınmaya yazılsa tā ki rūz-ı şümār
Ṣaçuñ girihleri kim dilde bī-şümār itdüñ
Bu ḥüsn ile ki şeh olduñ göñül vilāyetine
Ġamuñ diyārına ben ḳulı şehriyār itdüñ
Murādı ḫāk-i reh olmaġ idi çü ‘Adli'nüñ
Murādını virüben anı kām-kār itdüñ
Günümüz Türkçesiyle
1. Huzurumu ve sabrımı alıp beni huzursuz ettin; saçının sevdasıyla aklımı darmadağın ettin.
2. Ayrılığında yediğimiz şey senin derdinin zehriydi; ecel şarabını sunarak onu hoş içimli ettin. (Ölümün gelişi, ayrılık zehrini katlanılır hâle getirmiştir.)
3. Cefalarını artırdın, bu bir lütuftur; bu güçsüz kişiyi bu lütufla yük altına soktun. ("Yük altında kalmak" hem cefanın ağırlığını hem de lütfa karşı duyulan minnet borcunu anlatır.)
4. Sen kenara çekilip benden uzak durduğundan beri, yanıma gelmeyerek gözümün yaşını kıyısız bir deniz ettin.
5. Gönülde sayısız hâle getirdiğin saçının düğümleri, hesap gününe (kıyamete) kadar yazılsa yine hesabı çıkarılamaz.
6. Bu güzellikle gönül ülkesine şah olduğundan beri, ben kulunu da derdinin diyarına hükümdar ettin.
7. Adlî'nin dileği yolunun toprağı olmaktı; dileğini verip onu muradına erdirdin.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Gazel yedi beyittir ve müctes bahrinin "mefâ‘ilün fe‘ilâtün mefâ‘ilün fe‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redif "itdüñ", kafiye "-âr" sesidir: bî-karâr, târmâr, hoş-güvâr, zîr-i bâr, bî-kenâr, bî-şümâr, şehriyâr, kâm-kâr. Redif "ettin" demektir; her beyitte sevgilinin âşığa yaptığı bir şey sayılır ve gazel bir sitem listesi gibi ilerler. Bayram'ın aparatına göre gazel beş nüshanın hepsinde (OR, T, M1, M2, İBB) bulunur. M2 ve İBB'de "ṣunmaḳla" yerine "ṣunmaġla", T'de "ḫoş-güvār" yerine "ḫoş-vār", OR'da "eyledüñ" yerine "itdüñ" ve "bār" yerine "yār" okunur. Neşirde kef harfiyle biten şiirlerin bölümünde (Ḥarfü'l-kâf) yer alır. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.
Anlam ve Söz Sanatları
Gazelin ana konusu, sevgilinin âşığa verdiği acıların âşık tarafından birer lütuf gibi karşılanmasıdır. Matlada "karâr" ile "bî-karâr" aynı kökten gelir ve yan yana kullanılır; sevgili âşığın karârını, yani huzurunu ve sükûnunu almış, onu karârsız bırakmıştır. Sözlük anlamıyla "târmâr" dağınık, darmadağın demektir. Saçın dağınıklığı ile aklın dağılması arasındaki bağ divan şiirinde sık kurulur; burada "hevâ" kelimesi de saçın sevdasını anlatır.
İkinci beyitte zehir ve şarap karşı karşıya durur. Âşığın ayrılıkta yediği şey dert zehridir; sevgili ona ecel şarabını sunduğunda bu zehir "hoş-güvâr" olur. Sözlük anlamıyla hoş-güvâr, kolay yutulan, hoş içimli demektir. Beyit iki türlü anlaşılabilir: ölüm, ayrılığın acısını sona erdirdiği için zehri tatlı kılar; ya da sevgilinin elinden gelen ölüm bile âşığa şarap kadar hoş gelir. Zehir, şarap, yemek ve içmek arasında tenasüp vardır.
Üçüncü beyitteki "zîr-i bâr" tamlaması beyte iki anlam kazandırır. Sevgili cefalarını artırmıştır ve şair bunu bir lütuf sayar. Güçsüz âşık hem cefanın yükü altına girmiş hem de bu lütuf karşısında minnet altında kalmıştır. OR'daki "zīr-i yār" okunuşu ise âşığı sevgilinin buyruğu altına koyar. Dördüncü beyit "kenâr" kelimesini üç biçimde kullanır. Sözlük anlamıyla kenâr hem kıyı hem de yan, kucak demektir. Sevgili âşığın yanına (kenâra) gelmez, kenâra çekilir, âşığın gözyaşı da "bî-kenâr", yani kıyısız bir denize döner. Bu kelime oyunu, gözyaşının çokluğunu anlatan bir mübalağa ile birleşir.
Beşinci beyitte "şümâr" ve "bî-şümâr" yan yana gelir. "Rûz-ı şümâr", sözlük anlamıyla sayım günü, yani kıyamettir. Sevgilinin saçındaki düğümler gönülde sayısızdır; kıyamete kadar yazılsa hesapları bitmez. Saç düğümü, divan şiirinde âşığın gönlünü bağlayan bağ olarak düşünülür.
Altıncı beyitte şah ve kul hayali açıkça kurulur. Sevgili güzelliği sayesinde gönül ülkesinin şahı olmuştur; âşık ise onun kuludur, ama bu kul da "gam diyarı"nın şehriyârı, yani hükümdarı yapılmıştır. Âşığın hükümdarlığı acının ülkesi üzerindedir. Beyitte şah, kul, vilâyet, diyar ve şehriyâr kelimeleri devlet ve hükümdarlık alanından gelir ve aralarında tenasüp vardır. Şiirin şairi gerçekten bir hükümdar olduğu için, kendini kul, sevgiliyi şah olarak anması bugünkü okura ayrıca dikkat çekici gelir; beyit bu ironiyi gam diyarının hükümdarlığıyla bir adım daha ileri götürür.
Makta, "murâd" kelimesini iki mısrada tekrar eder. Adlî'nin tek dileği sevgilinin yolunun toprağı olmaktır, yani en alçak hâle düşmeye razıdır. Sevgili bu dileği yerine getirerek onu "kâm-kâr", sözlük anlamıyla muradına ermiş, mutlu kılmıştır. Beytin ince yanı, âşığın alçalmasının ona mutluluk olarak sunulmasıdır; matladan beri süren acıyı lütuf sayma düşüncesi böylece son beyitte de korunur.
Kaynakça
- Yavuz Bayram (hzl.), Adlî Dîvânı (Dîvân-ı Sultân Bâyezîd-i Sânî), Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018, s. 103, şiir no. 65 (nüsha bilgisi s. 103 dipnotu). ekitap.ktb.gov.tr






