Özgün Metin

Vezin: fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilün

‘Āşıḳuñ ‘ışḳ yolında gözi nemnāk gerek
Dāmen-i ‘ışḳa yapışan yaḳası çāk gerek
Yansalar ‘ışḳ u vefā ehli ben evvel yanaram
Lā-cerem āteşe evvel ḫas u ḫāşāk gerek
Ḫavf-ı aġyār ile ‘ışḳ ehli viṣāle iremez
Varmaġa ‘ışḳ yolın ‘āşıḳ-ı bī-bāk gerek
Āftāb-ı ruḫ-ı dil-dār ṭulū‘ın dileyen
Āh u eşk ile aña encüm ü eflāk gerek
Yer ü gök şöhret-i ‘ışḳumla pür olsun diyenüñ
Āhınuñ yiri felek kendüsinüñ ḫāk gerek
Ṭūr-ı ‘ışḳ içre tecellī dileseñ Mūsāvār
Meşrebüñ āb-ı revān gibi revān pāk gerek
Degme Etrāk ne bilsün ġam-ı ‘ışḳı ‘Adlī
Sır-ı ‘ışḳ añlamaġa ḫaylice idrāk gerek

Günümüz Türkçesiyle

1. Aşk yolunda âşığın gözü yaşlı olmalı; aşkın eteğine yapışanın yakası yırtık olmalı.

2. Aşk ve vefa ehli yanacaksa, ilk ben yanarım; elbette ateşe önce çerçöp gerekir. (Şair kendini ateşi ilk tutuşturan çalı çırpıya benzetir.)

3. Aşk ehli rakip korkusuyla vuslata eremez; aşk yolunda yürümek için korkusuz bir âşık gerek.

4. Sevgilinin yanak güneşinin doğmasını dileyenin, ahıyla ve gözyaşıyla ona gökler ve yıldızlar hazırlaması gerek. (Beyit şöyle anlaşılabilir: güneş göklerde ve yıldızlar arasında doğar; âşığın göğe yükselen ahı gökleri, dökülen gözyaşı yıldızları oluşturur.)

5. Yerin ve göğün kendi aşkının şöhretiyle dolmasını isteyenin, ahının yeri gök, kendisinin yeri toprak olmalı.

6. Musa gibi aşk Tûr'unda tecelli dilersen, gönül hâlin akarsu gibi akıcı ve temiz olmalı.

7. Adlî, her Türk aşkın derdini ne bilsin; aşkın sırrını anlamak için epey idrak gerek.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Gazel yedi beyittir ve remel bahrinin "fe‘ilâtün fe‘ilâtün fe‘ilâtün fe‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redif "gerek", kafiye "-âk" sesidir: nemnâk, çâk, hâşâk, bî-bâk, eflâk, hâk, pâk, idrâk. Bayram'ın aparatına göre gazel beş nüshada (OR, T, M1, M2, İBB) bulunur. İkinci beyit İBB'de bütünüyle, OR'da ise ikinci mısraıyla eksiktir; M1 ve M2'de "iremez" yerine "irmez" okunur. Neşirde kef harfiyle biten şiirlerin bölümünde (Ḥarfü'l-kâf) yer alır. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazel, aşk yolunda yürüyecek âşığın taşıması gereken nitelikleri sayar ve "gerek" redifi her beyitte bir şart koyar. Matlada yaşlı göz ve yırtık yaka, aşkın ilk işaretleridir. Etek (dâmen) ve yaka aynı giysinin parçaları olduğu için iki mısra arasında tenasüp vardır: aşkın eteğine yapışan, kendi yakasını yırtar. Yaka yırtmak, divan şiirinde çaresizlik ve dayanılmaz acı karşısında yapılan bir harekettir.

İkinci beyitte şair kendini aşk ehlinin önüne koyar. Aşk ve vefa ehli yanacaksa ilk o yanacaktır, çünkü ateş önce çerçöpü tutuşturur. Sözlük anlamıyla "has u hâşâk" çalı çırpı, kuru ot demektir. Şair kendini değersiz bir çalı çırpıya benzetir, ama bu tevazu onu yanmada ilk sıraya çıkarır. "Lâ-cerem" elbette, şüphesiz demektir ve beytin ikinci mısraı birinci mısraı bir örnekle kanıtlar. Bu yapı irsâl-i mesel sanatını hatırlatır. Üçüncü beyit rakip (ağyâr) korkusunu konu eder: korkan vuslata eremez, aşk yolunu ancak "bî-bâk", yani korkusuz âşık yürüyebilir.

Dördüncü ve beşinci beyitler yer ile göğü aynı düzende kullanır. Dördüncü beyitte sevgilinin yanağı güneştir ve güneşin doğması için gök ile yıldız gerekir. Âşığın ahı göğe yükselir, gözyaşı yıldız gibi dökülür; ah ile gök, gözyaşı ile yıldız eşleşir. İkinci mısrada önce yıldızlar, sonra gökler anıldığı için eşleşmeler ters sıradadır; bu leff ü neşr sanatıdır. Beşinci beyitte de "yer ü gök" ikinci mısrada "felek" ve "hâk" ile karşılanır: ah göğe yükselir, âşık toprağa düşer. Aşkının şöhretinin yeri göğü doldurmasını isteyen, kendini toprak edecek kadar alçalmalıdır.

Altıncı beyitte Hz. Musa'ya telmih vardır. Kur'an'da (A‘râf 7/143) anlatıldığına göre Musa Tûr dağında Allah'ı görmek istemiş, Allah'ın dağa tecellisiyle dağ parçalanmış ve Musa bayılmıştır. Şair aşkı bir Tûr dağına benzetir ve orada tecelli isteyenin meşrebinin, yani gönül hâlinin, akarsu gibi temiz olmasını şart koşar. "Revân" kelimesi mısrada iki kez geçer: ilkinde "âb-ı revân" akarsu demektir, ikincisinde sıfat olarak akıcı, rahat anlamındadır.

Makta, gazelin en çok dikkat çeken beytidir. Sözlük anlamıyla "Etrâk", "Türk" kelimesinin Arapça çoğuludur; "degme" de Eski Anadolu Türkçesinde herhangi, her biri demektir. Beyitte "degme Etrâk" sözü, aşkın derdini ve inceliğini anlamaktan uzak sıradan insanları anlatır; şair aşkı, herkesin kavrayamayacağı bir sır olarak sunar. "Etrâk" ile "idrâk" kafiye olarak yan yana gelir ve beyit, aşkın sırrının ancak derin bir anlayışla kavranabileceğini söyler. Bir Osmanlı hükümdarının bu sözü söylemesi bugünkü okur için dikkat çekicidir, ama beytin hangi çevreyi ya da kimi kastettiğine dair bir kaynak yoktur.

Kaynakça

  • Yavuz Bayram (hzl.), Adlî Dîvânı (Dîvân-ı Sultân Bâyezîd-i Sânî), Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018, s. 101, şiir no. 63 (nüsha bilgisi s. 101 dipnotu). ekitap.ktb.gov.tr