Özgün Metin

Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün

Bāġ-ı dilde ḳāmetüñ servin ḫırāmān eylegil
Bülbül-i cānı yüzüñ şevḳıyle nālān eylegil
İy ṣabā ‘aynuma alman ḫāk-i pāyı ġayrını
İki gözümçün gerek küḥl-i Ṣıfāhān eylegil
Bāġbānā ġonca vü gülden ruḫ-ı dil-dārsuz
Ḫaṭṭ olur mı var anı dāġ ile peykān eylegil
‘Āşıḳuñ dāmen girībān fikrin itmez dōstum
Sīnesin çāk eyleyüp çāk-ı girībān eylegil
Derd ü ġam mersūmını ‘uşşāḳdan men‘ eyleme
Ḳullaruña pādşāhum luṭf u iḥsān eylegil
La‘l-i nābuñ şerbetiyle iy ṭabīb-i cān u dil
‘Āşıḳ-ı dil-ḫastenüñ derdine dermān eylegil
Pādşāhum luṭf idüp ‘Adlī ḳuluñuñ başına
Ḫāk-i pāyuñ tāc idüben Rūm'a ṣulṭān eylegil

Günümüz Türkçesiyle

1. Gönül bahçesinde boyunun selvisini salına salına yürüt; can bülbülünü yüzünün özlemiyle inlet.

2. Ey saba, ben gözüme onun ayağının toprağından başkasını almam; iki gözüm için onu İsfahan sürmesi yap.

3. Ey bahçıvan, sevgilinin yanağı olmadan goncadan ve gülden zevk alınır mı? Git, onları yanık izine ve ok temrenine çevir. (Gül, ortasındaki koyu lekesiyle bir yanık izine, ucu sivri gonca da ok temrenine benzetilir.)

4. Dostum, âşık eteğini yakasını düşünmez; sen onun göğsünü yırtıp yakasını yarık et.

5. Dert ve gam payını âşıklardan esirgeme; padişahım, kullarına lütuf ve ihsan eyle.

6. Ey canın ve gönlün hekimi, saf la‘l dudağının şerbetiyle gönlü hasta âşığın derdine derman eyle.

7. Padişahım, lütfedip kulun Adlî'nin başına ayağının toprağını taç ederek onu Rum'a sultan eyle.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Gazel yedi beyittir ve remel bahrinin "fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redif "eylegil", kafiye "-ân" sesidir: hırâmân, nâlân, Sıfâhân, peykân, girîbân, ihsân, dermân, sultân. Redif bir emir kipidir ve gazelin her beytinde sevgiliden, sabadan ya da bahçıvandan bir şey istenir. Bayram'ın aparatına göre gazel beş nüshanın hepsinde (OR, T, M1, M2, İBB) bulunur. T'de "alman" yerine "almaz", M2'de "dil-dārsuz" yerine "dil-dārdan" okunur. Bayram, 2008'de yayımladığı imlâ makalesinde bu gazeli British Library nüshasından (OR 18b) örnek metin olarak vermiştir. Neşirde ayrı bir lâm bölümü bulunmaz; gazel kef bölümünün (Ḥarfü'l-kâf) sonlarında, mim bölümünden önce yer alır. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazel bir dilekler dizisidir ve bahçe hayalleriyle başlayıp saray diliyle biter. Matlada gönül bir bahçeye benzetilir; sevgilinin boyu bu bahçede salınan bir selvidir, âşığın canı da yüzün gülüne özlem duyan bir bülbüldür. Bağ, selvi ve bülbül arasında tenasüp vardır. "Hırâmân" sözlük anlamıyla salınarak, nazlı nazlı yürüyen demektir.

İkinci beyitte sabaya seslenilir. Divan şiirinde saba, sevgilinin yolundan toz ve koku getiren rüzgârdır. Âşık gözüne sevgilinin ayağının toprağından başka bir şey sürmez ve sabadan bu toprağı kendisine İsfahan sürmesi yapmasını ister. Sözlük anlamıyla "kühl" sürme, "Sıfâhân" İsfahan'dır; İsfahan sürmesi divan şiirinde makbul bir sürme olarak anılır. Sevgilinin ayak toprağını göze sürme yapmak, divan şiirinde âşığın alçakgönüllülüğünü ve sevgiliye bağlılığını anlatan bilinen bir hayaldir.

Üçüncü beyitte bahçıvana seslenilir. Sevgilinin yanağı olmadan gonca ve gülün bir zevki yoktur; bahçıvan bu çiçekleri âşığa acı veren şeylere dönüştürsün. Sözlük anlamıyla "dâğ" yanık izi, dağlama yarası; "peykân" ok temrenidir. Ucu sivri gonca temrene, açılmış gül de yanık izine benzetilir. İkinci mısradaki "anı" sözü gonca ile gülü birlikte karşılar; dâğ gülü, peykân goncayı karşıladığı için eşleşmeler ters sıradadır ve beyitte bir leff ü neşr vardır.

Dördüncü beyitte "dâmen" (etek) ve "girîbân" (yaka) bir arada anılır. Âşık giyimini kuşamını düşünmez; sevgiliden onun göğsünü yarıp yakasını yırtmasını ister. Yaka yırtmak divan şiirinde dayanılmaz acı karşısında yapılan bir harekettir. "Çâk eylemek" ve "çâk-ı girîbân" sözlerinde "çâk" kelimesi tekrarlanır; etek, yaka ve göğüs arasında tenasüp vardır.

Beşinci beyitten itibaren gazelin dili saray diline döner. Sözlük anlamıyla "mersûm", birine resmen bağlanan pay, tahsisat demektir. Âşık, dert ve gam payının kesilmemesini ister; padişah olarak anılan sevgiliden beklenen lütuf ve ihsan da bu derttir. Mersûm, padişah, kul, lütuf ve ihsan kelimeleri devlet hayatından gelir ve aralarında tenasüp vardır. Altıncı beyitte sevgili bu kez hekimdir; la‘l dudağın şerbeti hasta gönle ilaçtır. Hekim, şerbet, hasta, dert ve derman kelimeleri de aynı biçimde birbirini çağırır.

Makta, gazelin en dikkat çekici beytidir. Adlî kendini sevgilinin kulu sayar ve ondan, başına ayağının toprağını taç ederek kendisini "Rum'a sultan" yapmasını ister. Toprak ile taç arasında bir tezat vardır: âşık için sevgilinin ayağının toprağı en yüce taçtır. Beyitte gerçek bir ironi bulunur, çünkü şiiri yazan Bayezid, Rum diye anılan Osmanlı ülkesinin hükümdarıdır ya da şehzadeliği sırasında bu tahta aday bir şehzadedir. Divanda "Rūm'a ṣulṭān" gibi ifadeler başka şiirlerde de geçer, ama bunlardan şiirin Amasya yıllarında mı yoksa saltanat yıllarında mı yazıldığı sonucunu çıkarmak yorum olur; neşirde ve öteki kaynaklarda bu konuda bilgi yoktur.

Kaynakça

  • Yavuz Bayram (hzl.), Adlî Dîvânı (Dîvân-ı Sultân Bâyezîd-i Sânî), Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018, s. 108, şiir no. 70 (nüsha bilgisi s. 108 dipnotu). ekitap.ktb.gov.tr
  • Yavuz Bayram, "Sultan İkinci Bâyezîd-i Velî (Adlî) Dîvânı'nın British Library Nüshasında İmlâ Husûsiyetleri", Turkish Studies 3/6 (Güz 2008), s. 109-142 (gazelin OR 18b'den örnek metni s. 137).

Çevrimiçi kaynaklar