Özgün Metin

Vezin: fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilün

Cismümi eşküme ġarḳ eyleyeli dīdelerüm
Birbirinden n'ola farḳ olmaz ise baḥr u berüm
Nūr-ı ruḫsārına zülf-i siyehi ḥā’il olup
Şām-ı hicr içre belürmez olur oldı seḥerüm
Dehenüñ bir söz ile varlıġumı aldı tamām
Gerçi kim yoġ idi bir ẕerrece andan ḫaberüm
Ne ‘aceb baḥr olur menba‘ı kim eksilmez
Dür dişüñ yādına ḫarc eyledügümce güherüm
Tāc u taḫt u külehi terk idelüm ‘ışḳ içre
‘Adliyā şu‘le-i āhum yetire tāc-ı zerüm

Günümüz Türkçesiyle

1. Gözlerim bedenimi gözyaşıma boğalı beri, denizimle karam birbirinden ayırt edilemiyorsa buna şaşmamalı.

2. (Sevgilinin) siyah zülfü yanağının nuruna perde olunca, ayrılık akşamında benim sabahım artık görünmez oldu.

3. Ağzın bir sözle bütün varlığımı aldı; oysa ben o ağzın varlığından zerre kadar haberdar değildim. Beyit iki türlü okunabilir: ağzın o kadar küçüktür ki âşık onu hiç fark etmemiştir, ya da âşık o sözün geleceğinden habersizdir.

4. Ne şaşılacak bir denizdir ki, inci dişlerini anarak mücevherlerimi (gözyaşlarımı) harcadıkça kaynağı hiç eksilmez.

5. Aşk yolunda tacı, tahtı ve külahı bırakalım; ey Adlî, ahımın alevi bana altın taç olarak yeter.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Gazel beş beyittir ve remel bahrinin "fe‘ilâtün fe‘ilâtün fe‘ilâtün fe‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Kafiye "-er" sesi, redif birinci teklik şahıs iyelik eki "-üm"dür: dîdelerüm, berüm, seherüm, haberüm, güherüm, zerüm. Bayram neşrinde 95 numarayla yer alır ve beş nüshanın beşinde de bulunur. Neşirde kaydedilen farklar şunlardır: M1, M2 ve İBB matlada "cismümi" (bedenimi) yerine "çeşmümi" (gözümü) okur; T üçüncü beyitte "yoġ idi" yerine "yokdı" der. Maktaın ilk mısraında nüshalar ayrılır: OR "taht-ı külehi" okur; T, M1 ve M2'de mısra "Tâc u tahtı güle terk eyleyelüm" biçimindedir, yani tac ve taht güle bırakılır. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazel gözyaşı ve deniz imgeleriyle açılır ve kapanışa kadar bu çevreden ayrılmaz. Matlada âşığın gözleri bedenini gözyaşına boğmuştur; artık deniz ile kara birbirinden ayırt edilemez. "Bahr u ber" (deniz ve kara) ifadesi bütün dünyayı anlatan bir söyleyiştir; burada âşığın kendi varlığına uygulanır ve "benim denizim ve karam" olur. Deniz ile kara arasında tezat vardır. Neşirdeki "cismümi" okuyuşu bedenin suya gömülmesini anlatır; öteki üç nüshadaki "çeşmümi" okuyuşunda ise gözün kendi yaşında boğulması söz konusudur.

İkinci beyitte yüz ile zülf, gündüz ile gecenin karşılığıdır. Sevgilinin yanağı nurdur, zülfü siyahtır; zülf yanağı örtünce âşığın sabahı ayrılık akşamında doğmaz olur. "Nûr" ile "siyeh", "şâm" (akşam) ile "seher" (seher vakti) arasında tezat vardır. Üçüncü beyit varlık ile yokluk üzerine kurulmuş bir söz oyunudur. Sevgilinin ağzı tek bir sözle âşığın "varlığını" almıştır, oysa âşığın o ağızdan "zerre kadar" haberi yoktur. "Varlık" ile "yok" kelimeleri yan yana gelir; "zerre" kelimesi de küçüklüğü vurgulayarak ağzın görünmeyecek kadar küçük olduğu okuyuşunu destekler.

Dördüncü beyit matladaki denizi geri getirir. Âşığın gözü, kaynağı hiç tükenmeyen bir denizdir. Sevgilinin incimsi dişlerini andıkça âşık "güher" (mücevher) harcar; bu mücevher gözyaşıdır. "Bahr", "dür" (inci) ve "güher" arasında tenasüp vardır: inci denizden çıkar, gözyaşı da gözden. Harcamak ve eksilmemek arasındaki karşıtlık beyte bir şaşkınlık havası verir.

Makta gazelin en dikkat çekici beytidir. Âşık aşk uğruna "tâc u taht u küleh", yani taç, taht ve külahı bırakmayı önerir ve kendisine ahının alevinin altın taç olarak yeteceğini söyler. Ahın alevi ile altın tacın sarı-kızıl parıltısı arasında bir benzetme kurulmuştur. Tac ve taht divan şiirinde dünya saltanatının bilinen simgeleridir; ancak bu beyti yazan kişinin gerçekten tahtın sahibi ya da varisi olması, aşk uğruna saltanattan vazgeçme söylemine ayrı bir ağırlık katar. Beytin Amasya şehzadeliği yıllarında mı yoksa saltanat yıllarında mı yazıldığına dair bir bilgi yoktur. T, M1 ve M2'deki "Tâc u tahtı güle terk eyleyelüm" okuyuşunda ise taç ve taht güle bırakılır; bu okuyuşta güzellik ve bahar, saltanatın yerine konmuş olur.

Kaynakça

  • Yavuz Bayram (hzl.), Adlî Dîvânı (Dîvân-ı Sultân Bâyezîd-i Sânî), Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018, s. 133, şiir no. 95 (nüsha bilgisi aynı sayfanın dipnotunda). ekitap.ktb.gov.tr