Özgün Metin

Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün

Serv-i ḳaddüñ yādına yaşumı seyl-āb eyledüm
Ḳaddümi ol cūybār üstinde dolāb eyledüm
Ruḫlaruñ vaṣfın güneşden rūşen itdüm iy ḳamer
Dişlerüñ vaṣfında şi‘rüm dürr-i ḫūş-āb eyledüm
Şöyle inceldüm miyānuñ fikriyile dōstum
Kim vücūdum ża‘f ile ‘ālemde nā-yāb eyledüm
Görinen encüm degüldür sīnesi pür-yāredür
Tīr-i āhı ol ḳadar kim çarḫa pür-tāb eyledüm
Cān-ı şīrini ki la‘lüñ yādına ḳıldum fedā
Rāḥat u ārām ile gūyā şeker-ḫᵛāb eyledüm
Zülfüñüñ sevdālarında ‘aḳlı şeydā eyledüm
Miḫnetüñ tāb-ı tebinde cānı bī-tāb eyledüm
Şol ḳadar kim aġladum bu sīne-i ṣad-çākde
Tīri zaḫmın ‘Adliyā gül-berk-i sīr-āb eyledüm

Günümüz Türkçesiyle

1. Selvi boyunu anarak gözyaşımı sel hâline getirdim; kendi boyumu da o derenin üstünde (dönüp duran) bir su dolabı yaptım.

2. Ey ay yüzlü, yanaklarını anlatırken onları güneşten daha parlak gösterdim; dişlerini anlatırken de şiirimi parlak, suyu güzel bir inci yaptım.

3. Dostum, belinin inceliğini düşünmekten öyle inceldim ki zayıflıktan varlığımı dünyada bulunmaz bir şey hâline getirdim (görünmez oldum).

4. Görünen şeyler yıldız değildir; göğün bağrı yara doludur, çünkü ah okumu feleğe o kadar güçlü attım. Beyit iki türlü okunabilir: "pür-tâb" sözlük anlamıyla hem "çok güçlü, gerilmiş" hem "ateşli, parlak" demektir; ikinci okuyuşta yıldızların parıltısı ah okunun bıraktığı ateşli yaralardır.

5. Dudağının lalini (kırmızı, tatlı dudağını) anarak tatlı canımı feda ettim; sanki rahat ve huzur içinde tatlı bir uykuya daldım.

6. Zülfünün sevdası içinde aklımı çılgına çevirdim; senin verdiğin sıkıntının ateşli hummasında canımı takatsiz bıraktım.

7. Ey Adlî, yüz yerinden yırtılmış bu göğsümde o kadar ağladım ki (sevgilinin attığı) okun açtığı yarayı, suya kanmış bir gül yaprağına çevirdim.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Gazel yedi beyittir ve remel bahrinin "fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redif "eyledüm", kafiye "-âb" sesidir: seyl-âb, dolâb, hûş-âb, nâ-yâb, pür-tâb, şeker-hâb, bî-tâb, sîr-âb. Bayram neşrinde 93 numarayla yer alır ve beş nüshanın beşinde de bulunur. Neşirde kaydedilen farklar şunlardır: M1 üçüncü beyitte "miyânuñ" (belinin) yerine "beyânuñ" (sözünün) okur; T beşinci beyitte "ârâm ile" yerine "ârâmuña" okur; OR ve İBB son beyitte "tîri" yerine "tîr" der. T nüshasında altıncı ve yedinci beyitlerin ikinci mısraları yer değiştirmiştir. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazelin konusu âşığın kendi hâlidir ve hemen her beyit "şunu şöyle yaptım" diye geçmiş zamanla kurulur. Âşık sevgilinin güzelliğini anlatırken kendi bedeninin uğradığı dönüşümleri sayar: gözyaşı sel olur, beden su dolabına döner, incelik yokluğa varır, can uykuya dalar. Kafiye kelimelerinin çoğunun su ve parlaklıkla ilgili olması ("seyl-âb", "hûş-âb", "sîr-âb") gazelin imge dünyasını birbirine bağlar.

Matlada selvi, ırmak ve dolap arasında bir tenasüp kurulur. Sevgilinin boyu selviye benzetilmiştir; âşığın gözyaşı ırmak (cûybâr) olmuş, eğilmiş bedeni de bu ırmağın üstünde dönen bir su dolabına çevrilmiştir. "Dolap" sözlük anlamıyla suyu yukarı çıkaran çarktır; âşık dönüp durarak hem su (gözyaşı) döken hem de yerinden ayrılamayan bir şeye benzetilmiştir. İkinci beyitte yanak güneşe, sevgili aya (kamer) benzetilir; "rûşen" (parlak) ve "güneş" ile "kamer" arasında tenasüp vardır. Dişlerin inciye benzetilmesi yaygın bir benzetmedir; burada şair bir adım öteye gidip dişleri anlatan şiirinin kendisini inci yaptığını söyler.

Üçüncü beyit sevgilinin belinin inceliğini, âşığın zayıflığıyla birleştirir. Bel o kadar incedir ki onu düşünen âşık da incelir ve sonunda "nâ-yâb", yani bulunmaz olur. Dördüncü beyitte gökteki yıldızlar, âşığın ah oklarının göğün bağrında açtığı yaralar olarak yorumlanır; bu, gerçek bir olaya hayalî bir sebep gösterme yoludur ve divan şiirinde hüsn-i talil adıyla anılır. Beşinci beyitte "şîrîn" (tatlı), "la‘l" (dudak) ve "şeker" kelimeleri tatlılık çevresinde birleşir; can vermek ölüm değil tatlı bir uyku olarak sunulur.

Altıncı beyit ses oyunları bakımından gazelin en yoğun beytidir. "Sevdâ" sözlük anlamıyla hem güçlü aşk hem de eski tıpta kara safra ve onun yol açtığı hüzündür; siyah zülfle birlikte anılınca iki anlam da beyte girer. "Şeydâ" ile "sevdâ" ses bakımından yakındır. İkinci mısrada "tâb-ı teb" (hummanın ateşi) ile "bî-tâb" (takatsiz) arasında aynı kelimenin farklı anlamlarıyla kurulan bir cinas vardır. Makta, gözyaşıyla ıslanan göğüs yarasını suya kanmış gül yaprağına benzeterek kanın kırmızısını gülün rengine bağlar ve gazeli matladaki su imgesine geri götürür.

Kaynakça

  • Yavuz Bayram (hzl.), Adlî Dîvânı (Dîvân-ı Sultân Bâyezîd-i Sânî), Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018, s. 131, şiir no. 93 (nüsha bilgisi aynı sayfanın dipnotunda). ekitap.ktb.gov.tr
  • Türk Dil Kurumu, Güncel Türkçe Sözlük, "dolap", "sevda" maddeleri, https://sozluk.gov.tr/

Çevrimiçi kaynaklar