Özgün Metin
Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün
Dōstum çünkim bilürsin ben senüñem sen benüm
Ḳanuma girmek neden müjgān-ı ḫūn-efgen benüm
Ben cefā kūyı muḳīmīyem gerekmez rāḥatı
Külḫenī dīvāneyem utum degül gülşen benüm
Tīġ-i ḫūn-āşāmuña dil dōstum düşmen dimiş
Hey ma‘āẕa'llah neme yār u begüm düşmen benüm
Ṣabruñ acısına cān döymez meded ḳanı ecel
Mā-yı ẕevḳum var ḳanı şol ṭatlu uyḫudan benüm
‘Adliyile bir ḳabāya ḳoyalı ‘uryān seni
Yaḳadan geçmiş ḥaḳ oġlum oldı pīrāhen benüm
Günümüz Türkçesiyle
1. Dostum, madem ki biliyorsun, ben seninim, sen de benimsin; o hâlde (senin) kan döken kirpiğin neden benim kanıma girer (beni öldürmeye kalkar)?
2. Ben cefa sokağının sakiniyim, rahata ihtiyacım yok; külhanda yatan bir divaneyim, gül bahçesi benim yerim değil. Beyit iki türlü okunabilir: "ut" sözlük anlamıyla utanma duygusudur; bu okuyuşta mısra "külhanlı bir divaneyim, bundan utanmam; gül bahçesi benim değildir" anlamına gelir.
3. Dostum, gönül senin kan içen kılıcına "düşman" demiş; hey Allah korusun, benim sevgilim ve beyim bana nasıl düşman olur?
4. Can sabrın acısına dayanamıyor; imdat, hani ecel nerede? O tatlı uykudan (ölümden) umduğum bir zevk payı var; hani nerede? Beyit iki türlü okunabilir: "mâ-yı zevk" sözlük anlamıyla "zevk suyu" demektir; mısra, ecelin tatlı uykusunu âşığın susadığı bir su gibi de gösteriyor olabilir.
5. Seni Adlî ile birlikte çıplak olarak aynı kaftana koyalı beri, benim gömleğimin yakasından geçmiş "hak oğlum" (manevi evladım) oldun. Beyit iki türlü okunabilir: dilbilgisi bakımından ikinci mısra "gömleğim, yakadan geçmiş hak oğlum oldu" diye de okunabilir; anlam her iki okuyuşta da sevgilinin âşığa evlat gibi yakın sayılmasıdır.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Gazel beş beyittir ve remel bahrinin "fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redif "benüm" (benim), kafiye "-en" sesidir: sen, hûn-efgen, gülşen, düşmen, pîrâhen. Dördüncü beyitteki "uyhudan" kelimesi okunuşta bu sese tam uymaz; Arap harfli yazıda "-dan" ile "-den" aynı harflerle yazıldığından kafiye yazıda düzgün görünür. Bayram neşrinde 98 numarayla yer alır ve beş nüshadan yalnız T'de (44a-44b) bulunur; OR, İBB, M1 ve M2'de yoktur. Tek nüshaya dayandığı için neşirde nüsha farkı kaydedilmemiştir. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.
Anlam ve Söz Sanatları
Gazel konuşma diliyle açılır. Âşık sevgiliye "dostum" diye seslenir ve aralarındaki bağı "ben seninim, sen benimsin" diye özetler; bu karşılıklı aitlik varken sevgilinin kirpiklerinin onun kanına girmesini anlamsız bulur. "Kanına girmek" sözlük anlamıyla birini öldürmek ya da öldürtmektir; kirpiklerin oka, kan dökücü silaha benzetilmesi divan şiirinin bilinen benzetmelerindendir. "Sen" ile "ben" kelimelerinin matlada iki kez yer değiştirerek tekrarlanması, mısraa bir karşılıklılık sesi verir.
İkinci beyit iki mekânı karşı karşıya getirir. "Külhan" sözlük anlamıyla hamamı ısıtan, hamamın altındaki ocaktır; külhanda yatan "külhanî" ise başıboş, evsiz kimsedir. Âşık kendini cefa sokağında oturan ve külhanda yatan bir divane olarak tanıtır, gül bahçesini (gülşen) kendine yakıştırmaz. "Külhen" ile "gülşen" hem ses bakımından birbirine yakındır hem de anlamca tezat oluşturur: biri kül ve ateş, öteki gül ve bahar yeridir. "Cefâ" ile "râhat" arasında da tezat vardır.
Üçüncü beyitte "dost" ile "düşman" kelimeleri birbirine karışır. Gönül sevgilinin kan içen kılıcına düşman demiştir; âşık hemen "maâzallah" (Allah korusun) diye araya girer ve sevgilisinin, beyinin kendisine düşman olamayacağını söyler. Sevgilinin "yâr u beg", yani sevgili ve bey olarak anılması, Adlî'nin şiirlerinde sık görülen bir durumu taşır: âşık kendini bir beyin kulu yerine koyar, oysa beyti yazan bir padişahtır.
Dördüncü beyitte acı ile tatlı karşı karşıya gelir. "Sabr" sözlük anlamıyla hem sabır hem de sarısabır bitkisinin adı olarak kullanılır; "sabrın acısı" söyleyişi bu iki anlamı bir araya getirir. Can bu acıya dayanamaz ("döymez", sözlük anlamıyla katlanamaz) ve eceli yardıma çağırır. Ölüm burada "tatlı uyku" olarak anılır; sabrın acısı ile uykunun tatlılığı arasındaki tezat beytin dayanağıdır. İkinci mısraın söz dizimi kapalıdır ve yukarıda iki okuyuşla verilmiştir.
Makta, Türkçenin eski bir deyimine dayanır. "Yakadan geçirmek", sözlüklerde "evlatlığa kabul etmek" diye açıklanır. Orhan Şaik Gökyay'ın aktardığına göre bir çocuğu evlat edinmek isteyen kadın onu gömleğinin yakasından geçirerek koynuna alırdı; böylece çıplak teniyle gömleği arasında kalan çocuk onun "hak evladı" olurdu. İskender Pala da bu âdeti "hak evlat" edinme yolu olarak anlatır. Adlî'nin mısraındaki "yakadan geçmiş hak oğlum" ifadesi bu deyimle birebir örtüşür. Beyitte sevgilinin çıplak olarak Adlî ile aynı kabaya (kaftana) konması, âdetteki çocuğun gömlek ile ten arasında kalmasını hatırlatır; "kabâ", "pîrâhen" (gömlek) ve "yaka" arasında tenasüp vardır. Deyim tezkirelerde de geçer; Akın'ın derlediği örneklere göre Âşık Çelebi tezkiresinde onu mecazlı olarak kullanır. Divan şiirinde bu deyimin sevgiliyle ilgili olarak kullanıldığı başka örnekler de bilinmektedir; Ülkü Çetinkaya'nın incelediği bir beyitte şair, sevgilinin yakasından içeri giren saçlarını bu deyimle anar. Adlî'nin beyti ise deyimi doğrudan âşık ile sevgilinin yakınlığına uygular ve gazeli, matladaki "ben seninim, sen benimsin" sözüne bağlayarak kapatır.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Yavuz Bayram (hzl.), Adlî Dîvânı (Dîvân-ı Sultân Bâyezîd-i Sânî), Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018, s. 136, şiir no. 98 (nüsha bilgisi aynı sayfanın dipnotunda). ekitap.ktb.gov.tr
Akademik çalışmalar
- Bülent Akın, "Alevilikte 'Yakadan Geçirme' Ritüeli ve Âşık Niyazi Örneği", Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Velî Araştırma Dergisi 60 (2011); Gökyay, Pala ve Çetinkaya'dan aktarımlarla, https://dergipark.org.tr/tr/pub/tkhcbva/article/1157753
Resmî kaynaklar
- Türk Dil Kurumu, Güncel Türkçe Sözlük, "kanına girmek", "külhan", "ut", "sarısabır" maddeleri, https://sozluk.gov.tr/
Çevrimiçi kaynaklar






