Özgün Metin

Vezin: mef‘ūlü fā‘ilātü mefā‘īlü fā‘ilün

Hicr-i ateşle ola mı bir āteş-i Ceḥīm
Hicrān viṣāle olsa mübeddel zihī na‘īm
Baḥr-ı vücūd içinde bulınmaz aña bedel
‘Ālem tamām olsa ṣadef bir dür-i yetīm
Pür- ‘ıṭr ola meşām-ı cihān ḫoş-hevāyile
Zülfüñ ḳoḫusın alsa seḥergeh dem-i nesīm
Boynın buralı ḫaṭṭ-ı ġubāruñ benefşenüñ
Düşdi ‘aṣāya ‘illet ile nergis-i saḳīm
Ben ḳāni‘am yüzüñe ıraḳdan naẓar ḳılam
Vaṣluñ hevāsın eylerimiş degme bir le’īm
Derd ile yāre yüzüñi zer eylemekligün
Hīç nef‘i yoḳ durur eger olmasa elde sīm
Ḫâk-i derinde olmaz idi itler ile bir
‘Adlī o şâha olmasa ger bende-i ḳadīm

Günümüz Türkçesiyle

1. Cehennem ateşi, ayrılık ateşiyle bir olabilir mi? Ayrılık kavuşmaya dönüşse, ne güzel bir nimet (cennet nimeti) olurdu.

2. Varlık denizinde onun (sevgilinin) yerini tutacak bir şey bulunmaz; bütün dünya bir sedef olsa, o içindeki tek ve eşsiz inci olurdu.

3. Seher vakti esen rüzgâr senin zülfünün kokusunu alsa, dünyanın burnu bu güzel havayla baştan başa güzel kokuya doyardı.

4. Yüzündeki toz renkli ayva tüyleri (hatt) menekşenin boynunu büktüğünden beri, hasta nergis de illetinden ötürü bastona düştü. Beyit iki türlü okunabilir: nergisin hastalığı menekşenin yenilgisine bağlanmış olabilir, ya da iki mısra sevgilinin güzelliği karşısında bükülen iki çiçeği ayrı ayrı anlatır.

5. Ben uzaktan yüzüne bakmakla yetinirim; anlaşılan her önüne gelen alçak kişi senin vuslatını arzuluyormuş.

6. Elde gümüş (para) yoksa, sevgili için dertten yüzünü altın gibi sarartmanın hiçbir faydası yoktur.

7. Adlî o padişahın (sevgilinin) eski kulu olmasaydı, kapısının toprağında köpeklerle bir tutulmazdı (o kapıda köpeklerle birlikte yatma hakkını eski kulluğuyla kazanmıştır).

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Gazel yedi beyittir ve muzâri bahrinin "mef‘ûlü fâ‘ilâtü mefâ‘îlü fâ‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redifi yoktur; kafiye "-îm" sesidir: Cehîm, na‘îm, yetîm, nesîm, sakîm, le’îm, sîm, kadîm. Bayram neşrinde 96 numarayla yer alır ve beş nüshanın beşinde de bulunur. Neşirde kaydedilen farklar şunlardır: OR ikinci beyitte "bahr-ı vücûd" (varlık denizi) yerine "bahr u cevr" okur ve üçüncü beyitte "kohusın" yerine "kohusını" der; OR ve İBB altıncı beyitte "eylemekligün" yerine "eylemek göñül" (ey gönül, … etmenin) okur; M2 maktada "itler ile bir" yerine "bendelerle yâr" (kullarla dost), OR ise "bir" yerine "yir" okur. T nüshasında beşinci ve altıncı beyitlerin ikinci mısraları yer değiştirmiştir. Üçüncü beytin başındaki "Pür- ‘ıtr" neşirde çizgiden sonra boşlukla basılmıştır ve metinde öyle bırakılmıştır. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.

Anlam ve Söz Sanatları

Matla cennet ile cehennemi karşı karşıya getirir. "Cehîm" sözlük anlamıyla cehennemin adlarından biridir; "na‘îm" nimet, bolluk demektir ve cennetle birlikte anılır. Âşığa göre ayrılık ateşi cehennem ateşinden de beterdir; ayrılık vuslata dönüşse bu, cennet nimeti gibi olurdu. Cehîm ile na‘îm, hicran ile visal arasındaki tezat beyti iki ucun arasına yerleştirir. "Hicr" kelimesinin iki mısrada da tekrarlanması ayrılığı gazelin ilk sözü yapar.

İkinci beyitte dünya bir sedefe, sevgili de onun içindeki tek inciye benzetilir. "Dürr-i yetîm" sözlük anlamıyla tek, eşi olmayan iri incidir; "yetîm" kelimesi burada eşsizlik anlamı taşır. "Bahr", "sadef" ve "dür" arasında tenasüp vardır. Üçüncü beyit seher rüzgârını (nesîm) sevgilinin zülfüne bağlar: rüzgâr zülfün kokusunu alıp dünyaya yayarsa bütün âlem güzel kokuyla dolar. Dördüncü beyit bir çiçek tablosudur. Sevgilinin yüzündeki ince tüyler menekşenin boynunu bükmüş, nergis de hastalanıp bastona düşmüştür. Menekşenin eğik duruşu ve nergisin ince sapı bu benzetmelerin dayanağıdır; "illet", "sakîm" (hasta) ve "asâ" (baston) kelimeleri hastalık çevresinde bir tenasüp kurar.

Beşinci ve altıncı beyitler gazelin sesini değiştirir. Âşık uzaktan bakmakla yetinir ve vuslatı isteyenlerin "değme bir le’îm", yani rastgele alçak kimseler olduğunu söyler. Altıncı beyit ise neredeyse alaycı bir gözlemdir: dertten sararmak, yani yüzü "zer" (altın) rengine çevirmek, elde "sîm" (gümüş) yoksa işe yaramaz. "Zer" ile "sîm" arasında tenasüp vardır. "Sîm" sözlük anlamıyla gümüş, mecazen paradır; beyit, gümüşün sevgilinin beyaz teni için de kullanılmasına dayanarak "sevgili elde olmazsa" diye de okunabilir.

Makta Adlî'nin şiirlerinde sık görülen bir durumu taşır. Âşık kendini sevgilinin kapısındaki köpeklerle bir tutar, ama bu konumu bile ancak "o şâha", yani sevgiliye eski bir kul olduğu için kazanabildiğini söyler. Sevgiliyi şah, kendini kul olarak anan şairin gerçekte bir padişah olması, beytin bu alçakgönüllü dilini okur için ikinci bir anlamla yükler. "Şâh" ile "bende" (kul) arasında tezat vardır.

Kaynakça

  • Yavuz Bayram (hzl.), Adlî Dîvânı (Dîvân-ı Sultân Bâyezîd-i Sânî), Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018, s. 134, şiir no. 96 (nüsha bilgisi aynı sayfanın dipnotunda). ekitap.ktb.gov.tr