Özgün Metin

Vezin: mef‘ūlü fā‘ilātü mefā‘īlü fā‘ilün

Ṭūbā boyuñ ki vaṣf idicek müntehā ḳılam
Medḥ-i lebüñde sözlerümi cān-fezā ḳılam
‘Işḳuñ kerāmetinde raḳībi helāk içün
Zülfüñ ‘aṣā-yı Mūsa gibi ejdehā ḳılam
Cān virmek ise ‘ışḳ işinüñ ger nihāyeti
‘Işḳ ehli intihāsını ben ibtidā ḳılam
Ḫāk-i vücūdumı ne ḳadar bī-behāyise
İksīr-i ḫāk-i pāyuñ ile kīmyā ḳılam
Bir kerre iltifāt ile ḳulum durur diseñ
‘Adlī'yi milk-i ‘āleme ben pādşā ḳılam

Günümüz Türkçesiyle

1. Cennetteki Tûbâ ağacına benzeyen boyunu anlatmaya kalkınca onu varılabilecek en yüce noktaya (müntehâ) çıkarayım; dudağını överken de sözlerimi cana can katan sözler hâline getireyim.

2. Aşkının kerametiyle rakibi helak etmek için, zülfünü Musa'nın asası gibi bir ejderhaya çevireyim.

3. Eğer aşk işinin sonu can vermekse, aşk ehlinin vardığı bu sonu ben kendime başlangıç yapayım.

4. Varlığımın toprağı ne kadar değersiz olursa olsun, ayağının toprağını iksir yaparak onu kimyaya (toprağı altına çeviren eski sanatın ürününe) dönüştüreyim.

5. Bir kere iltifat edip "o benim kulumdur" dersen, ben Adlî'yi dünya ülkesine padişah ederim; yani senin kulun sayılmak bana bütün dünyanın saltanatı kadar değerlidir.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Gazel beş beyittir ve muzâri bahrinin "mef‘ûlü fâ‘ilâtü mefâ‘îlü fâ‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redif "kılam" (kılayım), kafiye "-â" sesidir: müntehâ, cân-fezâ, ejdehâ, ibtidâ, kîmyâ, pâdşâ. Bayram neşrinde 92 numarayla yer alır ve beş nüshanın beşinde de bulunur (OR, T, M1, M2, İBB). Neşirde kaydedilen farklar azdır: İBB dördüncü beyitte "bî-behâyise" yerine "bî-behâya pes", son beyitte "‘Adlî'yi" yerine "‘Adlî'mi" okur; T'de son mısradaki "ben" yerine "bir" vardır. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazelin bütün beyitleri aynı fiil kipiyle, "kılayım" diye biten bir niyet ve vaat diliyle kurulmuştur. Âşık sevgilisi için neler yapabileceğini sayar ve her beyitte sıradan bir şeyi olağanüstü bir şeye çevirmekten söz eder: sözü cana can katan bir şeye, zülfü ejderhaya, sonu başlangıca, toprağı altına, kulu padişaha.

Matla cennet imgeleriyle açılır. Tûbâ, İslâm geleneğinde cennetteki bir ağacın adıdır ve divan şiirinde sevgilinin ya da övülen kişinin boyu için benzetme unsuru olarak kullanılır. Divan şiirinde Tûbâ çoğu zaman yine bir cennet ağacı olan Sidre ile birlikte anılır; Sidretü'l-müntehâ adı "müntehâ" kelimesini de bu çevreye bağlar. Ahmed Paşa'nın "Tûbâ boyun çü cennet-i kûyunda salına / Cibrîl sidreden diye doğrusu müntehâ" beyti ile Cem Sultan'ın sidre ve "müntehâ" kelimelerini sevgilinin boyu için kullandığı beyit, aynı tenasübün dönemdeki başka örnekleridir. Adlî'nin matlaında da "Tûbâ" ile "müntehâ" yan yana gelir; sevgilinin boyunu anlatmak, cennetin en yüce sınırına çıkmakla bir tutulmuştur.

İkinci beyit Hz. Musa'nın asasına telmih yapar. Kur'an'da Musa'nın asası sihirbazlara karşı bir yılana dönüşür ve bu mucize İslâm-Türk edebiyatında sık başvurulan bir unsurdur. Şair sevgilinin kıvrım kıvrım zülfünü, asanın dönüştüğü bu varlığa benzetir ve onu rakibi helak edecek bir ejderhaya çevirmek ister. "Keramet" kelimesi velilerin olağanüstü hâllerini, "asâ-yı Mûsâ" bir peygamber mucizesini çağrıştırır; bu kelimeler arasında tenasüp vardır.

Üçüncü beyit tezat üzerine kuruludur. "Nihâyet" ve "intihâ" son, "ibtidâ" başlangıç demektir. Aşk ehlinin vardığı son nokta can vermekse, Adlî bunu kendi aşkının ilk adımı yapacağını söyler. Dördüncü beyitte eski kimya dili kullanılır: "iksir" sözlük anlamıyla madenleri altına çevirdiğine inanılan maddedir, "kîmyâ" da aynı çevrede altın elde etme sanatını ve onun ürününü karşılar. Âşığın varlığı değersiz bir topraktır, ama sevgilinin ayağının toprağı iksir yerine geçince bu toprak değerli bir şeye dönüşür. "Hâk" kelimesinin iki mısrada tekrarlanması, değersiz toprak ile kıymetli toprak arasındaki karşıtlığı belirginleştirir.

Makta, Adlî'nin şiirlerinde sık görülen bir durumu açıkça taşır. Âşık sevgiliden yalnız bir kez "kulumdur" denmesini ister ve karşılığında kendini "dünya ülkesine padişah" sayacağını söyler. Divan şiirinin alışılmış dilinde sevgili şah, âşık kuldur; burada ise beyti yazan gerçekten bir padişahtır. Kulluğun padişahlıktan üstün tutulması bu yüzden okurda ikinci bir anlam uyandırır. "Ben Adlî'yi padişah kılayım" söyleyişi de dikkat çeker: şair kendinden üçüncü kişi olarak söz eder ve padişahlığı sevgilinin bir sözüyle kazanılacak bir şey gibi sunar.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Yavuz Bayram (hzl.), Adlî Dîvânı (Dîvân-ı Sultân Bâyezîd-i Sânî), Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018, s. 130, şiir no. 92 (nüsha bilgisi aynı sayfanın dipnotunda). ekitap.ktb.gov.tr

Akademik çalışmalar

Çevrimiçi kaynaklar