Amasya, kuruluş yerinin dar vadisine rağmen yüzyıllar boyunca canlı bir ticaret şehri oldu. İç Anadolu'yu Karadeniz kıyısına bağlayan yollar Yeşilırmak boyunca buradan geçiyor, doğudan gelen kervanlar Tokat ve Erzincan üzerinden şehre ulaşıyor, batıya giden mallar ise Çorum ve Ankara istikametine yöneliyordu. Bu kavşak konumu, şehri hem bölgenin pazarı hem de uzak mesafeli ticaretin uğrak yeri hâline getirdi. Osmanlı döneminde inşa edilen bedesten, hanlar ve arastalar bu ticaretin mekânlarıydı; bakırcıların, kuyumcuların ve dokumacıların çarşılarında zanaatkârlar üretir, tüccarlar mal alıp satardı.

On dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısından itibaren bu köklü düzenin yanında yeni kurumlar belirmeye başladı. Önce bir panayır, ardından ticaret mahkemesi, ziraat ve ticaret odası ve Ziraat Bankası şubesi açıldı. Cumhuriyet döneminde ticaret odasının yeniden teşkilatlanması, demiryolunun şehre ulaşması, Suluova'da şeker fabrikasının kurulması ve kooperatiflerin yayılması Amasya ekonomisine yeni bir çehre kazandırdı. Çarşıdan bankaya uzanan bu değişim bir anda olmadı; eski esnaf düzeni ile yeni iktisadi kurumlar uzun bir süre yan yana yaşadı.

Ticaret Yolları Üzerinde Bir Şehir

Amasya'nın ticari önemi, her şeyden önce coğrafyasından kaynaklanır. Şehir İlkçağ'dan beri Tarsus, Kayseri, Zile ve Samsun'u birbirine bağlayan yol üzerinde bulunuyordu. Osmanlı döneminde buna Azerbaycan'dan Bursa'ya uzanan ipek yolu eklendi. İran ipeği Tebriz'den Aras vadisi, Erzurum, Erzincan ve Tokat üzerinden Amasya'ya gelir, oradan Kastamonu ve Bolu ya da Çorum ve Ankara istikametinde batıya ilerlerdi. Bu yüzden şehir, doğudan gelen ipekliler için önemli bir pazar durumundaydı. Samsun limanına görece yakınlığı ise Amasya'yı iç bölgelerin ürünlerini Karadeniz'e ulaştıran bir aktarma noktasına dönüştürüyordu.

Şehzade sancağı olması da ticareti besledi. On beşinci yüzyıl ortalarından on altıncı yüzyıl başlarına kadar şehre gönderilen şehzadeler, lalalar, vezirler ve kapı ağaları cami, medrese ve imaretlerin yanında çarşı, han ve bedesten gibi gelir getirici yapılar da inşa ettirdiler. Bu yapıların kira gelirleri vakıflara aktarılır, vakıflar da şehrin dinî ve sosyal kurumlarını ayakta tutardı. Araştırmacılar bir yerleşimin şehzade sancağı olabilmesi için uç bölgede bulunması, eski bir beyliğe merkezlik etmiş olması ve tarih, kültür ile ticaret bakımından öne çıkmasını şart sayar; Amasya bu niteliklerin hepsini taşıyordu.

Bu canlılık sonsuza dek sürmedi. On altıncı yüzyılın sonlarından itibaren ticaret yollarının önemini yitirmesi, Celâlî karışıklıkları ve devletin genel sıkıntıları Amasya'nın iktisadi hayatını da etkiledi. Yılmaz Karadeniz, şehrin ticaret yolları sayesinde kazandığı gelişmenin bu dönemden sonra kaybolmaya başladığını ve gerilemenin on sekizinci yüzyılda da sürdüğünü belirtir. Buna rağmen şehir yerel pazar ve zanaat merkezi olma niteliğini korudu; on dokuzuncu yüzyılda ipekçilik ve panayırla yeniden hareketlendi.

Osmanlı Döneminde Çarşı, Bedesten ve Hanlar

Osmanlı şehrinin asıl hareketli merkezini bedesten, çarşılar ve ulu cami oluştururdu. Bedesten, büyük tüccarların bulunduğu, transit ticarete konu olan değerli malların alınıp satıldığı ve saklandığı kapalı, sağlam bir yapıydı; yalnız büyük ve zengin şehirlerde inşa edilirdi. Çarşılar bedestenin çevresinde toplanır, pazar yeri ya çarşının ortasında ya da hemen yanında kurulurdu. Dönemin tanımıyla şehir, "Cuma kılınır ve pazarı durur" yerdi. Amasya'nın bir bedesteni olması, onu Anadolu'nun büyük ve zengin şehirleri arasına yerleştirir.

Amasya Bedesteni

Bedesten, II. Bayezid'in kapı ağalarından Hüseyin Ağa tarafından kitabesine göre 888 (1483) yılında yaptırıldı. Hüseyin Ağa Amasya'da, çevresinde ve ayrıca İstanbul ile Edirne'de pek çok hayır eseri bulunan bir devlet adamıydı; bedesteni de vakıflarına gelir sağlamak amacıyla inşa ettirdi. Yapı, Helkıs Köprüsü'nün güneyindeki Kazancı Mahallesi'nde yükseldi ve çevresinde Aşağı Pazar adıyla bilinen bir pazar gelişti. Orijinal biçimi bakımından orta büyüklükte bir bedestendi; ortadaki iki büyük ayağın taşıdığı kemerlerle altı kubbeli, dört kapılı bir plan gösterdiği, doğusunda arastaya açıldığı, diğer cephelerinin ise kemerli dükkânlarla çevrili olduğu kaydedilir. Semavi Eyice ise yapıyı dört payeli ve dokuz bölümlü olarak tanımlar; plan konusundaki bu farklılık, yapının uğradığı tahribatın izlerini sürmeyi güçleştirir.

Bedestenin sonraki tarihi bir dizi talihsizlikle doludur. 1079 (1668) depreminde büyük zarar gördü. 1864-1865 yıllarında Amasya mutasarrıfı olan şair Ziya Bey (Paşa), şehirde yürüttüğü imar çalışmaları sırasında yapının üzerindeki kurşunları aldırarak kubbelerini yıktırdı; bu yüzden hakkında şikâyette bulunulduğu ve tahkikat açıldığı bilinir. Kubbelerin yerine yapılan çatı bir süre sonra çöktü ve bedesten uzun yıllar dört duvar hâlinde, üstü açık kaldı. 1950'li yıllarda bir bölümü yıktırılarak yerine iş hanı yapıldı. 1957'de kalan kısmın da aynı amaçla yıkılması için ısrar edildiğinde, Semavi Eyice'nin girişimiyle yapı kurtarıldı. Vakıflar İdaresi 1970'e doğru, kimi kayıtlara göre 1971'de, kalan bölümün kubbelerini yeniden yaptırarak bedesteni ihya etti. 1970'li yıllarda kuzeydeki iki kubbeli kısım bir iş hanı inşaatı sırasında ortadan kalktı ve yapı bugünkü dört kubbesiyle ayakta kaldı. 1483 tarihli kitabesi ise günümüze ulaşmıştır.

Hanlar ve Pazar Yerleri

Uzak ve yakın çevreden gelen tüccarların konakladığı, mallarını depoladığı ve alışverişlerini yürüttüğü hanlar, Osmanlı şehrinin vazgeçilmez unsurlarıydı. Amasya'da Aşağı Pazar'a canlılık getiren yapılar arasında Bayram Paşa Hanı, Bakırcıoğlu Hanı, Menzilci Mirza hanları ve Bezzâzistan sayılır. Bunlardan sonra Kapan Hanı'nın çevresinde Yukarı Pazar adıyla ikinci bir pazar yeri kuruldu. Kapan, tartıya tabi malların resmî olarak tartıldığı ve vergisinin alındığı yer olduğundan, bu han ve çevresi şehre giren hububat ile diğer malların ticaretinde ayrı bir önem taşıyordu.

Pazarlar yalnız merkezle sınırlı değildi. On altıncı yüzyıl başında Bozahane Mahallesi'nde İbadullah adıyla anılan bir pazar bulunuyordu; Devehane Mahallesi'ndeki Aydın Mescidi ve hamamının çevresinde ise Kağnı (Kanlı) Pazarı olarak anılan bir pazar kuruldu. Bu dağılım, şehrin farklı mahallelerinde gündelik alışverişin kendi merkezlerini oluşturduğunu gösterir. Şehir halkı yalnız ticaretle de geçinmiyordu; Yeşilırmak'ın suladığı vadi boylarında bağcılık ve bahçecilik yaygındı ve 1576'da Savadiye Mahallesi tarafında Şehzade Ahmed Bağları olarak anılan bağ ve bahçelerin varlığı kaynaklarda geçer. Şehirli, bu toprakların ürünüyle pazara kısmen bağlı bir hayat sürerdi.

Daha geç döneme ait yapılardan Taşhan, 1699 yılında Hacı Mehmed Paşa tarafından mimar Mehmed Kalfa'ya yaptırılmış iki katlı bir handır. Yapı 2012 yılında restore edilerek konaklama tesisi olarak yeniden kullanıma açıldı. Taşhan ile Kapan Hanı gibi yapılar, şehrin ticari hayatının yüzyıllar boyunca bedesten ve pazar yerleri çevresinde yoğunlaştığının somut tanıklarıdır.

İpek, Dokuma ve Zanaat

Amasya ekonomisinin Osmanlı dönemindeki en dikkat çekici kolu ipekti. On altıncı yüzyılda şehirde ipek dokumacılığı yaygın biçimde yapılıyordu. Bunun yanında bir boyahane, bir şemhane (mum imalathanesi) ve bir darphane de faaliyetteydi. Doğudan gelen ipeğin hacmi hakkında arşiv kayıtları çarpıcı bir fikir verir: 1554-1555 yıllarında on ay içinde resmî yollarla şehre girip tartılan ipek, yani mîzân-ı harîr kaydına geçen miktar 10.632 lodraya, yaklaşık 15 tona ulaşıyordu. İsmail Kıvrım'ın araştırmasına göre şehir, İran ticaret yolu üzerinde bulunması, şehzade sancağı olması, Karadeniz limanlarına yakınlığı ve ipekböceği yetiştirmeye uygun iklimi sayesinde Bursa'dan sonra ipekleri en çok aranan şehirlerden biri hâline geldi. On altıncı yüzyılda ipek dokumalarıyla ünlenen Amasya, İran ipeğinin yasaklanmasıyla kendi ipeğini üretmeye yöneldi.

On dokuzuncu yüzyılda Amasya ipeği Avrupalı tüccarların da dikkatini çekti ve şehir hem ipek hem de ipekböceği tohumu üreten ve dışarıya satan bir merkez oldu. Fransız coğrafyacı Vital Cuinet'nin aktardığına göre yörede yılda ortalama 700.000-800.000 kilogram ipek kozası elde ediliyordu. İpekböceklerine bulaşan bir hastalık üretimi üç yıl içinde çökertti ve 1880 yılında koza üretimi 30.000 kilograma düştü. Pastör yöntemiyle hastalıklı tohumun ayıklanması ve dut ağaçlarının yeniden dikilmesiyle toparlanma başladı; 1890'da üretim 80.000 kilograma yükseldi. Cuinet, on dokuzuncu yüzyıl sonlarında şehirde 2500'e yakın dokumacının bulunduğunu da yazar. Bu rakamlar, Amasya'nın sınai ve ticari bakımdan hâlâ canlı bir hayata sahip olduğunu gösterir.

İpeğin yanında bakırcılık, kuyumculuk, boyacılık ve dokumacılık gibi zanaatler şehrin çarşılarını dolduruyordu. Çarşının şehir dokusundaki ağırlığı mahalle adlarına da yansımıştı. 1520 tarihli ilk tahrire göre şehirde 48'i Müslüman, 4'ü gayrimüslim 52 mahalle vardı; bunların on beşi bir cami, mescit, imaret ya da medreseden, on beşi bir âlim, şeyh veya dervişten, altısı ise bir çarşı ya da pazardan adını almıştı. Kazancı, Bozahane ve Devehane gibi adlar, meslek ve ticaretin mahalle hayatındaki izlerini bugüne taşır. Bakırcılık gibi köklü el sanatları sonraki yüzyıllarda da varlığını sürdürdü ve hem ticari bir değer hem de kültürel bir miras olarak yaşadı.

Narh, Esnaf ve Kadı Sicilleri

Osmanlı çarşısının işleyişini en iyi şer'iyye sicilleri gösterir. Amasya'nın 52 ve 53 numaralı sicillerini inceleyen Yılmaz Karadeniz, 1764-1770 yılları arasında şehirdeki fiyat hareketlerini ayrıntılı biçimde ortaya koymuştur. Bu dönemde temel gıda ve ihtiyaç maddelerinin fiyatı narh usulüyle belirleniyordu. Narh genellikle yılda iki kez, ilkbaharda ve sonbaharda konuyordu. Kadı; muhtesib, pazarbaşı, esnaf şeyhi, ayan ve eşrafla istişare ederek fiyatları tespit eder, belirlenen liste kadı siciline kaydedilerek esnafa dağıtılırdı. Fiyatlara uyulup uyulmadığını kadı, muhtesib ve esnaf kethüdası sıkı biçimde denetler, kurala uymayanların dükkânları kapatılabilirdi.

Siciller esnaf hayatına dair canlı ayrıntılar da içerir. 1769 yılında bakkal esnafına narh verilirken kaydın başında, şehirdeki esnafın pazarbaşısı Seyyid Ali Çelebi ile bakkalların ileri gelenlerinin bilgisi ve şer'î usulle hareket edildiği belirtilir. İncelenen dönemde şehirde dokuz kasap faaliyetteydi. Kasap tayinlerinde Müslim ile gayrimüslim arasında ayrım yapılmadığı görülür; 1764'te Kesdan Hafız Mustafa ile Manok adlı bir Hristiyan kasap dükkânını birlikte açmıştı. Kasaplara halkı darda bırakmamaları ve eti her zaman bulundurmaları şartı konuyordu. Aynı yıllarda ibrişim, kaytan ve nakış ipeği için de narh verilmiş, 1766'da ibrişimin dirhemi 7 akçe, 1769'da 6 akçe olarak belirlenmişti. Sicillerde kitap fiyatlarının da yer alması, şehirde sahaflık ve kitap alışverişinin sürdüğünü gösterir.

Evliya Çelebi'nin on yedinci yüzyılda Amasya çarşıları hakkında verdiği bilgi farklı biçimlerde aktarılır. Kimi araştırmalarda şehirde 1060 kadar dükkân ile işlek ve zengin çarşıların bulunduğu yazılırken, kimilerinde bu sayı 106 dükkân olarak geçer. Seyahatname nüshaları arasındaki farklar ve okuma hataları bu tür rakamlarda sık görüldüğünden, sayının hangisi olduğu kesin değildir; ancak her iki aktarım da çarşıların işlek olduğunu vurgular.

Amasya'nın toprak düzeni de iktisadi hayatına özgün bir renk veriyordu. Rum Eyaleti'ne bağlı Amasya, Divriği ve Sivas bölgesinde uygulanan mâlikâne-divânî sisteminde köylü, işlediği toprağın vergilerini zaim ve sipahiye verdikten başka, ayrıca bir hisseyi de toprağın asıl sahibine kira olarak öderdi. Bu düzen, şehirde yaşayan bir toprak sahibi zümresinin gelirini köylerden sağlamasına imkân tanıyor ve şehir ekonomisini çevresindeki tarım üretimine sıkı sıkıya bağlıyordu.

Tanzimat'tan Sonra: Panayır, Banka Şubesi ve Ticaret Mahkemesi

On dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında Amasya'nın ticari canlılığı biraz daha arttı. Şehir, 1863 yılında Mısır'dan getirilen pamuk tohumunun yetiştirilmesi için seçilen pilot bölgeler arasında yer aldı ve pamuk üretimi için girişimlerde bulunuldu. Ticaretin canlanması ve sahile oldukça yakın olması sebebiyle 1864 yılında, her yıl aralık ayının on beşinde başlayıp ay sonuna kadar sürecek bir panayır kuruldu. Bu dönemde tahıl üretimi ve meyvecilik de şehrin iktisadi hayatında önemli bir yer tutuyordu. Yeşilırmak vadisinin bahçeleri, sonraki yüzyılda Amasya'nın adıyla birlikte anılacak elma ve diğer meyvelerin üretim alanıydı.

Modern bankacılığın şehre gelişi de bu dönemde başladı. Mithat Paşa'nın 1863'te kurduğu memleket sandıkları, 1867'de çıkarılan nizamname ile bütün ülkeye yayıldı; 1883'te menafi sandıklarına dönüştürüldü ve nihayet 15 Ağustos 1888'de bu sandıkların yerine Ziraat Bankası kuruldu. Sivas vilayet salnameleri üzerinde çalışan Sabit Genç, 1891 yılında Amasya sancağında yalnız merkez kazada bir banka şubesi bulunduğunu, 1903 yılında ise sancağa bağlı bütün kazalarda Ziraat Bankası şubesi açılmış olduğunu tespit eder. Yani Amasya'daki ilk banka şubesi Cumhuriyet'ten önce, Osmanlı'nın son döneminde faaliyete geçmişti; tefeciye muhtaç kalmadan kurumsal kredi bulma imkânı çiftçi için bu kurumla yaygınlaştı.

Aynı salnamelerde sancak merkezindeki resmî kurumlar arasında bir ticaret mahkemesi, Düyûn-ı Umûmiye ve Reji idareleri ile bir ziraat ve ticaret odası da sayılır. Bu kurumların bir kısmı ihtiyaç doğdukça sonradan açılmıştı; 1884 kayıtlarında henüz görülmeyen Düyûn-ı Umûmiye idaresi 1891'de, Reji idaresi ile jandarma ve polis daireleri 1903'te salnamelerde yer alır. Liva idare meclisinin görevleri arasında da tarım ve ticarete ait işleri görüşmek bulunuyordu. Böylece ticaretin düzenlenmesi, kadı ve muhtesibin yanında yeni idari ve hukuki kurumlara da devredilmeye başlandı.

Cumhuriyet Döneminde Bankacılık ve Kredi

Millî Mücadele yıllarında Ziraat Bankası şube ve sandıkları Kuva-yı Milliye'ye ve yerel idarelere nakdî yardımda bulundu; savaştan sonra da bankanın yeniden yapılanması Anadolu'nun tarım şehirlerini doğrudan etkiledi. 1923'te şube ve sandık sayısı 110'dan 300'e çıkarıldı, banka 1924'te anonim ortaklık hâline getirildi ve özellikle savaştan harap çıkmış bölgelere geniş kredi açtı. 1929 bunalımı ve İkinci Dünya Savaşı yıllarında banka, tasarrufu teşvik eden kumbaralar ve çiftçilere yeni tarım tekniklerini öğreten kurslarla da köylünün hayatına girdi.

Amasya gibi tarıma dayalı şehirlerde bankacılık her şeyden önce üreticinin kredi ihtiyacına cevap verdi. Ziraat Bankası gibi kamu bankaları, elma üreticileri ve şeker pancarı çiftçileri için hayati bir destek oldu. Pancar tarımı, fabrikanın kurulmasından sonra sözleşmeli üretim esasına dayandı; ekim planlaması, bakım ve söküm işleri fabrikanın tarım servisi tarafından bölge örgütleri aracılığıyla yürütüldü. Tarımsal kredi ve sözleşmeli üretim, üreticinin modern para ekonomisiyle bütünleşmesini sağladı. Zamanla şehirde başka banka şubeleri de açıldı; tasarruf, kredi ve yatırım hizmetleri yaygınlaştı. Para ekonomisinin derinleşmesi ticaretin ölçeğini büyüttü ve şehrin ekonomik hayatını canlandırdı.

Amasya Ticaret ve Sanayi Odası

Modern ticaretin kurumsallaşmasında en önemli rolü Amasya Ticaret ve Sanayi Odası üstlendi. Oda, 1926 yılında manifaturacı Hasan Tahsin Efendi'nin girişimleriyle kuruldu ve ilk faaliyetlerine Şıhlarlı Osman Efendi'den kiralanan iki katlı ahşap bir binada başladı. İlk yönetim kurulunda görev alan tanınmış üyeler arasında Temiz Ali Efendi, Salih Hafız (Kılıçaslan), Çavuşoğlu Ahmet Efendi, Baytarzade Hacı İsmail Efendi, Kontratçı Hasan Efendi, Azgınzade Hacı Halil, Hacı Süleymanzade, Hacı Hafız Mustafa, Gevrekzade Nurettin, Veysibeyzade Sıtkı Bey, Rıfat Kazanasmaz ve Göztaş Seda Cemal sayılır. Bu isimler, eski çarşı esnafının ve tüccar ailelerinin yeni kuruma nasıl taşındığını açıkça gösterir.

Oda, tüccar ve sanayicileri bir çatı altında toplayarak onların çıkarlarını temsil etti, ticaret sicilini tuttu ve şehrin ekonomik potansiyelini dışarıya tanıttı. Kendi binasına kavuşması ise uzun sürdü. 30 Kasım 1954'te ikinci kez yönetim kurulu başkanlığına seçilen Nurettin Kütükçü bina için girişimde bulundu ve arsayı satın aldı. Kemal Kelez'in başkanlığı sırasında, 1959'da 250 metrekarelik arsa üzerinde dört katlı binanın inşaatına başlandı. 1967'de Nihat Özdemir döneminde bitişikteki 250 metrekarelik arsaya dört katlı ikinci bir blok eklendi; böylece hizmet binası 500 metrekarelik bir alana yayıldı ve esnafa kiraya verilen işyeri sayısı 12'ye çıktı.

Enis Özdemir'in başkanlığında binanın ihtiyaca cevap veremez hâle gelmesi üzerine 1999'da geniş çaplı bir tadilata girişildi. 2000 yılında on kiralık işyeri ve bürodan oluşan yeni hizmet binasında Muammer Gedik başkanlığındaki yönetim çalışmalarını sürdürdü; Gedik 19 Mart 2005 seçimlerinde yeniden başkanlığa seçildi ve görevi Haziran 2013'te Murat Kırlangıç'a devretti. Kuruluştan bu yana üye sayısı ticaretle uğraşanların artmasıyla büyüdü; odanın kendi kayıtlarına göre bir dönem 15 meslek grubunda 1094 tüccar ve sanayici kayıtlıydı.

İlçelerdeki ticaretin büyümesi zamanla ayrı odaların kurulmasını gerektirdi. Suluova'da 29 Aralık 1958'de ticaret sicili memurluğu kuruldu ve D. Ali Özder bu sicile bir numara ile kaydedildi. 1974'e gelindiğinde ilçeden Amasya Ticaret ve Sanayi Odası'na kayıtlı üye sayısı 200'ü geçmişti. Ulaşım ve iletişim şartları göz önüne alınarak aynı yıl, 1 Ocak 1974'te Suluova Ticaret ve Sanayi Odası resmen kuruldu. Odanın kuruluş giderleri, başkan Ömer Saraçoğlu ve ilk meclis üyelerinin aralarında topladıkları paralarla karşılandı.

Demiryolu, Şeker Fabrikası ve Sanayinin Başlangıcı

Cumhuriyet'in ilk yıllarında Amasya'yı en çok etkileyen gelişmelerden biri demiryoluydu. Samsun-Sivas hattı üzerindeki Amasya Garı 1927'de hizmete girdi; kimi kaynaklar şehri Samsun'a bağlayan demiryolunun inşasını 1930 yılına tarihler. Demiryolu Amasya'yı doğal limanı olan Samsun'a bağlayarak meyve, tahıl ve diğer tarım ürünlerinin taşınmasını kolaylaştırdı. Şehrin kuruluş yerinin dar vadisi büyümesini sınırlıyordu; demiryolu ise ekonomik ağırlığın zamanla ovalara ve ilçelere kaymasının önünü açtı.

Amasya'da sanayi büyük ölçüde devlet girişimiyle başladı. İlk adım madencilikte atıldı: 1926'da Eski Çeltek Kömür İşletmesi, 1955'te Yeni Çeltek Kömür İşletmesi kuruldu. Fabrika ölçeğindeki sanayileşme ise Suluova'daki şeker fabrikasıyla geldi. Şeker sanayisinin genişletilmesi programı kapsamında planlanan Amasya Şeker Fabrikası'nın temeli 13 Eylül 1953'te Cumhurbaşkanı Celal Bayar ve Başbakan Adnan Menderes'in katıldığı bir törenle atıldı. Fabrika 1954'te ilk kampanyasını yaparak üretime geçti ve aynı programla açılan fabrikalar arasında ülkenin sekizinci şeker fabrikası oldu.

Fabrikanın başlangıç kapasitesi kimi kaynaklarda günde 1800, kimilerinde 1890 ton pancar olarak verilir. Kapasite 1965'te günde 2400, 1968'de 4800 tona çıkarıldı. Özel bir şirket olmasına rağmen 1991'e kadar Türkiye Şeker Fabrikaları tarafından yönetilen fabrika, o yıl yönetimini de tamamen devralarak özelleşen ilk şeker fabrikası oldu. Sonraki yatırımlarla günlük kapasite 5500 tona ulaştı. Yaklaşık 400 köyde 30.000 çiftçinin pancar ektiği, fabrikadan çıkan yaş küspenin hayvan yemi olarak çiftçilere dağıtıldığı ve melasın alkol üretiminde değerlendirildiği bilinir.

Fabrikanın etkisi Suluova'nın kendisinde açıkça görülür. Fabrika kurulmadan önce 1.110 nüfuslu küçük bir yerleşim olan Suluova, sanayileşmeyle hızla büyüdü. Pancar küspesi besiciliği teşvik etti ve 1976'da Et Balık Kurumu'na ait et kombinasının kurulmasıyla hayvancılık ilçenin başlıca uğraşlarından biri hâline geldi. Tarım, sanayi ve ticaret birbirini besleyen bir bütün oluşturdu. İlde dokuma tezgâhlarının yanında tarım ürünlerini işleyen un, yağ, yem ve meyve suyu fabrikaları kuruldu; ayçiçek yağı fabrikası ilin en eski işletmeleri arasında anılır.

Kooperatifçilik ve Esnaf Örgütleri

Kooperatifçilik de Amasya ekonomisinin modernleşmesinde önemli bir rol oynadı. Tarım kredi kooperatifleri ve üretici birlikleri, çiftçilerin bir araya gelerek üretim ve pazarlama gücü kazanmasını sağladı. Bu yapılar üreticiyi aracıların baskısından koruyarak emeğinin karşılığını almasına yardımcı oldu. Amasya ve çevre illerdeki süt üretici birlikleri ile kooperatiflerin topladığı süt, ilde kurulan fabrikalarda işlenmeye başladı; bu düzen bölge üreticisine düzenli bir pazar sağladı.

Esnaf ve sanatkâr odaları ise eski lonca geleneğinin modern karşılığı oldu. Geleneksel zanaatların yaşatılmasına ve mesleki dayanışmaya katkı sundular; esnaf kredi ve kefalet kooperatifleri de küçük işletmelerin finansmana ulaşmasını kolaylaştırdı. Bakırcılık gibi köklü el sanatları hem ticari bir değer hem de kültürel bir miras olarak varlığını sürdürdü. Modern bankacılık, kooperatifçilik ve oda teşkilatları geleneksel çarşı kültürüyle birleşerek Amasya'ya çok katmanlı bir ekonomik yapı kazandırdı.

Organize Sanayi ve Dış Ticaret

Yirminci yüzyılın son çeyreğinde ve yirmi birinci yüzyılın başında Amasya ekonomisi yeni bir evreye girdi. Ticaret ve Sanayi Odası 1976'dan itibaren ilde organize sanayi bölgesi kurulması için yoğun girişimlerde bulundu. 2010 dolaylarında ilde Amasya, Merzifon, Suluova Karma ve Suluova Besi olmak üzere dört organize sanayi bölgesi ile yedi küçük sanayi sitesi bulunuyordu. Uzun yıllar taşa ve toprağa dayalı işletmelerden oluşan sanayi, teşvik yasalarının uygulanmasıyla imalat, tekstil, mobilya ve madencilik alanlarında çeşitlendi.

Bu dönemde bazı ürünler Amasya'nın adını yurt dışına taşıdı. "Amasya Beji" adıyla anılan sarı-bal rengi doğal taş, 2009'da Çin, Hindistan ve Birleşik Arap Emirlikleri başta olmak üzere 45 ülkeye satıldı. İldeki maya fabrikası aynı yıl 40 ülkeye kuru maya ihraç etti ve 2007-2009 yıllarında Türkiye'nin canlı maya ihracatının yaklaşık yüzde 27'sini tek başına karşıladı. Merzifon'daki aspiratör ve davlumbaz üreticisi 58 ülkeye, ofis mobilyası üreticileri ise Hindistan, Suriye ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkelere satış yapıyordu. 2008'de açılan Merzifon havaalanı ve organize sanayi bölgelerine verilen doğal gaz, bu gelişmeyi destekleyen altyapı yatırımları oldu.

Böylece on altıncı yüzyılda İran ipeğinin tonlarca tartıldığı şehir, yirmi birinci yüzyılda maya, doğal taş ve mobilya ihraç eden bir ilin merkezi hâline geldi. Aşağı Pazar'ın ve bedestenin çevresindeki tarihî çarşı bugün de şehrin ticari hayatının bir parçasıdır; bankalar, odalar ve kooperatifler ise bu eski düzenin üzerine yüz elli yılı aşkın bir süre içinde katman katman eklenmiştir.

Kronoloji

1483: II. Bayezid'in kapı ağası Hüseyin Ağa, Amasya Bedesteni'ni yaptırdı.

1554-1555: On ay içinde resmî yollarla şehre girip tartılan ipek 10.632 lodraya (yaklaşık 15 ton) ulaştı.

1576: Savadiye Mahallesi tarafındaki Şehzade Ahmed Bağları kaynaklarda geçer.

1668: Deprem bedestene büyük zarar verdi.

1699: Hacı Mehmed Paşa, Taşhan'ı mimar Mehmed Kalfa'ya yaptırdı.

1764-1770: 52 ve 53 numaralı Amasya şer'iyye sicillerine narh kayıtları geçirildi.

1863: Amasya, Mısır pamuk tohumunun denendiği pilot bölgeler arasına alındı.

1864: Her yıl aralık ayının ikinci yarısında kurulacak panayır başlatıldı.

1864-1865: Mutasarrıf Ziya Bey (Paşa) bedestenin kurşunlarını aldırıp kubbelerini yıktırdı.

1880: İpekböceği hastalığı yüzünden koza üretimi 30.000 kilograma düştü.

1888: Menafi sandıklarının yerine Ziraat Bankası kuruldu.

1890: Koza üretimi yeniden 80.000 kilograma yükseldi.

1891: Amasya sancağında yalnız merkez kazada banka şubesi bulunuyordu.

1903: Sancağa bağlı bütün kazalarda Ziraat Bankası şubesi açılmıştı.

1926: Amasya Ticaret ve Sanayi Odası kuruldu; Eski Çeltek Kömür İşletmesi faaliyete geçti.

1927: Samsun-Sivas hattı üzerindeki Amasya Garı hizmete girdi.

1953: 13 Eylül'de Amasya Şeker Fabrikası'nın temeli atıldı.

1954: Şeker fabrikası ilk kampanyasını yaptı.

1955: Yeni Çeltek Kömür İşletmesi kuruldu.

1957: Bedestenin kalan kısmı Semavi Eyice'nin girişimiyle yıkılmaktan kurtarıldı.

1958: Suluova Ticaret Sicili Memurluğu kuruldu.

1959: Ticaret ve Sanayi Odası binasının inşaatına başlandı.

1967: Oda binasına ikinci blok eklendi.

1974: Suluova Ticaret ve Sanayi Odası kuruldu.

1976: Suluova'da Et Balık Kurumu et kombinası açıldı; oda organize sanayi bölgesi için girişimlere başladı.

1991: Amasya Şeker Fabrikası yönetimini tamamen devralan ilk özel şeker fabrikası oldu.

2008: Merzifon havaalanı hizmete girdi.

2009: İlden 40 ülkeye kuru maya, 45 ülkeye doğal taş ihraç edildi.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Amasya Ticaret ve Sanayi Odası, "Tarihçemiz" ve "Amasya Tarihi".

Akademik çalışmalar

  • Selim Özcan, "Amasya'da Sancak Beyliği Yapan Şehzadeler Döneminde Amasya Şehri", Amasya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, sayı 5.
  • Sabit Genç, "Amasya Sancağının İdari Durumu ve Nüfus Yapısı (1880-1915)", Kırıkkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 11/1 (2021).
  • İsmail Kıvrım, "Osmanlı Döneminde Amasya'da İpekçilik", Turkish Studies, 6/4 (2011).

Resmî kaynaklar

  • T.C. Amasya Valiliği, "Bedestenler".
  • T.C. Amasya Belediyesi, "Amasya'nın Tarihi".

Diğer kaynaklar

  • İlhan Şahin, Feridun Emecen, "Amasya", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. III, İstanbul 1991. islamansiklopedisi.org.tr
  • Semavi Eyice, "Bedesten", TDV İslâm Ansiklopedisi.
  • Yılmaz Karadeniz, "Amasya'da Fiyatlar (1764-1770)".
  • Suluova Ticaret ve Sanayi Odası, kuruluş tarihçesi.
  • T.C. Ziraat Bankası, "Bankamız Tarihçesi".
  • "Amasya'da Sanayi ve Gelişimi" (Sanayi ve Ticaret İl Müdürlüğü 2009 verilerine dayanan derleme), 2011.
  • Amasya Şeker Fabrikası tarihçesi (yerel derleme, 2007).
  • Vikipedi, "Amasya Bedesteni", "Taşhan (Amasya)", "Amasya Garı" maddeleri (yardımcı kaynak).

Çevrimiçi kaynaklar