Bir şehrin hikâyesi çoğu zaman nüfusunun ve kentleşmesinin izlerinde okunur. Amasya'nın yirminci yüzyılı, savaşlarla ve göçlerle seyrelmiş bir sancak merkezinin önce yavaş, sonra hızlı bir büyümeyle Yeşilırmak vadisinin dar tabanını doldurduğu bir dönemdir. Yüzyılın başında şehir, kendi geçmişine göre daha kalabalık değildi; on dokuzuncu yüzyıl için yirmi beş ila otuz bin arasında tahmin edilen nüfusu, Cumhuriyet'in ilk sayımında on üç bine bile ulaşmıyordu. Yüzyılın sonunda ise aynı şehirde yetmiş dört bini aşkın insan yaşıyor, vadinin bağları ve meyve bahçeleri büyük ölçüde apartmanlara yer açmış bulunuyordu. Bu dönüşümün ardında nüfus mübadelesi, demiryolu, devlet kurumları, ovadaki sanayi yatırımları, kırdan kente göç ve nihayet dar bir coğrafyaya sığdırılmaya çalışılan imar planları vardır. Tarım ağırlıklı bir şehrin sanayi, eğitim ve hizmetlerle çeşitlenen bir kente dönüşümü, sayım cetvellerindeki rakamlar kadar mahalle adlarında ve vadinin bugünkü görünüşünde de izlenebilir.
Yüzyılın Başında Amasya
Osmanlı'nın son döneminde Amasya, Sivas vilayetine bağlı bir sancak merkeziydi. Şehir yüzyıllar boyunca vadinin içinde, kayalıkların eteğinde sıkışmış bir yerleşme olarak kalmış; on altıncı yüzyıl sonunda on bine ulaşan nüfusu, on dokuzuncu yüzyılda yirmi beş ila otuz bin civarına çıkmış, mahalle sayısı ise otuz altı kadar olmuştu. Bu kalabalığın önemli bir bölümünü gayrimüslim cemaatler oluşturuyordu. Birinci Dünya Savaşı öncesinde Amasya ve ilçelerinde 24.950 Rum yaşadığı hesaplanır; sancak genelinde gayrimüslimlerin payı yüzde yirmi iki civarında gösterilir, aynı çalışmanın İngilizce özetinde ise bu oran yüzde on sekiz olarak geçer. Savaş yılları bu tabloyu kökünden değiştirdi. 1914-1923 arasında önce Ermeni nüfus, ardından Rumlar bölgeden ayrıldı; şehir ekonomisini büyük ölçüde ayakta tutan gayrimüslim nüfusun savaş sırasında ve sonrasında kenti terk etmesi, Amasya'nın yeni döneme seyrelmiş bir nüfusla girmesine yol açtı.
Aynı yıllarda şehir fiziki bakımdan da yara aldı. 1915'te çıkan büyük yangın, merkezde uzun süre boş kalacak geniş bir alan bıraktı; halk arasında bu alana "Yangın Yeri" denildi. Millî Mücadele döneminde Rum çetelerinin saldırıları çevredeki köy ve kasabaları tahrip etmişti. Savaş sonrasında arsa sahipleri ellerinde para olsa bile yeni bina yapamıyor, yanan yerlerin haritası çizilmiş olmasına rağmen uygulamaya konulamadığı için inşaat izinleri bekliyordu. Cumhuriyet'in ilanının ardından Amasya, 20 Nisan 1924'te il oldu. İlk yıllarda bugün Samsun'a bağlı olan Havza, Lâdik ve Vezirköprü de Amasya'ya bağlı kazalar arasındaydı; bu kazaların 1927 sayımından önce ilden ayrılmasıyla il sınırlarının daralması, ilk sayımların gösterdiği nüfusu da doğrudan etkiledi.
Nüfus Mübadelesi ve Yeni Gelenler
Türkiye ile Yunanistan arasında 30 Ocak 1923'te imzalanan ahali mübadelesi sözleşmesi, TBMM'nin 23 Ağustos 1923'teki onayıyla 25 Ağustos 1923'te yürürlüğe girdi. Amasya, Samsun üzerinden sevk edilen mübadillerin iskân edildiği vilayetlerden biriydi. 1923 içinde şehre ilk kafileyle 260 muhacir yerleştirildi, 1924'te ise Samsun'dan 5.081 göçmen daha gönderildi. Şehirde barınmaya elverişli boş bina bulunmadığından göçmenler önce köylere dağıtıldı; kendilerine ev, kulübe ve çift hayvanı verilerek kalıcı iskânları sağlanmaya çalışıldı. Vilayette bir iskân memurluğu kuruldu ve Amasya'daki bütün emvâl-i metrûke, yani terk edilmiş mülkler mübadillere tahsis edildi. Pamuk ve tütün tarımını bilen Selanik yöresi mübadillerinden, Amasya'da o güne kadar ihmal edilmiş bu ürünlerin yaygınlaşması için yararlanılması düşünülüyordu.
17 Ağustos 1924 tarihli bir belgeye göre merkez kaza ve köylerinde 225 hanede 791 mübadil bulunuyordu. Bunların çoğunluğu Manastır vilayetinin Kayalar kazasından gelmişti; aslında Elazığ ve Gümüşhane'ye gönderilmeleri planlanmış, ancak oralara yerleşmek istemedikleri için Amasya ve ilçelerine yönlendirilmişlerdi. Selanik, Drama, Langaza ve Doyran'dan gelen aileler ise Zana, Ziğere, Tuzsuz, Karaağaç ve Bağlıca gibi köylere yerleştirildi. Kasabaya yerleşenlere nüfuslarına göre bir buçuk dönüme kadar bağ bahçe verildi, Ziğere ve Zana'dakilere kişi başına altışar dönüm arazi ayrıldı. Hükümet ve Hilâl-i Ahmer Cemiyeti tohumluk dağıttı; Tuzsuz'a yerleşenlere verilen 1.090 lira ile öküz, inek ve merkep alındı. Vilayet genelinde mübadillere toplam 448 hane, 43 dükkân, 14.887 dönüm tarla ve 1.549 dönüm bağ dağıtıldı.
Amasya'ya gelen mübadillerin toplam sayısı kaynaklara göre değişir. Samsun'dan sevk edilen göçmen sayısı bir tabloda 4.055 olarak verilir; Mart 1925'e ait bir habere göre Drama, Kavala, Selanik ve Kayalar'dan gelen 58.486 göçmenden 5.440'ı Amasya'ya yerleştirilmişti. İçişleri Bakanlığı verileri 1924-1933 arasında 475 aile ve 2.087 kişiden söz eder; 1930 tarihli İstatistik Yıllığı ise 1923-1929 arasında toplam 4.247 muhacir sayar. Serdal Balcı, İbrahim Erdal'ın 1924 tarihli muhacirin defterine dayanan rakamına 1925-1929 arasında gelenleri ekleyerek toplamı 10.868'e çıkarır ve bunun ayrılan Rum nüfusun ancak yüzde kırk dördüne karşılık geldiğini belirtir. Mübadiller kısa sürede yerli halkla kaynaştı. Havza'ya yerleşen İnebosu muhacirlerinin getirdiği dört tekerlekli atlı arabalar, iki tekerlekli kağnının yerini almaya başladı ve "muhacir arabası" adıyla yaygınlaştı; tütün tarımının gelişmesinde de bu ailelerin payı büyüktür.
1927 Sayımı: Cumhuriyet'in İlk Ölçümü
Yeni devlet, kaynaklarını planlayabilmek için nüfusunu tanımak zorundaydı. 1926'da Başbakanlığa bağlı İstatistik Umum Müdürlüğü kuruldu ve başına Belçikalı istatistikçi Camille Jacquart getirildi. 2 Haziran 1926'da İlk Genel Nüfus Sayımı Kanunu kabul edildi; Sivas ve Ödemiş gibi yerlerde yapılan deneme sayımlarının ardından 28 Ekim 1927'de sokağa çıkma yasağı uygulanarak ülkenin ilk genel nüfus sayımı gerçekleştirildi. Sayım, kişinin o anda bulunduğu yerde sayılması esasına dayanıyordu; bu yüzden ziyarete ya da çalışmaya gelmiş yabancılar da kayda geçti. Sonuçlar 1929'da üç fasikül halinde yayımlandı ve toplam nüfusun yanında cinsiyet, yaş, medeni hal, okuryazarlık, din, anadil ve meslek gibi pek çok bilgiyi ilk kez il ve ilçe ölçeğinde ortaya koydu.
Bu sayıma göre Amasya ilinde 55.842'si erkek, 59.042'si kadın olmak üzere 114.884 kişi yaşıyordu; kimi resmî tablolarda bu toplam 115.191 olarak geçer. İl o sırada Merkez, Merzifon ve Gümüşhacıköy olmak üzere üç ilçeden ve 300 yerleşim biriminden oluşuyordu. Nüfusun yüzde 52,6'sı merkez ilçede, yüzde 24,5'i Merzifon'da, yüzde 22,9'u Gümüşhacıköy'de bulunuyordu. 5.550 kilometrekarelik il topraklarında kilometrekareye 21,7 kişi düşüyordu; Türkiye ortalaması 17,89 idi. Yoğunluk en fazla Gümüşhacıköy'de (28,9), en az geniş topraklı merkez ilçede (16,7) görülüyordu. Amasya ülke nüfusunun yüzde 0,8'ini barındırıyor ve 63 il arasında 51. sırada yer alıyordu. İl ve ilçe merkezlerinde yaşayanların payı yaklaşık yüzde yirmi altı idi; nüfusun dörtte üçü köylerdeydi. Şehrin kendisi ise 12.824 kişiden ibaretti; bu rakam bazı kaynaklarda 12.481 olarak verilir.
Savaşın Demografik İzleri
1927 sayımı, Amasya halkının art arda gelen savaşlardan nasıl çıktığını açıkça gösterir. Kadınların erkeklerden 3.200 kişi fazla olması, Balkan, Birinci Dünya ve İstiklal savaşlarındaki erkek kayıplarıyla, savaş göçleri ve mübadeleyle açıklanır. Medeni hal verileri bu kaybı daha da çarpıcı biçimde ortaya koyar: ilde 9.752 dul kadına karşılık yalnızca 697 dul erkek vardı. Nüfusun yüzde 47,1'i bekâr, yüzde 43,4'ü evliydi; boşanmış kadın sayısı 328, erkek sayısı 87 idi. Yaş dağılımında kadınların fazlalığı yetişkin ve yaşlı gruplarda yoğunlaşırken, çocuk ve genç nüfusta erkekler öndeydi. Bu durum, savaş yıllarında yetişkin erkeklerin eksildiğini, savaş sonrasında doğan kuşakta ise dengenin yeniden kurulmaya başladığını gösterir.
İl nüfusu son derece gençti. On iki yaşına kadar olan çocuklar 35.804 kişiyle nüfusun yüzde 31,2'sini oluşturuyordu; on üç ila on dokuz yaş grubu eklendiğinde bu oran yüzde 47,8'e çıkıyordu. Üretimin asıl yükünü taşıyan yirmi ila kırk beş yaş grubu 42.629 kişiyle yüzde 37,1'de kalıyordu. Devletin savaşlar ve salgınlarla azalan nüfusu artırmaya yönelik politikası bu genç yapıyı besleyecekti. Sayım engelli nüfusu da ayrıntılı biçimde kaydetmişti: ildeki 1.470 engellinin içinde 413 topal ve 161 çolak bulunuyordu ve bunların büyük çoğunluğunun erkek olması, savaşlarda kolundan ve bacağından yaralanmış gazilerle açıklanır.
Dil, Din ve Doğum Yeri
Mübadele ve savaş yıllarındaki göçlerden sonra Amasya, dinî bakımdan büyük ölçüde homojen bir il haline gelmişti. 1927'de nüfusun yüzde 99,1'i Müslüman, yüzde 0,9'u gayrimüslimdi. Geride kalan 1.039 gayrimüslimin 777'si Ermeni olarak kaydedilmişti; bunları 190 Hristiyan, 39 Ortodoks, 23 Musevi, altı Katolik ve üç Protestan izliyordu. Gayrimüslimlerin yarısından fazlası merkez ilçede yaşıyordu. Anadil verilerine göre nüfusun yüzde 93,6'sının anadili Türkçeydi. Türkçeyi 3.256 kişiyle Kürtçe, 1.535 kişiyle Çerkezce ve 938 kişiyle Ermenice izliyordu; Arnavutça konuşan 389, Tatarca konuşan 386 kişi vardı. Kürtçe konuşanlar Merzifon ve merkez ilçede, Çerkezce konuşanlar Merzifon ve Gümüşhacıköy'de, Arnavutça konuşanların hemen tamamı Merzifon'da yaşıyordu. Türkçenin anadil olarak payı 1935 sayımında yüzde doksan beşe yükseldi.
Doğum yeri verileri, Amasya'ya yakın geçmişte kimlerin geldiğini gösterir. İlde yaşayanlardan 1.595'i, yani yaklaşık yüzde 1,4'ü yurt dışında doğmuştu. Bunların 839'u Rusya'da, 385'i Yunanistan'da, 150'si Sırbistan'da, 69'u Romanya'da, 32'si Bulgaristan'da doğmuştu; İran'dan 25, Arnavutluk'tan beş kişi de bu listede yer alıyordu. Rusya doğumluların kalabalığı Kafkasya'dan gelen Çerkes ağırlıklı göçmenlerle, Yunanistan doğumlular mübadillerle ilişkilidir. Osmanlı'nın son döneminde de bölgeye ağırlıkla doğu vilayetlerinden gelen 175 göçmen hanenin yerleştirildiği bilinmektedir. Bu katmanlı göç geçmişi, Amasya'nın köylerinde ve mahallelerinde bugün de farklı ağızlar ve âdetler olarak yaşamaktadır.
Okuryazarlık ve Geçim
1927 sayımının belki en ağır sonucu okuryazarlık oranıydı. Türkiye genelinde yedi yaş ve üzeri nüfusun yalnızca yüzde 10,8'i okuyup yazabiliyordu; Amasya'da bu oran yüzde 2,3'te kalıyordu. İlde okuma yazma bilen 2.052 kişinin 1.946'sı erkek, yalnızca 106'sı kadındı. Okuryazarların yüzde 58,7'si merkez ilçede bulunuyordu; Merzifon ikinci, Gümüşhacıköy son sıradaydı. Bu düşüklükte savaşlarda kaybedilen eğitimli gençlerin ve öğretmenlerin payı büyüktür; Birinci Dünya Savaşı yıllarında bazı okulların birkaç yıl hiç mezun vermediği bilinir. Bir yıl sonra, 1928'de kabul edilen yeni harfler ve ardından başlatılan okuma yazma seferberliği, bu tablonun değiştirilmesini hedefleyecekti.
Geçim yapısı da aynı ölçüde tek yönlüydü. Meslek sahibi 44.238 kişinin 36.857'si, yani yüzde 83,3'ü tarım ve hayvancılıkla uğraşıyordu. Sanayide çalışanlar 2.141, ticaretle uğraşanlar 2.062 kişiydi; bunları 1.739 asker, 441 memur, 320 serbest meslek sahibi, 98 posta ve telgraf mensubu ve 64 hâkim izliyordu. Toplam istihdamın yüzde yirmi dokuzunu kadınlar oluşturuyordu ve çalışan kadınların yüzde 96,8'i tarımdaydı. Tarımla geçinenlerin oranı en yüksek merkez ilçede, sanayide çalışanların oranı ise en yüksek Merzifon'daydı. Çalışanların toplam nüfusa oranı yüzde 38,5'te kalıyor, bağımlı nüfusun yükü bu dar istihdam tabanına biniyordu.
Durgun Yıllar: 1927-1950
Cumhuriyet'in ilk çeyrek yüzyılında Amasya şehri neredeyse yerinde saydı. 1927'de 12.824 olan kent nüfusu 1935'te 11.981'e düştü, 1940'ta 13.635'e çıktı, 1945'te 13.344'e geriledi ve 1950'de 14.470'e ulaştı. Yirmi üç yılda şehrin kazandığı nüfus yalnızca 1.989 kişiydi. Eren Şenol bu durgunluğu, şehir ekonomisini ayakta tutan gayrimüslim nüfusun savaş sırasında ve sonrasında kenti terk etmesine, il sınırının daraltılmasına, 1942 depremine ve 1948'deki sel felaketine bağlar. İlin toplam nüfusu aynı dönemde 114.884'ten 163.669'a çıktığı halde, il ve ilçe merkezlerinde yaşayanların payı yüzde yirmi beş civarından yüzde yirmi üçe gerilemişti; artış büyük ölçüde köylerde gerçekleşiyordu. Amasya'nın deprem coğrafyası ve Yeşilırmak'ın taşkınları, vadideki her büyüme döneminin hesaba katmak zorunda kaldığı iki tehlike olarak bu yıllarda da kendini göstermişti.
Nüfus artmadığı için yerleşim alanı da pek genişlemedi; değişiklikler daha çok felaketlerin ve tek tek kamu yatırımlarının sonucuydu. 1938'de şehir dışındaki Helvacı köyü kent sınırlarına katılarak Helvacı Mahallesi oldu. 1948 selinin ardından 1915 yangınından beri boş duran Yangın Yeri afetzedelere tahsis edildi ve bu alanda Yüzevler ve Fethiye mahalleleri kuruldu. Demiryolu ise şehrin kuzeye doğru ilk büyüme eksenini açtı. Tren istasyonunun 1927'de ulaşıma açıldığı belirtilir; hattın Samsun bağlantısı kimi kaynaklarda 1930 tarihiyle anılır. İstasyon, tarımsal değeri düşük bir arazi üzerine kurulmuştu, ancak ulaşım ve ticaretin sağladığı kolaylık çevresini kısa sürede cazip hale getirdi. Güneyindeki verimli toprakta Akbilek, kuzeyinde ise Hızır Paşa ve Şeyhcui mahalleleri bu çekim sayesinde oluştu. Şehrin bu yıllardaki görünümü, Gabriel'in 1934 tarihli kent planından izlenebilir; Şenol, kentin Cumhuriyet dönemi gelişimini izlediği haritaların başına bu planı koyar.
1950'den Sonra: Kurumlar, Sanayi ve Göç
1950'lerle birlikte tablo hızla değişti. İlin nüfusu 1950'de 163.669 iken 1955'te 227.044'e çıktı; beş yılda yüzde otuz dokuzluk bu sıçrama doğal artışla açıklanamaz ve il sınırlarının genişletilmesiyle ilişkilidir. Aynı yıllarda ilin idari haritası da yeniden çizildi. Erbaa'ya bağlıyken 1944'te ilçe olan Taşova, 1954'te Göynücek ve sonraki yıllarda Suluova Amasya'nın ilçeleri arasında yer aldı; Suluova'nın ilçe oluş tarihi bazı kaynaklarda 1957, bazılarında 1946 olarak verilir. Yeni ilçelerin kurulması merkez ilçenin köy nüfusunu azalttı, ama ilçe merkezlerini birer küçük kent haline getirdi. 1954'te Suluova'da üretime geçen Amasya Şeker Fabrikası ve Et Balık Kurumu tesisleri, şeker pancarı üretimini ve hayvancılığı teşvik ederek ovaya yoğun bir göç çekti ve fabrikanın çevresinde büyüyen yerleşim kısa sürede ilçe statüsü kazanacak kadar gelişti.
Amasya şehri de 1950'den sonra büyümeye başladı. 1950'de 14.470 olan kent nüfusu 1960'ta 28.525'e, 1970'te 36.646'ya ulaştı. Bu artışta il sınırlarının genişletilmesi, er eğitim tugayının kurulması, hizmet sektörüne yönelik devlet yatırımları ve kırdan kente göç belirleyici oldu. 1950'de kurulan Orman Bölge Müdürlüğü'nün binaları vadi tabanı ile yamacın kesiştiği noktaya, tarımsal değeri düşük bir araziye yapılmıştı; ancak kurum çalışanlarının oluşturduğu yapı kooperatifi verimli vadi tabanında 55 ev inşa etti ve Ayvasıl Bağları çevresinde yapılaşma başladı. Aynı yıl kurulan Amasya Er Eğitim Tugayı da yerini doğru seçmişti, fakat tugay ile şehir arasındaki düzenli ulaşım ve artan nüfus hareketi girişteki Yazı Bağları ile Orman Bağları'nı zamanla birer mahalleye dönüştürdü. 1950'lerde işletmeye açılan Sağıroğlu Kireç Ocağı, makineleşmeden önce üç yüzü aşkın işçi çalıştırıyordu; bu işçilerin yerleştiği Helvacı (Şehreküstü) Mahallesi önce yamaçlarda büyüdü, sonra düz ve verimli topraklara doğru yayıldı.
İl genelinde kentleşme oranı da yükselmeye başladı. İl ve ilçe merkezlerinde yaşayanların payı 1955'te yüzde yirmi iki iken 1960'ta yüzde yirmi yedi, 1970'te yüzde otuz iki, 1980'de yüzde otuz sekiz oldu. Köy nüfusu ise mutlak olarak artmayı sürdürdü ve 1980'de 213.210 ile en yüksek düzeyine ulaştı. Bu dönemde şehrin ve ilçe merkezlerinin büyümesi, köylerin boşalmasından çok, kırdaki fazla nüfusun bir bölümünün yakın merkezlere yönelmesiyle besleniyordu. Tarımla uğraşan nüfusa tarım dışından gelir elde etme imkânı sağlayan şey, büyük ölçüde idari işlevlerin gelişmesiydi; Şenol'a göre 1950'ye kadar tarımın en önemli ekonomik faaliyet olduğu ve tarım alanlarının korunduğu Amasya'da, bu tarihten sonra önem kazanan idari işlev kent nüfusunu artırmaya başlamıştı.
Göç Veren Bir İl
Türkiye'de kırdan kente göç 1950'lere kadar yavaş ve kademeli ilerlemiş, bu tarihten sonra büyük kitleler halinde hızlanmıştı. Tarımın makineleşmesi ve kır ile kent arasındaki ulaşımın kolaylaşması bu akımın başlıca itici güçleriydi. 1960'larda yoğunlaşan köyden kente göçün yerini 1970'lerin sonlarından itibaren kentten kente göç almaya başladı ve 1980'lerde büyük şehirlerin dışında kalan görece küçük şehirler de göç verir oldu. Amasya bu genel seyrin tipik bir örneğidir. İlin 1975-1980 döneminde aldığı göç 17.066, verdiği göç 24.434 kişiydi; net göç hızı binde eksi 24,5 olarak hesaplanmıştı. 1980-1985 arasında bu hız binde eksi 32,5'e indi.
En ağır kayıp 1985-1990 döneminde yaşandı. Bu beş yılda Amasya 20.273 kişi alırken 40.189 kişi verdi ve net göç hızı binde eksi 59,7'ye düştü. Sonuç sayımlara da yansıdı: 1985'te 358.289 olan il nüfusu 1990'da 357.191'e geriledi ve Cumhuriyet döneminde ilk kez bir sayımdan ötekine azalma görüldü. 1995-2000 döneminde net göç hızı binde eksi 26,8'e çekildiyse de il, yüzyılın sonuna kadar göç veren konumunu korudu. Bugünkü kayıtlar da Amasya nüfusuna kayıtlı olup il dışında yaşayanların başta İstanbul olmak üzere Kocaeli ve Bursa gibi sanayi merkezlerinde, Ankara'da, İzmir'de ve Samsun'da toplandığını gösterir. Köy nüfusu 1980'den sonra hızla eridi; 1990'da 194.647'ye, 2000'de 168.610'a indi.
Böylece yüzyılın sonunda kır ile kent arasındaki denge tersine döndü. İl ve ilçe merkezlerinde yaşayanların oranı 1990'da yüzde kırk altıya, 2000'de yüzde elli dörde yükseldi; 2000 sayımında il nüfusunun 196.621'i kentlerde, 168.610'u köy ve beldelerde yaşıyordu. Kilometrekareye düşen kişi sayısı 1927'deki yaklaşık 21'den 2000'de 64'e çıkmıştı. Bununla birlikte Amasya, il nüfusu büyüklüğünde gerilemeye devam etti; 1927'de 63 il arasında 51. sırada iken, 2000'de 81 il arasında 53. sıraya düştü. Göç edenlerin çoğu gençti ve bu durum yaşlanan bir nüfus yapısını, düşen doğurganlıkla birlikte, yeni yüzyıla devretti. Amasya'nın nüfus ve yerleşme coğrafyası, bu dönüşümün ilçe ve köy ölçeğindeki sonuçlarını bugün de taşır.
Vadiye Sığmayan Şehir
Amasya'nın kentleşmesini Türkiye'deki pek çok şehirden ayıran şey, büyümenin yöneleceği alanın doğa tarafından baştan sınırlanmış olmasıdır. Şehir, iki yanında 1.200 metreye yükselen kayalıklar arasında, yaklaşık 400 metre yükseltideki dar Yeşilırmak vadisine kurulmuştur. Bu yüzden dairesel bir yayılma yerine nehre paralel, doğrusal bir gelişme göstermiştir. Vadinin tabanı ise ilin en verimli topraklarıdır; tarım envanterinde belediye sınırları içindeki vadi tabanı "Birinci Derecede Önemli Tarım Arazisi" olarak sınıflandırılmıştır. Yüzyılın ikinci yarısında şehrin her büyüme adımı, bu verimli toprağın bir parçasının konuta, yola ya da kamu binasına dönüşmesi anlamına geldi. Tren istasyonu, Orman Bölge Müdürlüğü, Karayolları, DSİ, liseler, eğitim fakültesi, otogar, belediye ve hükümet binası gibi kamu yapılarının büyük bölümü bu birinci sınıf tarım arazileri üzerinde yükseldi.
İmar planlarının kronolojisi kaynaklarda farklı aktarılır. Şenol, kentin gelişimini Gabriel (1934), Demiray (1954), Beyru (1966) ve Yeltman (1981) tarafından çizilen planlar ile 1953, 1969 ve 1989 tarihli hava fotoğrafları üzerinden izler. Yaşar Bahri Ergen ve Mustafa Ergen ise ilk imar planının 1945'te hazırlandığını, 1965'te mimar Rauf Beyru tarafından revize edildiğini ve son kapsamlı planın 1985'te yüksek mimar Fahri Yetman tarafından hazırlanıp Bayındırlık ve İskân Bakanlığı'nca onaylandığını belirtir. 1970'lerde ve 1980'lerde şehir merkezindeki tarihî doku koruma altına alındı. Yetman'ın plan raporuna göre tarihî merkezdeki 210 tescilli eserin 145'i konut niteliğindeydi ve bu bölge sit alanı olarak korunuyordu. Yalıboyu evlerinin bulunduğu bu dokunun korunması, artan nüfusun konut ihtiyacını vadinin daha geniş kesimlerine yöneltti.
1970'te 36.646 olan kent nüfusu 1990'da 57.288'e ulaştı. Bu artışta eğitim alanındaki devlet yatırımları, özel sektörün kurduğu sanayi tesisleri, karayolu ulaşımındaki gelişmeler ve turizme yönelik teşvikler etkili oldu. Yeni konut alanı arayışı, 1981'de hazırlanan imar planıyla kent çevresindeki tarım alanlarının imara açılmasıyla sonuçlandı. Meyve ağaçlarıyla kaplı Ahır Önü, Kirazlıdere Bağları, Bahçeleriçi Bağları, Filingir ya da Frenkler Bağları ve İltekin Bağları yerleşim alanına dönüşmeye başladı; yaklaşık iki kilometrekarelik birinci derece tarım arazisi bu dönemde amacı dışında kullanıldı. Plan raporu, 1935-1980 arasında kent nüfusunun 11.981'den 48.010'a çıktığını kaydediyor ve 2000 yılı için 90.000 kişilik bir nüfus öngörüyordu. Ortalama hane büyüklüğü 4,5 kişi kabul edilerek bu nüfus için 20.000 konut gerektiği hesaplanmıştı. Güneyde Tokat yolu üzerindeki Helvacı çevresinde cezaevi, askerî birlikler ve meyve suyu fabrikasının yanında sekiz ila dokuz bin kişilik yeni konut alanları, kuzeyde Samsun yolu ile Tersakan Çayı arasında hektarda ortalama 150 kişilik yoğunlukla dört buçuk ila beş bin kişilik kooperatif alanları planlanmıştı.
Plan, taşkın ve kaya düşmesi riski taşıyan yerlerde yapı yasağı ve Yeşilırmak kıyısında bir yeşil kuşak da öngörüyordu. Ne var ki gerçekleşen büyüme, planın ölçülerini kısa sürede aştı. Kent nüfusu 1997'de 70.112'ye, 2000'de 74.393'e ulaştı; 1990'dan 2010'a uzanan yirmi yılda yaklaşık beş kilometrekarelik birinci derece tarım arazisi daha yerleşim alanına dönüştü. 1993'te şehrin yaklaşık on kilometre güneyinde, yine verimli toprak üzerinde Küçük Sanayi Sitesi kuruldu ve yol boyunca tek tük konutlar belirmeye başladı. 1990'dan sonra Göllü Bağları mevkiinde elektrik dağıtım şirketi, emniyet müdürlüğü ve jandarma komutanlığı binalarının yapılması, aynı sürecin yeni bir halkası oldu. Yaşar Bahri Ergen'e göre 1980'den sonra alan genişlemeden yapı yoğunluğu yüzde altmış arttı ve şehir, yeşil alan, otopark ve sosyal donatı bakımından taşıyabileceğinin üstünde bir yükle yeni yüzyıla girdi.
Yüzyılın Sonunda Amasya
2000 sayımı, yüzyıl boyunca süren dönüşümün dengesini ortaya koyar. Merkez ilçenin 133.207 kişilik nüfusunun 74.393'ü şehirde, 58.814'ü köylerde yaşıyordu. Merzifon ilçe merkezi 45.613, Suluova ilçe merkezi 42.715 kişilik birer kent olmuştu; 1927'de ilin yalnızca üç ilçe merkezi varken, yüzyılın sonunda yedi ilçe merkezi ilin kentli nüfusunu paylaşıyordu. Tarımın yanı sıra sanayi ve hizmet sektörlerinin gelişmesi, şehrin ekonomik tabanını çeşitlendirmişti. Yine de il, nüfus bakımından yüzyılın son çeyreğinde neredeyse yerinde saymış, büyümesini doğal artıştan çok kırdan merkezlere yönelen iç hareketle sürdürmüştü. 1927'de dörtte üçü köylerde yaşayan bir ilin, 2000'de yarısından fazlasını kentlerde barındırır hale gelmesi, Amasya'nın yüzyıllık kentleşme serüveninin en kısa özetidir.
Yeni yüzyılın başında bu tabloya bir unsur daha eklendi. 2006'da kurulan Amasya Üniversitesi, Türkiye'nin dört bir yanından gelen öğrencilerle şehrin nüfusunu gençleştirdi; öğrenci nüfusu ticareti, konut piyasasını ve kültürel hayatı doğrudan etkiledi. Bununla birlikte birçok Anadolu şehri gibi Amasya da eğitim ve iş imkânları için büyük şehirlere yönelen genç nüfusun kaybını yaşamaya devam etti. Kentleşmenin en büyük sınavı ise tarihî dokuyu koruyarak büyüyebilmekti. Yeşilırmak vadisinin dar coğrafyası yapılaşmayı sınırlayan doğal bir çerçeve oluşturmuş, yalıboyu evlerinin bulunduğu tarihî merkez koruma altına alınırken yeni yerleşim alanları vadinin daha geniş kesimlerine doğru gelişmişti. İmar planları ve koruma düzenlemeleri modern ihtiyaçlar ile tarihî mirası dengelemeye çalıştı; şehir böylece kimliğini büyük ölçüde muhafaza etti, ama bu dengenin bedelini vadinin bağları ve meyve bahçeleri ödedi.
Kronoloji
1915: Şehirde çıkan büyük yangın merkezde "Yangın Yeri" denilen geniş bir boş alan bırakır.
30 Ocak 1923: Türk-Yunan ahali mübadelesi sözleşmesi imzalanır; aynı yıl Amasya'ya ilk 260 muhacir yerleştirilir.
1924: Samsun'dan 5.081 göçmen daha sevk edilir; Amasya 20 Nisan 1924'te il olur.
28 Ekim 1927: İlk genel nüfus sayımı yapılır; il nüfusu 114.884, şehir nüfusu 12.824 olarak tespit edilir.
1927-1930: Tren istasyonu ulaşıma açılır; Samsun demiryolu bağlantısı tamamlanır.
1935: Şehir nüfusu 11.981'e geriler.
1938: Helvacı köyü kent sınırlarına katılarak mahalle olur.
1942: Amasya depremi; şehrin nüfus artışını yavaşlatan etkenler arasında sayılır.
1948: Sel felaketi; Yangın Yeri afetzedelere tahsis edilir, Yüzevler ve Fethiye mahalleleri kurulur.
1950: Orman Bölge Müdürlüğü ve Er Eğitim Tugayı kurulur; şehir nüfusu 14.470'tir.
1954: Suluova'daki şeker fabrikası üretime geçer; Göynücek ilçe olur.
1955: İl nüfusu 227.044'e sıçrar.
1970: Şehir nüfusu 36.646'ya ulaşır.
1981: Yeni imar planıyla kent çevresindeki bağ ve bahçeler imara açılır.
1985-1990: Net göç hızı binde eksi 59,7'ye düşer; il nüfusu ilk kez azalır.
1993: Küçük Sanayi Sitesi kurulur.
2000: Şehir nüfusu 74.393'e ulaşır; il nüfusunun yüzde elli dördü kentlerde yaşar.
2006: Amasya Üniversitesi kurulur.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Başbakanlık İstatistik Umum Müdürlüğü, 1927 Umumi Nüfus Tahriri, Fasikül I-III, Ankara 1929.
Akademik çalışmalar
- Yılmaz, Y. ve Karadeniz, V., "Türkiye Cumhuriyeti'nin İlk Genel Nüfus Sayımına Göre Amasya İlinin Demografik Yapısı", Oltu Beşeri ve Sosyal Bilimler Fakültesi Dergisi, 2/1 (2021), s. 36-51.
- Balcı, S., "1923 Tarihli Türk-Rum Nüfus Mübadelesinin Amasya'nın Demografik Yapısına Etkisi", s. 39-49; ayrıca Balcı, S., Cumhuriyet Döneminde Amasya (1923-1950): İdari, Siyasi, Sosyal ve Kültürel Yapı, doktora tezi, Atatürk Üniversitesi, 2014.
- Şenol, E., "Amasya Kentinin Cumhuriyet Dönemi Mekânsal Gelişimi ve Tarım Alanlarının Amaç Dışı Kullanımı", Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, 7/30 (2014), s. 229-242.
- Ergen, Y. B., "Amasya'nın Kentleşme Problemleri", Trakya Üniversitesi Mühendislik Bilimleri Dergisi, 18/2 (2017), s. 113-119.
- Kızılaslan, N. ve Arslan, F., "Kırsaldan Kente Göç Hareketlerinin Nüfusun Cinsiyet ve Eğitim Faktörlerine Etkisi (Amasya İli Örneği)", Gaziosmanpaşa Bilimsel Araştırma Dergisi, 11/3 (2022), s. 147-158.
Resmî kaynaklar
- Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Amasya İl Müdürlüğü, "Nüfus" (1927-2010 şehir ve köy nüfusu tablosu).
- Amasya Valiliği, Nüfus; Orta Karadeniz Kalkınma Ajansı, Amasya nüfus verileri.
Diğer kaynaklar
- Ergen, Y. B. ve Ergen, M., "Amasya'nın Kentleşme Dinamikleri: Topografya ve Nehir Topoğrafyası Tarafından Şekillenen Doğrusal Kent Gelişimi", SPLANDES, 5/1 (2025).
- "Amasya", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 3. islamansiklopedisi.org.tr
- "Amasya" ve "Amasya (il)", Vikipedi (sayım yıllarına göre il, ilçe ve şehir nüfusu tabloları). tr.wikipedia.org
Çevrimiçi kaynaklar









