Amasya'nın İlhanlı çağı çoğunlukla valilerin, noyinlerin ve isyanların hikâyesi olarak anlatılır. Oysa şehrin bu yüzyıldaki gündelik gerçeği, vergi kayıtlarında, darphanenin tezgâhında, kıtlık yıllarının fiyat listelerinde ve vakıf gelirlerinin dağıtıldığı defterlerde saklıdır. Yeşilırmak vadisinin dar şeridine sıkışmış bu şehir, 1243 Kösedağ yenilgisinden sonra Moğol mali düzeninin içine girmiş, bir yandan ağır yükümlülüklerin altında ezilmiş, bir yandan da doğu-batı ticaretinin yeniden güvenli hâle gelmesinden pay almaya çalışmıştır. Bu yazı yalnızca iktisadi cepheyi, yani paranın, ticaretin, verginin ve üretimin Amasya'daki izini ele alır; dönemin siyasi olayları İlhanlı Amasyası'nın tarihinde ayrıca anlatılmıştır.
Moğol Egemenliği ve Mali Çerçeve
Kösedağ Savaşı'ndan sonra Selçuklu Devleti Moğollara bağlı bir vergi mükellefi hâline geldi. Hülegü'nün İran'da kurduğu İlhanlı yönetimi Anadolu'yu başlangıçta iki Selçuklu kardeşin, II. İzzeddin Keykavus ile IV. Rükneddin Kılıçarslan'ın idaresine bıraktı; ülkenin toplam vergi yükü ise Tebriz'e gönderilecek yıllık bir yükümlülükle sabitlenmişti. Selçuklu kaynaklarına göre bu yükümlülük yirmi tümen nakit paranın yanında 500 parça Antalya kumaşı, altın işlemeli kap kacak, 500 iğdiş at ve 500 katır gibi aynî kalemlerden oluşuyordu. Amasya bu yıllarda Selçuklu idaresindeki vilayet merkezlerinden biriydi. Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn'in aktardığına göre Kılıçarslan'ın hem Amasya'da hem de o sırada Gümüş Pazarı diye anılan bugünkü Gümüşhacıköy'de birer darphanesi vardı; Gümüş'te basılmış sikkeler ele geçmiş, kasabadaki Darbhâne Mahallesi'nin adı da bu devirden kalmıştır.
Anadolu'daki düzenli Moğol mali teşkilatı ancak Abaka zamanında, 1277 Elbistan yenilgisinden sonra kurulabildi. Memlük baskısı ve Altın Orda'nın kuzeyden yayılması Anadolu'nun doğrudan yönetilmesini zorunlu kılmış, Abaka da vezir Şemseddin Cüveynî'yi ülkenin gelirlerini Moğol maliyesine göre yeniden düzenlemek üzere göndermişti. Bu dönemde "Nâib-i Saltanat-ı Memâlik-i Rûm" ve "İstîfâ-i Memâlik-i Rûm" gibi makamlar oluşturuldu. Cüveynî'nin vergileri herkesin gelirine göre yeniden tarh ettiği, hukuka aykırı vergi alınmamasını ve müsadere uygulamasının kaldırılmasını emreden talimatnameler gönderdiği, o zamana kadar düzenli toplanamayan tamga vergisini muntazam hâle getirdiği anlatılır. Ancak kurulan düzen yüzeysel kaldı ve çok geçmeden talan ekonomisi yeniden başladı.
Vergi Türleri ve Amasya'ya Yansıması
İlhanlı yönetimi tebaasından başlıca üç vergi alırdı. Kılan (gılan) toprak sahiplerinden ürün üzerinden, kopçur göçebelerden ve hayvan besleyenlerden sürü üzerinden toplanırdı; yüz hayvandan birinin alındığı belirtilir, küçük sürü sahipleriyle âlimler, hastalar, yaşlılar, çocuklar ve muhtaçlar kopçurdan muaf tutulurdu. Tamga ya da bac ise şehirlilerden, özellikle tüccarlardan ve taşınan malın değerine göre alınan ticaret vergisiydi. Bunlara bir de niteliği tam bilinmeyen, belki tamgaya eşdeğer olan baliş eklenirdi. Bu vergiler İlhanlılar'ın en büyük gelir kaynağını oluşturuyor, kopçur ve tamga adları sonraki yüzyıllarda Karakoyunlu, Akkoyunlu ve Osmanlı mali sisteminde de yaşıyordu. Kervanların güvenliğini sağlamakla görevli kavransa adlı memurlar ve yol muhafızları ile Gazan Han zamanında yeniden düzenlenen yam haberleşme teşkilatı, ticaret yollarının işleyişini destekliyordu. Verginin ölçeğini gösteren bir örnek olarak Ayas'tan Erzurum üzerinden Tebriz'e giden kervan yolunda bir hayvan yükü mal için 153 dirhem vergi alındığı, güvenliği sağlayan görevliye ayrıca 50 dirhem ödendiği, toplam gümrük bedelinin 203 dirhem tuttuğu kaydedilir. Bu rakamlar Amasya'ya değil genel kervan hattına aittir, fakat Moğol ticaret vergisinin büyüklüğü hakkında fikir verir.
Amasya'da bu düzenin nasıl işlediğine dair en canlı anlatım, Hüsameddin'in Arapça tarih kitaplarından aktardığı kayıtlardadır. Muîneddîn Süleyman Pervâne'nin nüfuzlu olduğu yıllarda Anadolu nâzırı Alıcak Noyin'in kethüdası Zogay, Merzifon'daki çiftliğinde oturur, servet biriktirmek için halka yeni ve ağır resimler yüklerdi. Her ferde konan şehir vergisini yeni doğan çocuklara kadar genişletmiş, vergi parasını ödeyemeyen yoksulların çocuklarını üç akçeye alıp köle ve câriye olarak Mısır tüccarlarına satmıştı. Hüsameddin, Mısır sultanı el-Melikü'l-Mansûr Hüsâmeddîn Lâçin'in de Zogay'ın alıp sattığı kölelerden biri olduğunun söylendiğini not eder. Halkın Abaka Han'a şikâyetleri bu yüzden "yağmur gibi" yağıyordu. Merzifon çevresinde bugün Zogu Nahiyesi adıyla anılan yer, bu çiftliğin adını taşır.
Abaka'nın Memlükler karşısında savaş hazırlığı yaptığı 1280 dolaylarında yük daha da ağırlaştı. Bedreddin el-Aynî'den aktarılan ifadeye göre Moğol ordusunun levazımını taşıyacak hayvan bulunamadığı için Müslüman halk arabalara öküz yerine koşuldu; yoksullardan tahsil edilecek nakit kalmayınca vergi karşılığında erkek çocuklar beşer, kız çocuklar üçer dirheme köle olarak alındı. Aynı yıllarda Amasya valiliği, ölen Seyfeddin Torumtay'ın torunu Nasıreddin Muhammed Bey'e geçmişti; Hüsameddin'e göre genç yaştaki bu vali, şart-ı vâkıf gereği Torumtay vakfının da mütevellisiydi. Bu ayrıntı, valilik ile vakıf yönetiminin bir arada yürüdüğünü ve şehrin mali gücünün önemli bir bölümünün vakıf gelirlerinde toplandığını gösterir.
Gazan Han Reformları ve Amasya Emareti
Argun ve Geyhatu dönemleri Anadolu için mali çöküşün yılları oldu. Selçuklu devletinin son büyük vezirlerinden Fahreddin Ali'nin yerine İranlı müstevfî Fahreddin Kazvini getirildiğinde, yanındaki kalabalık memur grubu Anadolu'yu hızla soydu. Aksarayî, Tatar masrafına ayrılan vergilerden sonra halkta yakacak bir mumun bile kalmadığını, ahalinin borca başvurduğunu yazar. Geyhatu'nun saltanatında devlet hazinesi savurganlıkla boşaldı, hayvan salgınları üretimi vurdu ve 1294'te Çin'den örnek alınan kâğıt para Tebriz ve başka şehirlerde dolaşıma sokuldu. Uygulama başarısız kaldı, ticaret zayıfladı ve iki ay gibi kısa bir sürede vazgeçildi.
1295'te tahta çıkan Gazan Han tabloyu düzeltmeye çalıştı. Boş arazilerin ikta yoluyla ekilebilir hâle getirilmesi, eksik ağırlıklı paraların toplatılıp yeniden bastırılması, vergi memurlarının baskısına son verilmesi ve her köyün ne kadar vergi ödeyeceğinin herkese ilan edilmesi bu programın başlıca kalemleriydi. 22 Şubat 1304 tarihli ferman, vergi miktarlarının taşa, tahtaya veya bakır levhaya yazılıp camilerin kapılarına ve minarelerine asılmasını emrediyordu. Köylüden alınacak vergi iki taksitle, Nevruz'u izleyen yirmi gün içinde ve 22 Eylül ile 12 Ekim arasında ödenecekti. Gazan zamanında basılan sikkelerin üzerinde Moğolca "Tengriyin küçündür" (Tanrı'nın gücüyle) ibaresi, Arapça ve Tibetçe yazılarla birlikte yer alıyordu. Reşidüddin'in aktardığına göre reformlar para ayarında da bir düzelme getirmiş, yerlerini terk edenlerin bir bölümü köylerine dönmüş, devlet gelirleri artmıştı.
Hüsameddin bu düzenlemenin Amasya'daki karşılığını da kaydeder. Ona göre Gazan, Selçuklu saltanatını kaldırınca Anadolu'yu dört bölüme ayırdı ve her bölüme yılda on beş tümen vergi bağladı; dipnotta bir tümenin on bin dinar, toplamın yüz elli bin dinar olduğu belirtilir. Amasya emareti, Pervane Süleyman Bey'in oğlu Azîzeddin Muhammed Bey'e "mültezim şeklinde", yani vergiyi toplama hakkını üstlenen kişi olarak verildi. Valinin yetki alanı Sinop dahil Kızılırmak havzasını kapsıyor, Hüsameddin bu bölgeyi "Eyâlet-i Rûmiyye" diye adlandırıyordu. Anlatısına göre dört emir de kendi bölgesinde bağlanan miktarın iki, hatta dört katını toplamaya başladı; bir pay İlhanlı hazinesine, bir pay nâzıra, bir pay devlet erkânına gidiyor, kalanı valinin elinde kalıyordu. Aynı bölümde İbn Bîbî'ye dayanılarak, bu bölgenin buna rağmen öteki bölgelere göre nispeten müreffeh olduğu da kaydedilir.
Gazan zamanında tahsildarlık işi güvenilir ellerde kalmadı. Anadolu'nun vergi toplama görevi, Amasya ve Samsun için Kemaleddin Tiflisi olmak üzere, her bölgeye gönderilen tamahkâr şahıslara verildi. Bunlar yüklenen miktardan fazlasını toplamaya ve yeni vergiler koymaya başlayınca halk köylerini bırakıp kaçtı, boşalan köyler üretimin durmasına yol açtı. Sonraki yıllarda da kötü uygulama sürdü. Olcaytu devrinde, 1312'de, sahib-i divan Lakuşi Erzurum'dan Antalya'ya, Sinop'tan Diyarbekir'e uzanan topraklarda aşırı vergi topladı, devlete ait toprakları üst düzey görevlilere sattı ve sonunda hak ettiği akıbete uğradı. Hüsameddin'in Amasya valisi olarak andığı Şemseddin Ahmed Lâkûşî ile bu sahib-i divanın aynı kişi olması muhtemeldir; ancak kaynaklar bu özdeşliği açıkça belirtmez.
Para ve Amasya Darphanesi
Amasya'nın darphane geleneği İlhanlı çağından eskiye gider; Selçuklu devrinde Kılıçarslan'ın Amasya ve Gümüş Pazarı'ndaki darphanelerinden söz edilir. İlhanlı döneminde bu geleneğin sürdüğünü gösteren en açık kanıt, Hüsameddin'in kendi koleksiyonuna giren gümüş sikkedir. Sikkenin yüzünde kelime-i tevhid, kenarında "Duribe bi-Amâsiyye" ibaresi (Amasya'da basılmıştır), arkasında ise Moğol yazısıyla "Gazân Mahmûd" okunuyordu. Hüsameddin, Gazan Han'ın Amasya'daki sultanî darphanede altın ve gümüş sikke bastırdığını, bunun Meskûkât-ı Atîka Kataloğu'ndan da anlaşıldığını yazar. Bir şehirde darphanenin bulunması, şehrin idari ve iktisadi önemini gösteren bir işaretti; Amasya'nın Yeşilırmak vadisi ile Gümüş çevresindeki madenlere yakınlığı bu seçimi kolaylaştırmış olmalıdır.
İlhanlı sisteminde para birimleri dinar ve dirhemdi. Dinarın değeri içerdiği altın oranına göre değişiyordu; Gazan, eksik ağırlıklı paraları toplatarak bu karışıklığı gidermeye çalıştı. Amasya'daki kıtlık fiyatları da dirhemle kaydedilmiştir. Hicri 718'de (1318-19) Amasya'yı yöneten İşboğa Noyin zamanında yaşanan kıtlıkta, Aynî'nin aktardığına göre, insanlar ölü hayvan ve köpek etlerini bile yemek zorunda kalmış, bu etler de pahalandığı için çocuklarını satarak para bulmuşlardı. Hükümet alışverişte hileyi önlemek için oğlan çocuğuna on, kız çocuğuna sekiz dirhem fiyat koymuştu. Daha önce 1286-87'deki kıtlıkta da kedi, fare ve köpek etleri bile azalmış, koyun, keçi ve öküz eti narha bağlanmıştı. Bu kayıtlar, İlhanlı devrinde fiyatların resmî olarak belirlendiğini gösterdiği kadar, ekonomik yıkımın boyutunu da ortaya koyar.
Sikkenin Siyasi Anlamı
Ortaçağda sikke yalnız ödeme aracı olmaz, aynı zamanda egemenliğin ilanıydı; kendi adına hutbe okutup sikke kestiren yönetici fiilen bağımsızlığını açıklamış sayılırdı. Anadolu valisi Emir Çoban'ın oğlu Demirtaş 1322'de bunu yaptı, ancak girişimi kısa sürede bastırıldı; Kayseri, Kırşehir, Aksaray ve Samsun adlarının geçtiği bazı gümüş sikkelerin ona ait olabileceği düşünülür. Ebu Said'in 1335'teki ölümünden sonra Eretna Bey Anadolu'da kendi iktidarını kurarken, İlhanlı hanedanının kuklası konumundaki son hanlar adına da sikke bastırdı. Muhammed Han adına 738 (1337-38) tarihli sikkelerin darp yerleri arasında Amasya da bulunur; Ankara, Bayburt, Erzurum, Kayseri, Kırşehir, Maden, Samsun, Sivas ve Tokat da aynı listededir. Eretna 1338'den 1343'e kadar ayrıca Memlük sultanı adına hutbe okutup sikke kestirmeyi kabul etmişti. Böylece Amasya darphanesi, Moğol otoritesinin dağılması sırasında da çalışmayı sürdüren merkezlerden biri olarak görünür; paranın üzerindeki isimler, şehrin değişen siyasi bağlılıklarının sessiz bir kaydıdır.
Ticaret Yolları ve Amasya'nın Yeri
İlhanlı barışı Anadolu ticaretine iki yönde etki yaptı. Doğu-batı yönündeki güvenlik, kervanların Akdeniz'den Çin'e kadar daha rahat işlemesini sağladı; İtalyan tüccarlar Tebriz'de koloniler kurdu, Ceneviz hükümeti 1270 ve 1300'de Tebriz ve Sivas'ta ticari konsolosluklar açtı. Aynı yıllarda Moğol baskısı Selçuklu tüccar sınıfını ortadan kaldırdı ve Anadolu halkının alım gücünü vergilerle eritti. Ahmet Tabakoğlu, XIV. yüzyıl başındaki düşük fiyatları ve mal bolluğunu refah işareti sayan Zeki Velidi Togan ile Fuad Köprülü'ye karşı çıkar; ona göre düşük fiyatlar talebin çökmesini, bir tür depresyonu yansıtıyordu. İki yorumun farkı Amasya için de önemlidir, çünkü şehrin canlılığını tek yönde okumak kaynakların izin verdiğinden fazlasını söylemek olur.
İlhanlı ticaret ağı Tebriz merkezliydi ve en işlek hatlar Doğu Anadolu'dan geçiyordu. Trabzon'dan Erzurum üzerinden Tebriz'e, Ayas'tan Kayseri ve Sivas üzerinden Erzincan ve Erzurum'a giden yollar öne çıkıyor, birçok güzergâh Sivas'ta birleşerek Tebriz'e uzanıyordu. Erzurum, Erzincan, Harput, Niksar, Sivas ve Kayseri önemli ticaret merkezleri hâline geldi. Memlük-İlhanlı çatışması Antalya ve Alanya gibi güney limanlarının ticaretini zayıflatmış, Ceneviz kontrolündeki Boğazlar öne çıkınca Antalya ve Sinop ana güzergâhın dışında kalmıştı. Bu tabloda Amasya, ana transit hattının doğrudan üzerinde değil, ona bağlanan kuzey kollarının, yani Sivas ve Tokat ile Karadeniz kıyısındaki Samsun ve Sinop arasındaki bağlantının üzerindeydi. Hüsameddin'e göre Sinop, Pervane Süleyman Bey'in ıktâ'ıydı ve onun adına Emîneddîn Mikâ'îl Bey tarafından idare ediliyordu; Amasya valiliğinin Gazan döneminde Sinop'u da kapsaması, şehrin yönetim bakımından Karadeniz kıyısına bağlı olduğunu gösterir. Eldeki kaynaklarda Amasya'ya ait ayrı bir gümrük geliri veya tüccar sayımı yoktur. Bu nedenle şehrin ticari kimliği, bölge ekonomisi içindeki yerinden çıkarılan dolaylı göstergelerle tarif edilebilir.
Hamdullah Müstevfî'nin 1336 yılına ait İlhanlı bütçesini veren eserinden anlaşıldığına göre Anadolu'nun (Memâlik-i Rûm) toplam vergi geliri 5.645 bin dinar tutuyordu; yalnız Konya ve Sivas'ın geliri 1.385 bin dinara ulaşırken Erzurum, Erzincan, Tokat, Niksar, Akşehir, Diyarbekir ve Kayseri gibi şehirlerin vergisi 150 bin dinara kadar çıkıyordu. Başvurulan kaynaklarda Amasya için ayrı bir rakama rastlanmadı. Anadolu'nun toplam vergi geliri Moğol işgalinden önce yaklaşık 27 milyon dinar iken sonrasında bunun yaklaşık dörtte birine düşmüş, 1350'lerde yazılan Risale-i Felekiye ise 3 milyon dinar rakamını vermişti. Hamdullah, Gazan döneminde İran'ın gelirinin 17 milyon dinardan 21 milyon dinara yükseldiğini yazar; Anadolu'da da benzer bir yükselişin yaşandığı düşünülür, ama gelirler Moğol öncesi düzeyin yarısına bile ulaşamadı.
İbn Battuta'nın Gördüğü Amasya ve Gümüş Madenleri
İlhanlı çağında Amasya'yı gezgin gözüyle anlatan en değerli kaynak İbn Battuta'dır. Seyyah 1332-33 yıllarında Sivas'tan Amasya'ya uğradı ve şehri ortasından büyük bir ırmağın (Yeşilırmak) aktığı, çevresi bağ ve bostanlarla kaplı, meyveli ve ağaçlı bir yer olarak tarif etti. Bu betimleme, şehrin tarım ekonomisinin vadi bahçelerine dayandığını doğrular. İbn Battuta bundan sonra Sonisa'da bir Rifâî tekkesinde kaldı ve Gümüş denilen yere geçti. Gümüş'ü gümüş madenleriyle ünlü, büyük, bakımlı ve kalabalık bir yer olarak anlatır; iki günlük mesafede sarp dağların yükseldiğini, şehre Irak ve Şam'dan tüccarların geldiğini kaydeder ve Ahî Mecdüddîn Tekkesi'nde üç gece konuklanır. Orada Eretna Bey'in vekiliyle tanışmış, ondan yol harçlığı almıştır. Bazı araştırmacılar bu yeri Gümüşhane sanmıştır; ancak Gümüşhane'nin yerleşim tarihi XV. yüzyıla gittiği için Selçuklu ve beylikler döneminde gümüş madeni işletilen yerin bugün Amasya'ya bağlı Gümüşhacıköy olduğu görüşü daha makul bulunur. Hüsameddin de Gümüş Pazarı'ndaki Selçuklu darphanesinden ve Darbhâne Mahallesi'nden söz etmişti; böylece maden, darphane ve Irak-Şam tüccarı aynı bölgede bir araya gelir.
İbn Battuta'nın Ahî tekkelerindeki konukluğu, çarşı esnafının örgütlü yapısına da ışık tutar. Anadolu'da Ahîler hem zanaatkâr birliği hem de konuk ağırlayan, şehrin düzenini koruyan bir teşkilâttı; seyyah Kayseri'de bu örgütün hükümdarın bulunmadığı zamanlarda şehri idare ettiğini yazar. Gümüş'teki zaviye, Amasya çevresinde de bu esnaf düzeninin işlediğini düşündürür. Dokuma, deri, maden ve gıda üretiminde çalışan zanaatkârların aynı çerçevede örgütlendiği varsayılabilir, ancak kaynaklar İlhanlı çağı için meslek dallarına göre ayrıntılı bilgi vermez.
Vakıflar ve Darüşşifa
Moğol baskısına rağmen Amasya'da vakıf kurumları işlemeye devam etti ve şehrin iktisadi hayatında süreklilik sağladı. Bunların en önemlisi, kapısındaki kitabeye göre Hicri 708'de (1308-09) Olcaytu Han ve eşi Ilduş (Yıldız) Hatun devrinde, Hatun'un kölesi Anber b. Abdullah tarafından yaptırılan Darüşşifa'dır. Yapı medrese planında, açık avlulu ve iki eyvanlıdır; on bir hücresi vardır ve taçkapısı Selçuklu taş süslemeleriyle bezelidir, kilit taşında diz çökmüş bir insan figürü dikkat çeker. Vakfın geliri zengindi; mütevelli, hekimler ve yardımcıları, eczacı, kapıcı, çamaşırcı, aşçı ve hizmetlilerden oluşan geniş bir kadro bu gelirle çalışıyordu. Vakfiyede vakfeden olarak Anber b. Abdullah'ın adı yer alır. Eski kayıtlarda yapı ise Alâeddin, Alâeddin Ali ve Pervane Bey Darüşşifası diye de geçer; Hüsameddin bunu, bânilerin vakfı düzenlemeden ölmesi ve vakfiyeyi Alâeddin Ali Pervane Bey'in tanzim etmesiyle açıklar. Osmanlı döneminin tanınmış hekimlerinden Sabuncuoğlu Şerefeddin'in, yapıda on dört yıl çalıştığı ve "Cerrahiyye-i İlhâniyye" adlı eserini burada yazdığı belirtilir.
Torumtay vakfı da bu çerçevede önem taşır. Vakıf, kurucusunun torununa şart-ı vâkıf gereği mütevellilik bırakıyordu ve Hüsameddin'in kayıtlarına göre bu görev Osmanlı döneminde de sürdü. Hicri 701 tarihli bir vakıfnamede ise Amasya'daki bir türbenin evkâfının düzenlendiği anlaşılır. Mevlevîhâne'nin binası ve evkâfı da Alâeddîn Ali Pervâne Bey tarafından Hicri 714'te (1314-15) düzenlenmişti; aynı kayıtlar Mevlevîler'in Amasya'da daha 675 yılından beri bulunduğunu gösterir. Vakıflar yalnızca dinî ve sosyal kurum olarak değil, mülk, dükkân ve gelir kaynağı olarak da çalışıyordu. Vakıf gelirlerinin tam kapsamı için elde ayrıntılı belge yoktur, ama bu kurumlar şehrin Moğol vergi baskısı altında bile ayakta kalmasını sağlayan başlıca düzenlerdendi.
İstikrarsızlık ve Hanedan Sonrası Ekonomi
Gazan'ın reformlarının ardından kurulan düzen kalıcı olmadı. Ebu Said döneminde bazı bölgelerde ölçü ve ağırlıklarda düzenleme yapıldı, ancak vergi yükü hafiflemedi. Ani'de ve Ankara Kalesi'nde bulunan Ebu Said dönemi kitabeleri, devletin belirlediği kopçur ve buğday miktarının halkça fazla bulunduğunu, yasa dışı aşar ve kopçur isteyenlere beddua edildiğini kaydeder. Bu belgeler Amasya'ya ait olmasa da Orta ve Doğu Anadolu'da aynı sorunların yaşandığını gösterir. Bazı yerlerde halkın vergi tahsildarlarından korunmak için yer altına sığındığı, Ermeni kaynaklarında ise nüfusun dağlara çekildiği bildirilir. Hamdullah, Vilayet-i Ermen'in gelirinin 2 milyon dinardan 1336'da 390 bin dinara indiğini yazar. Ebu Said'in 1335'teki ölümüyle İlhanlı merkezi çökünce, Amasya'nın vergi ve para işleri yerel güçlerin eline geçti.
Buna rağmen şehrin iktisadi ağırlığı yok olmadı. Vadi tarımı, madenler, darphane, vakıflar ve Karadeniz ile Sivas arasındaki konumu, Amasya'nın sonraki yüzyıllarda Osmanlı'nın darphane ve sancak merkezi olarak yükselmesinin altyapısını oluşturdu. Hüsameddin'in aktardığına göre Hicri 824'te (1421) darphane eminliği yapan bir görevli Yörgüç Paşa adına da burada padişah emriyle sikke kesmişti. İlhanlı yüzyılı bu bakımdan yıkımın ve kesintinin dönemi olduğu kadar, kurumların birbirine bağlandığı bir geçiş çağı olarak da okunmalıdır.
Kronoloji
1243: Kösedağ Savaşı; Selçuklu Devleti Moğol vergi yükümlülüğü altına girer.
1256: Hülegü'nün İran'da kurduğu İlhanlı Devleti.
1277: Elbistan yenilgisi; Abaka, Anadolu'nun mali işlerini düzenlemek üzere Şemseddin Cüveynî'yi gönderir.
1280-81 (H. 679): Torumtay'ın torunu Nasıreddin Muhammed Bey Amasya valisi ve Torumtay vakfı mütevellisi olur.
1286-87 (H. 685): Kıtlık; kedi, fare ve köpek etleri bile azalır, etler narha bağlanır.
1294: Geyhatu zamanında kâğıt para uygulaması; iki ay içinde terk edilir.
1295-96: Gazan Han tahta çıkar; Hüsameddin'e göre Selçuklu saltanatını kaldırıp Anadolu'yu dört bölüme ayırır ve Amasya emareti iltizamla Azîzeddin Muhammed Bey'e verilir.
1304: Gazan'ın 22 Şubat tarihli vergi fermanı.
1308-09 (H. 708): Amasya Darüşşifası'nın inşası.
1312: Sahib-i divan Lakuşi'nin aşırı vergi toplaması.
1318-19 (H. 718): Kıtlık; çocuk satışı üzerine hükümet fiyat belirler.
1322: Demirtaş'ın bağımsızlık ilanı ve sikke bastırması.
1332-33: İbn Battuta'nın Amasya ve Gümüş ziyareti.
1335: Ebu Said Bahadır Han'ın ölümü.
1337-38 (H. 738): Amasya'da Muhammed Han adına basılmış sikkeler.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn, Amasya Tarihi (Cilt 1-4, 6-8; İlhanlı dönemi kayıtları).
Akademik çalışmalar
- Mehmet Çayırdağ, "Eretnalı Beyliğinin Paraları", Belleten, Cilt 64, Sayı 240 (2000). belleten.gov.tr
- Erol Keleş, "İlhanlıların Anadolu'da Kurduğu Vergi Nizamı ve Neticeleri Hakkında Bir Değerlendirme", Türk Dünyası Araştırmaları, Sayı 244 (2020).
- Murat Ali Yülek, Betül Gür, "Moğol İstilasının Anadolu Ekonomisine Etkileri", Stratejik ve Sosyal Araştırmalar Dergisi, 8/1 (2024).
- Tahsin Koçyiğit, "İbn Battuta'nın Karadeniz Seyahati Üzerine Bazı Mülahazalar", Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi, IX/4 (2009).
Diğer kaynaklar
- Müjgân Cunbur, "Selçuklu ve Osmanlı Devirlerinde Kadınların Kurdukları Şifahaneler", Erdem, Cilt 3, Sayı 8 (1987).
- "İlhanlılar" ve "Gāzân Han" maddeleri, TDV İslâm Ansiklopedisi. islamansiklopedisi.org.tr
Çevrimiçi kaynaklar









