Amasya, Yeşilırmak'ın iki yanı yüksek kayalıklarla çevrili dar vadisinde, deniz seviyesinden yaklaşık dört yüz metre yükseklikte kurulmuştur. Nehrin kuzey kıyısında Harşena Dağı'nın dik yamaçları, kaya mezarları ve kale yükselir; güney kıyı daha az eğimli ve daha düz olduğundan yerleşme ağırlıkla bu yana yayılmıştır. Yeşilırmak şehir içinde dört kilometre kadar bir vadide akar. Sol kıyıda kale kalıntıları ve kral mezarlarıyla ırmak arasında kalan alan çok dar olduğu için yerleşim burada ince bir şerit oluşturur, şehrin asıl büyüme alanı ise sağ kıyıdır ve bugün güneydoğu ile güneybatı yönüne doğru genişlemeyi sürdürür. Bu coğrafya, mahalle düzenini de belirlemiştir. Amasya'nın tarihî mahalleleri düz bir plana göre dizilmemiş, vadinin sunduğu şeride, derelerin ağızlarına, köprü başlarına ve kale eteğine uyarak oluşmuştur.
Mahalle adları bu tarihin en dayanıklı kaydıdır. Camilerin, medreselerin, çarşıların, hamamların ve çeşmelerin birçoğu kaybolmuş ya da yer değiştirmiş olsa da Hatuniye, Savadiye, Pirinççi, Sofular, Şamlar, Gökmedrese, Fethiye, Üçler, Şehirüstü ve Beyazıtpaşa gibi adlar bugün de yaşayan mahalle isimleri arasındadır. Osmanlı tahrir defterlerinden on dokuzuncu yüzyıl sayımlarına, Evliya Çelebi'den şehirde yaşamış yerel yazarlara kadar uzanan kayıtlar, bu adların hangi yapıların çevresinde, hangi dönemde ve hangi topluluklarla birlikte ortaya çıktığını izlemeye imkân verir.
Vadinin Verdiği Biçim
Amasya kuruluşunda bir kale şehirdir. Harşena Dağı'ndaki kale ilk çağlardan beri savunmanın ve denetimin merkezi olmuş, yerleşmenin büyük bölümü surların içinde kalmıştır. Zamanla iskân kalenin çevresine ve eteklerine taşmış, şehir açık şehir niteliği kazanmıştır. Araştırmacılar bu geçişin Türklerin şehri fethiyle birlikte sur dışının yerleşime açılmasıyla hızlandığını düşünür. Kale yamacından inen iki surun Yeşilırmak'a kadar uzanıp ırmağın sol kıyısındaki ovalarla birleşerek şehri kuşattığı aktarılır. Hüseyin Hüsameddin kalenin iç kısmını iki mahalle genişliğinde tarif eder; burada iki burç, iki kapı, bir saray, cami, medrese, zaviye, imarethane ve iki hamam bulunduğunu yazar. On altıncı yüzyıl başında kalede bir dizdar, bir kethüda ve elli yedi nefer muhafız görevliydi, kalenin içindeki kerpiç evlerde kale hizmetlileri otururdu. Kale on yedinci yüzyılın ikinci yarısından itibaren eski önemini kaybetmeye başladı, on sekizinci yüzyıldan sonra bakımsız kalarak harap oldu; gündelik hayat tümüyle aşağıdaki mahallelerde sürdü.
Şehir nehir aksına bağlı olarak önce doğu-batı yönünde uzanmış, sonra ırmağı izleyerek kuzeyde Samsun'a, güneyde Tokat'a doğru büyümüştür. Nehir üzerinde birbiri ardına kurulan köprüler bu büyümenin işaretleridir. Çekirdek bölgede Roma döneminden Alçak Köprü, Bizans döneminden Hükümet (Helkis) ve Magdenüs köprüleri, Selçuklu döneminden Meydan (İstasyon) Köprüsü yer alır. Roma devrinde güney yakadaki Ana Tanrıça Tapınağı çevresinin Danişmendliler zamanında namazgâh, Selçuklular zamanında musalla olarak kullanıldığı ve II. Bayezid Külliyesi'nin de aynı alana kurulduğu belirtilir. Bu zincir, şehrin kullanım biçimlerinin dönemden döneme aynı yerlerde sürdüğünü gösterir. Kale eteğindeki ve ırmağın doğu-batı doğrultusundaki kesim her dönemde şehrin çekirdeği olmuş, Hatuniye ile bugünkü Yalıboyu şeridi de bu çekirdeğin kuzey yakasında kalmıştır.
Mahallenin Kuruluş Mantığı
Osmanlı şehrinde mahalle, idari, mali ve sosyal bakımdan şehrin en küçük birimidir. Aynı mescitte ibadet eden cemaatin aileleriyle birlikte yerleştiği bölüm olarak tarif edilir; komşuluğun, karşılıklı sorumluluğun ve toplumsal denetimin bu çerçevede işlediği anlaşılır. Mahalleler genellikle bir caminin, mescidin, medresenin, zaviyenin ya da imaretin çevresinde oluşur, bazen de çarşı, pazar, çeşme veya meydan etrafında gelişirdi. Adlar ise çoğunlukla bu yapıdan ya da bölgenin tanınmış bir âliminden, şeyhinden, dervişinden alınırdı. Amasya'da bu kural açıkça izlenir. Yapılan bir incelemede mahalle adlarının on beşinin cami, mescit, imaret ve medreseden, altısının çarşı ve pazardan, on beşinin ise âlim, şeyh ve dervişlerden geldiği saptanmıştır.
Şehzadelerin Amasya'da sancakbeyliği yaptığı yaklaşık yüz seksen iki yıllık dönemde mahalleler yeni yapılarla sıklaştı. Bu sürede, kırk sekiz Müslüman mahallesinin on üçünde cami yapılmış, camisi bulunmayan yirmi dört mahallede ise yirmi beş mescit inşa edilmiştir. Böylece toplam otuz yedi cami ve mescit kurulmuştur. Şehzadeler, anneleri ve eşleri adına, şehre atanan vali, beylerbeyi ve paşaların hemen tamamı da kendi adlarına birer cami ya da mescit yaptırdı. Evliya Çelebi ise şehirdeki camilerin tamamının iki yüz kadar olduğunu söyler ve bunlardan dokuz cami ile yirmi mescidin adını sayar. Her yeni yapı çevresine yeni haneler çektiği için mahallenin adı çoğu zaman yapıyı yaptıranın adıyla birlikte kalıcılaşmıştır: Bayezid Paşa, Mehmed Paşa, Hızır Paşa, Hacı İlyas, Yakutiye ve Hatuniye bu geleneği yansıtan adlardır.
Kayıtlara Göre Mahalle Sayısı
Mahalle sayısı kaynağa ve döneme göre değişir. Osmanlı'nın 1520 tarihli ilk tahririnde Amasya kırk sekizi Müslüman, dördü gayrimüslim olmak üzere elli iki mahalleden oluşur. Aynı kayıtta bin kırk iki Müslüman hane, dört yüz yetmiş bir mücerret ve üç yüz yirmi dört gayrimüslim hane görülür; hane başına beş kişi esas alındığında şehrin nüfusu yaklaşık yedi bin üç yüz kişiye, saray hizmetlileri ve askerî sınıf da eklenince sekiz bine yaklaşır. Ansiklopedi maddesi aynı defteri esas alarak 1525 için elli beş mahalle verir ve bunlardan beşinin gayrimüslim olduğunu belirtir; kaynaklarda elli iki ve elli beş rakamları birlikte dolaşır. On altıncı yüzyıl sonlarında da elli beş mahalle vardır, bunların altısı gayrimüslim mahallesidir ve nüfus on bine yükselmiştir. Evliya Çelebi on yedinci yüzyıl ortasında kırk sekiz Müslüman ve beş gayrimüslim olmak üzere elli üç mahalle sayar, şehirde beş bin hane ve yaklaşık yirmi bin nüfus olduğunu kaydeder. On dokuzuncu yüzyıl için ansiklopedi maddesi mahalle sayısını otuz altı kadar olarak verir. Oysa 1840 tarihli nüfus defterinde şehir elli beş mahalleli görünür.
Aradaki farklar bir ölçüde kayıtların niteliğinden gelir. Selim Özcan, 1840 nüfus defteriyle 1844-1845 temettuat defterlerini karşılaştırırken ilkinde elli beş, ikincisinde kırk sekiz mahalle bulunduğunu saptamıştır. Aradaki yedi mahallenin kaydını, temettuat sayımının mahalle bazında tutulmuş defterlerinin bir kısmının başka tasniflere karışmış olabilmesine bağlar. Ona göre temettuat sayımındaki mahallelerin tamamı, bazı adlar değişse de nüfus sayımındaki mahalleler arasında yer alır: Gümüşlüzade nüfus defterinde Gümüşlüoğlu, Bağıhelkıs Helkisbağı, Pazar-ı Süfla ise Aşağıpazar olarak geçer. Yani adlar zaman içinde biçim değiştirmiş, mahalle birimi ise kayıttan kayda aynı kalmıştır.
Şehre 1555 baharında gelen Avusturya elçilik heyetinden Hans Dernschwam'ın günlüğü, bu mahallelerin fiziksel görünümüne ilişkin ender bir tanıklıktır. Dernschwam dar bir vadide yoğun bir yerleşme gördüğünü, çoğu iki katlı ve kerpiçten yapılmış evlerin âdeta birbirinin üzerine yığılmış gibi durduğunu yazar. Nehrin üzerinde o sırada bir tahta ve üç taş köprü vardır, şehirde on bir cami bulunmaktadır. Elçilerin geldiği günlerde, 14 Nisan 1555'te büyük bir yangın çıkar; Dernschwam yanan evlerin kısa sürede yeniden yapıldığını da not eder. Şehzade sarayını bahçeli, tek katlı, tuğladan yapılmış basit bir bina olarak tarif eder ve sarayın dağın eteğinde yer aldığını belirtir.
Mahalle ve Vakıf: Şehzadeler Döneminin İzleri
On beşinci ve on altıncı yüzyıllarda mahallelerin kimliğini en çok vakıf yapıları belirledi. Şehzadelerin ve yönetici çevrenin yaptırdığı külliyeler, imaretler, hamamlar ve çeşmeler, bulundukları mahalleye hem ad hem iş alanı sağladı. Dönemin üç külliyesinden ilki, II. Murad'ın lalası Yörgüç Paşa'nın 1431'de Gökmedrese Mahallesi'nde yaptırdığı cami, türbe, imaret ve dört odalı medreseden oluşan külliyedir. İkincisi, Şehzade Ahmed'in temelini attığı ve 1486'da tamamlanan II. Bayezid Külliyesi'dir; Hacı İlyas Mahallesi'nde yer alan külliye cami, medrese, mektep, imaret ve şadırvandan oluşur ve cuma camisi işlevini üstlenmiştir. Üçüncüsü II. Bayezid dönemi vezirlerinden Mehmed Paşa'nın 1495'te kendi adını taşıyan mahallede kurduğu külliyedir, kâgir cami, imaret, türbe ve medreseyi içerir; ansiklopedi bu caminin tarihini 1486 olarak verir.
İmaretler de mahalle ölçeğinde hizmet verdi. Çelebi Mehmed döneminin emirlerinden Yakup Paşa 1412'de kendi adıyla anılan mahallede, Sinaneddin Yakut Paşa 1413'te Yakutiye Mahallesi'nde, Yahşi Beyzade Bayezid Paşa 1414'te Bayezid Paşa Mahallesi'nde, Şehzade Ahmed'in annesi Bülbül Hatun ise 1509'da Hatuniye Mahallesi'nde birer imaret yaptırdı. Medrese öğrencilerinin parasız yemek yediği bu aşevleri aynı zamanda mahallenin yoksullarına ve konaklayan yolculara sabah akşam yemek sağlıyordu. Hızır Paşa Medresesi 1466'da kendi adını taşıyan mahallede, Abdullah Bey Darülhadis Medresesi 1485'te Sofular Mahallesi'nde, Büyük Ağa ve Küçük Ağa medreseleri ise 1489 ve 1495'te Şamlar Mahallesi'nde açıldı. Hamamlar da aynı dağılımı gösterir: Mustafa Bey Hamamı 1436'da Mehmed Paşa Mahallesi'nde, Hızır Paşa Hamamı 1466'da kendi mahallesinde, Kumacık Hamamı 1495'te Bayezid Paşa Mahallesi'nde, Sinan Paşa Hamamı 1511'de Kayabaşı Mahallesi'nde yapıldı.
Çeşmeler mahalle sokaklarının kendi suyunu ve buluşma noktasını tanımlardı. Acem Ali Çeşmesi 1465'te tüccar Nişaburlu Hoca Acem Ali'nin evinin önünde, Temenna Çeşmesi 1467'de Temenna Mahallesi'nde, Hacı Hamza Çeşmesi 1468'de aynı adı taşıyan mahallenin mescidi önünde, İlyas Ağa Çeşmesi ise 1515'te aynı adlı mahallede yaptırıldı. Çarşı ve pazar alanları da mahalle adlarına sinmiştir. II. Bayezid'in kapı ağalarından Hüseyin Ağa'nın 1483'te Helkis köprüsünün güneyindeki Kazancı Mahallesi'nde yaptırdığı bedesten çevresinde Aşağı Pazar gelişti. Bayram Paşa Hanı, Bakırcıoğlu Hanı, Menzilci Mirza Hanı ve Bezzazistan bu pazarı canlı tutan yapılardı. Kapan Hanı yakınında Yukarı Pazar, Bozahane Mahallesi'nde İbadullah Pazarı, Devehane Mahallesi'nde Aydın Mescidi ve hamamı çevresinde Kağnı (Kanlı) Pazarı kuruldu. Yeşilırmak'ın güney yanında, Aşağı Meydan Mescidi'nin bulunduğu mahallede ikinci bir meydan, Hacılar Meydanı vardı; adını hacca gidenlerin ve dönenlerin burada toplanmasından aldığı anlatılır. Şehrin batısında Meydan Köprüsü'nün başındaki düzlük ise okçuluk için kullanıldığından ok meydanı adıyla bilinirdi.
Hatuniye ve Kale Eteği
Hatuniye Mahallesi, Harşena Dağı'nın eteğinde, kale surlarının gölgesinde uzanır. Şehzade Ahmed'in annesi Bülbül Hatun'un yaptırdığı Hatuniye Camii ve imareti mahallenin çekirdeğini oluşturur, adı da büyük olasılıkla bu hayrattan gelir. Cami için ansiklopedi 1510, Selim Özcan 1511 tarihini verir; imaret 1509 tarihlidir. 2019 verilerinde 126 kişiyle Merkez'in en küçük mahallesi görünen Hatuniye'de bugün birçok ev boştur. Mahallede ayrıca Saraçhane Camii (1372 tarihli olarak kaydedilir), saat kulesi ve Emin Efendi Konakları bulunur. Sokak adları arasında Bestekar, Bülbül ve Derya sokakları sayılır. Mahalle 1840 nüfus defterinde on sekiz, temettuat defterinde on dokuz Müslüman hane ile kaydedilmiştir ve iki sayımda da gayrimüslim hane görünmez.
Kale eteğinde sokaklar taş merdivenlerle yamaca tırmanır. Yukarıda kaya mezarlarının karanlık oyukları, aşağıda kiremit çatılar görülür. Kapı tokmakları, ahşap çıkmaları taşıyan payandalar, yani eliböğründe adı verilen destekler ve kireç badanalı duvarlar bu dokunun ayırt edici öğeleridir. Eliböğründe yöntemi, evlerin üst katını sokağa taşırarak iç mekâna ek alan kazandırır. Son yıllarda yetkililer boş ve metruk binaların kamulaştırılmasının öngörüldüğünü açıklamıştır. Mahallenin geleneksel yerleşim dokusu, 2006'da Gazi Üniversitesi'nde hazırlanan bir yüksek lisans tezinde ayrıntılı biçimde çözümlenmiş ve koruma önerileri geliştirilmiştir.
Yalıboyu Şeridi ve Sivil Mimarinin Düzeni
Ayrı bir yazıda ele alınan Yalıboyu Evleri, mahalle dokusunun sivil mimari yönünü anlamak için kısaca anılmalıdır. Bu evler Yeşilırmak ile Harşena Dağı arasında kalan dar ve uzun arazilerde, ırmak kıyısında sıralanır ve ahşap çatkı arası toprak dolgulu hımış yöntemiyle yapılmıştır. Bazı örneklerde bağdadi denilen dal üzerine sıva tekniği de görülür. Evlerin çoğu bodrum üzerine bir ya da iki katlıdır, beşik ya da kırma çatılar alaturka kiremitle örtülür. Ana cephe güneyde, ırmağa dönüktür. Ahşap saçak ve doğramalarda aşı boyası, duvarlarda neme karşı kendir katkılı kireç ve samanlı çamur sıva kullanılmıştır. Yapıların kent suru kalıntısının üzerine, sur duvarını alt kat duvarı olarak kullanarak inşa edilmesi de dokunun dikkat çekici bir yönüdür.
Dar ve uzun parsel, çift kütleli bir çözümü beraberinde getirmiştir. Irmağa yakın büyük kütle harem, sokağa yakın küçük kütle selamlık olarak kullanılmış, ikisinin arasında kalan avlu üretimin ve komşuluğun alanı olmuştur. Avlulara ocak ve su kuyuları eklenmiş, sokağa bakan açıklıklara mahremiyet için ahşap kafesler konmuştur. Bu düzenin, kente şehzadelerle birlikte gelen valideler ve paşalar tarafından kullanıldığı düşünülür. Literatürde ırmakla kurulan bu yakın ilişkinin İstanbul'a duyulan özlemle şekillendiği biçiminde romantik yorumlara da rastlanır. Amasya 1939 Erzincan depreminden, sayısız taşkından ve yangından büyük zarar görmüştür.
Dokuyu korumaya yönelik ilk adım 1979'da Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu'nun kararıyla kentsel sit alanlarının tescil edilmesidir; şehir yedi sit alanına ayrılmış, Yalıboyu'nun bulunduğu bölüm 2 No'lu Alan olmuştur. Bu alanda koruma ve değerlendirme planı yapılana kadar küçük onarımlar dışındaki her türlü imar faaliyeti durdurulmuştur. 1981'de alınan geçiş dönemi koruma planı kararları kat yüksekliğine ve cephe açıklıklarına sınırlama getirmiş, Ankara Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu 1992'de yüz yirmi altı sivil yapının tescilinin sürmesine karar vermiştir. 1994'te Yalıboyu Evleri Koruma Projesi başlatılmış ve seksen ev tescil edilmiştir. 1996'da kurulan Amasya Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Vakfı, valilik, belediye, sivil kuruluşlar ve vatandaşların birlikte çalıştığı bir koruma düzeni oluşturmaya çalışmıştır.
Savadiye, Pirinççi ve Sofular Çevresi
Savadiye, Savadiye Deresi'nin açtığı vadide kurulmuş, Yukarı ve Aşağı olarak iki kola ayrılan bir yerleşimdir. 1840 nüfus defterinde Aşağı Savadiye'de altı Müslüman ve yetmiş dört gayrimüslim, Yukarı Savadiye'de sekiz Müslüman ve yirmi sekiz gayrimüslim hane görülür; temettuat sayımında da oran büyük ölçüde korunur. Bu rakamlar, Osman Fevzi Olcay'ın aktardığı anlatıyı doğrular. Olcay'a göre havası ve suyu güzel olduğu için Savadiye'de özellikle Hıristiyanlar otururdu ve 1915 tehciri sonrasında buradan bir tek kişi bile kalmamıştı. On altıncı yüzyılda bu çevrede Şehzade Ahmed Bağları adıyla bilinen bağ ve bahçeler vardı (1576). Savadiye aynı zamanda Gümüşlüzade Pir Şücaaddin İlyas'ın türbesinin bulunduğu mahalledir; eski kaynaklar mahalleyi Zevadiye adıyla da anar.
Olcay, Yukarı Savadiye'yi Birinci Dünya Savaşı'ndan önce Amasya'nın en seçkin mesiresi olarak tarif eder. Savaşın ilanından sonra askerî kuvvetlerin Saraydüzü'ndeki saray harabesini onarmak için kireç ihtiyacını karşılamak üzere Soğukpınar Bağları'ndaki ağaçları kestirdiğini, ağaçsız kalan yamaçların sonradan yaşanan sel felaketini ağırlaştırdığını anlatır. Aktardığına göre Haziran 1948'deki sel seksen sekiz kişinin ölümüne, bu semtteki yüz kırk dokuz hanenin tamamen yıkılmasına ve beş yüz kadar evin hasar görmesine yol açmıştır. Bu ağaç kesimi ile selin bağlantısı Olcay'ın yorumudur, bağımsız bir kayda dayandığı belirtilmemiştir. Aşağı Savadiye'de ise çoğunluğu Türkler ile Şirvan'dan gelen muhacirler oluşturur. Komşu Mir Hamza Nigâri Mahallesi'nin sakinlerinin büyük kısmı Hamza Nigâri'nin müritleri, akrabaları ve Şirvanlı hemşerileridir.
Pirinççi Mahallesi 1840 nüfus defterinde yirmi üç Müslüman hane ile kayıtlıdır; temettuat defterinde on dört Müslüman ve iki gayrimüslim hane görülür. Adının nereden geldiği kesin olarak bilinmemektedir. Olcay, mahallenin bir bölümünün Fransız Mektebi olan, sonraları Şehr-i Yâri Mektebi diye anılan binadan başlayıp Savadiye Deresi'nin devamı boyunca sıra evlerle Dersi Tamam denilen yere kadar uzandığını, Çukur Konak semtinin de Pirinççi'ye ait olduğunu yazar. Burada Şirvanlızade ailelerinin konakları sıralanırdı. Fransız Mektebi'nin bulunduğu semte ise Bayezid Paşa Mahallesi denir; Kunç Köprü'nün batısından şehre girerken Yeşilırmak'ın güneydoğusunda karşılanan ilk mahalle burasıdır. Bayezid Paşa 1840'ta şehrin en kalabalık mahallesiydi: yüz on iki Müslüman ve yüz dört gayrimüslim hane.
Sofular Mahallesi, hastanenin bulunduğu tepeden Sofular Camii'ne uzanan alandır. Yokuşu dik olsa da havasının güzel olduğu söylenir. Camii ansiklopedi maddesinde Dârülhadis, Sofular ya da Abdullah Paşa Camii adıyla 1502 tarihli olarak anılır; Özcan ise Abdullah Bey Darülhadis Medresesi'nin 1485'te yapıldığını yazar. İki kayıt arasındaki fark, caminin ve medresenin ayrı tarihlerde yapılmış olabileceğine işaret eder. Mahalle 1840'ta elli Müslüman ve kırk sekiz gayrimüslim haneden oluşur. Olcay buradaki sakinlerin büyük bölümünü Türk ve Müslüman olarak tarif eder, Oltu'dan gelen muhacirlerin de bu semtte yaşadığını anlatır.
Gayrimüslim ve Göçmen Mahalleleri
Amasya'nın mahalleleri yalnızca Müslüman mahallelerden oluşmaz. 1840 nüfus defterine göre şehirdeki elli beş mahallenin yirmi üçü yalnızca Müslüman, otuz ikisi ise Müslümanlarla gayrimüslimlerin birlikte yaşadığı mahalledir; ortak mahallelerin yirmi birinde Müslümanlar, on birinde gayrimüslimler çoğunluktadır. Toplam hane sayısı 3180'dir: 2236 Müslüman ve 944 gayrimüslim hane. Temettuat sayımında bu rakam 1857 Müslüman, 852 gayrimüslim olmak üzere 2709'a iner. Özcan bu düşüşü Müslüman erkeklerin uzun askerlik hizmeti ve savaş kayıplarıyla, gayrimüslimlerin ise büyük şehirlere göçüyle açıklar; dönemin veba ve kolera salgınları da nüfus hareketliliğinde etkili olmuştur. Yalnızca gayrimüslimlerin oturduğu mahalle iki sayımda da görülmez. Aşağı Pazar, Bozahane, Çırakçı, Dere ve Savadiye gibi yerleşimlerde gayrimüslim haneler öne çıkar.
Aynı sayımlar mahallelerin ne kadar hareketli olduğunu da gösterir. Nüfus defterinde Acemali ve Saraçhane'de gayrimüslim hane yokken dört yıl sonra Acemali'de otuz dokuz, Saraçhane'de otuz iki, Pirinççi'de iki gayrimüslim hane görülür. Özcan bunu mahalle sayısının azalması, şehir içi yer değiştirme ve savaşlar yüzünden kırsaldan gelen göçlerle ilişkilendirir. Olcay'ın anlatımına göre Dere (Temenna) Mahallesi'nde, yani Burmalı Minare'nin bulunduğu semtte sakinlerin çoğunluğu Hıristiyanlardı. Olcay, doğup büyüdüğü Sofuzade Mahallesi'nde de Hıristiyan komşularının 1915'te tehcire tabi tutulduğunu anlatır.
Göçler on dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında yeni mahalle adları getirdi. Olcay, İhsaniye Mahallesi'nin Şamlar'ın devamında, Kulis Tepesi ile Ziyaret yoluna ayrılan noktaya kadar uzanan yamaçta kurulduğunu, 1292'de (1876-1877) Kırım'dan gelen Kırım Tatarlarının iskânının II. Abdülhamid tarafından sağlanması nedeniyle bu adı aldığını yazar. Şamlar Mahallesi için aktarılan açıklama ise bir rivayettir: Emevilerin baskısından kaçıp Şam'dan gelenlerin yerleştiği, bu yüzden semte Şamlılar, sonra Şamlar denildiği söylenir. Bu anlatının tarihî kaydı yoktur. 1840 defterinde Şamlar kırk Müslüman haneyle görülür; Olcay'ın dönemindeki sakinlerinin hemen hepsi farklı semtlerden gelen muhacirlerdi. Aşağı Savadiye'de Şirvan'dan gelenler, Mir Hamza Nigâri çevresinde Şirvanlı müritler ve hemşeriler, Sofular'da Oltu muhacirleri aynı göç hareketinin izleridir. Mahalle kimliği bu yerleşimlerle yenilenmiştir.
Bağ Mahalleleri ve Mesire Yerleri
Şehirliler tarım dışı işlerle geçinse de Yeşilırmak vadisinde bağcılık ve bahçecilik yaygındı. Şehir toprakları miri arazi değildir; şehirlilere aittir ve genellikle kendileri tarafından işlenirdi. Bazı mahalleler bu bahçe kuşağının içinde kaldı. Olcay'a göre Şeyhcui Mahallesi Amasya'nın üzüm ve kirazıyla ünlü mesiresiydi. Halk mevsiminde buradaki köşklere taşınır, komşular birbirini kiraz ağaçlarının altında ağırlar, kiraz mevsimi bir ay sürerdi. Sıcaklar bastıkça mesire halkı yavaş yavaş şehre döner, çoğunluk üzüm mevsimini beklerdi. Helkis Mahallesi hükümet konağının önünden tünelle Harşena Kalesi yoluna doğru uzanan semttir; Olcay zamanında bağlık ve bahçelikti, ceviz ağaçlarının altında halk gruplar hâlinde otururdu. Demiryolu çekildikten sonra bu görünüm değişmiştir.
İçeri Şehir Mahallesi kalenin altında, tren yolunu izleyerek Meydan Köprüsü'nün başına kadar uzanır. Meydan Köprü (Kurşunlu) Mahallesi ise kale kapısının sonundan istasyon yönüne giden alandır ve nehir boyunca meyve bağları vardı. Yukarı Meydan (Hızır Paşa) Mahallesi, istasyonun batısında, kale eteğindeki Karaağaç Meydanı'nın batı kesiminde bulunur; meydanın ortasına Elekçiler Meydanı denmesi, Olcay'ın Kıptiler (Çingeneler) dediği, elek ve kalbur yapan bir topluluğun burada yaşamasından gelir. Olcay bu kesimin bir zamanlar semaverlerin kaynadığı mutena bir mesire iken demiryolu hattı ve önündeki arazinin ulaşımı engellemesi yüzünden itibarını yitirdiğini yazar. Şehre demiryolu 1930'da ulaşmış, yerleşim Yeşilırmak'ın güneyindeki geniş alanlara yönelmiştir. Nüfus 1927'de 12.481, 1950'de 14.470, 1970'te 36.646, 1985'te 53.431 olmuştur.
Eski Mahalleden Bugüne
2019 verilerinde Merkez ilçenin mahalleleri arasında nüfusu en yüksek olanlar Şeyhcui (23.145), Hacılar Meydanı (14.837), Bahçeleriçi (11.821), Ellibeşevler (9.503) ve Akbilek'tir (9.112). Savadiye 941, Sofular 394, Pirinççi 414, Gümüşlü 167, Hatuniye ise 126 kişidir. Yeni konut alanlarının kurulduğu sağ kıyı mahalleleri ile vadinin eski çekirdeğindeki mahalleler arasındaki bu fark, şehrin son yüz yılda hangi yönde büyüdüğünü gösterir. Eski mahalleler nüfus kaybetmiş, kale eteğindeki dar sokaklar ve kuzey yakadaki hımış evler ise koruma altında kalmıştır.
Kronoloji
1372: Saraçhane Camii'nin yapım tarihi olarak kaydedilir.
1431: Yörgüç Paşa Külliyesi Gökmedrese Mahallesi'nde yaptırılır.
1483: Kapı ağası Hüseyin Ağa Kazancı Mahallesi'nde bedesteni yaptırır.
1486: II. Bayezid Külliyesi Hacı İlyas Mahallesi'nde tamamlanır.
1495: Mehmed Paşa Külliyesi ve Kumacık Hamamı inşa edilir.
1509-1511: Bülbül Hatun'un Hatuniye İmareti ve Camii yapılır (kaynaklarda tarih 1509, 1510 ve 1511 olarak geçer).
1520: İlk tahrirde kırk sekizi Müslüman, dördü gayrimüslim elli iki mahalle kaydedilir.
1555: Dernschwam'ın ziyareti, 14 Nisan'da büyük yangın.
1840: Nüfus defterine göre elli beş mahalle, 3180 hane.
1844-1845: Temettuat sayımında kırk sekiz mahalle, 2709 hane.
1876-1877: Kırım Tatarları İhsaniye Mahallesi'ne iskân edilir.
1930: Demiryolu Amasya'ya ulaşır.
1979: Kentsel sit alanları tescil edilir, şehir yedi alana ayrılır.
1994-1996: Yalıboyu Evleri Koruma Projesi ve koruma vakfı kurulur.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Osman Fevzi Olcay, Amasya Hatıraları, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları No: 8, Amasya 2009.
Akademik çalışmalar
- İlhan Şahin, Feridun Emecen, "Amasya", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 3, İstanbul 1991. https://islamansiklopedisi.org.tr/amasya
- Selim Özcan, "Amasya'da Sancak Beyliği Yapan Şehzadeler Döneminde Amasya Şehri", Amasya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, sayı 5. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/19685
- Selim Özcan, "H.1256 (1840) Tarihli Amasya Nüfus Defteri ile H.1260-1261 (1844-1845) Tarihli Amasya Temettuat Defterlerinin Karşılaştırmalı Değerlendirilmesi", Studies of the Ottoman Domain, cilt 6, sayı 11, 2016. https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/268330
- Atlıhan Onat Karacalı, "Amasya Yalıboyu Evlerinin Mimari Özellikleri Üzerine Bir Değerlendirme ve Bir Öneri". https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/2187805
Resmî kaynaklar
- Amasya Kültür ve Turizm Müdürlüğü, Diğer Tarihi Yapılar. https://amasya.ktb.gov.tr/TR-59524/diger-tarihi-yapilar.html
Diğer kaynaklar
- Hatuniye Mahallesi, mahalle bilgileri. https://www.haritamap.com/mahalle/hatuniye-1559
Çevrimiçi kaynaklar
- https://islamansiklopedisi.org.tr/amasya
- https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/19685
- https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/268330
- https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/2187805
- https://www.haritamap.com/mahalle/hatuniye-1559
- https://amasya.ktb.gov.tr/TR-59524/diger-tarihi-yapilar.html






