İçeriğe geç

Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar · İKİNCİ BÂB · BİRİNCİ FASIL

Ahmed Rüşdü Efendi-Şeyhzâde es-Seyyid eş-Şeyh

Ansiklopedi · Amasya Tarihi, 6. Cilt, s. 230–231 • Hazırlayan: Doç. Dr. Recep Orhan ÖZEL - Doç. Dr. Metin HAKVERDİOĞLU

Özgün Metin

Amasya fuzalâsından Allâme es-Seyyid el-Hâc Abdullah Vecîh Efendi bin eş-Şeyh Hasan Sinanî Efendi bin Mehmed bin Hasan bin Mehmed’in üçüncü mahdûmu olup 1200 senesi muharreminde doğdu. Mukaddimât-ı ulûmu pederinden görüp eniştesi Niksarlı Müftüzâde el-Hâc İsmâil, Hacı Ahmedzâde es-Seyyid Mustafa ve pederinin tavsiyyesiyle Payaslı el-Hâc Mehmed Efendilerden ulûm-ı akliyye ve nakliyyeyi ahz ve ikmâl ederek mücâz ve ders-i âm oldu.

1219’da pederinin vefâtı ile mahlûl olan Hüseyin Ağa Medresesi müderrisi olup tedrîs-i ulûma nasb-ı nefs etdi. Tahkîk ve ifâdesi pederinin hayrulhalefi olduğunu ispat eylediğinden 1233 zilka’desinin on birinde Amasya müftüsü oldu.

Fakat vazife-yi fetvâdan istiğnası, iftâdan ictinâbı tab’-ı âlîlerine galib geldiğinden 1234 senesi rebîülevvelinin dokuzuncu günü fetvâdan isti’fâ ederek kûşe-i vahdete [742] çekildi. Bundan sonra cedd-i âlîlerinin halifesi eş-Şeyh Osmân Efendi’nin hulefâsından Halvetî eş-Şeyh İsmâil Efendi sohbetine mülâzemet ederek ondan ahz-ı hilâfet etdi.

Tedrîs ve takrîre müdâvemet edib pederinin açtığı zâviyesinde Halvetîye tarîkatı üzere zikr ü tevhide muvâzabet ederek alâ’ik-i dünyevîyeden el çekti. Birkaç defa Amasya müftülüğü, meclis-i de’âvâ ve idâre a’zâlığı teklif ve ibrâm edildiği halde hiçbirini de kabûl etmedi.

Fazilethânesi, ziyâret-gâh-ı ulemâ ve a’yân-ı kirâm, merci-i havâss ü a’vâm olduğu halde asla meslek-i inzivâsından inhirâf etmeyerek gâyet muhterem bir halde yaşadı. Sonunda on beş gün kadar hasta yatdı. 1273 senesi rebîülevvelinin on ikinci gecesi seherinde mu’tadı olan teheccüt nâmazını ba’de’l-edâ secdegâhında dâr-ı kûdse irtihâl etdi. Peder-i âlîlerinin nezdine defnedildi.

Fâzıl, kâffe-i ulûmda mütebahhir, hâssaten ulûm-ı şer’iyye ve edebiyyede mâhir, gâyet kâmil, vecîh, vakûr, [743] âbid, müteşerri’,zâhid, latîf, tab’ân sahî, edîb, âlî-himmet, mazınne-i kerâmet bir azîz idi. İlm-i şeri’atde yektâ, fenn-i tasavvufda yegâne-i asr idi.

-Kuddise sırruhü’l-azîz-.

Merhûmun cenâzesi Sultân Bâyezîd Câmii şerîfinin avlusuna getirilip sağ taraftaki mûsâlla taşına kondu. Namazını mahşer halinde mazınne-i kirâmdan Nakşibendiyye şeyhi şehir Kethüdâsızâde eş-Şeyh Mehmed Arif Efendi kıldırdı.

Namazın hitâmında tezkiye edilirken meşâyih ve mürîdânın sayhası, halkın şâhikası, ulemânın dökdüğü hazîn gözyaşları bütün Amasya’yı bir mâtem-hâneye çevirdi. Tabutu parmak üzerinde ezkâr ü tehlîlât ile Aşağı Pirlerin şarkında kâin köşe başına kadar götürüldü.

Müşârün-ileyhin zâviyesi her cuma gecesi bir mahfel-i ulemâ ve a’yân olur. Nice mebâhis-i celîle ve siyer-i nebeviyyeden bahsedilirdi. Meclisi gâyet muhteşem olup herkes müşârün-ileyhin ne söyleyecek diye yüzüne bakıb ebsem durur. Bir şey söylerse kemâl-i dikkatle dinlerdi. Meclisinde gıybet, mezemmet [744] riyâkârâne medh ü sitayiş, lağviyyât gibi hâlât-ı mezmûmeden eser bulunmaz. Meclisin mehâbetinden tütün içilmezdi.

Yatsı nâmazını kıldıran Efendi, Sûver-i Kur’âniyye ve âyât-ı kerîmeden her hangisini okursa mevzu-ı bahs ancak bu suver ü âyât olur. Bunun tefsîrinde nice ehâdis-i şerîfe, hakâyık-ı şer’iyye, dekâyık-ı sûfiyye söylenir. Bunlar büyük ve rahmânî bir vecd ile dinlenirdi.

Ma’işeti Hüseyin Ağa müderrisliğinden aldığı vazifeye münhasırdı. Sonra bu vazifesi Sultân Mahmûd Hân-ı Sânî tarafından tezyîd ve senevî ayrıca surre ihsân edilirdi. Kezâlik Mısır Valisi Mehmed Ali Paşa tarafından da kendisini iğnâ edecek kadar surre gelirdi. Sultân Abdülmecid Hân’ın cülûsundan sonra vazife ve ma’aşı biraz daha artırıldı. Bu sûretle zâviyesinde fukarası bol, masârif-i ta’âmiyyesi mebzûl, herkes lutf ve nimetinden mütena’im idi.

Mahdûmları meşâhîr-i sulehâdan es-Seyyid İsmâil Efendi 1311’de ve hayrü’l-halefi olan el-Hâc eş-Şeyh Hâfız Mehmed Ali Efendi 1312’de Hicâzda vefât etdi. İsmâil Efendi’nin oğulları [745] AbdullahVecîh, Mehmed Dâ’î Efendilerdir. Şeyh Hacı Ali Efendi’nin oğulları da el-Hâc Ali, Mustafa Efendilerdir.

Araştırma Makalemiz Editör: Mevlüt Erdem Öztürk

Günümüz Türkçesiyle

Amasya âlimlerinden, bilgin Seyyid Hacı Abdullah Vecîh Efendi'nin üçüncü oğludur; Abdullah Vecîh Efendi, Şeyh Hasan Sinanî Efendi'nin, o Mehmed'in, o Hasan'ın, o da Mehmed'in oğludur. 1200 [1785-86] yılı muharreminde doğdu. Temel ilimleri babasından okudu; eniştesi Niksarlı Müftüzâde Hacı İsmail, Hacı Ahmedzâde Seyyid Mustafa ve babasının tavsiyesiyle Payaslı Hacı Mehmed Efendilerden akli ve nakli ilimleri öğrenip tamamlayarak icazet aldı ve halka açık ders verme yetkisini kazandı.

1219 [1804-05]'da babasının ölümüyle boşalan Hüseyin Ağa Medresesi'nin müderrisi olup kendini ilim öğretmeye adadı. Araştırma gücü ve anlatışı babasının yerini iyi dolduracak biri olduğunu gösterdiğinden 1233 [1817-18] yılı zilkadesinin on birinde Amasya müftüsü oldu.

Ancak fetva görevinden uzak durmak, fetva vermekten kaçınmak yüce mizacına ağır bastığından 1234 [1818-19] yılı rebîülevvelinin dokuzuncu günü fetvadan istifa ederek yalnızlığa çekildi. Bundan sonra dedesinin halifesi Şeyh Osman Efendi'nin halifelerinden Halvetî Şeyh İsmail Efendi'nin sohbetine devam ederek ondan hilâfet aldı.

Ders vermeyi ve anlatmayı sürdürüp babasının açtığı zaviyede Halvetî tarikatı usulüyle zikir ve tevhide devam ederek dünya bağlarından elini çekti. Birkaç kez Amasya müftülüğü, davalar meclisi ve idare meclisi üyeliği kendisine teklif edilip ısrar edildiği hâlde hiçbirini kabul etmedi.

Evi âlimlerin ve ileri gelenlerin ziyaret yeri, seçkinin de halkın da başvurduğu kapı olduğu hâlde inziva yolundan hiç ayrılmadan son derece saygın biçimde yaşadı. Sonunda on beş gün kadar hasta yattı. 1273 [1856-57] yılı rebîülevvelinin on ikinci gecesi seher vaktinde, âdet edindiği gece namazını kıldıktan sonra secde yerinde ölüp ahirete göçtü. Babasının yanına gömüldü.

Fazıl, bütün ilimlerde derinleşmiş, özellikle dinî ilimlerde ve edebiyatta usta, son derece olgun, itibarlı, vakur, ibadete düşkün, şeriata bağlı, dünyadan elini çekmiş, kibar, yaratılıştan cömert, edip, himmeti yüksek, kerâmet sahibi olduğu sanılan bir azizdi. Şeriat ilminde tek, tasavvuf bilgisinde çağının biricik kişisiydi.

-Allah sırrını mukaddes kılsın.-

Merhumun cenazesi Sultan Bayezid Camii'nin avlusuna getirilip sağ taraftaki musalla taşına kondu. Namazını, kerâmet sahibi sayılanlar arasından Nakşibendî şeyhi, şehir kethüdasızâdesi Şeyh Mehmed Arif Efendi kıldırdı.

Namazın sonunda halka hakkını helal etmesi sorulurken şeyhlerin ve müritlerin feryadı, halkın çığlığı, âlimlerin döktüğü hazin gözyaşları bütün Amasya'yı bir yas evine çevirdi. Tabutu parmak uçlarında, zikirler ve tehlîller eşliğinde Aşağı Pirler'in doğusundaki köşe başına kadar götürüldü.

Adı geçenin zaviyesi her cuma gecesi âlimlerin ve ileri gelenlerin toplanma yeri olurdu. Birçok yüce konu ve Peygamber'in hayatı anlatılırdı. Meclisi son derece görkemliydi; herkes ne söyleyecek diye yüzüne bakar, susup beklerdi. Bir şey söylerse büyük bir dikkatle dinlenirdi. Meclisinde gıybet, kötüleme, riyakârca övgü ve methiye, boş söz gibi yerilen hâllerden eser bulunmazdı. Meclisin ağırlığından tütün içilmezdi.

Yatsı namazını kıldıran Efendi, Kur'an surelerinden ve ayetlerinden hangisini okursa konuşma ancak o sure ve ayetler üzerinde olurdu. Bunların yorumunda birçok hadis, şer'î gerçek, tasavvufî incelik söylenirdi. Bunlar büyük ve ilâhî bir coşkuyla dinlenirdi.

Geçimi, Hüseyin Ağa müderrisliğinden aldığı ödenekle sınırlıydı. Sonra bu ödenek Sultan II. Mahmud Han tarafından artırıldı ve her yıl ayrıca surre bağışlanırdı. Aynı biçimde Mısır Valisi Mehmed Ali Paşa tarafından da kendisini zenginleştirecek kadar surre gelirdi. Sultan Abdülmecid Han'ın tahta çıkışından sonra ödeneği ve maaşı biraz daha artırıldı. Böylece zaviyesinde yoksullar çoktu, yemek giderleri boldu, herkes onun iyiliğinden ve nimetinden yararlanırdı.

Oğullarından, ünlü salihlerden Seyyid İsmail Efendi 1311 [1893-94]'de, ardılı olan Hacı Şeyh Hâfız Mehmed Ali Efendi 1312 [1894-95]'de Hicaz'da öldü. İsmail Efendi'nin oğulları Abdullah Vecîh ve Mehmed Dâî Efendilerdir. Şeyh Hacı Ali Efendi'nin oğulları da Hacı Ali ve Mustafa Efendilerdir.

Açıklamalar ve Araştırma

Metindeki Eski Kelimeler

  • mücâz: icazet verilmiş, öğretme yetkisi almış
  • ders-i âm: camide halka açık ders verme yetkisi olan müderris
  • mukaddimât-ı ulûm: ilimlere giriş niteliğindeki temel dersler
  • ulûm-ı akliyye ve nakliyye: akıl yoluyla öğrenilen ilimler ile nakle dayanan ilimler (tefsir, hadis, fıkıh gibi)
  • istiğnâ, ictinâb: ihtiyaç duymama, kaçınma
  • isti'fâ: görevden çekilme, istifa
  • kûşe-i vahdet: yalnızlık köşesi, inziva
  • hilâfet: tarikatta öğretme ve mürit alma yetkisi
  • zâviye: küçük tekke, dervişlerin toplandığı yer
  • teheccüd: gece yarısından sonra kılınan nafile namaz
  • mûsâlla taşı: cenaze namazı kılınırken cenazenin konduğu taş
  • mazınne-i kirâm: kerâmet sahibi olduğu sanılan, saygı gören kişiler
  • surre: Mekke ve Medine'ye gönderilen para ve armağanlar; burada kişiye ulaşan bağış anlamında kullanılıyor
  • vazife: görev karşılığı verilen ödenek

Hüseyin Ağa Medresesi

Hüsameddin'in "Hüseyin Ağa Medresesi" dediği yapı, anlaşıldığı kadarıyla bugün Büyük Ağa ya da Kapı Ağası Medresesi adıyla bilinen yapıdır. Medrese, II. Bayezid döneminde sarayda harem hizmetlilerinin başı olan Kapı Ağası Hüseyin Ağa'nın isteğiyle 1488'de yapılmıştır; Amasya'nın öne çıkan Osmanlı yapıları arasında "Kapı Ağası Hüseyin Ağa Medresesi (1488)" adıyla sayılır. Planı sekizgendir ve bu plan Osmanlı medrese mimarisinde ilk kez burada uygulanmıştır. Revaklı sekizgen bir avlunun çevresinde küçük kubbelerle örtülü talebe odaları sıralanır; en büyük kubbeli oda ana ders salonudur. Yapı bugün yöre gençlerinin hâfızlık eğitimi için kullanılmaktadır. Ahmed Rüşdü Efendi'nin geçimini sağlayan ödenek metne göre bu medresenin müderrisliğinden gelmiştir; medrese müderrisliğinin babadan oğula geçtiği de metinden anlaşılır.

Halvetî Geleneği ve Pirler

Hüsameddin'in anlattığı zaviye, Amasya'da yüzyıllardır süren Halvetî çizgisinin bir halkasıdır. Şehrin Pîrler semtinde, Ankara Beylerbeyi Pazarlıoğlu Yâkub Paşa tarafından 1412'de kurulan tekke Halvetî tarikatına bağlıdır ve halk arasında Çilehâne Tekkesi diye de anılır. Amasya Tarihi'nin yazarı bu tekkenin Yâkub Paşa Konağı'nın içinde bulunduğunu söyler. Tekke, Osmanlı tarikat yapılarının özgün biçimini koruyan nadir erken örneklerinden sayılır; 1939 Erzincan depreminde zarar görmüş, 1967'de onarılmıştır. Metindeki cenaze alayının "Aşağı Pirler'in doğusundaki köşe başı"na kadar yürümesi Pîrler semtinin bu manevi çevreyle bağını düşündürür; ancak Ahmed Rüşdü Efendi'nin zaviyesinin yeri ve bu tekkeyle ilişkisi okunan kaynaklarda doğrulanamadı.

Çağı ve Ailesi

Ahmed Rüşdü Efendi'nin yaşadığı dönem II. Mahmud'un (1808-1839) ve Abdülmecid'in (1839-1861) saltanatlarına rastlar. Hüsameddin'in aktardığına göre ödeneği bu iki padişah döneminde artırılmış, Mısır Valisi Mehmed Ali Paşa da kendisine surre göndermiştir. Bu ayrıntılar Amasya'da bir zaviye şeyhinin saray ve Mısır valiliği düzeyinde tanındığını gösterir; ancak başka bir kaynakla doğrulanmamıştır. Cenaze namazını kıldıran Nakşibendî şeyhi Mehmed Arif Efendi'ye ve Ahmed Rüşdü Efendi'nin kendisine dair başka kaynaklarda bilgiye rastlanmadı.

Kaynakça

6. Cilt içindekiler

Karekod · QR code

Bu sayfanın karekodudur. A5 olarak yazdırıp asabilir ya da yapıştırabilirsiniz; okutan kişi doğrudan bu içeriğe ulaşır.

This QR code links to this page. Print it on A5 and post it anywhere; scanning it opens this content.