Amasyalıdır. Babazâde Ca’fer Çelebi bin İlyâs Çelebi bin Baba Mehmed Çelebi mahdûmudur. Amasya’da hıfz-ı Kur’ân etdikten sonra şeyhü’l-kurrâ Manisalı Sâdık Mehmed Efendi’nin tilmîzi Amasyalı Hâfız Muhyiddîn Efendi’den tecvîd, kıraat, mûsikî öğrendi. [362]
Savt ve edâsı pek güzel ve muhrik olduğundan Gümüşlüzâde Câmi-i Şerîfi imâmı oldu. Ancak müderrisînden Amasyalı İğnecizâde Ömer Efendi İstanbul’a giderken bunu beraber götürdü. Orada Eyüp Câmii Kebîri İmâm Şeyhü’l-kurrâ Mısırlı Ahmed Mesîrî Efendi’den vücûh-i kıraati ve Arap nağamâtı ahz ve te’allüm ederek tekemmül etdi.
İstanbul âfâkında savt ve edâsının şöhreti tanîn-i endâz oldukda Kara Ahmed Paşa Câmi-i imâm ve hatîbi olup oraları şenlendirdi. Bir taraftan ta’lîm-i kıraata devâm ve diğer taraftan tahsîl-i me’ârifi iltizâm edib hem şeyhülkurrâ hem de ders-i âm oldu.
1018’de Ayasofya Vâ’izi olan müşârün-ileyh Amasyalı Ömer Efendi şehzâdegân mu’allimi oldukda bunun şöhret-i kıraati, savt ve edâsı Sarây-ı Hümâyûn’a kadar aksederek Sultân Ahmed Hân-ı Evvel birkaç defa kendisini sarâya celbedip Kur’ân-ı Azîm okutup dinlemiş ve beğenmişdi.
1025 senesi zilhiccesinde Anadolu kazaskerliği pâyesi ve yevmî ikiyüz elli akçe vazîfesiyle İmâm-ı Sultânî olan [363] Hâfız Mustafa Efendi’nin irtihâli üzerine aynı rütbe ve aynı ma’aş ile def’aten İmâm-ı Sultânî oldu.
Yirmi yıl kadar dört pâdişâh-ı zî-şâna bi-lâ azl İmâm olup 1044’de Revân Seferi’ne giderken Sultân Murâd-ı Râbi’ ile beraber gitdi. Ancak yolda hastalandığından avdetine müsâ’ade buyurulup İstanbul’a vüsûlünden biraz sonra sene-i mezbûre zilka’desinde vefât etdi. Ebû Eyyûb Ensârî civârında türbe-i mahsûsasında medfûndur.
Şeyhî Mehmed Efendi “Zeyl-i Şakâyık”ta diyor ki: “Şeyh-i mezbûr, hüsn-i hâlle meşhûr, fenn-i kıraatte engüşt-i nümâ-yı âlem, ihyâ-yı mürde-i tâlibîn etmede Mesîhâ-dem, ilim ve ameli câmi’, muktediyât-ı nefs ve hevâ-yı kâmi’, halîm ve selîm, müşfik ve kerîm, mazınne-i kerâmet, dervîş-sîret idi.”
Mahdûmları Ahmed, Mehmed Efendilerdir. Dâmâdları Amasyalı Mehmed Efendi, Abdurrahmân Efendi, sudûrdan Seyrekzâde Yûnus Efendi’dir. Topkapı semtinde mahallesi ve câmii ve evkâfı vardır. Vakfının mütevellîsi Mehmed Efendi, ba’dehû Abdurrahmân Efendi olmuşdur.¹⁷⁴ Abdurrahmân Efendi’nin dâmâdı da [364] hattât-ı meşhûr Amasyalı Nefîszâde es-Seyyid İsmâîl Efendi’dir. Evlâdına Evliyâzâde ve hayrâtına Evliyâ Mescidi dendi.
Şâyân-ı dikkattir ki bütün Türkiye memâlik-i vâsi’asında ilm-i kırâaatta üstâdü’l-esâtize tanınmış, bütün silsile-i ilm-i kıraat, kendisinden teşe’ub ederek her tarafa kol salmışdır. Binâenaleyh: Bütün Türkiye’nin yegâne şeyhu’l-kurrâsı olmuşdur.
Günümüz Türkçesiyle
Amasyalıdır. Babazâde Ca'fer Çelebi'nin oğludur; Ca'fer Çelebi, İlyâs Çelebi'nin, o da Baba Mehmed Çelebi'nin oğludur. Amasya'da Kur'an'ı ezberledikten sonra şeyhülkurrâ Manisalı Sâdık Mehmed Efendi'nin öğrencisi olan Amasyalı Hâfız Muhyiddîn Efendi'den tecvid, kıraat ve mûsıki öğrendi.
Sesi ve okuyuşu çok güzel ve yürek yakıcı olduğundan Gümüşlüzâde Câmi-i Şerîfi imamı oldu. Ancak oranın müderrislerinden Amasyalı İğnecizâde Ömer Efendi İstanbul'a giderken onu da beraber götürdü. Orada Eyüp Büyük Camii imamı şeyhülkurrâ Mısırlı Ahmed Mesîrî Efendi'den kıraat vecihlerini ve Arap nağmelerini alıp öğrenerek olgunlaştı.
İstanbul çevresinde sesinin ve okuyuşunun şöhreti yayılınca Kara Ahmed Paşa Camii imamı ve hatibi olup oraları şenlendirdi. Bir yandan kıraat öğretmeye devam etti, bir yandan da ilimleri öğrenmeyi üstlendi; hem şeyhülkurrâ hem de herkese açık ders veren müderris oldu.
1018'de [1609-10] Ayasofya Vâizi olan, adı geçen Amasyalı Ömer Efendi şehzadeler hocası olunca, bunun kıraat şöhreti, sesi ve okuyuşu Saray-ı Hümâyûn'a kadar yankılandı. Sultan I. Ahmed Han kendisini birkaç kez saraya çağırtıp Azîm Kur'an'ı okutarak dinledi ve beğendi.
1025 zilhiccesinde [Aralık 1616-Ocak 1617] Anadolu kazaskerliği payesi ve günlük iki yüz elli akçe maaşla İmâm-ı Sultânî olan Hâfız Mustafa Efendi'nin ölümü üzerine, aynı rütbe ve aynı maaşla hemen İmâm-ı Sultânî oldu.
Yirmi yıl kadar dört büyük padişahın imamlığını azledilmeden yaptı. 1044'te [1634-35] Revan Seferi'ne giderken IV. Sultan Murad ile beraber gitti. Ancak yolda hastalandığından dönmesine izin verilip İstanbul'a varmasından biraz sonra, aynı yılın zilkadesinde [Nisan-Mayıs 1635] vefat etti. Ebû Eyyûb el-Ensârî'nin yakınında kendisine ayrılmış türbesinde gömülüdür.
Şeyhî Mehmed Efendi, "Zeyl-i Şakâyık" adlı eserinde şöyle der:
Adı geçen şeyh, güzel hâliyle meşhur, kıraat ilminde âlemin parmakla gösterdiği, talebelerin ölmüş gönüllerini dirilten Mesîh soluklu, ilim ve amelde toplayıcı, nefsin ve hevanın isteklerini bastıran, yumuşak huylu ve selim, şefkatli ve cömert, keramet umulan, derviş tabiatlı biriydi.
Oğulları Ahmed ve Mehmed Efendi'lerdir. Damatları Amasyalı Mehmed Efendi, Abdurrahmân Efendi ve ilmiye sınıfının üst kademesinden Seyrekzâde Yûnus Efendi'dir. Topkapı semtinde mahallesi, camii ve vakıfları vardır. Vakfının mütevellisi Mehmed Efendi, ondan sonra Abdurrahmân Efendi olmuştur. Abdurrahmân Efendi'nin damadı da ünlü hattat Amasyalı Nefîszâde Seyyid İsmâîl Efendi'dir. Soyuna Evliyâzâde, hayır eserlerine Evliyâ Mescidi denildi.
Dikkate değer ki bütün Türkiye'nin geniş ülkelerinde kıraat ilminde hocaların hocası olarak tanınmış, kıraat ilminin bütün silsilesi kendisinden dallanıp her yana kol salmıştır. Bundan dolayı bütün Türkiye'nin tek şeyhülkurrâsı olmuştur.
Açıklamalar ve Araştırma
Metindeki Eski Kelimeler
- hıfz-ı Kur'ân: Kur'an'ı ezberleme
- tecvîd: Kur'an harflerinin doğru çıkarılarak okunması kuralları
- kıraat: Kur'an'ın rivayet edilen farklı okunuş biçimleri; vücûh-ı kıraat, bu biçimlerin tümü
- şeyhülkurrâ: kıraat âlimlerinin, Kur'an okuyucularının şeyhi
- tilmîz: öğrenci
- savt ve edâ: ses ve okuyuş biçimi
- muhrik: yakıcı; dinleyenin yüreğini yakan, etkileyen
- nağamât: nağmeler, makamlı okuyuş
- tanîn-endâz: yankılanan, çınlayan
- ders-i âm: camide herkese açık ders veren müderris; bir ilmî rütbe
- vâ'iz: din görevlisi, vaaz veren
- şehzâdegân mu'allimi: şehzadelerin hocası
- İmâm-ı Sultânî: padişahın özel imamı
- kazasker: ordu kadısı; ilmiyenin en yüksek kademesindeki iki görevliden biri
- sudûr: ilmiye sınıfının üst kademesi
- mütevellî: vakfı yöneten kişi
- hattât: yazı sanatçısı
- Zeyl-i Şakâyık: Şakâyık-ı Nu'mâniyye adlı âlim tabakatı kitabına yazılmış devam eserlerinden biri
İstanbul'daki İzleri
Evliyâ Mehmed Efendi'ye İstanbul'da hâlâ onun adıyla anılan yerler bağlanır. İstanbul Ansiklopedisi, XVII. yüzyıl âlimlerinden Hoca Evliyâ Mehmed Efendi'yi, Yenikapı Mevlevîhânesi yakınındaki Evliyâ Camii'nin yaptırıcısı, şeyhülkurrâ ve imam-ı sultânî olarak tanıtır. Aynı yerde Mevlevîhâne Kapısı'nda, Evliyâ Camii'nin karşısındaki Evliyâ Çeşmesi ve Evliyâ Çelebi Mahallesi'nin de aynı kişinin hayrı olduğu yazılır; çeşme 1252'de [1836-37] II. Mahmud'un başikbali tarafından onartılmış ve kitabesi bu onarımda konmuştur. Üsküdar'da Çavuşdere'deki yıkılmış Evliyâhoca Mescidi için ise "Hadîkatü'l-cevâmi"de banisinin Evliyâ Hoca Mehmed Efendi olduğu, kabrinin mescidin yanında bulunduğu yazılır; bu mescidin aynı kişiye ait olup olmadığı belli değildir. Hüsameddin ise onun Topkapı semtinde mahallesi, camii ve vakıfları olduğunu ve Ebû Eyyûb'a yakın bir türbede gömülü bulunduğunu yazar.
Ölüm Yılı Üzerine
İstanbul Ansiklopedisi, Evliyâ Mehmed Efendi'nin IV. Murad ile Revan seferine giderken Konya'da hastalandığını ve dönmesine izin verildiğini, aynı yıl İstanbul'da hicrî 1038'de [1628] ölüp Topkapı dışında gömüldüğünü yazar. Hüsameddin ise ölümü 1044 zilkadesine [Nisan-Mayıs 1635] yerleştirir ve mezarı Eyüp çevresinde gösterir. Hastalık ve dönüş izni anlatımı iki kaynakta da aynıdır; iki yıl ve iki mezar yeri farklıdır. Hüsameddin'e göre İmâm-ı Sultânî 1025'te [1616-17] olmuş ve "yirmi yıl kadar" görevde kalmıştır; 1044'e göre bu süre on dokuz yıl, 1038'e göre on üç yıl eder. Bu hesap Hüsameddin'in tarihine daha uygundur, ancak iki kaynak arasındaki ayrılık okunan kaynaklardan çözülemedi.
Evliyâ Çelebi'nin Hocası
Seyyah Evliyâ Çelebi hakkındaki ansiklopedi maddesine göre, Çelebi'nin adı muhtemelen lakabından gelir ve hocası İmam Evliyâ Mehmed Efendi'ye nisbetle alınmış olmalıdır. Aynı maddede Evliyâ Çelebi'nin hocası Evliyâ Mehmed Efendi'den hıfza çalıştığı yazılır; seyyah 1671'de hacca çıkmadan önce Eyüp Sultan'ı ziyaret ettiği gecede babasını ve hocası Evliyâ Mehmed Efendi'yi rüyasında gördüğünü anlatır. Hüsameddin'in İmâm-ı Sultânî Evliyâ Mehmed Efendi'si ile Evliyâ Çelebi'nin hocasının aynı kişi olduğunu açıkça yazan bir kaynak okunmadı; ancak ikisi de İstanbul'da imam ve kıraat hocası olarak anıldığından aynı kişi olmaları muhtemeldir. Bu bir çıkarımdır.
Kara Ahmed Paşa Camii
İmam ve hatip olduğu Kara Ahmed Paşa Camii, Topkapı'nın iç tarafında, cami, medrese, sıbyan mektebi, çeşme ve türbeden oluşan bir külliyenin merkezidir. Kanûnî Sultan Süleyman döneminde sadrazamlığa yükselen Kara Ahmed Paşa yaptırmaya başlamış, paşanın 13 Zilkade 962'de [29 Eylül 1555] idam edilmesi üzerine inşaat bir süre durmuştur. Cami Mimar Sinan'ın eseridir; mevcut vakfiye 2 Ramazan 962 [21 Temmuz 1555] tarihlidir. "Hadîkatü'l-cevâmi"deki rivayete göre inşaata 22 Şaban 972'de [25 Mart 1565] yeniden başlanmış ve yedi yılda bitirilmiştir; ansiklopedi maddesi, Rüstem Paşa'nın 1561'de ölmüş olması nedeniyle yeniden başlama tarihinin 1565 olamayacağını belirtir. Evliyâ Mehmed Efendi'nin mahallesinin de Topkapı semtinde olduğunu yazan Hüsameddin'in anlatımı, onun görev yaptığı camiyle yaşadığı semtin aynı olduğunu gösterir.
Amasya'daki Başlangıcı
Evliyâ Mehmed Efendi'nin ilk imamlık yaptığı Gümüşlüzâde Camii, halk arasında "Taciye" diye bilinen Gümüşlü Camii'dir. Çevresinde Amasya'nın ilk Halvetî tekkesi olan Gümüşlüoğlu Tekkesi vardı; iki yüz yıldan uzun süre bu yapı Gümüşlüzâdeler'in mekânı oldu. Cami, Sultan Taceddin Altunbaş Türbesi'nden yaklaşık yüz elli metre uzaktadır. Hocalarından Manisalı Sâdık Mehmed Efendi, Hâfız Muhyiddîn Efendi, İğnecizâde Ömer Efendi, Mısırlı Ahmed Mesîrî Efendi ve damatları Abdurrahmân Efendi, Seyrekzâde Yûnus Efendi ile hattat Nefîszâde İsmâîl Efendi hakkında yapılan aramalarda ayrı bir kaynak bulunamadı. İğnecizâde adı, Amasya Halvetîliği silsilesinde "İğnecizâde Pîr Safiyyüddin Mahmûd" olarak geçen aileyle aynı olabilir; bu çıkarımı doğrulayan bir kayıt yoktur.
Vakıf Kaydı
Hüsameddin'in dipnotu, mukataât ve mahlûlât defterinden bir kayıt aktarır: "Erdebîlî evi vakfından, İmâm-ı Sultânî Evliyâ Mehmed Efendi'nin çocukları Mehmed Çelebi, Fâtıma Hatun ve Ayşe Hatun'un uhdesinde, 1054 [1644-45] yılı için 400." Kaydın sonundaki 400 sayısının birimi yazılmamıştır. Kayıt, Evliyâ Mehmed Efendi'nin 1044'te öldüğü bilgisiyle birlikte düşünülürse, ölümünden sonraki yıllarda bu çocukların bir vakıf evi işlettiğini gösterir. Metindeki Mehmed Efendi ve Abdurrahmân Efendi adlı mütevellilerin bu çocuklarla ilişkisi belirtilmez.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, 2022, 7. Cilt, s. 373–374. amasya.bel.tr
- Müctebâ İlgürel, "Evliya Çelebi", TDV İslâm Ansiklopedisi (islamansiklopedisi.org.tr/evliya-celebi).
Akademik çalışmalar
- Semavi Eyice, "Ahmed Paşa Külliyesi", TDV İslâm Ansiklopedisi (islamansiklopedisi.org.tr/ahmed-pasa-kulliyesi).
- İsmail İpek, "Amasya'da Halvetîlik ve Pir İlyas Şücâeddin'in Hayatı", Uluslararası Amasya Âlimleri Sempozyumu Bildiriler Kitabı I, Amasya, 2017.
- Doğan Koşan, "Son Anadolu Selçuklu Meliki Taceddin Altunbaş'ın Amasya'daki Medresesi ve Türbesi", Gaziantep Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi.
- M. Baha Tanman, "Yâkub Paşa Tekkesi", TDV İslâm Ansiklopedisi (islamansiklopedisi.org.tr/yakub-pasa-tekkesi).
Kitaplar
- Hakkı Göktürk, "Evliyâ Mehmed Efendi (Hoca)", "Evliyâ Çeşmesi", "Evliyâ Çelebi Mahallesi" ve "Evliyâhoca Mescidi", İstanbul Ansiklopedisi (Reşad Ekrem Koçu), 10. cilt, s. 5426–5429 (istanbulansiklopedisi.org/handle/rek/10517, 10507, 10508, 10515).