İçeriğe geç

Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar · İKİNCİ BÂB · BİRİNCİ FASIL

İbrâhim Efendi-Koca Emîr

Ansiklopedi · Amasya Tarihi, 6. Cilt, s. 34–35 • Hazırlayan: Doç. Dr. Recep Orhan ÖZEL - Doç. Dr. Metin HAKVERDİOĞLU

Özgün Metin

Amasyalıdır. Yenice kazasında medfûn ve el-yevm “Mehmed Baba” demekle meşhûr sâdât-ı Hüseynîyeden ve şehzâde Sultân Alâeddîn Bey’in şeyhi olan es-Seyyid Sadreddîn Mehmed bin es-Seyyid Hüseyin ibn-i es-Seyyid Ali Horasânî mahdûmudur. Birâderleri mu’allim-i sultânî [80] es-Seyyid Abdullah Efendi ile kibâr-ı ulemâdan es-Seyyid Hüseyin Çelebi’dir.

Amasya’da 844 senesinde tevellüd edib 846’da pederiyle beraber Amasya civârında Yenice köyüne gitdi. Orada Sultân Bâyezîd Hân-i Sânî Amasya vâlisi olup gelene kadar ikâmet etdi. 861’de pederiyle beraber Amasya’ya geldi. Bir müddet Mevlânâ Ahmed Cündî Çelebi’den tahsîl-i ulûm etdi.

Ba’dehû İstanbul’a gidip Şeyhülislâm Mevlânâ Hüsrevî Mehmed Efendi’nin tilmizi olan Mevlânâ Hasan-ı Samsunî’den telemmüz ve ahz-i icâzet etdikden sonra Hocazâde Müsliheddîn Mustafa Efendi İznik müderrisi oldukta beraber gidip orada müşârün-ileyhden ikmâl-i tahsîl eyledi. Hutût-ı mütenevvi’ayı Amasya’da Hayreddîn bin Mar’aşî’den ahzetmişdi.

Sonra İstanbul’a gelip Sadr-ı a’zam Karamânî Mehmet Paşa’nın evlâdına mu’allim olduysa da 886’da paşanın i’dâmıyla Sultân Bâyezîd Hân’ın taht-ı saltanata cülûsunda Karahisâr-i Şarkî müderrisliğiyle ib’âd edildi. Ba’dehû Sultâniye-i Merzifon müderrisi ve 896’da Şehzâde Sultân Korkud mu’allimi olarak Manisa’ya gitdi. [81]

Birkaç yıl sonra mu’allimlikten isti’fâ edib Hüseyniye müderrisi olarak Amasya’ya geldi. Yıllarca Amasya’da neşr-i ulûm ederek iştihâr eylediğinden ilk def’a Amasya nakîbü’l-eşrâf kâ’im-mâkamı oldu. Amasya’da mevcûd sâdât-ı Aleviyenin defterini tanzîm edib birâderzâdesi olan nakîbü’l-eşrâf es-Seyyid Mahmûd Emîrî Efendi’ye gönderdi.

Bu esnâda ba’zı A’câm ile kesret-i ihtilâtı ulemânın itirâzâtına bâ’is olduğundan 911 vak’asında Hatûniye ve Tokat müderrisi olarak Amasya’dan kaldırıldı. Bununla beraber nikâbet uhdesinde kaldı. 913’de Amasya’da Sultân Bâyezîd müderrisi ve müftü olduğu halde Amasya’ya gelip talebesine kavuştu. Üçlere mukârenet ederek yedi emîrlerden biri oldu.

918’de Şehzâde Sultân Ahmed’in ihnâkında Amasya’dan mutayyeben kaldırılıp İstanbul’a nakledildi. Orada Mustafa Paşa müderrisi olduysa da iki yıl sonra Sultân Selîm Hân kendisini Kasaba-yı Ebû Eyyûb el-Ensârî’ye nakl ve orada kendisine temlik etdiği hânede ikâmet ve [82] yevmî iki yüz akçe vazife-i tekâ’üd i’tâ etdi.

Orada on beş yıl kadar tezkir u ibâdât ile iştigâl ederek evâhir-i ömründe iki gözü de a’mâ olup sonra bir gözü açıldı. Cenâb-ı Hakk’a teşekkürler ederek ibâdet ve riyâzetle meşgûl iken 935 senesi evâhirinde dâr-ı kudse intikâl etdi. Ebû Eyyûb Ensârî Câmii ittisâlinde kürsî arkasında medfûndur.

‘Ulûm-ı akliyye ve nakliyede mütebahhir, gâyet kâmil, mü’eddeb, vecîh, müfessir, muhaddis, zâhid, nefesi mü’essir, afîf, müteşerri’, şerîfü’n-neseb bir âbid-i murtâz idi. Gâyet edîb olup bağdaş kurduğunu kimse görmüş değildir. Te’ehhülden müctenib, mücerred olup az uyur, çok oturur, yatağa yatmazdı.

Uzun boylu, güzel huylu, çok sakallı, gâyet müşekkel, vakûr, mehîb idi. Teheccüdü dâ’im, tedrîse mülâzım olup sebb-i sahâbeden müctenib, tarik-ı Halvetiye müntesib, sufiyyeye muhib bir hattât-ı meşhûr idi. Bütün kitaplarını kendisi yazmış olduğundan hatt-ı destiyle [83] muharrer binlerce kitaba mâlikdi.

Amasya’da Abdullatîf Efendi Kütübhanesinde kendi hattıyla yazdığı bir kitabı gördüm. Kitabın zahrında güzel bir nesîh ile şu kitâbe vardı: “Ketebehu el-fakîru’l-muhtâc ilâ rahmetillahi’l-kadîr İbrâhim bin Mehmed el-‘Acem el-müderris bi’l-medreseti’l-Hüseyniye bi-Amasya fî seneti hamsin ve tis’i mie” Amasya’da tevellüd etdiği de pederinin hattıyla mazbut idi.

Mücerred kendi hânedânına ifrâd üzere muhibb ve meftûn olan İranlılarla kesret-i ihtilâtı, hâssaten Mir Gıyaseddîn Şirâzî’ye incizâbı ve Acemlikle intisâbı yüzünden sû’i zana uğrayıp İstanbul’a i’zâm edilmesini intâc etdi. Bununla beraber ilm ü fazlına, siyâdet-i nesebine hürmeten rencîde edilmedi. O zaman kazaskerlere verilen iki yüz akçe vazife-i tekâ’üdle taltîf edildi.

Talebe-i ulûmdan biri kendisine bir takım istinâdât ile atâle-i lisân etmesinden pek müte’essir olup “Acep lisânı hareket eder mi?” buyurdukda o gece merkûmun dili tutulduğu “Tercüme-i Şakâyık”da yazılıdır. Sultân Selîm’in kendisine temlik [84] etdiği hânesini Eyüp müderrislerine vakfetdi. “Şakâyık”, “Akd-i Manzûm”, “Tuhfetü’l-Hattâtîn” ve sa’ire kitaplardan ve bulunan kayıdlardan telhîs edilerek bu terceme yazılmıştır.

Araştırma Makalemiz Editör: Mevlüt Erdem Öztürk

Günümüz Türkçesiyle

Amasyalıdır. Yenice kazasında gömülü olan ve bugün "Mehmed Baba" adıyla ünlü, Hüseynî seyyidlerinden ve Şehzade Sultan Alâeddîn Bey'in şeyhi olan es-Seyyid Sadreddîn Mehmed bin es-Seyyid Hüseyin bin es-Seyyid Ali Horasânî'nin oğludur. Kardeşleri, sultanın hocası es-Seyyid Abdullah Efendi ile büyük âlimlerden es-Seyyid Hüseyin Çelebi'dir.

Amasya'da 844'te [1440-41] doğdu; 846'da [1442-43] babasıyla birlikte Amasya yakınındaki Yenice köyüne gitti. Sultan II. Bayezid Han Amasya valisi olarak gelene kadar orada kaldı. 861'de [1456-57] babasıyla birlikte Amasya'ya geldi. Bir süre Mevlânâ Ahmed Cündî Çelebi'den ilim öğrendi.

Sonra İstanbul'a gidip Şeyhülislâm Mevlânâ Hüsrevî Mehmed Efendi'nin öğrencisi olan Mevlânâ Hasan-ı Samsunî'den ders görüp icazet aldı. Hocazâde Müsliheddîn Mustafa Efendi İznik müderrisi olunca onunla birlikte gidip orada ondan öğrenimini tamamladı. Çeşitli yazı türlerini Amasya'da Hayreddîn bin Mar'aşî'den öğrenmişti.

Sonra İstanbul'a gelip Sadrazam Karamânî Mehmed Paşa'nın çocuklarına hoca oldu; ancak 886'da [1481-82] paşanın idamı üzerine, Sultan Bayezid Han'ın tahta çıkışında Karahisâr-ı Şarkî müderrisliğiyle uzaklaştırıldı. Sonra Merzifon Sultâniye Medresesi müderrisi oldu ve 896'da [1490-91] Şehzade Sultan Korkud'un hocası olarak Manisa'ya gitti.

Birkaç yıl sonra hocalıktan istifa edip Hüseyniye müderrisi olarak Amasya'ya geldi. Yıllarca Amasya'da ilim yayıp ünlendiğinden ilk kez Amasya nakîbü'l-eşrâf kaymakamı (seyyidlerin başkanının vekili) oldu. Amasya'da bulunan Aleviyye (Hz. Ali soyundan) seyyidlerin defterini düzenleyip, kardeşinin oğlu olan nakîbü'l-eşrâf es-Seyyid Mahmûd Emîrî Efendi'ye gönderdi.

Bu sırada bazı Acemlerle çok görüşmesi âlimlerin itirazına yol açtığından, 911 olayında [1505-06] Hatûniye ve Tokat müderrisi olarak Amasya'dan uzaklaştırıldı. Bununla birlikte nakîplik üzerinde kaldı. 913'te [1507-08] Amasya'da Sultan Bayezid müderrisi ve müftü olarak Amasya'ya gelip öğrencilerine kavuştu. Üçler'le yakınlık kurarak Yedi Emîr'den biri oldu.

918'de [1512-13] Şehzade Sultan Ahmed'in boğdurulması sırasında Amasya'dan nazikçe kaldırılıp İstanbul'a nakledildi. Orada Mustafa Paşa Medresesi müderrisi oldu; ancak iki yıl sonra Sultan Selim Han onu Ebû Eyyûb el-Ensârî Kasabası'na (Eyüp) nakledip orada kendisine temlik ettiği evde oturmasını sağladı ve günde iki yüz akçe emeklilik maaşı verdi.

Orada on beş yıl kadar zikir ve ibadetle uğraştı; ömrünün sonlarında iki gözü de kör olup sonra bir gözü açıldı. Cenâb-ı Hakk'a şükrederek ibadet ve riyazetle meşgulken 935 yılının sonlarında [1529] ahirete göçtü. Ebû Eyyûb Ensârî Câmii'ne bitişik, kürsünün arkasında gömülüdür.

Akılî ve naklî ilimlerde engin, son derece olgun, edepli, yüzü güzel, tefsir âlimi, hadis âlimi, dünyadan elini çekmiş, nefesi etkili, iffetli, şeriata bağlı, soyu şerefli, hoşnutluk kazanmış bir âbid idi. Çok edipti; kimse onun bağdaş kurduğunu görmüş değildir. Evlenmekten kaçınıp bekâr kalmış, az uyur, çok oturur, yatağa yatmazdı.

Uzun boylu, güzel huylu, gür sakallı, çok biçimli, vakur, heybetli idi. Gece namazını (teheccüd) hiç bırakmaz, ders vermeye devam eder, sahabeye sövmekten kaçınır, Halvetiyye tarikatına bağlı, sûfîleri seven, ünlü bir hattattı. Bütün kitaplarını kendisi yazmış olduğundan kendi eliyle yazılmış binlerce kitaba sahipti.

Amasya'da Abdullatîf Efendi Kütüphanesi'nde kendi eliyle yazdığı bir kitabı gördüm. Kitabın kapağında güzel bir nesih ile şu ibare vardı: "Ketebehu el-fakîru'l-muhtâc ilâ rahmetillahi'l-kadîr İbrâhim bin Mehmed el-'Acem el-müderris bi'l-medreseti'l-Hüseyniye bi-Amasya fî seneti hamsin ve tis'i mie" [anlamı: "Yüce Allah'ın rahmetine muhtaç fakir, Amasya'daki Hüseyniye Medresesi müderrisi el-Acem Mehmed oğlu İbrâhim yazdı; elli ve dokuz yüz yılında"]. Amasya'da doğduğu da babasının el yazısıyla kayıtlıydı.

Yalnızca kendi (seyyid) ailesine aşırı sevgi ve bağlılık gösteren İranlılarla çok görüşmesi, özellikle Mir Gıyâseddîn Şîrâzî'ye çekilmesi ve Acemlikle ilişkilendirilmesi yüzünden kötü zanna uğrayıp İstanbul'a gönderilmesine neden oldu. Bununla birlikte ilmine, fazlına ve seyyid soyundan oluşuna saygı gösterilerek incitilmedi. O zaman kazaskerlere verilen iki yüz akçe emeklilik maaşıyla ödüllendirildi.

Öğrencilerden biri birtakım dayanaklarla kendisine dil uzatınca çok üzülüp "Acaba dili hareket eder mi?" dediğinde, o gece adı geçen kişinin dilinin tutulduğu "Tercüme-i Şakâyık"ta yazılıdır. Sultan Selim'in kendisine temlik ettiği evini Eyüp müderrislerine vakfetti. "Şakâyık", "Akd-i Manzûm", "Tuhfetü'l-Hattâtîn" ve başka kitaplardan ve bulunan kayıtlardan özetlenerek bu biyografi yazılmıştır.

Açıklamalar ve Araştırma

Metindeki Eski Kelimeler

  • sâdât-ı Hüseynîye: Hz. Hüseyin soyundan gelen seyyidler
  • mu'allim-i sultânî: sultanın hocası
  • tilmîz / telemmüz: öğrenci / öğrencilik
  • icâzet: hocanın öğretme izni, diploma
  • hutût-ı mütenevvi'a: çeşitli yazı türleri
  • nakîbü'l-eşrâf: seyyidlerin ve şeriflerin başkanı
  • kâ'im-mâkam: vekil, kaymakam
  • ihnâk: boğma, boğdurma
  • temlik: mülk olarak verme
  • vazife-i tekâ'üd: emeklilik maaşı
  • teheccüd: gece namazı
  • sebb-i sahâbe: sahabeye sövme
  • hattât: yazı sanatçısı
  • kitâbe: kitabın kapağındaki yazı kaydı
  • kesret-i ihtilât: çok görüşüp birlikte olma

Babası: Pîr Sadreddîn Horasânî

Babası Sadreddîn Mehmed Horasânî, bugün Amasya'nın Yeşilyenice (Yenice) kasabasında "Hacı Dede" adıyla anılan türbede yatar. Kaynaklara göre 1413'te Horasan'dan gelmiş, 1414'te bir tekkede şeyh olmuş, Amasya'da "Horasânî Baba" diye tanınmış ve Şehzade Alâeddîn'in şeyhi olmuştur. Şehzade 1442'de öldürülünce oğluyla birlikte Yenice köyüne çekilmiş, orada zâviye kurup ölünceye kadar çalışmıştır. Türbe 2005'te belediye tarafından yeniden yapılmıştır. Aynı kaynak onu "Seyyid İbrâhim'in babası" olarak anar; bu, maddedeki Koca Emîr İbrâhim Efendi ile uyuşur. Hüsameddin'in kitabında Şehzade'nin ölümü "ıhnâk" sözüyle, aynı kaynakta ise "öldürülme" olarak geçer; modern kaynakların çoğu ise ölümü bir at kazası olarak anlatır.

Hattat ve Müderris Olarak

İbrâhim Efendi'nin hayatı Amasya, İstanbul, İznik, Karahisâr-ı Şarkî, Merzifon, Manisa, Tokat ve yine İstanbul arasında geçer. Şehzade Korkud'a hocalık yapması, Manisa'daki şehzade sarayına bu çevreden bir hocanın gönderildiğini gösterir. Ders verdiği yerlerden Hüseyniye Medresesi, Hüsameddin'in başka bir maddesine göre Büyük Ağa Medresesi'dir. Seyyid soyundan olması nedeniyle nakîbü'l-eşrâf kaymakamlığı yapmış, Amasya'daki Aleviyye seyyidlerinin defterini düzenlemiştir.

Hüsameddin'in bu maddede ilginç bir şeyi, kitap kapağındaki ibareyi, kendi gözüyle görüp aktardığını söylemesidir. İbarede yazılış tarihi "fî seneti hamsîn ve tis'i mie" diye geçer; bu lafzın okunuşu 950 (1543-44) yılını verir. Ancak maddeye göre kişi 935'te ölmüştür ve Hüseyniye müderrisliğini 913 öncesinde yapmıştır. Bu nedenle ibarenin 905 (1499-1500) yılını anlatması, yani "hamsin"in bir istinsah ya da basım hatası olması akla yatkın görünür. Bu bir çıkarımdır; yazma elimizde olmadığı için doğrulanamaz.

Üçler, Acemler ve Sürgün

Maddenin son bölümünde, İbrâhim Efendi'nin İranlılarla ve Mîr Gıyâseddîn Şîrâzî ile yakınlığı yüzünden İstanbul'a gönderildiği anlatılır. Mîr Gıyâseddîn Şîrâzî, Şehzade Ahmed'in Amasya valiliği sırasında "Yediler" diye anılan çevrenin ilk adı olarak bilinir ve Şehzade Ahmed'in onun evini ziyaret ettiği yazılır. Aynı kişi, 6-93 numaralı maddede Hoca Acem'in efendisi olarak anılır ve 1517'de idam edilir. Hüsameddin, İbrâhim Efendi'yi bu yüzden "sû'-i zan"a uğramış ama ilmi ve seyyidliği nedeniyle ağır bir cezadan kurtulmuş biri olarak gösterir. Sultan Selim'in ona Eyüp'te ev verip günde iki yüz akçe emeklilik maaşı bağlaması, bu saygının sonucu olarak sunulur.

Eyüp'te Ebû Eyyûb el-Ensârî Câmii'ne bitişik gömülü olması ve evini Eyüp müderrislerine vakfetmesi metinde belirtilir; mezarın bugünkü durumu hakkında yaptığım aramalarda bilgiye rastlanmadı. Karamânî Mehmed Paşa'nın 1481'de İstanbul'da yeniçerilerin ayaklanması sırasında öldürüldüğü bilinir; Hüsameddin'in 886'daki "idam"ı bu olaya denk gelir. Hasan-ı Samsunî, Hocazâde Müslihuddîn Mustafa, Hayreddîn Mar'aşî gibi hocalarına dair başka bir kaynakta bilgi bulunamadı. Yazdığı binlerce kitabın bugün nerede olduğu da bilinmemektedir.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

Diğer kaynaklar

6. Cilt içindekiler

Karekod · QR code

Bu sayfanın karekodudur. A5 olarak yazdırıp asabilir ya da yapıştırabilirsiniz; okutan kişi doğrudan bu içeriğe ulaşır.

This QR code links to this page. Print it on A5 and post it anywhere; scanning it opens this content.