Amasyalıdır. Amasya’da Hâtuniye İmâmı Ahmed Efendi’nin mahdûmudur. 910’da Hâtuniye Mahallesi’nde doğdu. Amasya ve İstanbul ulemâsından tahsîl-i ulûm ederek Şükûfe-zâr-ı fünûndan deste-bend, her fende fâik-i dânişmend oldukda [385] ders-i âm oldu.
Ancak tab-ı şerîfinde tecrîd ve tasavvufa fevkalâde meyl ü muhabbet-i cây-gîr olduğundan Amasya’da medfûn Habîb-i Karamânî hazretlerinin hulefâsından Pîrî Mehmed Paşa Tekkesi şeyhi Cemâleddîn İshâk Efendi hizmetlerine vâsıl ve terbiyet-i mürşid-i kâmil ile semere-i murâda nâ’il oldu.
940’da hazret-i şeyhin vefâtında Pîrî Paşa Tekkesi şeyhi olduğu hâlde kendisine vatan muhabbeti galebe eylediğinden birkaç yıl sonra Amasya’ya avdet ve İçerişehir’de Mahmûd Çelebi Tekkesi’nde icrâ-yı meşîhât ederek fevkalâde iştihâr etdi.
Amasya valîsi Şehzâde Sultân Mustafa birkaç defa Tekkesini ziyâret etdiği gibi 965’de Amasya vâlîsi olup Şehzâde Sultân Bâyezîd de kendisini şeyh ve muktedâ ittihâz etmişdi. Bundan dolayı 966’da Şehzâde tarafından Amasya Müftüsü Molla Muhyiddîn Efendi ile Sultân Süleyman Hân’a gönderilmiş ve bunların şefâ’atiyle afvı niyâz ve istirhâm edilmişdi. [386]
Sultân Süleyman, şehzâdesinin küstâhâne hareketinden pek ziyâde müteessir olduğu cihetle her ikisi de Yedikule’de habs ve tazyîk edildi. Mu’ahharan bunların bir kabâhati olmadığı anlaşıldığından ıtlâk edilip Amasya’ya avdet edebildi.
Ba’dehû âdeti üzere gâh Hâtuniyye ve gâh Sultân Bâyezîd Câmileri’nde halka va’z ve tezkîr ve talebe-i ulûma tedrîs-i hadîs ve tefsîr ederek imrâr-ı hayât edib 976 senesi recebinde Hicaz’a gitdi. Medîne-i Münevvere’ye vardığından bir gün sonra dâr-ı kudse irtihâl etdi. Cennetü’l-bakî’de medfûndur.
Nev’îzâde Atâyî Efendi “Zeyl-i Şakâyık”da tercemesini yazdıktan sonra diyor ki: Azîz-i merkûm nuhbe-i meşâyıh-ı Rûm-ı feyz-i irşâdı nûr-bahş-ı kulûb-i kâsiye, te’sîr-i enfâsı müsahhir-sâz-ı nüfûs-i âsiye, kesîru’l-ibâde, şedîdü’z-zehâde, âlim ü âmil, kâmil ü mükemmel idi.
Kiber-i sinnî ile ekser eyyâmda sâim ve her gece yüz rek’at nâfile edâsına kâ’im, rişte-i alâka-i izdivâcı yüzden [387] ziyâde ezvâc-ı gevher-revâce silk-i intizâm ve hulk-i hüsn ve adl-i müstahsen ile herbiri mazhar-ı riâyet ve ikrâm olup dâimâ peyvend-i akd-i nikâhı dört adet sâlihâta cihet-i câmi’a ve cihâr defter-i ferhûnde-ahter-i şebistân halvetgâhında şeb-çerâğı zıyâ-gester gibi lâmi’ idi. Hakkâ ki mahz-ı kerâmet ve mu’ciz-i erbâb-ı hikmetdir.¹⁷⁸
Mahdûmları içinde eş-Şeyh Şemseddîn Ahmed, Muhyiddîn Mehmed, Cemâleddîn İshâk Efendiler pek meşhûr idiler. Şemseddîn Ahmed Efendizâde eş-Şeyh Mehmed Efendi ve bunun mahdûmu eş-Şeyh Hayreddîn Hızır Efendi de meşhûr olup Muhyiddîn Mehmed Efendi kibâr-ı ulemâ ve meşâyıhdan idi.
Bunun mahdûmları Ahmed, Abdülfettâh, Abdülkâdir Efendiler de ma’rûf olup eş-Şeyh Hayreddîn Hızır Efendi 1063’de vefât etdi. Mahdûmları Mehmed, Abdurrahmân, Abdüllâtîf Efendilerdir. Bunlara Şeyh Îcâdîzâdeler dendi. Abdüllâtîf Efendi’nin evlâdı meşâhîr-i ulemâ ve sâdât-ı kirâmdan olarak devâm etmişlerdi. [388]
Şeyh Îcâdî Efendi İçerişehir’de bir mescid-i şerîf binâ edib ekseriyyen orada tefsîr ve hadîs okuturdu. Hânesi de bu mescid-i şerîfin civârında idi. Evlâdı pek çok zaman bu mescid-i şerîfde imâmet ve müşârün-ileyhin vakfına tevliyet etmişlerdir.
Günümüz Türkçesiyle
Amasyalıdır. Amasya'da Hâtuniye İmamı Ahmed Efendi'nin oğludur. 910'da [1504-05] Hâtuniye Mahallesi'nde doğdu. Amasya ve İstanbul âlimlerinden ilim öğrenerek bilimlerin gül bahçesinden demet derleyip her ilimde seçkin bir bilgin olunca genel ders verme (ders-i âm) yetkisini aldı.
Ancak yaradılışında dünyadan çekilmeye ve tasavvufa olağanüstü bir eğilim ve sevgi yerleştiğinden, Amasya'da gömülü olan Habîb-i Karamânî hazretlerinin halifelerinden, Pîrî Mehmed Paşa Tekkesi şeyhi Cemâleddîn İshak Efendi'nin hizmetine girdi ve olgun bir mürşidin terbiyesiyle muradına erdi.
940'ta [1533-34] hazret-i şeyhin vefatı üzerine Pîrî Paşa Tekkesi'nin şeyhi olmuşken vatan sevgisi ağır bastığından birkaç yıl sonra Amasya'ya döndü; İçerişehir'deki Mahmûd Çelebi Tekkesi'nde şeyhlik yaparak çok ün kazandı.
Amasya valisi Şehzâde Sultan Mustafa tekkesini birkaç kez ziyaret ettiği gibi, 965'te [1557-58] Amasya valisi olan Şehzâde Sultan Bâyezîd de onu şeyh ve önder edinmişti. Bu yüzden 966'da [1558-59] şehzâde tarafından Amasya Müftüsü Molla Muhyiddîn Efendi ile birlikte Sultan Süleyman Han'a gönderildi; bunların aracılığıyla şehzâdenin affı için yalvarılıp dilekte bulunulmuştu.
Sultan Süleyman, oğlunun küstahça davranışından çok üzüldüğü için ikisi de Yedikule'de hapsedilip sıkıştırıldı. Sonradan bir kabahatleri olmadığı anlaşılınca serbest bırakıldı ve Amasya'ya dönebildi.
Ardından âdeti üzere kâh Hâtuniye, kâh Sultan Bâyezîd Camileri'nde halka vaaz ve öğüt vererek, öğrencilere hadis ve tefsir dersi okutarak ömrünü geçirdi; 976 yılının receb ayında [1568-69] Hicaz'a gitti. Medîne-i Münevvere'ye vardığından bir gün sonra öbür dünyaya göçtü. Cennetü'l-Bakî Mezarlığı'nda yatmaktadır.
Nev'îzâde Atâyî Efendi, "Zeyl-i Şakâyık" adlı eserinde hayatını yazdıktan sonra şöyle der: Adı geçen azizin, Anadolu şeyhlerinin seçkini olduğunu, irşadının feyzinin katılaşmış kalpleri nurlandırdığını, nefeslerinin etkisinin asi nefisleri boyun eğdirdiğini; çok ibadet eden, zühdü güçlü, hem bilgin hem de bilgisiyle amel eden, olgun ve mükemmel biri olduğunu yazar.
İleri yaşında bile günlerin çoğunda oruç tutar, her gece yüz rekât nâfile namaz kılardı. Yüzden fazla değerli eşle evlilik bağı kurmuş, bunları düzen, güzel ahlak ve övgüye değer adaletle yürütmüş, her biri ilgi ve ikram görmüştü. Nikâhında her zaman dört salihe hanım bulunur, bu dört talihli hanımın gece odasında geceleri aydınlatan bir kandil gibi parlardı. Bu, gerçekten saf bir keramet ve hikmet sahiplerinin mucizesidir.
Oğulları arasında eş-Şeyh Şemseddîn Ahmed, Muhyiddîn Mehmed, Cemâleddîn İshak Efendiler çok ünlüydü. Şemseddîn Ahmed Efendi'nin oğlu eş-Şeyh Mehmed Efendi ve onun oğlu eş-Şeyh Hayreddîn Hızır Efendi de ünlüdür; Muhyiddîn Mehmed Efendi ise büyük âlim ve şeyhlerdendi.
Bunun oğulları Ahmed, Abdülfettâh, Abdülkâdir Efendiler de tanınmıştı; eş-Şeyh Hayreddîn Hızır Efendi 1063'te [1652-53] vefat etti. Oğulları Mehmed, Abdurrahmân, Abdüllâtîf Efendilerdir. Bunlara Şeyh Îcâdîzâdeler denildi. Abdüllâtîf Efendi'nin çocukları ünlü âlimlerden ve seyyidlerden olarak sürdüler.
Şeyh Îcâdî Efendi İçerişehir'de bir mescit yaptırmış, çoğunlukla orada tefsir ve hadis okutmuştur. Evi de bu mescidin yakınındaydı. Çocukları pek çok zaman bu mescitte imamlık yapmış ve onun vakfının mütevelliliğini üstlenmiştir.
Açıklamalar ve Araştırma
Metindeki Eski Kelimeler
- mahdûm: oğul
- ders-i âm: herkese açık ders vermeye yetkili müderris, medrese hocası
- tecrîd: dünya işlerinden çekilme
- hulefâ: halifeler; bir şeyhin yetkilendirdiği öğrencileri
- icrâ-yı meşîhat: şeyhlik yapma
- muktedâ: kendisine uyulan kişi, önder
- habs ve tazyîk: hapsedilip sıkıştırılma
- ıtlâk: serbest bırakma
- va'z ve tezkîr: halka öğüt verme
- tedrîs: ders okutma
- irtihâl: ölüm, göçüş
- merkûm: adı geçen
- nâfile: farz dışında, gönüllü kılınan namaz
- tevliyet: bir vakfı yönetme görevi (mütevellilik)
Halvetî Şeyhi Cemâleddin İshak ve Îcâdî
Metindeki "Cemâleddîn İshak" Halvetiyye'nin Anadolu'daki tanınmış şeyhlerinden Cemâleddin İshak Karamânî'dir. Habib Karamânî'ye bağlanıp yolunu tamamlayan İshak, İstanbul'a geçtiğinde akrabası Pîrî Mehmed Paşa'nın Zeyrek'te kendisi için yaptırdığı tekkeye yerleşmiştir. Bu tekkenin vakfiyesi 1517 tarihlidir. Pîrî Mehmed Paşa aynı şeyh adına Fındıkzade'de ve Sütlüce'de iki tekke daha yaptırmıştır. Cemâleddin İshak'ın İstanbul'da 933'te [1527] öldüğü, Sütlüce'deki tekkesinin yakınına gömüldüğü ve tarih düşürüldüğü kaydedilir. Hüsameddin ise ölüm yılını 940 olarak verir; iki tarih arasındaki yedi yıllık fark bu kaynaklarla açıklanamadı.
Aynı kaynağa göre şeyhten sonra Sütlüce'deki tekkede yerine "Şeyh İcâdî" diye tanınan halifesi Hayreddin Hızır Amâsî geçmiş, Hızır bir süre orada kaldıktan sonra Amasya'ya dönerek faaliyetini orada sürdürmüştür. Bu, Hüsameddin'in anlattığı çizgiyle (İstanbul'dan Amasya'ya dönüş) uyuşur. Yalnız Hüsameddin onun şeyh olduğu tekkeyi "Pîrî Paşa Tekkesi" diye anar; Pîrî Mehmed Paşa'nın yaptırdığı üç tekkenin hangisinin kastedildiği metinden anlaşılmıyor. Doğum yılı 910 [1504-05] ise Cemâleddin İshak'ın öldüğü 1527'de Hızır yirmi üç yaşında olurdu; bu hesap bir çıkarımdır.
Mahmud Çelebi Tekkesi
Hüsameddin'in İçerişehir'deki Mahmûd Çelebi Tekkesi dediği yer, bugün Hatuniye Mahallesi sınırları içinde anılan Mahmud Çelebi Tekkesi'dir. Tekkenin Amasya kadılarından Ammâdzâde Bedreddin Mahmud Çelebi tarafından 807'de [1404] yaptırıldığı, Anadolu'daki ilk Nakşibendî tekkelerinden biri sayıldığı ve II. Bayezid zamanında Halvetî şeyhlerin burada görev yaptığı yazılır. Bu şeyhler arasında Cemal Halvetî'nin halifelerinden Hayreddin Hızır Tokadî de sayılmaktadır. Bu ad Îcâdî'ninkiyle karıştırılmamalıdır; Hüsameddin'in sözünü ettiği Hâtuniye İmamı'nın oğlu Hızır başka biridir.
Şehzade Bayezid Olayı
Hüsameddin'in 965 ve 966 tarihleri, Kanunî'nin oğlu Şehzade Bayezid'in Amasya valiliği yıllarına denk gelir. Bayezid, Amasya'ya nakledildiğini bir hakaret saymış, uzun bir yolculuktan sonra 21 Aralık 1558'de şehre varmıştır. Konya yakınında kardeşi Selim'e yenilince Amasya'ya dönmüş ve müftü Muhyiddin Cürcânî'yi babasından af dilemek üzere göndermiştir. Kanunî onu bağışlamamış, yakalanmasını emretmiş, Bayezid de oğullarıyla 7 Temmuz 1559'da Amasya'dan ayrılmıştır. Hüsameddin'in "Amasya Müftüsü Molla Muhyiddîn Efendi" dediği kişi ile bu müftünün aynı kişi olması büyük olasılıktır; bu bir çıkarımdır, kaynaklar iki adı birleştirmez.
Yedikule'de hapis bilgisini okuduğumuz kaynaklarda bulamadık. Bayezid olayının ardından şeyhin cezalandırıldığı ve sonra aklandığı yalnızca Hüsameddin'de geçer. Şeyhin Bayezid'in manevi önderi olduğu bilgisi de başka bir kaynakta doğrulanamadı.
Îcâdî Hakkında Başka Anlatımlar
Amasya Halvetî tekkelerini inceleyen bir makalede Hayreddin Hızır b. İmam Ahmed adıyla ve "Îcâdî" lakabıyla anılan zatın II. Bayezid döneminde saray muallimliği yaptığı, on iki kadar kitap yazdığı ve en tanınmış eserlerinin Keşşâf haşiyesi ile Meşârik şerhi olduğu belirtilir; makale bunu başka bir çalışmadan alır. Hüsameddin'de bu bilgiler yoktur ve doğum yıllarıyla bağdaşmaz: II. Bayezid 1481'de tahta çıkmıştır, 1504-05'te doğan biri onun muallimi olamaz. Ya burada başka bir Hızır'la karıştırma vardır ya da doğum tarihi hatalıdır; hangisinin doğru olduğunu belirleyemedik.
Nev'îzâde Atâyî'nin eseri "Hadâ'iku'l-hakâ'ik fî tekmileti'ş-Şakâ'ik" adıyla da bilinir; Abdülkadir Özcan'ın 1989 neşri vardır. Hüsameddin'in Atâyî'den aktardığı övgü bu metinden doğrudan doğrulanamadı. Atâyî'nin eşlerle ilgili süslü cümlesi ağır bir dille yazıldığından, yukarıdaki çeviride yer alan "yüzden fazla eş" okuması bir yorumdur.
Dipnottaki Beyit
Hüsameddin, şeyhin adına dayanan bir söz oyununu dipnota koymuştur. "Îcâd" yaratma, ortaya koyma, eser bırakma anlamındadır; şeyhin lakabı da bu sözcükten gelir.
Kâmilin gitse vücûdu nice îcâdı kalır
Sen dahî anlayagör kim er ölür adı kalır
Beyit, olgun bir insanın bedeni gitse de ardında nice eserin (îcâdın) kalacağını, kişi ölür ama adının kalacağını söyler.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, 2022, 7. Cilt, s. 380–381. amasya.bel.tr
Akademik çalışmalar
- Reşat Öngören, "Karamânî, Cemâleddin İshak", TDV İslâm Ansiklopedisi. https://islamansiklopedisi.org.tr/karamani-cemaleddin-ishak
- Şerafettin Turan, "Bayezid, Şehzade", TDV İslâm Ansiklopedisi. https://islamansiklopedisi.org.tr/bayezid-sehzade
- Kadir Özköse, "Amasya'da Bulunan Halvetiyye Tekkeleri", Akademiar Dergisi, sayı 5, Aralık 2018, s. 91–118.
Kitaplar
- Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü (TEİS), "Atâyî, Atâullah Ahmed Efendi" maddesi, kaynakça kısmında Nevizâde Atâyî, Hadâiku'l-Hakayık fî Tekmileti'ş-Şakâyık, haz. Abdulkadir Özcan, Çağrı Yayınları, İstanbul 1989. https://teis.yesevi.edu.tr