İçeriğe geç

Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar · İKİNCİ BÂB · BİRİNCİ FASIL

İsmâil Efendi-Müderris Abdîzâde

Ansiklopedi · Amasya Tarihi, 7. Cilt, s. 303 • Hazırlayan: Prof. Dr. Safi ARPAGUŞ- Prof. Dr. Ahmet Hakkı TURABİ

Özgün Metin

Amasyalıdır. Kudâtdan Mehmed Efendi bin Abdülkerîm Efendi bin Ali Çelebi bin Müderris Abdî Abdülkerîm Çelebi mahdûmudur. Amasya‘da “Tebyînü’l-Mehâri” müellifi Şeyhü’l-harem el-Hâc Sinan ve müfessir Ahmed Efendilerden ikmâl-i tahsîl ederek İstanbul’a gitdi. [127]

Nev’îzâde Atayî Efendi’nin “Zeyl-i Şakâyık”da yazdığı üzere İstanbul’a geldikde Amasyalı Mazlûm Melek demekle meşhûr Ahmed Efendi’den mülâzemetle be-kâm olarak ders-i âm ve kırk akçe, medreseden ma’zûl iken 1004 şa’bânında Kasımpaşa müderrisliğiyle dâhil-i silsile-i ulemâ oldu.

Bu esnâda kapıcılar kethüdâsı olan sadr-ı esbak Nasûh Paşa’ya muallim olduğundan 1008 senesi cumâdelûlâsında Yeni Ali Paşa, 1009 cumâdelûlâsında Gevher Hân Sultân ve zilka’desinde Üsküdar’da Mehmed Paşa, 1010 rebîülâhirinde Kızıl Musluk ve 1012 cumâdelûlâsında Sahn-ı Semâniye müderrisi oldu.

Nasûh Paşa 1012’de Halep vâlisi oldukda sene-i mezbûrenin zilka’desinde Diyarbekir Mollası oldu. Oraya vâlî olarak nakledilen Nasûh Paşa ile 1013’de birleşti. Burada Paşa vezerâtle Şark Seraskeri oldukta Efendinin mevkii yükseldi.

1014 senesi zilhiccesinin evâhirinde Bağdâd Mollası olup üç yıl kadar Irak’da icrâ-yı kazâ etdi. 1017 senesi zilka’desinde Nasûh Paşa’nın Serasker [128] bulunduğu Ordu-yı Hümâyun kadısı oldukta Bağdad kazâsı uhdesinden ref’ edildi.

1020 senesi rebîülâhirinde Nasûh Paşa’nın inhâsıyla Medine-i Münevvere Mollası olup sene-i mezbûre cumâdelâhiresinde Nasûh Paşa Sadr-ı a’zam olarak İstanbul’a geldi. 1021 senesi cumâdelâhiresinde Medine-i Münevvere’den ma’zûlen İstanbul’a gelip Nasûh Paşa’ya mülâkî oldu.

1023 senesi gurre-i saferinde Bursa Mollası olup on dört ay kadar Bursa’da icrâ-yı hükûmetten sonra 1024 senesi rebîülâhirinde azledilip 1026 senesi şa’bânında dâr-ı bekâya intikâl etdi. İstanbul’da Keskin Dede Tekkesinde medfûndur.

Fâzıl, vakûr, müstakîm bir âlim-i zî-şândı. Mahdûmu Mehmed Efendi 1065’de ve hafîdi Mustafa Efendi 1114’de ve bunun mahdûmu Sâdık Mehmed Efendi 1145’de vefât etmişlerdir. Bunların hepsi Haremeyn pâyelilerinden olup İsmâilzâdelikle meşhûr idiler.

Araştırma Makalemiz Editör: Mevlüt Erdem Öztürk

Günümüz Türkçesiyle

Amasyalıdır. Kadılardan Mehmed Efendi'nin oğludur; Mehmed Efendi, Abdülkerîm Efendi'nin, o da Ali Çelebi'nin, o da Müderris Abdî Abdülkerîm Çelebi'nin oğludur. Amasya'da, "Tebyînü'l-Mehârî" yazarı Şeyhülharem Hâc Sinan ve müfessir Ahmed Efendi gibi hocalardan öğrenimini tamamlayıp İstanbul'a gitti.

Nev'îzâde Atâî Efendi'nin "Zeyl-i Şakâyık" adlı eserinde yazdığı gibi, İstanbul'a geldiğinde Amasyalı Mazlûm Melek diye tanınan Ahmed Efendi'den mülâzemet alarak muradına erdi (genel ders verme ve kırk akçe [yevmiye] ile). Medreseden azledilmişken 1004 şaban ayında [1596] Kasımpaşa müderrisliğiyle ulemâ silsilesine girdi.

Bu sırada kapıcılar kethüdâsı olan eski sadrazam Nasûh Paşa'ya hocalık yaptığından, 1008 cemâziyelevvelinde [1599-1600] Yeni Ali Paşa, 1009 cemâziyelevvelinde Gevher Hân Sultân, zilkade ayında Üsküdar'da Mehmed Paşa, 1010 rebîülâhirinde Kızıl Musluk, 1012 cemâziyelevvelinde Sahn-ı Semâniye müderrisi oldu.

Nasûh Paşa 1012'de Halep valisi olunca, o yılın zilkade ayında Diyarbekir Mollası oldu. Oraya vali olarak nakledilen Nasûh Paşa ile 1013'te [1604-05] bir araya geldi. Burada Paşa vezirlik rütbesiyle Doğu Seraskeri olunca Efendi'nin mevkii yükseldi.

1014 zilhiccesinin sonlarında Bağdat Mollası olup üç yıl kadar Irak'ta kadılık yaptı. 1017 zilkadesinde Nasûh Paşa'nın serasker bulunduğu Ordu-yı Hümâyun kadısı olunca Bağdat kadılığı üzerinden alındı.

1020 rebîülâhirinde Nasûh Paşa'nın önermesiyle Medine-i Münevvere Mollası oldu; aynı yılın cemâziyelâhiresinde Nasûh Paşa sadrazam olarak İstanbul'a geldi. 1021 cemâziyelâhiresinde Medine-i Münevvere'den azledilmiş olarak İstanbul'a gelip Nasûh Paşa ile buluştu.

1023 safer ayının başında Bursa Mollası olup on dört ay kadar Bursa'da hüküm verdikten sonra 1024 rebîülâhirinde azledildi ve 1026 şabanında [1617] öldü. İstanbul'da Keskin Dede Tekkesi'nde gömülüdür.

Fâzıl, vakur, dürüst, şanlı bir âlimdi. Oğlu Mehmed Efendi 1065'te [1654-55], torunu Mustafa Efendi 1114'te [1702-03], onun oğlu Sâdık Mehmed Efendi 1145'te [1732-33] öldüler. Bunların hepsi Haremeyn pâyelilerindendi ve İsmâilzâdelikle ünlüydüler.

Açıklamalar ve Araştırma

Metindeki Eski Kelimeler

  • kudât: kadılar
  • ikmâl-i tahsîl: öğrenimi tamamlama
  • mülâzemet: müderris adaylarının, ilmiye sırasına girmek için bir hocaya bağlanması
  • ders-i âm: genel ders verme yetkisi, halka açık ders
  • ma'zûl: görevden alınmış
  • dâhil-i silsile-i ulemâ: ilmiye sınıfının basamaklarına girmiş
  • Mollâ: büyük şehirlerin kadısı
  • icrâ-yı kazâ: kadılık yapma
  • inhâ: bir göreve getirilmesi için üst makama bildirme, öneri
  • sadr-ı esbak: eski sadrazam
  • serasker: ordu komutanı
  • dâr-ı bekâya intikâl: ölme
  • Haremeyn pâyeli: Mekke ve Medine kadılığı rütbesine yükselmiş ilmiye mensubu

Atalar ve Hocalar

Soy zincirinin en başındaki Müderris Abdî Abdülkerîm Çelebi, adlarının benzerliğinden anlaşıldığı kadarıyla, Hüsameddin'in Sultan Bâyezîd'in Amasya valiliği döneminde anlattığı, Halifet Medresesi müderrisi iken "Mevlânâ Abdî" diye tanınan ve müftülüğe getirilen Şeyhzâde Abdülkerîm Çelebi ile aynı kişidir; kitapta bu eşleştirme açıkça yapılmaz. Birinci ciltteki Amasya âlimleri listesinde de "Molla Müderris Abdî" adı geçer. İsmâil Efendi'nin İstanbul'daki hocası olarak anılan Mazlûm Melek Ahmed Efendi'nin adı da kitapta Amasya'ya bağlanır: birinci cilt, Mazlûm Melekzâde es-Seyyid Ahmed Efendi'nin 986'da [1578-79] bir mescidi yeniden onarıp yanına mektep eklediğini kaydeder. Bu kişiyle İsmâil Efendi'nin hocasının aynı soydan geldiği düşünülebilir, ancak kitap bunu açıkça yazmaz.

Hocası Şeyhülharem Hâc Sinan

Metnin hocalarından biri, Tebyînü'l-Mehârim adlı eserin yazarı Şeyhülharem Hâc Sinan'dır. Şeyhülharem, kaynaklarda Mescid-i Haram ve Mescid-i Nebevî'de ders veren âlimlere, ayrıca bu mescitlerin hizmetinden sorumlu olanlara verilen unvandır. Hüsameddin aynı Sinan Efendi'yi kitabın başka yerlerinde de anar. Birinci ciltteki mezarlar bölümünde "Sinan Efendi Türbesi", Üçler Türbesi'nin yakınında bir evin içinde gösterilir ve orada Tebyînü'l-Mehârim yazarı Şeyh Sinâneddîn Yûsuf el-Halvetî'nin yattığı yazılır. Altıncı ciltte Ebuloğlu Mehmed Efendi, "Tebyînü'l-Mehârim müellifi Şeyhülharem Amasyalı Sinan Efendi"den ve Bahşîzâde Yahyâ Efendi'den ders aldığı için anılır; Müfessir Ahmed Efendi maddesi ise onu Sinan Efendi'nin hocası olarak verir. İsmâil Efendi'nin öğrenim gördüğü "müfessir Ahmed Efendi"nin bu kişi olması akla yatkındır.

Bu eser bugün de Amasya'daki araştırmalara konu olmuştur: 2017'de toplanan Uluslararası Amasya Âlimleri Sempozyumu'nda "Yûsuf Sinânüddîn el-Amâsî ve Tebyînü'l-Mehârim Adlı Eseri Çerçevesinde Dönemin Fıkhî Sorunları" başlıklı bir bildiri sunulmuştur. Bildirinin metni okunamadığından eserin içeriği ve yazarın hayatı bu kaynaktan doğrulanamadı. Dikkat edilmesi gereken bir nokta vardır: Amasya doğumlu, Anadolu kazaskerliği yapmış ve 986'da [1578] ölmüş Sinan Efendi, Beyzâvî tefsirine yazdığı hâşiye dolayısıyla "Muhaşşî" lakabıyla anılır; ansiklopedik maddesi, aynı çağda yaşayan birkaç "Sinâneddin Yûsuf" adlı âlimin eserlerinin zaman zaman birbirine karıştırıldığını da belirtir. Hâc Sinan ile Muhaşşî Sinan Efendi'nin aynı kişi olup olmadığı okunan kaynaklardan çıkarılamadı.

Nasûh Paşa'nın Kariyeri ve Hüsameddin'in Kronolojisi

İsmâil Efendi'nin kariyeri, hocalığını yaptığı Nasûh Paşa'nın kariyeriyle iç içe anlatılır. Nasûh Paşa'nın hayatını veren kaynağa göre Paşa, 19 Safer 1007'de [21 Eylül 1598] kapıcılar kethüdâlığına getirilmiş, bu görevden sonra küçük mîrâhurluğa atanmış, 1012'de [1603] kapıcıbaşılıktan Halep beylerbeyiliğine gönderilmiştir. Hüsameddin'in Nasûh Paşa'ya hocalık dönemi bu yüzden 1007-1008 civarına denk düşer ve 1008 tarihli ilk medrese tayiniyle uyuşur. Kapıcılar kethüdâsı, padişahla sadrazam arasındaki görüşmelerde hazır bulunan ve aracılık eden, saray kapısı hizmetlerinin en büyük âmiri olan görevlidir.

Halep'in ardından Nasûh Paşa Sivas beylerbeyiliğine (Mart 1604) tayin edilmiş, sonra Anadolu serdarlığıyla Celâlîler üzerine gönderilmiş, 1015'te [1606] Bağdat eyaleti kendisine verilmiş, bu görevde başarısız olunca Diyarbekir beylerbeyiliğine nakledilmiştir. Hüsameddin ise Diyarbekir'e vali olarak naklini 1013 tarihli anar. Bu iki anlatım arasında bir kayma vardır: Nasûh Paşa'nın Diyarbekir'e gelişi, okunan kaynakta Bağdat'taki başarısızlıktan sonraya konur. Hüsameddin'in cümlesindeki "1013" tarihi İsmâil Efendi'nin Diyarbekir Mollası olduğu 1012 zilkadesinden hemen sonrayı gösterdiği için, tarihin bir yıl kaymış olması ya da iki kaynağın farklı belgeye dayanması mümkündür; hangisinin doğru olduğu doğrulanamamıştır.

Nasûh Paşa'nın sadrazamlığı için Hüsameddin, 1020 cemâziyelâhiresini verir. Ansiklopedik kayıtlara göre Kuyucu Murad Paşa 25 Cemâziyelevvel 1020'de [5 Ağustos 1611] ölünce vezîriâzamlık Nasûh Paşa'ya verilmiş, sadrazamlık mührü ona 12 Cemâziyelâhir 1020'de [22 Ağustos 1611] ulaşmıştır; Paşa'nın İstanbul'a gelişi ise 1021'in [1612] ortalarına rastlar. Hüsameddin'in "1020 cemâziyelâhiresi" kaydı mührün ulaştığı tarihle uyuşur; "İstanbul'a geldi" ifadesi ise bu anlamda gevşek kullanılmış görünür. İsmâil Efendi'nin 1021'de Medine'den azledilip İstanbul'a gelmesi de Paşa'nın İstanbul'a döndüğü yıla denk düşer.

Nasûh Paşa, Sinop'a Kazak baskını (Ağustos 1614) sonrasında padişahın güvenini yitirmiş, 13 Ramazan 1023'te [17 Ekim 1614] konağında idam edilmiştir. İsmâil Efendi'nin Bursa mollalığına 1023 safer başında atandığı, azlinin ise Nasûh Paşa'nın ölümünden sonraki 1024 rebîülâhirine düştüğü görülür. Metin bu iki olay arasında bir bağ kurmaz; Paşa'nın himayesini yitirmiş olmasının azilde payı olup olmadığı bu sebeple bilinmiyor.

Zeyl-i Şakâyık

Metin, kariyerinin ilk basamakları için Nev'îzâde Atâî'nin Zeyl-i Şakâyık'ını kaynak gösterir. Atâî (1583-1635), Taşköprizâde'nin meşhur ilim ve âlim tarihine yazdığı bu Türkçe zeyli Üsküp kadısı iken 1634'te tamamlamıştır; eser, 965-1044 [1558-1634] yıllarında Osmanlı sınırları içinde yetişen şeyhler, âlimler ve şairler hakkında bilgi verir. İsmâil Efendi'nin 1004'ten 1017'ye uzanan basamakları bu eserin kapsadığı dönemin içine düşer; ancak Atâî'nin eserindeki özgün kaydı okuma imkânı olmadı.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, 2022, 7. Cilt, s. 303. amasya.bel.tr
  • Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, 1. Cilt, s. 116–123 (Mukaddime, Mazlûm Melekzâde), s. 137–141 (Mukaddime, Sinan Efendi Türbesi), s. 155–160 (Mukaddime, Amasya âlimleri); 3. Cilt, s. 475–480 (Sultân Bâyezîd Hân-ı Sânî); 6. Cilt, s. 84 (Ebu'l-Kâsım Mehmed Efendi-Ebuloğlu) ve s. 146 (Ahmed Efendi-Müfessir el-Hâc).

Akademik çalışmalar

7. Cilt içindekiler

Karekod · QR code

Bu sayfanın karekodudur. A5 olarak yazdırıp asabilir ya da yapıştırabilirsiniz; okutan kişi doğrudan bu içeriğe ulaşır.

This QR code links to this page. Print it on A5 and post it anywhere; scanning it opens this content.