İçeriğe geç

Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar · BİRİNCİ BÂB · ONUNCU FASIL · ÜÇÜNCÜ DEVRE-İ TÂRİHİYYE

Mehmed Bey

Ansiklopedi · Amasya Tarihi, 4. Cilt, s. 546 • Hazırlayan: Doç. Dr. Hicabi GÜLGEN

Özgün Metin

Amasyalıdır. Vüzerâdan Deli Zülfikâr Paşa’nın mahdûmudur. 1026 [30] senesi saferinin on üçüncü günü Amasya sancağı beyi olup geldi. Kethüdâyeri Bağdatlı Mahmûd Ağa ve şehir kethüdâsı el-Hâc Mustafa Ağa idi. Şa’bânında İn’âm Beyzâde es-Seyyid Ali Ağa kethüdâyeri ve el-Hâc Osmân Ağa şehir kethüdâsı oldu.

1026 zilka’desinin on üçüncü günü Birinci Sultân Ahmed vefât eylediğinden Osmanlı tahtına birâderi Birinci Sultân Mustafa Hân oturdu. Amasyalı Evliyâ Mehmed Efendi imâm-ı sultânî olup kaldı.

1027 senesi muharreminin evâilinde Köprü kasabasının medâr-ı iftihârı meşâhir-i sulehâ ve ulemâdan Şeyh Mehmed Çelebi Efendi vefât etdi. Oturduğu mahalleye “Şeyh Mahallesi” dendi. Yerine Ayasofya Medresesi’nde ikmâl-i tahsîl eden halîfesi Köprülü Şeyh Ahmed Efendi bin Yûsuf geçti.

Rebîülevvel gurresinde Birinci Sultân Mustafa’nın deliliği sabit olduğundan hal’iyle Birinci Sultân Ahmed’in şehzâdesi İkinci Sultân Osmân Hân Osmanlı pâdişâhı, Amasyalı Ömer Efendi kazaskerlik pâyesiyle muallim-i sultânî, diğer Amasyalı Evliyâ Mehmed Efendi de yine imâm-ı sultânî oldu.

Rebîülevvelin ortalarında Seydî Beyzâde Mustafa Bey Amasya alaybeyi, rebîülâhir gurresinde Hamzazâde Mustafa Efendi Amasya kadısı oldu. Bir hafta sonra Amasya müftüsü Abdülkerim Efendi İstanbul’a gidip yerine müftü-i esbak Abdullah Efendi Amasya [31] müftüsü ve müftü-i sâbık Dursunzâde Mehmed Efendi de Sultân Bâyezîd müderrisi oldu.

Cumâdelûlâda Kağnılı Ali Ağazâde Aydın Ağa kethüdâyeri ve cumâdelâhirenin yirmi birinde Amasya Beyi Mehmed Bey Bağdat’a me’mûr olduğundan kethüdâyeri Aydın Ağa Amasya mütesellimi oldu. Recebde Amasya sancağı Divriği Beyi Mehmed Bey’e tevcîh edildi.

Araştırma Makalemiz Editör: Mevlüt Erdem Öztürk

Günümüz Türkçesiyle

Amasyalıdır. Vezirlerden Deli Zülfikâr Paşa'nın oğludur. 1026 [1617] yılı safer ayının on üçüncü günü Amasya sancak beyi olarak geldi. Kâhyası Bağdatlı Mahmûd Ağa, şehir kâhyası ise Hacı Mustafa Ağa idi. Şaban ayında İn'âm Beyzâde Seyyid Ali Ağa sancak beyinin kâhyası, Hacı Osman Ağa da şehir kâhyası oldu.

1026 yılı zilkade ayının on üçüncü günü Birinci Sultan Ahmed vefat ettiğinden, Osmanlı tahtına kardeşi Birinci Sultan Mustafa Han oturdu. Amasyalı Evliyâ Mehmed Efendi padişahın imamı olarak görevinde kaldı.

1027 [1617-18] yılı muharrem ayının başlarında, Köprü kasabasının övünç kaynağı, ünlü salih kişilerden ve âlimlerden Şeyh Mehmed Çelebi Efendi vefat etti. Oturduğu mahalleye "Şeyh Mahallesi" denildi. Yerine, Ayasofya Medresesi'nde öğrenimini tamamlamış olan halifesi, Yûsuf oğlu Köprülü Şeyh Ahmed Efendi geçti.

Rebîülevvel ayının başında Birinci Sultan Mustafa'nın akıl hastalığı kesinleştiğinden tahttan indirilmesiyle, Birinci Sultan Ahmed'in oğlu İkinci Sultan Osman Han Osmanlı padişahı oldu. Amasyalı Ömer Efendi kazaskerlik rütbesiyle padişahın hocası, öteki Amasyalı Evliyâ Mehmed Efendi de yine padişahın imamı oldu.

Rebîülevvelin ortalarında Seydî Beyzâde Mustafa Bey Amasya alaybeyi, rebîülâhir ayının başında Hamzazâde Mustafa Efendi Amasya kadısı oldu. Bir hafta sonra Amasya müftüsü Abdülkerim Efendi İstanbul'a gitti; yerine eski müftü Abdullah Efendi Amasya müftüsü, önceki müftülerden Dursunzâde Mehmed Efendi de Sultan Bayezid Medresesi müderrisi oldu.

Cemâziyelevvel ayında Kağnılı Ali Ağazâde Aydın Ağa sancak beyinin kâhyası oldu. Cemâziyelâhir ayının yirmi birinde Amasya Beyi Mehmed Bey Bağdat'a görevlendirildiğinden, kâhyası Aydın Ağa Amasya mütesellimi (sancak beyi yerine sancağı yöneten vekil) oldu. Recep ayında Amasya sancağı, Divriği Beyi Mehmed Bey'e verildi.

Açıklamalar ve Araştırma

Metindeki Eski Kelimeler

  • mahdûm: oğul
  • vüzerâ: vezirler
  • kethüdâyeri: sancak beyinin kâhyası, yardımcısı
  • şehir kethüdâsı: şehir halkının işlerine bakan, ileri gelenlerin temsilcisi olan kâhya
  • alaybeyi: sancaktaki tımarlı sipahilerin komutanı
  • mütesellim: sancak beyi yerinde olmadığında sancağı yöneten vekil
  • imâm-ı sultânî: padişahın imamı
  • muallim-i sultânî: padişahın hocası
  • kazaskerlik pâyesi: kazaskerlik görevi olmaksızın verilen kazasker rütbesi
  • medâr-ı iftihâr: övünç kaynağı; meşâhir-i sulehâ: tanınmış salih kişiler
  • halîfe: tarikatta şeyhin yerine geçmeye izin almış müridi
  • hal': tahttan indirme
  • müftü-i esbak, müftü-i sâbık: önceki müftü
  • evâil: ayın ilk günleri; gurre: ayın ilk günü
  • tevcîh: bir görevin ya da sancağın birine verilmesi

Babası Deli Zülfikâr ve Celâlî Yılları

Hüsameddin bu beyi yalnızca "Vezirlerden Deli Zülfikâr Paşa'nın oğlu" diye tanıtır. Babanın kim olduğu, kitabın bir önceki bölümünde anlatılan Celâlî karışıklıklarından anlaşılır. Orada Deli Zülfikâr, sekiz binden fazla atlı ve yaya adamıyla Amasya'ya yürüyen, şehrin dışında Kaynar mevkiinde çadır kurup üç ay kadar şehir halkıyla çekişen bir isyan başbuğu olarak görünür. Hüsameddin'e göre 1011 yılı recebinin beşinde [1602] onun adamları Ziyâre tarafından şehre zorla girmiş, Aşağıpazar semtini yakmış, halk da kadınlarını ve çocuklarını Yukarı Kale'ye çıkarmıştı. Ertesi yıl Sivas beylerbeyi Nasûh Paşa'nın Amasya'ya gelip yörenin ileri gelenleriyle görüşmesi ve aralarında Dursunzâde Mehmed ile Cumâzâde Hızır efendilerin de bulunduğu Amasya ulemasının aracılığıyla Deli Zülfikâr boyun eğmiş, terfi ile Karahisar-ı Şarkî beylerbeyiliğine atanmıştı. Devletin Celâlî başbuğlarını beylerbeyilik ve sancak beyliği vererek dağıtmaya çalıştığı bu dönemde, bir isyancının birkaç yıl içinde "vezir" sıfatıyla anılacak kadar yükselmesi şaşırtıcı değildir.

Celâlî isyanlarını inceleyen çalışmalar da bu adı tanır. Müctebâ İlgürel'in Karayazıcı Abdülhalîm hakkındaki yazısında, Karayazıcı'nın şöhreti arttıkça etrafına toplanan Celâlî reisleri arasında kardeşi Deli Hasan ile birlikte "Amasyalı Deli Zülfikar" da sayılır. Ensar Köse'nin İçel'deki Muslu Çavuş isyanını ele alan makalesinde ise 1608-1609 yıllarında Karaman beylerbeyi olan bir Zülfikar Paşa'dan söz edilir. Kâtib Çelebi'nin aktardığı bir mektupta "Karaman Beylerbeyisi Deli Zülfikar Paşa" diye anılan bu paşa, Kuyucu Murad Paşa'nın emriyle Muslu Çavuş'u önce dostluk göstererek yanına çekmiş, sonra Konya'da Meram bağlarında boğdurtmuştur. Ömer İşbilir'in Kuyucu Murad Paşa maddesi de 1607'de Canbolatoğlu üzerine yürüyen orduya "eski bir Celâlî olan Maraş Beylerbeyi Zülfikar Paşa"nın katıldığını kaydeder. Bu kaynaklarda geçen Deli Zülfikâr'ın, Hüsameddin'in Amasyalı Deli Zülfikâr'ıyla aynı kişi olması kuvvetle muhtemeldir; ancak okuduğumuz kaynakların hiçbiri bu bağı açıkça kurmaz.

Rum Eyaletinin Sancakları Arasında

Hüsameddin bir önceki maddenin sonunda Amasya sancağının 1026 saferinde "Bozok Beyi Mehmed Bey"e verildiğini yazar; yani Deli Zülfikâr'ın oğlu Amasya'ya Bozok'tan gelmiştir. Görevden ayrıldıktan sonra sancak bu kez Divriği beyine verilir. Rum eyaleti üzerine yapılan araştırmalara göre XVI. yüzyılın son çeyreğinden itibaren bu eyalet Sivas, Amasya, Bozok, Çorum, Arapkir, Divriği ve Canik olmak üzere yedi sancaktan oluşuyordu ve bu taksimat XVII. yüzyılda da korunmuştu. Bu maddedeki beylerin aynı eyaletin sancakları arasında el değiştirmesi bu düzenin bir görüntüsüdür. Eyaletin adı XVII. yüzyılın ortalarından itibaren Sivas eyaleti olarak kullanılmaya başlanacaktır.

Beyin Bağdat'a gönderildiği sırada sancağı kâhyası Aydın Ağa'nın vekâleten yönetmesi, bu yüzyılda sık görülen mütesellim usulünün bir örneğidir. Aydın Ağa'nın sonraki hayatı Hüsameddin'in biyografi ciltlerinde ayrıca anlatılır: Kağnılı Hacı Ali Ağa'nın oğlu olan Kağnılızâde Aydın, gençliğinde Karayazıcı eşkıyasına karşı savaşmış, Sivas valisi Nasûh Paşa'yı gücendirdiği için Mısır'a kaçmış, II. Osman'ın tahta çıkışında İstanbul'a gelip Hoca Ömer Efendi'ye bağlanmıştır. 1031'de padişahın öldürülmesi üzerine Amasya'ya dönmüş ve Abaza Mehmed Paşa'nın saflarına katılmıştır; bu ad 4-15 numaralı maddede yeniden karşımıza çıkar.

Taht Değişiklikleri

Metindeki iki taht değişikliği Osmanlı tarihinin iyi bilinen olaylarıdır. Feridun Emecen'in I. Mustafa hakkındaki ansiklopedi maddesine göre I. Ahmed'in genç yaşta beklenmedik ölümünden sonra, büyük oğlu Osman dururken kardeşi Mustafa'nın tahta çıkarılması, Şeyhülislâm Hocazâde Esad Efendi ile Kaymakam Sofu Mehmed Paşa'nın girişimiyle olmuş ve verasetin babadan oğula geçmesi geleneğinden bir sapma olarak eleştirilmiştir. Mustafa 23 Zilkade 1026'da (22 Kasım 1617) tahta oturmuş, 1 Rebîülevvel 1027'de (26 Şubat 1618) aklî durumu sebebiyle şer'an padişahlık yapamayacağı hükmüne dayanılarak tahttan indirilmiş, yerine II. Osman geçmiştir. Hüsameddin'in II. Osman'ın tahta çıkışı için verdiği "rebîülevvel gurresi" bu tarihle tam olarak örtüşür. I. Ahmed'in ölümünü ise zilkadenin on üçüncü günü olarak verir; okuduğumuz ansiklopedi maddesi ölüm gününü ayrıca belirtmez, yalnız Mustafa'nın tahta oturuşunu on gün sonrasına, 23 Zilkade'ye koyar. Aradaki farkın nedeni bu kaynaklardan anlaşılamamaktadır. Emecen, Mustafa'nın tahttan indirilmesinde aklî zafiyetinin gerekçe gösterildiğini ve dönemin tarihçilerinin onun garip davranışlarını ayrıntılı olarak anlattığını belirtir; Hüsameddin'in "deliliği sabit olduğundan" ifadesi bu kayıtlara uygundur.

Sarayda İki Amasyalı: Evliyâ Mehmed Efendi ve Ömer Efendi

Padişah imamı olarak anılan Evliyâ Mehmed Efendi'nin bu göreve gelişini Hüsameddin bir önceki maddede anlatır: I. Ahmed'in imamı Horpeşteli Mustafa Efendi'nin ölümü üzerine, güzel sesi, bilgisi ve takvasıyla İstanbul'da tanınan Amasyalı "şeyhü'l-kurrâ" Babazâde Evliyâ Mehmed Efendi bu makama getirilmiştir. Murat Akgündüz'ün padişah imamları üzerine makalesi de onun Zilhicce 1025'te (Aralık 1616) I. Ahmed'in imamlığına tayin edildiğini, kıraat ilminde devrinin üstatlarından olduğunu ve Ayasofya'da Hünkâr Kapısı'nın iç yüzündeki pencerede öğrencilerine ders verdiğini yazar. Aynı makaleye göre IV. Murad'ın imamı olarak 1635 Revan seferine katılmış, yolda hastalanıp İstanbul'a dönmüş ve 1045'te (1636) vefat etmiştir. Böylece Evliyâ Mehmed Efendi I. Ahmed, I. Mustafa, II. Osman ve IV. Murad olmak üzere dört padişahın imamlığını yapmış olur.

Bu imamın ünü bir öğrencisi sayesinde daha da büyüktür. Müctebâ İlgürel'in Evliya Çelebi maddesine göre ünlü seyyah, hocası Evliya Mehmed Efendi'den hafızlık dersi almış ve "Evliya Çelebi" adı muhtemelen bu hocaya nisbetle kendisine verilmiştir. Seyyah, 1671'deki hac yolculuğuna çıkmadan önce rüyasında babasıyla birlikte bu hocasını gördüğünü de anlatır.

Kazasker payesiyle padişah hocası olan Amasyalı Ömer Efendi ise II. Osman devrinin en etkili kişilerinden biridir. Akgündüz'ün padişah hocaları üzerine öteki makalesinde, Ömer Efendi'nin (ö. 1630) II. Osman'a ve kardeşi Murad'a ders verdiği ve kendisine II. Osman tarafından şeyhülislâmlık payesi verildiği yazılıdır. Emecen'in II. Osman maddesi de genç padişahın Şeyhülislâm Esad Efendi'nin yetkilerini kısıtlayıp ulema tayinlerinde hocası Ömer Efendi'yi yetkili kıldığını kaydeder. Hüsameddin'in sonraki maddelerinde Amasyalıların bu dönemde birçok yüksek göreve gelmesi, Ömer Efendi'nin bu nüfuzuyla açıklanır.

Bulunamayanlar

Köprü (bugünkü Vezirköprü) kasabasında vefat eden Şeyh Mehmed Çelebi'yi Hüsameddin, aynı yılların Amasya kazalarını anlattığı sayfalarda da anar: Köprü'nün voyvodası, kadısı ve müftüsü sayıldıktan sonra kasabanın "kutbu"nun Gökderelizâde Şeyh Muhyiddîn Efendi'nin halifelerinden Köprülü Şeyh Mehmed Çelebi Efendi olduğu yazılır. Bu şeyh, halifesi Köprülü Şeyh Ahmed Efendi ve kasabada onun adıyla anılan Şeyh Mahallesi hakkında Hüsameddin dışında başka kaynaklarda bilgiye rastlanmadı. Deli Zülfikâr Paşa'nın oğlu Mehmed Bey'in Bozok ve Amasya beyliği dışındaki hayatına dair de ayrı bir kayıt bulunamadı.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

Kitaplar

4. Cilt içindekiler

Karekod · QR code

Bu sayfanın karekodudur. A5 olarak yazdırıp asabilir ya da yapıştırabilirsiniz; okutan kişi doğrudan bu içeriğe ulaşır.

This QR code links to this page. Print it on A5 and post it anywhere; scanning it opens this content.