İçeriğe geç

Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar

MUKADDİME (14)

Ansiklopedi · Amasya Tarihi, 1. Cilt, s. 161–167 • Hazırlayan: Prof. Dr. Mehmet ARSLAN

Özgün Metin

Amasya'da ma'ârif-i ibtidâ'iyyeyi telkîn ve vücûh-ı Kur'âniyye'yi ta'lîm için pek çok mektebler, dârü'l-kurrâlar binâ ve te'sîs edilmişdir. Bunlardan evkâfı mükemmel, hey'et-i ta'lîmiyyeyi i'âşe edecek hâsılâtı mebzûl olan mektebler, sekiz aded olup muntazam iki mekteb dahi sonradan ilâve olunmuşdur.

1- "Temennâ Mektebi": Temennâ Mahallesi’nde olup, Hızır Paşa’nın utekâsından "Hüsâmeddîn Temennâyî" tarafından 878'de binâ edilmişdir. Metîn bir mekteb olup evkâfı muntazam, kadîmen hey'et-i ta'lîmiyyesi mükemmel idi. Şimdi metrûk bir hâldedir.

2- "Hâtuniye Mektebi": Hâtuniye Câmi-i şerîfi’nin şark tarafında olup, 915'de Amasya vâlîsi "Şehzâde Sultân Ahmed" vâlidesi "Bülbül Hâtun" tarafından binâ edilmişdir. Kârgîr, gâyet metîn bir mekteb olup [263] evkâfı da mükemmeldir. Meşhûr "Kavaklı İbrâhim Efendi" 1210 târîhine kadar bu mekteb mu'allimi olmuşdur. Mektebin şöhretine binâ'en 1300'de "Mekteb-i İbtidâ'î" ittihâz edilmişdir.

3- "Hızır Paşa Mektebi": Hızır Paşa Mahallesi’nde câmi-i şerîfi ittisâlinde olup, 870'de paşa-yı müşârün-ileyh tarafından binâ edilmişdir. Bu mekteb kadîmen pek meşhûr olup, evkâfı muntazam, hey'et-i ta'lîmiyyesi mükemmel idi. Amasya'da hattât-ı meşhûr olan "Hâfız Mustafa" ve "Mehmed Hüsnî" Efendiler burada mu'allim idiler. Şimdi metrûk bir hâldedir.

4- "Sultân Bâyezîd Mektebi": Câmi-i şerîfin şark tarafında imâret hizâsında köşe başında olup "Sultân Bâyezîd Hân-ı Sânî" tarafından 890'da binâ edilmişdir. Bu mektebin dahi evkâfı muntazam ve hey'et-i ta'lîmiyyesi mükemmel idi. "Emîr İmâmzâde es-Seyyid Halîl Efendi" ve mahdûmu "es-Seyyid Mehmed Emîn Efendi" burada mu'allim olarak iştihâr etmişlerdir. 1300 târîhinde "Mekteb-i İbtidâ'î" ittihâz edilmişdir.

5- "Şâhbûlâ Mektebi": Sofîzâde Mahallesi’nde mescidi ittisâlinde olup, "Yörgüç Paşa" halîlesi "Şâhbûlâ Hâtun" tarafından 841'de binâ ve evkâfı tanzîm edilmişdir. Kadîmen meşhûr bir mekteb olup şimdi "Mekteb-i Sıbyân" olarak müşrif-i harâb bir hâlde durmakdadır. [264]

6- "Acem Ali Mektebi": Mahallesinde, çeşmesi civârında ve garb tarafında hoca-i mûmâ-ileyh "el-Hâc Acem Ali Ağa" tarafından 873'de binâ ve ve evkâfı tanzîm edilmişdir. Bu mektebde 1258 târîhine kadar "Balcı Hoca" demekle meşhûr "es-Seyyid İsmâ'îl Efendi" mu'allim olduğundan "Balcı Mektebi" demekle ma'rûf olmuşdur. Muharrir-i âcizin mu'allimi bulunan "el-Hâc Hâfız Halîl Efendi"ye de "Balcı Mektebi" mu'allimi bulunduğu münâsebetle "Balcı Hoca" denmişdir.

7- "Ali Paşa Mektebi": Selağzı’nda, Gümüşlüzâde Mahallesi cenûbunda bulunan ve Çukur Bâğce’ye giden yolun sağ tarafında köşe başında olup sadr-ı esbak "Ali Paşa-yı Atîk" tarafından 916'da binâ ve evkâfı tanzîm edilmişdir. Fuhûl-i ulemâdan "Kürd Hâfız" demekle meşhûr "Ali Efendi" 1130 târîhine kadar burada mu'allim olduğu münâsebetle "Kürd Mektebi" denmişdir. 1306'da "Mekteb-i İbtidâ'î-i İnâs" ittihâz ve 1326'da kubbesi ve kârgîri kaldırılıp tevsî' ve binâsı terfî' edilmişdir.

8- "Küçük Ağa Mektebi": Şamlılar Mahallesi’nde Küçük Kapı Ağası Ayas Ağa tarafından 900'de binâ ve evkâfı tanzîm edilmişdir. Muntazam, binâsı latîf ve kârgîr bir mekteb-i şerîf olup 1327'de "Mekteb-i İbtidâ'i" ittihâz edilmişdir.

Mu'ahharan bunlara iki mekteb ilâve olunup birincisi [265] "Hacı Hasan Efendi Mektebi"dir ki "Sultân Bâyezîd" avlusunda eski "Develik" mevki'inde Yeşilırmak sâhilinde olup eşrâf-ı memleketden "Zileli Hacı Velizâde el-Hâc Hasan Efendi" tarafından hürriyetin i'lânını müte'âkib üç yüz lira kadar bir nakd-i mühim sarfıyla binâ ve 1328 Zilhiccesi'nde resm-i küşâdı icrâ ve ma'ârif tarafından "Mekteb-i İbtidâ'î" ittihâz edilmişdir. Gâyet latîf, vâsi' bir eser-i şerîfdir. Önünde çeşmesi ve bahçesi ve altında müte'addid hücresi vardır. Diğeri de "Alaca Yahyâ Medresesi" zeylinde zikr olunacakdır.

Amasya'da vücûh-ı Kur'âniyye'yi ta'lîm, kırâ'ât-ı aşereyi telkîn için erbâb-ı himmet tarafından binâ edilen dârü'l-kurrâlar dahi sekiz aded olup her birinin evkâfı muntazam, huddâmı mükemmel idi:

1- "Çeribaşı Dârü'l-Kurrâsı": Çeribaşı Mahallesi’nde câmi-i şerîfin altında ve çeşmenin arkasında kâ'in vâsi' bir hücre-i sengîndir. Penceresi çeşmenin mevki'inde olduğu hâlde 1281'de Amasya mutasarrıfı meşhûr "Ziyâ Paşa" önünde bulunan yolu tesviye etdirdiği esnâda çeşmeyi bu pencerenin önüne getirmiş ve pencereyi sedd edib dârü'l-kurrâyı ta'tîl etmişdir. Câmi-i şerîf binâ olunurken inşâ edilmiş olup vâlidemin ceddi şeyhü'l-kurrâ "el-Hâc Halîl Efendi" bu dârü'l-kurrâ şeyhi olmuşdur.

2- "Sultân Bâyezîd Dârü'l-Kurrâsı": Sultân-ı müşârün-ileyh tarafından [266] imâretin ekmekhânesi şimâlinde ve tâbhânenin garb tarafında hattât odası sırasında binâ buyurulmuşdur. 891'de hıtâm bulan dârü'l-kurrâ, Amasya'da meşhûr olup pek çok ehl-i Kur'ân yetişdirmiş ve 1264'de metrûk bir hâlde kalıp 1296'da debboy me'mûrlarına mesken olmuşdur.

3- "Sultân Hâtun Dârü'l-Kurrâsı": Acem Ali Mahallesi’nde Bâlî Bey Câmi-i şerîfi kurbunda olduğu elde edilen vesâ'ik-i atîkadan anlaşılmakda ise de şimdi mevcûd olmadığından yeri ta'yîn olunamadı. 911'de evkâfı tanzîm edildiğine nazaran bu târîhde "Sultân Bâyezîd Hân-ı Sânî" hazretlerinin ilk halîlesi ve Amasya ümerâsından "Emîr Bey"in kerîmesi "Hâtun Sultân" tarafından binâ edilmişdir. Mu'ahharan cüzhânlığa tahavvül ederek "Kürd Hâfız Oğulları"na ve ba'dehû tevliyetle beraber "Hacı Bey Oğulları"na tevcîh olunmuşdur.

4- "Şeyh Mehmed Ağa Dârü'l-Kurrâsı": Mehmed Paşa Câmi-i şerîfi’nin cenûb tarafında Mustafa Bey Hamâmı’nın arka tarafında sokak içinde olup 1073'de a'yândan "Hacı Efendizâde Şeyh Mehmed Ağa" tarafından binâ ve evkâfı tanzîm edilmişdir. "Yâkûtiye Mescid-i Şerîfi" sırasında olan on dükkân ve karşısında binâ eylediği cesîm bir değirmen bu dârü'l-kurrânın evkâfından idi. Meşhûr şeyhü'l-kurrâ [267] "Hasan Efendi" ve ba'dehû "Ehlullâh Efendi" bu dârü'l-kurrâ şeyhi olmuşlardır.

5- "Abdullah Paşa Dârü'l-Kurrâsı": Sofîler Mahallesi’nde "Abdullah Paşa Câmi-i şerîfi" şarkında olup mahdûmu defterdâr "Abdülkerîm Bey" tarafından 911'de ilâve ve evkâfı tanzîm edilmişdir. Önünde bahçesi ve şimâlinde çeşmesi ve sâ'ir tetimmesi vardır. Meşâhîr-i kurrâdan Giridli şeyhü'l-kurrâ "el-Hâc Hâfız Mehmed Efendi" ve şeyhü'l-kurrâ "Yûsuf Efendi" bu dârü'l-kurrâ şeyhi olmuşlardır.

6- "Ali Çelebi Dârü'l-Kurrâsı": İçeri Şehir’de Kurşunlu Mahallesi’nde câmi-i şerîfin garb tarafında olduğu anlaşılmakda ise de şimdi yeri gâ'ib olmuşdur. Esbak Amasya müftüsü "Mü'eyyedzâde Ali Çelebi" tarafından 884'de binâ ve evkâfı tanzîm edilmişdir. Mu'ahharan harâb ve ma'dûm olduğu cihetle cüzhânlığa tahavvül ederek birkaç meşâhîre tevcîh olunmuşdur.

7- "Mahmûd Çelebi Dârü'l-Kurrâsı": İçeri Şehir’de Karatay Mahallesi’nde Mahmûd Çelebi Tekkesi ittisâlinde olup mûmâ-ileyh "İmâdzâde Bedreddîn Mahmûd Çelebi" tarafından 807'de binâ edilmişdir. Meşâhîr-i kurrâdan şeyhü'l-kurrâ "Şeyh Cû'îli eş-Şeyh İbrâhim Efendi" bu dârü'l-kurrâ şeyhi idi.

8- "Nûh Bey Dârü'l-Kurrâsı": Yâkûtiye Mahallesi’nde Tımârhâne’nin sağ tarafında ve -Zâviye-i Yâkûtiye ittisâlinde olduğu evrâk-ı atîkadan [268] anlaşılmakdadır. Meşhûr Karaman defterdârı "Amasyalı Hacı Beyzâde Nûh Bey" tarafından 927'de binâ edilmiş idi. Fakat 1059'da yandığından bir daha i'âdesi mümkün olamamış ve evkâfı zâyi' olmuşdur. Meşhûr şeyhü'l-kurrâ "Hâfız Mehmed Efendi" bu dârü'l-kurrâ şeyhi idi.

Şu sekiz aded dârü'l-kurrânın Amasya'da yetişdirdiği ehl-i Kur'ân kadîmen meşhûr ve pek çok idi. Mekteb-i Sıbyân dahi her sene pek çok hâfız-ı Kur'ân yetişdirmekde olduğundan Amasyalılar'ın ricâlinden hemen üçde biri hâfız-ı Kur'ân olarak tanınmış idi. Bunların içinde "Şeyh Yahyâ Efendi" kerîmesi "Fâtıma Molla" gibi asrının kurrâsına fâ'ik, ehl-i Kur'ân kadınlar dahi bulunmakda idi. Şimdi bunların hepsi de bir hayâl-i zâ'il gibi olmuşdur.

Vesâ'ik-i atîkadan anlaşıldığı üzere Amasya'da bundan yüz sene evvelki zamâna kadar yüz otuz kadar "Mekteb-i Sıbyân" olup her birinin idâresi için erbâb-ı himmet tarafından nukûd, akârât, emlâk vakf ve teberru' edilerek mütevellîleri tarafından mükemmelen idâre edilmekde idi. İdâre edecek vakfı olmayan mektebler dahi o asrın - şimdi türedi, mütegallib, cebbâr diye beğenmediğimiz - a'yânı, okur-yazar ağaları, beyleri tarafından idâre edilmekde idi.

Bu kadar mekâtib-i sıbyândan çıkan efendilerin lâ-ekall dörtde biri [269] Amasya medreselerine duhûl ederek ikmâl-i tahsîl etmekde idi. Binâ'en-aleyh şu mektebler, dârü'l-kurrâlar, ibtidâ'î ve i'dâdî hükmünde olup medâris-i ilmiye dahi mekâtib-i âliye sırasında idi. Amasya'da tahsîl edilen ulûm-ı âliye üç kısım i'tibâr edilip bir kısmı tefsîr, hadîs, usûl, fıkıh, kelâm gibi ulûm-ı şer'iyyeden ve bir kısmı dahi hikmet, mantık, tıb, hendese, hesâb gibi ulûm-ı akliyyeden ve kısm-ı diğeri de ma'ânî, beyân, lugat, nahv, sarf, târîh, muhâzara, şiir gibi fünûn-ı edebiyyeden ibâret idi.

Lugat, ancak Arabî ve Fârisî lisânlarına münhasır olup hesâb, hendese, târîh dahi mukaddemlerinde pek ziyâde i'tinâ edilmiş olduğu hâlde mu'ahharan ibtidâ'î bir hâlde kalmış ve târîh ise edvâr-ı İslâmiyyeyi münhasır gibi olmuş idi. Binâ'en-aleyh en ziyâde i'tinâ ile tahsîl edilen ulûm-ı şer'iyye olduğundan Amasya'da bu kısm-ı şer'î ile kısm-ı sâlisin fünûn-ı Arabiyyesi pek ziyâde terakkî etmiş idi. Kısm-ı sânî ricâli diğer bilâda nisbetle Amasya'da nâdir değil idi.

Fakat bu kısm-ı şer'î içinde "İlm-i Hadîs", bir usûl-i mahsûsa üzere turuk ve esânîde, terâcim-i ricâle ve tenkîd-i ahvâl-i ruvâta müstenid bir ilm-i vâsi' olduğundan bu ilmi, eslâf-ı kirâm ulûm-ı sâ'ireden tefrîk ederek tahsîline mahsûs birer medrese binâ ve "Dârü'l-Hadîs" nâmıyla tesmiye etmişlerdir. Amasya'da dört tâne [270] "Dârü'l-Hadîs" olup bunlar, "Dârü'l-Hadîs-i Abdullah Paşa", "Dârü'l-Hadîs-i Osmân Çelebi", "Dârü'l-Hadîs-i İbrâhim Efendi", "Dârü'l-Hadîs-i Osmân Bey" nâmıyla meşhûr olarak medâris-i ilmiyye sırasında zikr olunacakdır. Bu Dârü'l-Hadîslere ilm-i hadîsde ihtisâsı olan ulemâ müderris olarak "Sahîh-i Buhârî", "Sahîh-i Müslim" gibi ilm-i hadîse mahsûs kitâblar tedrîs ve bir hadîsin sıdk ve kizbini anlamak için tedvîn olunan kitâblar, yanî "Usûl-i Hadîs", "Tabakât-ı Ruvât", "Terâcim-i Ricâl" gibi fünûna mahsûs müdevvenât-ı ehl-i hadîs ta'lîm olunur idi. Amasya'da bu gibi muhaddisler 1241 târîhine kadar nâdir olmadığı hâlde "Dârü'l-Hadîsler"e birtakım sıbyân ve erbâb-ı hıref ve sanâyi' irsen muhaddis, müderris olduğu cihetle mu'ahharan kesb-i nedret etmişdir.

Diğer ulûm-ı şer'iyye ve fünûn-ı Arabiyye ve edebiyye medreselerde müderrisler, ders-i âm lar tarafından tedrîs ve "Beyzâvî", "Metâli'", "Mevâkıf" yâhud "Makâsıd", "Usûl-i Pezdevî", "Hidâye" ve şurûhu, "Mutavvel", "Mugni'l-Lebîb", "Fenârî", "Câmî", "Şâfiye Şerhi Razî" ve "İzhâr" kitâbları kemâl-i itkân ile kırâ'at ve takrîr ve ekser şurûh ve havâşî talebe-i ulûmun mütâla'a ve mürâca'atlarına terk olunur idi. "Avâmil", "İzhâr", "Şâfiye", "Kâfiye", "Menâr" metinleri her tâlib-i ilm tarafından mutlakâ hıfz ve dâ'imâ ezberden kırâ'at olunur ve temrîn için es'ile-i müşkile îrâd olunarak esnâ-yı dersde talebe-i ulûmun efkâr-ı zâtiyyesi, [271] mikdâr-ı zekâsı ve havâşîye mürâca'atı yoklama edilir idi.

Şu ulûmun tahsîli esnâsında terâcim-i ashâb, tabakât-ı ulemâ, ahvâl-i ruvât, siyer-i muhaddisîn, her hâlde sîret-i Nebeviyye'ye âid kitâblar ile edebiyât-ı Arabiyye'ye, tevârîh-i eslâf, husûsiyle târîh-i İslâma dâ'ir mü'ellefâtdan enfa' olanları kırâ'at ve mütâla'a olunarak talebenin ezhânı tevsî' olunur idi. Ba'dehû talebe-i ulûm icâzet aldığı esnâda mükemmel bir âlim olur ve lâ-ekall iki sene müderris-i âlî-himmete mu'îd olarak tedrîs-i ulûma kesb-i isti'dâd ederse esâtize-i zamânın lâ-ekall üçü tarafından tedrîs ve neşr-i ulûma iktidârı tasdîk olundukdan sonra ancak ders-i âm olabilir idi.

Bir mücâz efendi, ibtidâ mu'îd olduğu zamân yevmî beş akçe, mülâzım olduğu zamân on akçe, ders-i âm olduğu zamân yirmi akçe vazîfe alır ve her sene beşer beşer tezyîd olunarak kırk akçeye kadar irtikâ eylediği zamân silsile-i müderrisîne dâhil olur idi. Amasya'da üç cihetden silsile devâm edib altmış akçeye kadar irtikâ eden müderrisîn, ârzû edilirse taşra mevleviyetlerinden biriyle silsile-i ulemâdan çıkar, meslek-i kudâta girer, her ne zamân ârzû ederse tekrâr silsile-i ulemâya çıkdığı râddeden duhûl ederek müderrisliğe ta'yîn olunur idi. Meslek-i ulemâda iki cihet olup, biri tedrîs, diğeri va'z ya'nî kürsî şeyhliği idi. Kürsî şeyhleri dahi ders-i âm olduğu hâlde üç koldan terakkî [272] ederek altmışda diğer ulemâ ile birleşir ve ulemâdan ihtiyâr-ı tekâ'üd edenler bir tekke şeyhliği veyâhud mü'ebbeden bir medrese müderrisliği ile silsile-i ulemâdan çıkar idi. Amasya'da ulemâdan derece-i hamsîn râddesine vâsıl olamayanlar; kazâya ve sittîn râddesine vâsıl olamayanlar; iftâya aslâ intihâb olunamazlar idi. İmâmet, meşâyih-i kurrâdan her hâlde kurrâdan olanlara ve hitâbet dahi erba'în râddesine vâsıl olan ulemâya tevcîh olunmak kânûn-ı kadîm idi. Dersden mücâz olmayan kimselere imâmet ve cüzhânlık ve ders-i âm olmayanlara tedrîs, hitâbet ve meşîhat gibi cihât-ı ilmiyye tevcîhi memnû' idi. Şu usûl-i kadîme, 1100 târîhlerine kadar muhâfaza olunduğu hâlde mu'ahharan cihât-ı ilmiyyenin merbût-ı silsile-i verâset olması şu usûl-i kadîmeyi zîr ü zeber ve ulemâyı da muztarr etmiş ve eski usûl ders ve fikr-i terâkkî yerine merâsim ve âdât kâ'im olmuşdur.

Amasya'da ulûm-ı âliye tedrîs olunan medâris üç râdde üzerine tertîb olunarak biri erba'în, diğeri hamsîn, öbürü sittîn i'tibâr edilmişdir. Erba'în râddesinde olan bir müderris lâ-ekall beş sene tedrîs-i ulûm ederek hamsîne ve ba'dehû yine lâ-ekall beş sene ulûm-ı âliye tedrîs ederek sittîne vâsıl olabilir idi. Bunlar bir silsile-i muntazamaya tâbi' olup müderrisîn arasında tekaddüm ve te'ahhur dahi bu merâtibe tâbi' tutulur idi. [273] Binâ'en-aleyh, 1000 târîhine kadar Amasya'da mevcûd olan medâris şu üç taksîm üzere tertîb edilmiş ise de mu'ahharan silsile-i verâset bu tertîbât-ı muntazamayı bozduğundan medrese-i sittîn, medrese-i hamsîn, medrese-i erba'în ta'bîrleri ıstılâh-ı kadîm sırasına girmişdir. İşte bu medâris ile sonradan binâ ve i'mâr edilen bi'l-cümle medâris-i Amasya, hurûf-ı hecâ tertîbi üzere zikr olunur:

1- "Alaca Yahyâ Medresesi": Sarachâne Câmi-i şerîfi’nin şark tarafında Yeşilırmak üzerinde idi. Bu medreseyi ibtidâ Amasya emîri "Şâdgeldi Pâdişâh" 775 hudûdunda binâ ve müderrisliğini ulemâdan "Sadreddîn Artuk et-Türkmânî"ye i'tâ etdiği vesâ'ik-i atîka mütâla'asından anlaşılmışdır. Ba'dehû emîr-i müşârün-ileyhin ahfâdından "Sultân Bâyezîd Hân-ı Sânî" hazretlerinin Amasya vâlîliğinde iken lalası bulunan "Alaca Yahyâ Bey" tarafından 875'de müceddeden i'mâr ve evkâfı tanzîm edildiği münâsebetle medrese, bu zâtın şöhret ve ismiyle benâm olmuşdur.

1100 târîhine kadar pek çok fuzalâ bu medreseye müderris ve ba'dehû "Zanalı es-Seyyid Ahmed Efendi" evlâdı vâris olarak ahfâdından "Bakırcızâde es-Seyyid Mustafa Efendi"nin vefâtıyla mahdûmu "Hâfız es-Seyyid Nûreddîn Mehmed Efendi" 1248'de müderris olduysa da meslek-i kazâda bulunup vekâletle idâre-i maslahat eylediğinden [274] medrese metrûk bir hâlde kalmış ve 1281'de Amasya mutasarrıfı meşhûr "Ziyâ Paşa" hedm edib yerine mükemmel, âlî bir "Rüşdiye Mektebi" binâ etmiş idi.

Bu mekteb otuz sene efkâr-ı memleketi tenvîre hâdim olup pek çok ezkiyâ yetişdirmiş olduğu hâlde 1311 harîk-i iğtişâşında yanmış ve on beş sene kadar arsa-i hâliye olarak kalmış iken eşrâf-ı memleketden "Topçuzâde el-Hâc Halîl Efendi" ve birâderi "Münîb Bey" 1328'de nukûd-ı vâfire bezl ederek mükemmel bir "Mekteb-i İbtidâ'î" ve câmi-i şerîf tarafına dahi bir "Fetvâhâne-i Âlî" binâ ve eski mekteb-i füyûzâtın nâmını ihyâ etmişlerdir.

2- "Atabeg Medresesi": Sığır Pazarı’nda dere kenârında olup emîr-i meşhûr "Nâsıreddîn Ahmed Atabeg" tarafından binâ ve 727 Rebî'ulevvelinde evkâfı tanzîm edilmişdir. Medresenin şimâl tarafında kâ'in temelden anlaşıldığı üzere gâyet metîn bir medrese-i sengîn iken mükerreren zelâzil-i müdhişeden harâb olmuş ve ba'dehû vâridât-ı vakfiyesiyle i'mâr edilmişdir. Kadîmen cesîm on beş hücreyi, bir dershâneyi, ortasında bahçeyi hâvî bir medrese olduğu hâlde 1294 târîhinden beri arsa-i hâliye şeklini almış ve etrâfı temellük olunarak demirci dükkânları yapılmışdır.

Bu medreseye ibtidâ "Cemâleddîn İbrâhim Aksarâyî" gibi bir [275] fâzıl ve ba'dehû 1098 târîhine kadar pek çok fuhûl-i ulemâ, kibâr-ı fuzalâ müderris olmuş idi. Bu târîhde ulemâ-yı sâdâtdan "Zanalı es-Seyyid el-Hâc Ahmed Efendi" ve 1140'da vefâtıyla mahdûmu "es-Seyyid Abdullah Efendi" ve 1172'de oğulları ve ba'dehû torunları tedrîse mutasarrıf olup 1245'de şehir kethüdâsı "es-Seyyid Mustafa Efendi bin es-Seyyid Mahmûd bin es-Seyyid Abdullah"ın vefâtıyla ulemâdan "İskilibli Hüseyin Efendi" ve 1278'de "es-Seyyid Mahmûd bin es-Seyyid Abdullah bin es-Seyyid Ahmed bin es-Seyyid Abdullah"ın fevtiyle ulemâdan "Şehirli Mustafa Efendi" müderris ve pederi "es-Seyyid Ahmed bin es-Seyyid Velî bin es-Seyyid Ahmed"in 1266'da fevtiyle "Şehirli Mustafa Efendi"nin 1291'de irtihâlinden mahdûmu "Bakırcızâde es-Seyyid el-Hâc Mehmed Emîn Efendi" ve "İskiliblizâde Hâfız Mehmed Efendi"nin oğulları hisse-i mevrûselerine mutasarrıf olmuşlardır.

3- "Bekir Paşa Medresesi": Köprübaşı Mahallesi’nde Rûm Kilisesi’nin şarkan ittisâlinde köşe başında olup esbak mîrlivâ-yı Mısır Amasyalı "Bekir Beyzâde el-Hâc Osmân Bey" tarafından 1164'de "Dârü'l-Hadîs" olmak üzere binâ ve evkâfı tanzîm edilmişdir. Bu medresenin dershânesi, kütübhânesi mükemmel ve kârgîr, gâyet güzel bir medrese olup 1300 hudûduna doğru müşrif-i harâb olmuş iken 1308'de cebhesi hedm edilerek altına dekâkîn, üstüne hucurât binâ edilmek sûretiyle i'mâr olunabilmişdir. [276] "Alaca Hamâm" ve iki kapılı hân-ı cesîm bu medresenin vakfıdır. Bânî-i müşârün-ileyhin irtihâlinde mahdûmu "Ebû Bekir Paşa" mütevellî olduğu münâsebetle "Bekir Paşa Medresesi" denmişdir.

Meşâhîr-i fuzalâdan üstâd-ı meşhûr "Laz İbrâhim Efendi" ve 1179'da "Següköylüzâde el-Hâc Mehmed Kâşif Efendi" ve ba'dehû dâmâdı "Emîr İmâmzâde es-Seyyid el-Hâc Ebû Bekir Efendi" ve ba'dehû mahdûmu "es-Seyyid Sa'dullâh Efendi" ve ba'dehû "Çerkeşli Mehmed Efendi" ve 1233'de "Nâbî Efendi" yeğeni "Türkmenzâde el-Hâc Ebû Bekir Efendi" ve ba'dehû mahdûmları "el-Hâc Ali Râşid, Ahmed Rüşdî" Efendiler müderris ve 1293'de "Ahmed Efendi"nin fevtiyle oğlu "Hâfız Rahmî Efendi" ve 1301'de "Hacı Ali Efendi"nin fevtiyle oğulları hisse-i tedrîse bir müddet mutasarrıf olmuşlar ise de 1305'de cümlesi de ref' edilip fuzalâdan "Mecdîzâde Hâfız Abdurrahmân Kâmil Efendi" bi-hakkın müderris olmuşdur.

4- "Benderli Medresesi": Kocacık Mahallesi’nde İğnecizâde Türbesi arkasında sokak içinde olup 1228'de Amasya a'yân-ı tüccârından "Benderli el-Hâc Hâfız Feyzullâh Ağa" tarafından 1228'de binâ ve evkâfı tanzîm edilmişdir. Bu medrese ahşâb olup dershânesi, bahçesi, suyu var idi. 1300 sâline doğru müşrif-i harâb olmuş iken 1311 harîk-i iğtişâşında yandığından a'yândan "Şeyh Ahmedzâde el-Hâc Ahmed [277] Efendi" 1316'da vefât ederken sülüs-i mâlından bu medresenin müceddeden binâsını vasiyyet etmekle dâmâdı "Hacı Müsevvidzâde el-Hâc Hâfız Mehmed Tevfîk Efendi" 1318'de müceddeden binâ ve eski imâretini ihyâ etmişdir.

Bu medresenin ilk inşâsında "Benderli Hâfız Mehmed Efendi" ve 1247'de muhaddis-i meşhûr "Zileli el-Hâc Ali Şükrî Efendi" ve ba'dehû ulemâdan "Cırıkçızâde Hâfız Ahmed Efendi" ve ba'dehû "Taşâbâdî el-Hâc Ahmed Efendi" ve ba'dehû mahdûmu ulemâdan "Mehmed Ârif Efendi" 1327'de vefâtına kadar müderris olmuşlar idi.

5- "Burma Minâre Medresesi": Câmi-i şerîfin şark tarafında kâ'in çeşmenin ittisâlindedir. Burası kadîmen mahkeme yeri iken 1115'de mahkeme, İğnecizâde Türbesi ittisâlinde mahkeme ittihâz olunan hâneye nakl olundukda esbak ser-mi'mâr-ı dergâh-ı âlî "Amasyalı Hüseyin Beyzâde el-Hâc Hâfız Hasan Efendi" iştirâ ve bir mekteb-i sıbyân binâ etdirmiş ve 1117'de "Bakkâllar İçi"nde birkaç dükkân vakf ve icârâtını bu mektebin mu'allim ve bevvâbına ve i'mârına tahsîs etmiş idi. Ba'dehû müşrif-i harâb, evkâfı da zâyi' olmuş bir hâlde iken ulemâdan "Muharrem Efendi" mekteb mu'allimi olduğu cihetle "Heniske" eşrâfından "Hatîbzâde el-Hâc Mehmed Emîn Efendi" 1327'de mükemmel bir medrese binâ ve müderrisliğini "Muharrem Efendi" [278] der-uhde etmişdir. Önünde bulunan kârgîr çeşmeyi esbak Amasya nakîbü'l-eşrâf kâ'im-makâmı "es-Seyyid Ahmed Efendi" 1081'de binâ ve "Alevî Karyesi"nde mutasarrıf olduğu mezra'ayı vakf ve buraya tahsîs eylemiş idi.

6- "Büyük Ağa Medresesi": Şamlılar Mahallesi’nde Bahçeler İçi demekle meşhûr bâğların başında yol üzerinde olup Sultân Bâyezîd Hân-ı Sânî hazretlerinin Amasya'da kapı ağası bulunan "Hüseyin Ağa" tarafından 894'de binâ ve evkâfı tanzîm edilmişdir. Medrese-i mezbûre gâyet metîn, her tarafı sengîn olup hucurâtı vâsi', dershânesi mükemmel idi. El-yevm harâb bir hâlde herkesi müte'essir etmekdedir. Şu ibâre-i mahkûka müşârün-ileyh "Hüseyin Ağa"nın âsâr-ı hayriyyesinden olduğunu i'lân eder. Buna "Medrese-i Hüseyniyye" de deniyor. قد بنى هذا البناء صاحب الخيرات بانى مبانى المبرات حسين أغا بن عبد المعين الشهيربقپوأغاسى فى العتبة العلية

لسلطان البرين وخاقان البحرين
السلطان بن السلطان السلطان بايزيد بن محمد خان خلد هللا سبحانه ملكه
وسلطانه فى أيام دولته من قراضة جوده وإحسانه تغمده هللا تعالى بغفرانه
فى تاريخ سنة أربع وتسعين وثمانمأة¹⁸²

Şu ibâre "Hüseyin Ağa"nın binâ ve vakf etdiği bedestânın üzerinde dahi görülmekde olup yalnız târîhi "Sene semânin ve semânîne ve semâni mi'etin" mahkûkdur. Bu medrese-i âliyenin evkâfı vâsi' ve mebzûl olup biri de Amasya'da meşhûr "Bedestân"dır. Bu bedestân serâpâ vakf-ı [279] sahîh olduğu hâlde mu'ahharan ba'zı dükkânları temellük edilmişdir. Orta bedestân dahi on sene müddetle "Abranusyan Birâderler"e ancak i'mârı mülâhaza olunarak îcâr edildiği hâlde yirmi seneye karîb bir müddet zarfında vakfa teslîm edilmediği şâyân-ı tedkîk bir keyfiyet olsa gerek.

Bu medrese-i âliye tertîb-i medâris i'tibâriyle sittîn derecesinde olup Amasya'da birinci sınıfdan ma'dûd olduğundan pek çok fuzalâ-yı Rûm bu medrese müderrisliği ile benâm olmuşdur. İbtidâ "Koca Emîr es-Seyyid İbrâhim Efendi", ba'dehû 911'de "Taşköprülü Musliheddîn Efendi" müderris olup 918'de İstanbul'a tahvîl-i me'mûriyet etmekle Amasya fuzalâsına tevcîh buyurulmuş ve fâzıl-ı meşhûr "Kayyımzâde el-Hâc İsmâ'îl Efendi" bu medrese müderrisi olduğu hâlde 1141'de vefât etmekle "Ayıntâbî el-Hâc Kara Osmân Efendi", 1151'de fevtiyle "Hâfız Mehmed Efendi" ve 1168'de İbatsalı fâzıl-ı meşhûr "es-Seyyid Abdullah Efendi" ve 1179'da "Halîl Efendi" ve ba'dehû "es-Seyyid Mustafa Efendi", ba'dehû mahdûmu "es-Seyyid Mehmed Emîn Efendi" ve 1193'de meşâhîr-i fuzalâdan "Şeyhzâde Abdullah Vecîh Efendi" ve 1218 'de fevtiyle mahdûmları "es-Seyyid Mehmed Şerîf, Abdurrahmân, Ahmed Rüşdî" Efendiler ve ba'dehû müstakillen "es-Seyyid eş-Şeyh Ahmed Rüşdî Efendi" ve ba'dehû mahdûmları "el-Hâc Hâfız Ali, İsmâ'îl" [280] Efendiler müderris ve 1312'de "Hacı Hâfız Ali Efendizâde el-Hâc Ali Efendi" cihet-i tedrîse mutasarrıf olmuşdur.

7- "Tekke Medresesi": Pîr ilyâs Mezârlığı’nın şimâlinde Çevikçe Tekkesi yerinde olup tekkeler bahsinde zikr edildiği üzere ibtidâ tekke olarak binâ edilmiş ve ulemâdan "Akşehirli İsmâ'îl Efendi" tekke şeyhi olduğu esnâda dershâne şeklini iktisâb etmiş olmakla 1248 sâlinden i'tibâren medrese ittihâz edilmiş ve "Tekke Medresesi" denmişdir. Bu "İsmâ'îl Efendi"den sonra da ders-i âm -ı meşhûr "Uzun Osmân Efendi" bu medresenin müderrisi olarak vefâtında bir müddet metrûk olduysa da mu'ahharan ta'mîr olunup "Osmân Efendi"nin hafîdi müderris bulunmakdadır.

8- "Çöplüce Medresesi": Yakût Paşa Zâviyesi’nin arkasında Mekteb-i İbtidâ'î ittisâlinde ve Bîmârhâne önünde olup 1234 (1818)'de enderûn-ı hümâyûn ricâlinden "Amasyalı Aşçızâde el-Hâc Mehmed Ağa" binâ ve evkâfını tanzîm etmişdir. Bu medrese ahşâbdan binâ edilmiş ufak, latîf olup bânî-i mûmâ-ileyhin ammizâdesi "Çöplüce" demekle ma'rûf "el-Hâc Mustafa Ağa" mütevellî olduğu münâsebetle "Çöplüce Medresesi" denmişdir. "Aşağı Pazar"da altı dükkân akârât-ı mevkûfesi var idi.

Meşâhîr-i fuzalâdan "Hacı Ahmed Efendizâde es-Seyyid Mustafa Efendi", ba'dehû dâmâdı "Karagözzâde Küçük Mustafa Efendi", [281] ba'dehû bunun dâmâdı "Ali Kayazâde el-Hâc Ahmed Sıdkî Efendi" bi-hakkın müderris olarak müftî-i mûmâ-ileyhin 1291'de vefâtıyla mahdûmu "Ahmed Efendi" cihet-i tedrîse mutasarrıf olmuş idi.

9- "Hacı Hamza Efendi Medresesi": Bâyezîd Paşa Mahallesi’nde "Karabâğî eş-Şeyh el-Hâc Hacı Hamza Efendi" hazretlerinin câmi-i şerîfi garbında olup hitâmında 1312'de binâ edilmişdir. Ahşab bir medrese olup meşâhîr-i fuzalâdan "Mîr Hasan Efendi" ilk müderris olduğu hâlde 1326'da vefât eylediğini müte'âkib mahdûmu "Mehmed Sa'îd Efendi" müderris olmuşdur.

10- "Hüsâmiye Medresesi": Kuba’nın cenûb tarafında kâ'in câmi-i şerîfin kıble tarafında yol üzerinde idi. "Kubalızâde eş-Şeyh Hüsâmeddîn Hüseyin el-Halvetî" hazretleri 857'de medrese olmak üzere binâ ve evkâfını tanzîm etmiş ve meşâhîr-i ulemâdan pek çok zevât müderris olmuşdur. Hüsâmiye müderrisliği 960 târîhine kadar gâyet muhterem ve sittîn râddesinde idi. 1011 harîkında zâyi' olduğundan evlâdından nakîbü'l-eşrâf kâ'im-makâmı "es-Seyyid Ahmed Efendi" tekke olmak üzere tecdîd eylediyse de 1099 harîkında yandığından 1125 hudûdunda ders-i âm -ı meşhûr "Kubalı Hâfız Ali Efendi" tekrâr dershâne olmak üzere ihyâ etmiş ve 1241 târîhinden beri harâb olup bahçe hâlini almış ve şimdiye kadar bahçe olarak kalmışdır. [282]

11- "Hızır Paşa Medresesi":Ok Meydânı’nda Hızır Paşa Mahallesi’nde bir dâ'ire-i mahsûsa içindedir. Câmi-i şerîfin şark ve şimâl tarafını muhît olup 870'de ümerâ-yı Osmâniye'den "Atâ Beyzâde Hızır Paşa" tarafından binâ edilmişdir. Medrese-i mezbûre kârgîr ve hucurâtı ufak ve avlusu latîf olup her odanın önünde yaz günlerine mahsûs bir çıkarması vardır.

Bu medreseye kadîmen kibâr-ı ulemâ müderris olarak tevcîhâtı silsileye tâbi' olduğu cihetle müderrislerini ta'dâd etmek burada mûcib-i külfetdir. Yalnız 1098 târîhinde silsile-i müderrisînde bir tahavvül görüldüğüne binâ'en fuzalâdan "Ma'kûlzâde el-Hâc İbrâhim Efendi", ba'dehû "Abdullah Efendi" ve 1115'de "Hâfız Hasan Efendi" müderris olarak usûl-i kadîme terk edilmişdir.

1121 Zilhiccesinin yirmi üçünde müderris-i mûmâ-ileyhin vefâtıyla "Hâfız Ahmed Efendi" ve 1123'de kasr-ı yediyle "Molla Mustafa" ve 1124'de kasr-ı yediyle "Molla İbrâhim" ve 1141'de vefâtıyla "Molla Sâlih" ve 1153'de vefâtıyla "Molla Mustafa" ve 1155'de fevtiyle "Hâfız Ahmed" Efendiler nısfına mutasarrıf ve 1157'de nısfına fuzalâdan "es-Seyyid Veliyyeddîn Efendi" ve nısf-ı diğerine ulemâdan "Hâfız Mehmed Efendi" müderris olmuşlardır.

Ba'dehû "Hâfız Mehmed Efendi"nin 1167'de vefâtıyla ulemâdan "es-Seyyid el-Hâc Mehmed Efendi" ve bunun da 1169'da vefâtıyla ulemâdan "Köprülü [283] Mehmed Efendi" ve ba'dehû kasr-ı yediyle fuzalâdan "es-Seyyid Abdullah Efendi" ve "es-Seyyid Velî Efendi"nin fevtiyle "Zanalızâde es-Seyyid Abdullah Efendi" ve 1173'de fevtiyle fâzıl-ı mûmâ-ileyh "es-Seyyid Abdullah Efendi" ve 1183'de vefâtıyla nısfına mahdûmu "es-Seyyid Sa'îd Efendi" ve nısf-ı diğerine de "Ürgübî el-Hâc Ahmed Efendi" müderris olmuşdur.

"Ürgübî el-Hâc Ahmed Efendi"nin vefâtıyla mahdûmları "es-Seyyid Mehmed Kâşif, Ahmed Necîb" Efendiler ve "es-Seyyid Mehmed Sa'îd Efendi"nin yerine ulemâdan "Canikli el-Hâc Mehmed Efendi" ve müftî-i esbak "Ürgübîzâde el-Hâc Ahmed Necîb Efendi"nin vefâtıyla mahdûmu "Hâfız Ahmed Efendi" ve bunun da vefâtıyla mahdûmu "Hâfız Mustafa Efendi" ve "Canikli el-Hâc Mehmed Efendi"nin vefâtıyla mahdûmları "es-Seyyid Ahmed, Mehmed Hilmî" Efendiler ve müftî-i esbak "es-Seyyid el-Hâc Mehmed Hilmî Efendi"nin vefâtıyla mahdûmları "es-Seyyid Abdullah, Ahmed" Efendiler müderris ve "es-Seyyid el-Hâc Ahmed Efendi"nin 1318'de vefâtıyla oğulları hisse-i tedrîse mutasarrıf olmuşlardır.

12- "Halifet Medresesi": Şâmîce Mahallesi’nde Halifet Gâzi Türbesi’nin ittisâl-i garbîsinde olup Amasya'da ikinci olarak binâ edilen medrese-i âliye budur. Ümerâ-yı Selçûkiyye'den "Mübârizeddîn Halîfe Alp" tarafından 622 târîhinde binâ edildiği vakfiyesinde [284] mukayyed ve 632'de binâ edildiği kapısı bâlâsında mahkûkdur. Kapısı bâlâsında hakk edilmiş olan ibâre şudur:

Dipnotlar

  • 182 Bu binâyı hayır hasenât sahibi ve hayır müesselerinin bânisi, Sultan Bâyezid Han’ın sarayında Kapuağası diye bilinen Hüseyin Ağa b. Abdülmuîn, sultanın bağış ve ihsanı ile -ki Allah kendisini mağfiretiyle kuşatsın- 894 yılında inşâ etmiştir. (Ed.)
Araştırma Makalemiz Editör: Mevlüt Erdem Öztürk

Günümüz Türkçesiyle

Amasya'da ilk öğretimi yaygınlaştırmak ve Kur'an okuma usullerini öğretmek için çok sayıda mektep ve dârülkurrâ (Kur'an okuma usullerinin öğretildiği okul) yapılmış ve kurulmuştur. Bunlardan vakıfları sağlam olan ve öğretmen kadrosunu geçindirecek geliri bol bulunanlar sekizdir; bunlara sonradan düzenli iki mektep daha eklenmiştir.

1. "Temenna Mektebi": Temenna Mahallesi'ndedir. Hızır Paşa'nın azatlılarından "Hüsâmeddin Temennayî" tarafından 878 [1473-74] yılında yaptırılmıştır. Sağlam bir mektep olup vakıfları düzenliydi, eskiden öğretmen kadrosu da çok iyiydi. Şimdi terk edilmiş durumdadır.

2. "Hatuniye Mektebi": Hatuniye Camii'nin doğu yanındadır. 915 [1509-10] yılında Amasya valisi "Şehzade Sultan Ahmed"in annesi "Bülbül Hatun" tarafından yaptırılmıştır. Kâgir, son derece sağlam bir mektep olup vakıfları da eksiksizdir. Ünlü "Kavaklı İbrahim Efendi" 1210 [1795-96] tarihine kadar bu mektebin öğretmenliğini yapmıştır. Mektebin şöhreti dolayısıyla 1300'de [1882-83] "İlkokul" (Mekteb-i İbtidâî) olarak kullanıma verilmiştir.

3. "Hızır Paşa Mektebi": Hızır Paşa Mahallesi'nde, caminin bitişiğindedir. 870 [1465-66] yılında adı geçen paşa tarafından yaptırılmıştır. Bu mektep eskiden çok ünlüydü; vakıfları düzenli, öğretmen kadrosu çok iyiydi. Amasya'nın ünlü hattatları "Hâfız Mustafa" ve "Mehmed Hüsnî" Efendiler burada öğretmenlik yapmıştır. Şimdi terk edilmiş durumdadır.

4. "Sultan Bayezid Mektebi": Caminin doğu yanında, imaretin hizasında, köşe başındadır; "Sultan II. Bayezid Han" tarafından 890 [1485] yılında yaptırılmıştır. Bu mektebin de vakıfları düzenli, öğretmen kadrosu çok iyiydi. "Emir İmamzâde Seyyid Halil Efendi" ile oğlu "Seyyid Mehmed Emin Efendi" burada öğretmenlikle ün yapmışlardır. 1300 [1882-83] tarihinde "İlkokul" olarak kullanıma verilmiştir.

5. "Şahbula Mektebi": Sofizade Mahallesi'nde, mescidin bitişiğindedir. "Yörgüç Paşa"nın eşi "Şahbula Hatun" tarafından 841 [1437-38] yılında yaptırılmış ve vakıfları düzenlenmiştir. Eskiden ünlü bir mektepti; şimdi "Çocuk Mektebi" (Mekteb-i Sıbyân) olarak yıkılmak üzere bir hâlde durmaktadır.

6. "Acem Ali Mektebi": Adını taşıyan mahallede, çeşmesinin yakınında ve batı yanındadır. Medrese hocası "Hacı Acem Ali Ağa" tarafından 873 [1468-69] yılında yaptırılmış ve vakıfları düzenlenmiştir. Bu mektepte 1258 [1842] tarihine kadar "Balcı Hoca" adıyla ünlü "Seyyid İsmail Efendi" öğretmenlik yaptığı için mektep "Balcı Mektebi" diye anılır olmuştur. Bu zayıf yazarın hocası olan "Hacı Hâfız Halil Efendi" de Balcı Mektebi'nin öğretmeni olduğu için "Balcı Hoca" diye anılmıştır.

7. "Ali Paşa Mektebi": Selağzı'nda, Gümüşlüzade Mahallesi'nin güneyinde, Çukur Bağce'ye giden yolun sağ tarafında, köşe başındadır. Eski sadrazam "Ali Paşa-yı Atîk" tarafından 916 [1510-11] yılında yaptırılmış ve vakıfları düzenlenmiştir. Âlimlerin ileri gelenlerinden, "Kürt Hâfız" diye ünlü "Ali Efendi" 1130 [1717-18] tarihine kadar burada öğretmen olduğu için "Kürt Mektebi" denmiştir. 1306'da [1888-89] "Kızlar İlkokulu" (Mekteb-i İbtidâî-i İnâs) olarak kullanıma verilmiş, 1326'da [1908-09] kubbesi ve kâgir kısmı kaldırılarak genişletilmiş ve yapısı yükseltilmiştir.

8. "Küçük Ağa Mektebi": Şamlılar Mahallesi'ndedir. Küçük Kapı Ağası Ayas Ağa tarafından 900 [1494-95] yılında yaptırılmış ve vakıfları düzenlenmiştir. Düzenli, yapısı zarif, kâgir bir mektep olup 1327'de [1909] "İlkokul" olarak kullanıma verilmiştir.

Sonradan bunlara iki mektep eklenmiştir. Birincisi "Hacı Hasan Efendi Mektebi"dir. Sultan Bayezid'in avlusunda, eski "Develik" denen yerde, Yeşilırmak kıyısındadır. Memleketin ileri gelenlerinden "Zileli Hacı Velizade Hacı Hasan Efendi" tarafından, hürriyetin ilanını izleyen günlerde üç yüz lira kadar önemli bir nakit harcanarak yaptırılmış, 1328 Zilhicce'sinde [1911] açılış töreni yapılmış ve maarif idaresince "İlkokul" olarak kullanıma verilmiştir. Çok zarif, geniş bir eserdir. Önünde çeşmesi ve bahçesi, altında birçok odası vardır. Öbürü de "Alaca Yahya Medresesi" maddesinin sonunda anılacaktır.

Amasya'da Kur'an okuma usullerini öğretmek ve on kıraat usulünü aktarmak için hayır sahipleri tarafından yaptırılan dârülkurrâlar da sekizdir. Her birinin vakıfları düzenli, hizmetlileri çok iyiydi.

1. "Çeribaşı Dârülkurrâsı": Çeribaşı Mahallesi'nde, caminin altında ve çeşmenin arkasında yer alan geniş, taştan bir odadır. Penceresi çeşmenin bulunduğu yere bakıyordu. Amasya mutasarrıfı ünlü "Ziya Paşa" 1281 [1864-65] yılında önündeki yolu düzelttirirken çeşmeyi bu pencerenin önüne getirmiş, pencereyi kapatmış ve dârülkurrâyı işlemez hâle getirmiştir. Cami yapılırken inşa edilmiştir. Annemin dedesi, kurrâ şeyhi "Hacı Halil Efendi" bu dârülkurrânın şeyhi olmuştur.

2. "Sultan Bayezid Dârülkurrâsı": Adı geçen sultan tarafından imaretin ekmekhanesinin kuzeyinde, tabhânenin batı yanında, hattat odaları sırasında yaptırılmıştır. 891 [1486] yılında tamamlanan dârülkurrâ Amasya'da ünlüydü ve çok sayıda Kur'an âlimi yetiştirmiştir. 1264'te [1847-48] terk edilmiş durumda kalmış, 1296'da [1879] debbağ memurlarına (deri işleme işiyle ilgili memurlara) mesken olmuştur.

3. "Sultan Hatun Dârülkurrâsı": Acem Ali Mahallesi'nde, Bâlî Bey Camii'nin yakınında olduğu, ele geçen eski belgelerden anlaşılmaktaysa da şimdi mevcut olmadığından yeri belirlenememiştir. 911 [1505-06] yılında vakıfları düzenlendiğine göre bu tarihte, Sultan II. Bayezid Han'ın ilk eşi ve Amasya beylerinden "Emir Bey"in kızı "Hatun Sultan" tarafından yaptırılmıştır. Sonradan cüz okuma görevine dönüşmüş, "Kürt Hâfız Oğulları"na, daha sonra da mütevellilikle birlikte "Hacı Bey Oğulları"na verilmiştir.

4. "Şeyh Mehmed Ağa Dârülkurrâsı": Mehmed Paşa Camii'nin güneyinde, Mustafa Bey Hamamı'nın arka tarafında, sokak içindedir. 1073 [1662-63] yılında eşraftan "Hacı Efendizade Şeyh Mehmed Ağa" tarafından yaptırılmış ve vakıfları düzenlenmiştir. "Yakutiye Mescidi" sırasındaki on dükkân ile karşısında yaptırdığı büyük bir değirmen bu dârülkurrânın vakıflarındandı. Ünlü kurrâ şeyhi "Hasan Efendi" ve ondan sonra "Ehlullah Efendi" bu dârülkurrânın şeyhi olmuşlardır.

5. "Abdullah Paşa Dârülkurrâsı": Sofiler Mahallesi'nde, "Abdullah Paşa Camii"nin doğusundadır. Paşanın oğlu defterdar "Abdülkerim Bey" tarafından 911'de [1505-06] eklenmiş ve vakıfları düzenlenmiştir. Önünde bahçesi, kuzeyinde çeşmesi ve diğer eklentileri vardır. Kurrânın ünlülerinden Giritli kurrâ şeyhi "Hacı Hâfız Mehmed Efendi" ile kurrâ şeyhi "Yusuf Efendi" bu dârülkurrânın şeyhi olmuşlardır.

6. "Ali Çelebi Dârülkurrâsı": İçeri Şehir'de, Kurşunlu Mahallesi'nde, caminin batı yanında olduğu anlaşılıyorsa da şimdi yeri kaybolmuştur. Eski Amasya müftüsü "Müeyyedzade Ali Çelebi" tarafından 884 [1479-80] yılında yaptırılmış ve vakıfları düzenlenmiştir. Sonradan yıkılıp yok olduğu için cüz okuma görevine dönüşmüş ve birkaç ünlü kişiye verilmiştir.

7. "Mahmud Çelebi Dârülkurrâsı": İçeri Şehir'de, Karatay Mahallesi'nde, Mahmud Çelebi Tekkesi'nin bitişiğindedir. Adı geçen "İmadzade Bedreddin Mahmud Çelebi" tarafından 807 [1404-05] yılında yaptırılmıştır. Kurrânın ünlülerinden kurrâ şeyhi "Şeyh Cuîli Şeyh İbrahim Efendi" bu dârülkurrânın şeyhiydi.

8. "Nuh Bey Dârülkurrâsı": Yakutiye Mahallesi'nde, Timarhane'nin sağ tarafında ve Yakutiye Zaviyesi'nin bitişiğinde olduğu eski belgelerden anlaşılmaktadır. Ünlü Karaman defterdarı "Amasyalı Hacı Beyzade Nuh Bey" tarafından 927 [1520-21] yılında yaptırılmıştı. Ancak 1059'da [1649] yandığından bir daha onarılamamış ve vakıfları kaybolmuştur. Ünlü kurrâ şeyhi "Hâfız Mehmed Efendi" bu dârülkurrânın şeyhiydi.

Bu sekiz dârülkurrânın Amasya'da yetiştirdiği Kur'an âlimleri eskiden ünlü ve çok sayıdaydı. Çocuk mektepleri de her yıl çok sayıda Kur'an hâfızı yetiştirdiğinden Amasyalı ileri gelenlerin hemen üçte biri hâfız olarak tanınırdı. Bunların arasında "Şeyh Yahya Efendi"nin kızı "Fatıma Molla" gibi çağının kurrâsından üstün, Kur'an âlimi kadınlar da bulunuyordu. Şimdi bunların hepsi geçici bir hayal gibi olmuştur.

Eski belgelerden anlaşıldığına göre Amasya'da bundan yüz yıl öncesine kadar yüz otuz kadar "Çocuk Mektebi" vardı. Her birinin yönetimi için hayır sahipleri tarafından para, gayrimenkul ve mülk vakfedilmiş ve bağışlanmış, mütevellileri tarafından da eksiksiz yönetilmekteydi. Yönetecek vakfı olmayan mektepler de o çağın, şimdi türedi, zorba, zalim diye beğenmediğimiz ileri gelenleri, okuma yazma bilen ağaları ve beyleri tarafından yönetilirdi.

Bu kadar çocuk mektebinden çıkan efendilerin en az dörtte biri Amasya medreselerine girip öğrenimini tamamlardı. Bu bakımdan bu mektepler ve dârülkurrâlar ilk ve orta öğretim hükmünde, medreseler ise yüksek okullar sırasındaydı. Amasya'da öğrenilen yüksek ilimler üç grup sayılırdı. Bir kısmı tefsir, hadis, fıkıh usulü, fıkıh, kelâm gibi dinî ilimlerden; bir kısmı felsefe, mantık, tıp, geometri, hesap gibi akılla ilgili ilimlerden; öteki kısmı da meânî, beyan, lugat, nahiv, sarf, tarih, sohbet ve konuşma sanatı, şiir gibi edebiyat bilgilerinden oluşuyordu.

Lugat yalnızca Arapça ve Farsça dillerine özgüydü. Hesap, geometri ve tarihe eskiden çok önem verilmişken sonradan bunlar başlangıç düzeyinde kalmış, tarih de neredeyse yalnızca İslâm dönemleriyle sınırlı hâle gelmişti. Bu bakımdan en çok önemle öğrenilen dinî ilimler olduğundan Amasya'da bu dinî kısım ile üçüncü kısmın Arapça bilgileri çok ilerlemişti. İkinci kısmın âlimleri, öteki bölgelere göre Amasya'da az bulunmuyordu.

Fakat bu dinî ilimler içinde "Hadis İlmi", kendine özgü bir usule göre, rivayet yollarına ve isnatlara, ravilerin hâl tercümelerine ve ravilerin durumlarının eleştirisine dayanan geniş bir ilim olduğundan, geçmişteki büyükler bu ilmi öbür ilimlerden ayırarak öğrenimine özgü birer medrese yapmışlar ve bunlara "Dârülhadis" adını vermişlerdir. Amasya'da dört Dârülhadis vardır. Bunlar "Abdullah Paşa Dârülhadisi", "Osman Çelebi Dârülhadisi", "İbrahim Efendi Dârülhadisi" ve "Osman Bey Dârülhadisi" adlarıyla ünlüdür ve medreseler sırasında anılacaktır. Bu Dârülhadislerde hadis ilminde uzman âlimler müderris olarak "Sahîh-i Buhârî", "Sahîh-i Müslim" gibi hadis ilmine özgü kitapları okutur, bir hadisin doğruluğunu veya uydurma olduğunu anlamak için derlenen kitapları, yani "Hadis Usulü", "Ravilerin Tabakaları", "Hâl Tercümeleri" gibi bilgilere özgü hadis ehli eserlerini öğretirdi. Amasya'da bu türden hadis âlimleri 1241 [1825-26] tarihine kadar az bulunmuyordu. Ancak "Dârülhadisler"e birtakım çocukların ve zanaat ehlinin, babadan oğula geçen hak yoluyla muhaddis ve müderris olması yüzünden sonradan bunlar seyrekleşmiştir.

Öbür dinî ilimler ile Arapça ve edebiyat bilgileri medreselerde müderrisler ve ders-i âmlar (genel ders vermeye yetkili hocalar) tarafından okutulur; "Beyzâvî", "Metâli'", "Mevâkıf" veya "Makâsıd", "Pezdevî Usulü", "Hidâye" ve şerhleri, "Mutavvel", "Muğni'l-Lebîb", "Fenârî", "Câmî", "Şâfiye'nin Razî Şerhi" ve "İzhâr" kitapları büyük bir titizlikle okunur ve açıklanır; şerhlerle haşiyelerin çoğu öğrencilerin kendi çalışmalarına ve başvurmalarına bırakılırdı. "Avâmil", "İzhâr", "Şâfiye", "Kâfiye", "Menâr" metinlerini her öğrenci mutlaka ezberler ve hep ezberden okurdu. Alıştırma için zor sorular sorulur ve ders sırasında öğrencilerin kendi görüşleri, zekâ düzeyleri ve haşiyelere başvurma becerileri yoklanırdı.

Bu ilimlerin öğrenimi sırasında sahabenin hâl tercümeleri, âlimlerin tabakaları, ravilerin durumları, hadisçilerin hayatları, her hâlde Hz. Peygamber'in siretine ait kitaplar ile Arap edebiyatına, geçmişlerin tarihlerine, özellikle İslâm tarihine ilişkin eserlerin en yararlıları okunur ve incelenerek öğrencilerin zihni genişletilirdi. Sonra öğrenci icazet aldığı sırada olgun bir âlim olur; en az iki yıl müderrisin yardımcısı (muid) olarak ders vermeye yetenek kazanırsa, çağın hocalarından en az üçü tarafından ders verme ve ilim yayma yeteneği onaylandıktan sonra ancak ders-i âm olabilirdi.

İcazetli bir efendi, başlangıçta muid olduğu zaman günde beş akçe, mülâzım olduğu zaman on akçe, ders-i âm olduğu zaman yirmi akçe maaş alır; her yıl beşer akçe artırılarak kırk akçeye yükseldiği zaman müderrisler zümresine girerdi. Amasya'da üç koldan süren bu silsilede altmış akçeye kadar yükselen müderrisler, istenirse taşra mevleviyetlerinden biriyle ulemâ silsilesinden çıkar, kadılık mesleğine girer, ne zaman isterse ulemâ silsilesine çıktığı basamaktan yeniden girerek müderrisliğe atanırdı. Ulemâ mesleğinde iki yol vardı: biri ders vermek, öbürü vaaz yani kürsü şeyhliği idi. Kürsü şeyhleri de ders-i âm olduktan sonra üç koldan yükselerek altmışta öteki âlimlerle birleşir; âlimlerden emekliliği seçenler bir tekke şeyhliği veya ömür boyu bir medrese müderrisliği ile ulemâ silsilesinden çıkardı. Amasya'da âlimlerden elli basamağına ulaşamayanlar kadılığa, altmış basamağına ulaşamayanlar müftülüğe hiçbir zaman seçilemezdi. İmamlık her hâlde kurrâ şeyhlerinden, yani kurrâdan olanlara; hatiplik de kırk basamağına ulaşan âlimlere verilirdi; bu eski kanundu. Ders vermeye icazeti olmayan kimselere imamlık ve cüz okuculuk, ders-i âm olmayanlara da müderrislik, hatiplik ve şeyhlik gibi ilmî görevlerin verilmesi yasaktı. Bu eski usul 1100 [1688-89] dolaylarına kadar korunmuşken, sonradan ilmî görevlerin mirasa bağlı silsileye bağlanması bu eski usulü altüst etmiş, âlimleri de güç durumda bırakmış; eski usul ders ve ilerleme düşüncesinin yerine törenler ve âdetler yerleşmiştir.

Amasya'da yüksek ilimlerin okutulduğu medreseler üç basamak üzerine düzenlenmiştir: biri kırk, öbürü elli, diğeri altmış sayılmıştır. Kırk basamağındaki bir müderris en az beş yıl ilim okuttuktan sonra elliye, sonra yine en az beş yıl yüksek ilimler okuttuktan sonra altmışa ulaşabilirdi. Bunlar düzenli bir silsileye bağlı olup müderrisler arasında öne geçme ve geride kalma da bu basamaklara göre belirlenirdi. Bu nedenle 1000 [1591-92] tarihine kadar Amasya'da mevcut olan medreseler bu üç bölüme göre düzenlenmişti. Sonradan miras silsilesi bu düzeni bozduğundan altmışlı medrese, ellili medrese, kırklı medrese deyimleri eski ıstılah sırasına geçmiştir. İşte bu medreseler ile sonradan yapılan ve onarılan Amasya medreselerinin hepsi harf sırasına göre anılacaktır.

1. "Alaca Yahya Medresesi": Saraçhane Camii'nin doğu yanında, Yeşilırmak üzerindeydi. Bu medreseyi önce Amasya emiri "Şadgeldi Padişah" 775 [1373-74] dolaylarında yaptırmış ve müderrisliğini âlimlerden "Sadreddin Artuk et-Türkmânî"ye vermiştir. Bu durum eski belgelerin incelenmesinden anlaşılmıştır. Sonra adı geçen emirin torunlarından, Sultan II. Bayezid Han'ın Amasya valiliği sırasında lalası olan "Alaca Yahya Bey" tarafından 875'te [1470-71] yeniden onarılmış ve vakıfları düzenlenmiştir. Bu nedenle medrese bu zatın adı ve şöhretiyle anılır olmuştur.

1100 [1688-89] tarihine kadar çok sayıda âlim bu medresede müderris olmuştur. Sonra "Zanalı Seyyid Ahmed Efendi"nin evlatları mirasçı olarak, torunlarından "Bakırcızade Seyyid Mustafa Efendi"nin ölümüyle oğlu "Hâfız Seyyid Nureddin Mehmed Efendi" 1248'de [1832-33] müderris olmuşsa da kadılık mesleğinde bulunup vekâletle işleri yürüttüğünden medrese terk edilmiş durumda kalmıştır. 1281'de [1864-65] Amasya mutasarrıfı ünlü "Ziya Paşa" medreseyi yıktırıp yerine mükemmel, yüksek nitelikli bir "Rüştiye Mektebi" yaptırmıştır.

Bu mektep otuz yıl memleketin fikirlerini aydınlatmaya hizmet etmiş ve çok sayıda zeki öğrenci yetiştirmişken 1311 [1893-94] yangınında yanmış, on beş yıl kadar boş arsa olarak kalmıştır. Sonra memleketin ileri gelenlerinden "Topçuzade Hacı Halil Efendi" ve kardeşi "Münib Bey" 1328'de [1910] bol para harcayarak mükemmel bir "İlkokul" ve cami tarafına da bir "Yüksek Fetvahane" yaptırmış ve bu feyiz kaynağı eski mektebin adını yaşatmışlardır.

2. "Atabeg Medresesi": Sığır Pazarı'nda, dere kenarındadır. Ünlü emir "Nâsıreddin Ahmed Atabeg" tarafından yaptırılmış ve vakıfları 727 Rebîülevvel'inde [1327] düzenlenmiştir. Medresenin kuzey yanındaki temelden anlaşıldığına göre son derece sağlam bir taş medreseydi; defalarca korkunç depremlerle yıkılmış, sonra vakıf gelirleriyle onarılmıştır. Eskiden on beş büyük odası, bir dershanesi, ortasında bahçesi olan bir medreseyken 1294'ten [1877-78] beri boş arsa durumuna gelmiş, çevresi mülk edinilerek demirci dükkânları yapılmıştır.

Bu medresede önce "Cemâleddin İbrahim Aksarâyî" gibi bir âlim, sonra 1098 [1686-87] tarihine kadar çok sayıda ulemâ büyüğü ve âlimlerin ileri gelenleri müderris olmuştur. Bu tarihte seyyid âlimlerden "Zanalı Seyyid Hacı Ahmed Efendi" ve 1140'ta [1727-28] ölümüyle oğlu "Seyyid Abdullah Efendi", 1172'de [1758-59] oğulları ve sonra torunları öğretim görevini üstlenmişlerdir. 1245'te [1829-30] şehir kethüdası "Seyyid Mustafa Efendi bin Seyyid Mahmud bin Seyyid Abdullah"ın ölümüyle âlimlerden "İskilipli Hüseyin Efendi", 1278'de [1861-62] "Seyyid Mahmud bin Seyyid Abdullah bin Seyyid Ahmed bin Seyyid Abdullah"ın ölümüyle âlimlerden "Şehirli Mustafa Efendi" müderris olmuş; babası "Seyyid Ahmed bin Seyyid Velî bin Seyyid Ahmed"in 1266'daki [1849-50] ölümüyle ve "Şehirli Mustafa Efendi"nin 1291'deki [1874] vefatıyla oğlu "Bakırcızade Seyyid Hacı Mehmed Emin Efendi" ile "İskiliplizade Hâfız Mehmed Efendi"nin oğulları, miras yoluyla gelen paylarını tasarruflarına almışlardır.

3. "Bekir Paşa Medresesi": Köprübaşı Mahallesi'nde, Rum Kilisesi'nin hemen doğusunda, köşe başındadır. Eski Mısır mirlivası Amasyalı "Bekirbeyzade Hacı Osman Bey" tarafından 1164'te [1750-51] "Dârülhadis" olmak üzere yaptırılmış ve vakıfları düzenlenmiştir. Bu medresenin dershanesi ve kütüphanesi mükemmeldi; kâgir, çok güzel bir medreseydi. 1300 [1882-83] dolaylarına doğru yıkılmak üzereyken 1308'de [1890-91] cephesi yıkılıp altına dükkânlar, üstüne odalar yapılarak onarılabilmiştir. "Alaca Hamam" ve iki kapılı büyük han bu medresenin vakfıdır. Kurucunun ölümü üzerine oğlu "Ebû Bekir Paşa" mütevelli olduğu için "Bekir Paşa Medresesi" denmiştir.

Fazılların ünlülerinden ünlü hoca "Laz İbrahim Efendi" ile 1179'da [1765-66] "Seğüköylüzade Hacı Mehmed Kâşif Efendi", sonra damadı "Emir İmamzade Seyyid Hacı Ebû Bekir Efendi", sonra oğlu "Seyyid Sa'dullah Efendi", sonra "Çerkeşli Mehmed Efendi" ve 1233'te [1817-18] "Nâbî Efendi"nin yeğeni "Türkmenzade Hacı Ebû Bekir Efendi", sonra oğulları "Hacı Ali Râşid, Ahmed Rüşdî" Efendiler müderris olmuş; 1293'te [1876] "Ahmed Efendi"nin ölümüyle oğlu "Hâfız Rahmî Efendi" ve 1301'de [1883-84] "Hacı Ali Efendi"nin ölümüyle oğulları bir süre öğretim payını tasarruf etmişlerse de 1305'te [1887-88] hepsi görevden alınmış ve fazıllardan "Mecdîzade Hâfız Abdurrahman Kâmil Efendi" hak ederek müderris olmuştur.

4. "Benderli Medresesi": Kocacık Mahallesi'nde, İğnecizade Türbesi'nin arkasında, sokak içindedir. 1228'de [1813] Amasya tüccar ileri gelenlerinden "Benderli Hacı Hâfız Feyzullah Ağa" tarafından, yine 1228'de yaptırılmış ve vakıfları düzenlenmiştir. Bu medrese ahşaptı; dershanesi, bahçesi ve suyu vardı. 1300 [1882-83] dolaylarına doğru yıkılmak üzereyken 1311 [1893-94] yangınında yandığından, ileri gelenlerden "Şeyh Ahmedzade Hacı Ahmed Efendi" 1316'da [1898-99] ölürken malının üçte biriyle bu medresenin yeniden yapılmasını vasiyet etmiş; damadı "Hacı Müsevvidzade Hacı Hâfız Mehmed Tevfik Efendi" 1318'de [1900-01] yeniden yaptırmış ve eski imaretini de canlandırmıştır.

Bu medresenin ilk yapımında "Benderli Hâfız Mehmed Efendi", 1247'de [1831-32] ünlü hadis âlimi "Zileli Hacı Ali Şükrî Efendi", sonra âlimlerden "Cırıkçızade Hâfız Ahmed Efendi", sonra "Taşabâdî Hacı Ahmed Efendi", sonra oğlu, âlimlerden "Mehmed Ârif Efendi" 1327'deki [1909] ölümüne kadar müderris olmuşlardır.

5. "Burma Minare Medresesi": Caminin doğu yanında, çeşmenin bitişiğindedir. Burası eskiden mahkeme yeriydi. 1115'te [1703-04] mahkeme, İğnecizade Türbesi'nin bitişiğinde mahkeme olarak kullanılan eve nakledilince, eski Saray Başmimarı "Amasyalı Hüseyinbeyzade Hacı Hâfız Hasan Efendi" burayı satın alıp bir çocuk mektebi yaptırmış ve 1117'de [1705-06] "Bakkallar İçi"nde birkaç dükkânı vakfedip kirasını bu mektebin öğretmen ve kapıcılarına ve onarımına ayırmıştı. Sonra yıkılmak üzere, vakıfları da kaybolmuş durumdayken âlimlerden "Muharrem Efendi" mektep öğretmeni olduğu için "Heniske" ileri gelenlerinden "Hatipzade Hacı Mehmed Emin Efendi" 1327'de [1909] mükemmel bir medrese yaptırmış ve müderrisliğini "Muharrem Efendi" üstlenmiştir. Önünde bulunan kâgir çeşmeyi eski Amasya nakîbü'l-eşrâf kaymakamı "Seyyid Ahmed Efendi" 1081'de [1670-71] yaptırmış ve "Alevî Köyü"nde tasarruf ettiği mezraayı vakfedip buraya ayırmıştı.

6. "Büyük Ağa Medresesi": Şamlılar Mahallesi'nde, "Bahçeler İçi" diye ünlü bağların başında, yol üzerindedir. Sultan II. Bayezid Han'ın Amasya'daki kapı ağası "Hüseyin Ağa" tarafından 894'te [1488-89] yaptırılmış ve vakıfları düzenlenmiştir. Bu medrese son derece sağlam, her yanı taştan, odaları geniş, dershanesi mükemmeldi. Bugün yıkık bir hâlde herkesi üzmektedir. Kazılı şu yazı, adı geçen "Hüseyin Ağa"nın hayır eserlerinden olduğunu bildirir. Buna "Hüseyniye Medresesi" de denir. Arapça yazıdaki anlam şudur: "Bu yapıyı hayır sahibi, hayır eserlerinin kurucusu, Yüce Kapı'da (saray kapısında) Kapı Ağası diye tanınan Abdülmuîn oğlu Hüseyin Ağa yaptırdı."

İki karanın sultanı ve iki denizin hakanı, sultan oğlu sultan, sultan Muhammed Han oğlu Sultan Bayezid'in (Allah onun mülkünü ve saltanatını sürdürsün) devrinde, onun cömertliğinin ve bağışının kırıntısından [yaptırıldı]. Allah onu mağfiretiyle kuşatsın. 894 yılında.
(Arapça yazıtın anlamı)

Bu yazı, "Hüseyin Ağa"nın yaptırıp vakfettiği bedestenin üzerinde de görülmektedir; yalnız tarihi, "seksen ve seksen ve sekiz yüz yılı" anlamında bir ibareyle kazılıdır. Bu yüce medresenin vakıfları geniş ve boldu; bunlardan biri de Amasya'da ünlü "Bedesten"dir. Bu bedesten bütünüyle sahih vakıf olduğu hâlde sonradan bazı dükkânları mülk edinilmiştir. Orta Bedesten de on yıl süreyle "Abranusyan Kardeşler"e, yalnızca onarım düşünülerek kiraya verildiği hâlde, yirmi yıla yakın bir süre içinde vakfa teslim edilmemiştir; bu, soruşturulmaya değer bir durumdur.

Bu yüce medrese, medreseler sıralamasında altmış derecesinde olup Amasya'da birinci sınıftan sayıldığından Rum diyarının çok sayıda fazılı bu medresenin müderrisliğiyle ün yapmıştır. Önce "Koca Emir Seyyid İbrahim Efendi", sonra 911'de [1505-06] "Taşköprülü Musliheddin Efendi" müderris olmuş, 918'de [1512] İstanbul'a görevle gönderilince Amasya fazıllarına verilmiştir. Ünlü fazıl "Kayyımzade Hacı İsmail Efendi" bu medresenin müderrisiyken 1141'de [1728-29] ölünce "Ayıntaplı Hacı Kara Osman Efendi", 1151'de [1738-39] ölümüyle "Hâfız Mehmed Efendi", 1168'de [1754-55] İbatsalı ünlü fazıl "Seyyid Abdullah Efendi", 1179'da [1765-66] "Halil Efendi", sonra "Seyyid Mustafa Efendi", sonra oğlu "Seyyid Mehmed Emin Efendi", 1193'te [1779] fazılların ünlülerinden "Şeyhzade Abdullah Vecih Efendi" ve 1218'de [1803-04] ölümüyle oğulları "Seyyid Mehmed Şerif, Abdurrahman, Ahmed Rüşdî" Efendiler, sonra tek başına "Seyyid Şeyh Ahmed Rüşdî Efendi", sonra oğulları "Hacı Hâfız Ali, İsmail" Efendiler müderris olmuş ve 1312'de [1894-95] "Hacı Hâfız Ali Efendizade Hacı Ali Efendi" öğretim görevini üstlenmiştir.

7. "Tekke Medresesi": Pir İlyas Mezarlığı'nın kuzeyinde, Çevikçe Tekkesi'nin yerindedir. Tekkeler bölümünde anıldığı üzere önce tekke olarak yapılmış, âlimlerden "Akşehirli İsmail Efendi" tekke şeyhi olduğu sırada dershane biçimini almış ve 1248 [1832-33] yılından itibaren medrese olarak kullanılıp "Tekke Medresesi" denmiştir. Bu "İsmail Efendi"den sonra da ders-i âmların ünlüsü "Uzun Osman Efendi" bu medresenin müderrisi olmuş, ölümünde bir süre terk edilmişse de sonradan onarılmış ve "Osman Efendi"nin torunu müderris bulunmaktadır.

8. "Çöplüce Medresesi": Yakut Paşa Zaviyesi'nin arkasında, İlkokul'un bitişiğinde ve Bîmârhâne'nin (akıl ve ruh hastanesi) önündedir. 1234'te [1818] saray (Enderun) ileri gelenlerinden "Amasyalı Aşçızade Hacı Mehmed Ağa" yaptırmış ve vakıflarını düzenlemiştir. Bu medrese ahşaptan yapılmış, küçük ve zariftir; kurucunun amcaoğlu, "Çöplüce" diye tanınan "Hacı Mustafa Ağa" mütevelli olduğu için "Çöplüce Medresesi" denmiştir. "Aşağı Pazar"da altı dükkân vakıf geliri vardı.

Fazılların ünlülerinden "Hacı Ahmed Efendizade Seyyid Mustafa Efendi", sonra damadı "Karagözzade Küçük Mustafa Efendi", sonra bunun damadı "Ali Kayazade Hacı Ahmed Sıdkî Efendi" hak ederek müderris olmuş; adı geçen müftünün 1291'de [1874] ölümüyle oğlu "Ahmed Efendi" öğretim görevini üstlenmiştir.

9. "Hacı Hamza Efendi Medresesi": Bayezid Paşa Mahallesi'nde, "Karabâğî Şeyh Hacı Hamza Efendi"nin camisinin batısındadır; caminin tamamlanmasının ardından 1312'de [1894-95] yaptırılmıştır. Ahşap bir medrese olup fazılların ünlülerinden "Mîr Hasan Efendi" ilk müderristir; 1326'da [1908-09] ölünce oğlu "Mehmed Sa'îd Efendi" müderris olmuştur.

10. "Hüsâmiye Medresesi": Kuba'nın güneyinde yer alan caminin kıble tarafında, yol üzerindeydi. "Kubalızade Şeyh Hüsâmeddin Hüseyin el-Halvetî" 857'de [1453] medrese olmak üzere yaptırmış ve vakıflarını düzenlemiştir; ulemânın ünlülerinden çok sayıda kişi müderris olmuştur. Hüsâmiye müderrisliği 960 [1553] tarihine kadar son derece saygın ve altmış derecesindeydi. 1011 [1602-03] yangınında yok olduğundan evladından nakîbü'l-eşrâf kaymakamı "Seyyid Ahmed Efendi" tekke olmak üzere yeniden yaptırmışsa da 1099 [1687-88] yangınında yandığından 1125 [1713] dolaylarında ders-i âmların ünlüsü "Kubalı Hâfız Ali Efendi" yeniden dershane olmak üzere canlandırmış; 1241'den [1825-26] beri harap olup bahçe durumuna gelmiş ve bugüne kadar bahçe olarak kalmıştır.

11. "Hızır Paşa Medresesi": Ok Meydanı'nda, Hızır Paşa Mahallesi'nde, kendine özgü bir yapı grubu içindedir. Caminin doğu ve kuzey yanını çevirir; 870'te [1465-66] Osmanlı beylerinden "Atabeyzade Hızır Paşa" tarafından yaptırılmıştır. Adı geçen medrese kâgirdir, odaları küçük, avlusu zariftir; her odanın önünde yaz günlerine özgü bir çıkıntı vardır.

Bu medreseye eskiden âlimlerin büyükleri müderris olarak atandığından ve atamalar silsileye bağlı olduğundan müderrislerini saymak zahmetlidir. Yalnız 1098'de [1686-87] müderrisler silsilesinde bir değişiklik görüldüğünden fazıllardan "Ma'kûlzade Hacı İbrahim Efendi", sonra "Abdullah Efendi" ve 1115'te [1703-04] "Hâfız Hasan Efendi" müderris olmuş ve eski usul terk edilmiştir.

1121 Zilhicce'sinin yirmi üçünde [1709] adı geçen müderrisin ölümüyle "Hâfız Ahmed Efendi", 1123'te elini çekmesiyle "Molla Mustafa", 1124'te elini çekmesiyle "Molla İbrahim", 1141'de ölümüyle "Molla Sâlih", 1153'te ölümüyle "Molla Mustafa" ve 1155'te ölümüyle "Hâfız Ahmed" Efendiler yarım payı tasarruf etmiş; 1157'de [1744] yarım paya fazıllardan "Seyyid Veliyyeddin Efendi", öbür yarısına âlimlerden "Hâfız Mehmed Efendi" müderris olmuşlardır.

Sonra "Hâfız Mehmed Efendi"nin 1167'de [1753-54] ölümüyle âlimlerden "Seyyid Hacı Mehmed Efendi", onun da 1169'da [1755-56] ölümüyle âlimlerden "Köprülü Mehmed Efendi", sonra elini çekmesiyle fazıllardan "Seyyid Abdullah Efendi" ve "Seyyid Velî Efendi"nin ölümüyle "Zanalızade Seyyid Abdullah Efendi", 1173'te [1759-60] adı geçen fazıl "Seyyid Abdullah Efendi"nin ölümüyle, 1183'te [1769-70] ölümüyle yarım paya oğlu "Seyyid Sa'îd Efendi", öbür yarıya da "Ürgüplü Hacı Ahmed Efendi" müderris olmuştur.

"Ürgüplü Hacı Ahmed Efendi"nin ölümüyle oğulları "Seyyid Mehmed Kâşif, Ahmed Necîb" Efendiler; "Seyyid Mehmed Sa'îd Efendi"nin yerine âlimlerden "Canikli Hacı Mehmed Efendi"; eski müftü "Ürgüplüzade Hacı Ahmed Necîb Efendi"nin ölümüyle oğlu "Hâfız Ahmed Efendi" ve bunun da ölümüyle oğlu "Hâfız Mustafa Efendi"; "Canikli Hacı Mehmed Efendi"nin ölümüyle oğulları "Seyyid Ahmed, Mehmed Hilmî" Efendiler; eski müftü "Seyyid Hacı Mehmed Hilmî Efendi"nin ölümüyle oğulları "Seyyid Abdullah, Ahmed" Efendiler müderris olmuş; "Seyyid Hacı Ahmed Efendi"nin 1318'deki [1900-01] ölümüyle oğulları öğretim payını tasarruf etmişlerdir.

12. "Halifet Medresesi": Şâmîce Mahallesi'nde, Halifet Gazi Türbesi'nin batı bitişiğindedir. Amasya'da ikinci olarak yapılan yüce medrese budur. Selçuklu beylerinden "Mübârizeddin Halife Alp" tarafından 622 [1225] tarihinde yaptırıldığı vakfiyesinde kayıtlıdır; 632'de [1234-35] yapıldığı ise kapısının üstünde kazılıdır. Kapısının üstüne kazılmış olan yazı şudur:

Açıklamalar ve Araştırma

Metindeki Eski Kelimeler

  • dârülkurrâ: Kur'an'ın kıraat usullerinin öğretildiği, hâfızların ve kıraat âlimlerinin yetiştiği okul
  • kırâat-ı aşere: Kur'an'ı okuma biçimlerinin on kıraat imamına dayanan on ayrı usulü
  • mekteb-i sıbyân: çocuk mektebi; bugünkü ilkokulun karşılığı
  • evkâf, vakıf: bir hayır kurumunun giderlerini karşılamak üzere ayrılmış mal ve gelirler
  • mütevelli: vakfı yöneten kişi
  • cüzhânlık: vakıf şartı gereği Kur'an'dan cüz okuma görevi
  • müderris: medresede ders veren öğretmen; muid onun yardımcısı, mülâzım görev sırası bekleyen aday
  • ders-i âm: genel ders verme yetkisini almış hoca
  • icazet: bir ilmi okutma yetkisini gösteren belge
  • kasr-ı yed: bir görevden elini çekmek ya da çektirilmek
  • ref': görevden alma; fevt: ölüm; mahlûl: sahibinin ölümü ya da ayrılmasıyla boşalmış görev
  • erba'în, hamsîn, sittîn: kırk, elli, altmış; medrese ve müderris derecelerinin basamakları
  • kâgir: taş ya da tuğladan yapılmış; ahşap: tahtadan yapılmış
  • arsa-i hâliye: boş arsa
  • müşrif-i harâb: yıkılmaya yüz tutmuş
  • hücre: medresede öğrencinin kaldığı küçük oda
  • kapı ağası: saray kapısının ağası; burada Sultan II. Bayezid'in Amasya'daki hizmetinde bulunan üst düzey saray görevlisi
  • nakîbü'l-eşrâf: Hz. Peygamber soyundan gelenlerin kayıtlarını tutan ve işlerine bakan görevli

Hüsameddin'in Anlattığı Eğitim Düzeni

Metin üç katmanı birlikte verir: çocuk mektepleri ile dârülkurrâlar, yüksek öğrenim veren medreseler ve bu medreselerde görev yapan hocaların kademeli yükselişi. Yazarın düzenine göre okuma yazma ve Kur'an okuma çocuk mektebinde, hâfızlık ve kıraat dârülkurrâda öğrenilir; bunlardan çıkanların en az dörtte biri medreseye geçer. Medresede ilimler üç gruba ayrılır: dinî ilimler, akıl ilimleri ve edebî ilimler. Yazar, hesap, geometri ve tarihin eskiden çok önemsendiğini, sonraları başlangıç düzeyinde kaldığını, tarihin de büyük ölçüde İslâm tarihine sınırlandığını söyler. Bu, yazarın kendi yaşadığı dönemdeki medrese eğitimine yönelttiği bir değerlendirmedir ve metnin dikkat çeken yerlerinden biridir.

Hocalık silsilesi rakamlarla anlatılır: yardımcı hoca günde beş akçeyle başlar, mülâzım olunca on, ders-i âm olunca yirmi akçe alır; her yıl beş akçe artışla kırka çıkınca müderrisler zümresine girer. Müderrisler kırk, elli ve altmış basamaklı medreselerde sırayla yükselir. Hüsameddin, 1100 [1688-89] dolaylarından sonra görevlerin babadan oğula geçmeye başlamasının bu düzeni bozduğunu savunur. Medrese listesindeki uzun müderris dizileri bu tespitle uyumludur: aynı aile adlarının oğul, damat ve torun sırasıyla bir medresenin kürsüsünde art arda yer aldığı görülür. Sayılan adların ve tarihlerin başka belgelerle karşılaştırması bu çalışmada yapılamamıştır; bunlar yazarın eski belgelere ve vakfiyelere dayanan derlemesi olarak okunmalıdır.

Büyük Ağa Medresesi

Hüsameddin'in "yıkık bir hâlde herkesi üzmektedir" dediği Büyük Ağa (Kapı Ağa) Medresesi bugün ayaktadır. Amasya Belediyesi'nin yayımladığı bilgiye göre medrese Sultan II. Bayezid'in kapı ağası Hüseyin Ağa tarafından 1488'de yaptırılmıştır; bu, yazarın verdiği 894 [1488-89] tarihiyle örtüşür. Planı klasik Osmanlı medrese düzeninden ayrılır: Selçuklu mezar anıtlarında görülen sekizgen şema ilk kez bu yapıda uygulanmıştır. Medrese altmışlı medreseler grubundandır ve müderrisleri arasında en çok anılanı Taşköprülüzade Mustafa Müslihiddin Efendi'dir. Yapı, depremlerde hasar gördükten sonra 1978'de onarılmıştır.

Müslihiddin Efendi, yazarın verdiği tarihlerle (911'de müderris olması, 918'de İstanbul'a atanması) başka bir kaynakta doğrulanamamıştır. Taşköprizâdeler ailesine dair ansiklopedi maddesi onun 1453'te doğduğunu, II. Bayezid tarafından Şehzade Selim'e hoca atandığını, "Hilmî" mahlasıyla şiir yazdığını ve 1529'da İstanbul'da öldüğünü bildirir; Amasya müderrisliğinden söz etmez. Yazarın bu kaydı, ünlü âlim ve tarihçi Taşköprizâde Ahmed Efendi'nin babasının Amasya ile bağını gösterdiği için dikkat çekicidir.

Metindeki yazıt, 894 yılını verir. Bedesten üzerindeki aynı metnin tarih ibaresi ise "seksen ve seksen ve sekiz yüz" anlamında yazıldığı için harfiyen toplandığında 888 eder. Yazar bu farkı tartışmaz; ibarenin okunuşu doğrulanamadı.

Hatuniye Mektebi

İkinci sıradaki Hatuniye Mektebi, Hatuniye Külliyesi'nin parçasıdır. Külliye bugünkü kayıtlara göre cami, hamam ve çocuk mektebinden oluşur ve Sultan II. Bayezid'in eşi, Şehzade Ahmed'in annesi Bülbül Hatun tarafından 1510'da yaptırılmıştır; yazarın 915 [1509-10] tarihiyle uyuşur. Mektep caminin doğusunda yer alır, moloz taş duvarlı, tek katlı ve içi büyük tek odalıdır. İlk hâlinde çift kubbeyle örtülüyken kubbeleri sonradan yıkılmış, üstü ahşap çatıyla kapatılmıştır. Hüsameddin'in mektebin şöhreti nedeniyle 1300'de [1882-83] ilkokul yapıldığını söylemesi, yapının on dokuzuncu yüzyılda yeni bir öğretim düzeninde de kullanıldığını gösterir.

Ziya Paşa ve Amasya'nın İmarı

Metinde iki yerde (Çeribaşı Dârülkurrâsı ve Alaca Yahya Medresesi) adı geçen Ziya Paşa, şair ve devlet adamı Ziya Paşa'dır. İslâm Ansiklopedisi'ndeki maddeye göre Âli Paşa onu İstanbul'dan uzaklaştırmak için Amasya mutasarrıflığına atamış, Ziya Paşa iki yıl kaldığı bu görevde merkeze ve beş kazaya altı hükümet konağı, altı mektep, bir idadî, altı saat kulesi, bir hapishane, bir bedesten ve iş yerleri yaptırmış, şehirde yeni yollar açtırmıştır. Bu çalışmalar "Amasya ıslahatı" diye anılır. 1865'te Zile müftüsü Feyzullah Efendi ile Hacı Hasan Ağa gibi bazı eşrafın çıkardığı söylentiler üzerine Canik mutasarrıflığına nakledilmiştir.

Hüsameddin'in aktardığı iki ayrıntı bu imar faaliyetinin eski yapılar üzerindeki etkisini gösterir: yol düzeltilirken Çeribaşı Dârülkurrâsı'nın penceresinin önüne çeşme getirilip pencerenin kapatılması ve Alaca Yahya Medresesi'nin yıkılarak yerine rüştiye mektebi yapılması. Rüştiye 1311'de [1893-94] yanmış ve on beş yıl boş kalmış; yerine 1328'de [1910] ilkokul ve Fetvahane yapılmıştır.

Diğer Medreseler

Metinde sayılan medreselerin çoğu bugün ayakta değildir; Hüsameddin de birçoğunun yok olduğunu, bazılarının yerinin bile bilinemediğini kendisi kaydeder (Rahmâniye, Hüsâmiye, Sultan Hatun Dârülkurrâsı gibi). Halifet Medresesi'nin anlatımı sonraki bölümde sürer ve orada başka kaynaklarla karşılaştırılmıştır. Alaca Yahya, Atabeg, Bekir Paşa, Benderli, Burma Minare, Hızır Paşa ve Hüsâmiye medreselerinin müderris sıralamalarına dair başka kaynaklarda bilgiye rastlanmadı.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, 2022, 1. Cilt, s. 262–284. amasya.bel.tr

Akademik çalışmalar

Resmî kaynaklar

1. Cilt içindekiler

Karekod · QR code

Bu sayfanın karekodudur. A5 olarak yazdırıp asabilir ya da yapıştırabilirsiniz; okutan kişi doğrudan bu içeriğe ulaşır.

This QR code links to this page. Print it on A5 and post it anywhere; scanning it opens this content.