Özgün Metin
Vezin: Fā‘ilātün Fā‘ilātün Fā‘ilātün Fā‘ilün
Ġunç ider gül bize ol ġonce-dehendür gūyiyā
Ṣalınur nāz ile serv ol nārvendür gūyiyā
Baña sensüz ḫil‘at-ı şāhī libās-ı ḫüsrevī
Taḫte-i tābūt ile şāhum kefendür gūyiyā
Ṭūṭi lā‘lüñ şekkerin ögmek dilermiş söylenür
Ḥaddini bilmez ḳuşuñ şīrīn-süḫandur gūyiyā
Ḳāmet-i bālāsı üzre ‘ārıż-ı sīmīn yār
Serv üzre yāsemendür yā semender gūyiyā
Sīne-i sīmīni üzre Fażliyā ḫāl-i siyāh
Penbe içre dāne-i müşg-i Ḫotan’dur gūyiyā
Günümüz Türkçesiyle
1. Gül bize naz eder; sanki o, gonca ağızlı sevgilidir. Servi nazla salınır; sanki o, nârven ağacı boylu sevgilidir.
2. Şahım, sensiz bana şahane kaftan ve hükümdar giysisi, sanki tabut tahtası ile kefendir.
3. Papağan la'l dudağının şekerini övmek istermiş, öyle söyleniyor; haddini bilmeyen kuş, sanki tatlı sözlüdür.
4. Yârin yüksek boyunun üzerindeki gümüş gibi yanağı, sanki servi üzerinde açmış bir yasemindir, ya da bir semenderdir.
5. Ey Fazlî, onun gümüş gibi göğsü üzerindeki siyah ben, sanki pamuk içinde Hoten miskinin bir tanesidir.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Şiir beş beyitlik bir gazeldir ve aruzun remel bahrinden "fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redif "-dür/-dur gūyiyā" (-dır sanki) sözüdür; Özkat bu gazeli bir ek ile Türkçe ve Farsça unsurlardan oluşan ek grubu redifli gazeller arasında sayar. Kafiye "dehen, nārven, kefen, süḫan, Ḫotan" kelimelerindeki "-en/-an" sesiyle kurulur; dördüncü beyitte ise kafiye ve redif "yāsemendür" ile "yā semender" arasındaki bir söz oyununa dönüşür. Mahlas son beyitte geçer. Gazel, Özkat'ın neşrinde yirmi dördüncü gazeldir ve yalnız Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi Hazine bölümündeki mecmuanın Fazlî divanı kısmında (vr. 232a) bulunur. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.
Anlam ve Söz Sanatları
Redifteki "gūyiyā" (sanki) kelimesi gazeli bir benzetmeler zincirine çevirir: her beyitte bir şey başka bir şeye benzetilir. İlk beyitte benzetme tersine işler; gül ve servi sevgiliye benzer, ama şair onların naz edip salınmasını, kendilerini sevgili sanmalarına bağlar. İkinci beyitte sensizlik bütün değerleri tersine çevirir: şahane kaftan tabut tahtası, hükümdar giysisi kefen olur. Özkat bu beyti leff ü neşr sanatına örnek gösterir; ilk mısrada sayılan iki giysiye ikinci mısrada iki ölüm eşyası sırasıyla karşılık verir. Üçüncü beyitte papağan ile şeker arasındaki bilinen ilgi kullanılır; papağan sevgilinin dudağının şekerini övmeye kalkışır, ama haddini bilmeyen bir kuştur. Özkat "haddini bilmek" deyimini bu beyitten örnekler.
Dördüncü beyit Özkat'ın cinas örnekleri arasındadır. Sevgilinin boyu bir servi, yanağı bu servinin üzerinde açmış beyaz bir yasemindir; mısraın sonunda ise aynı sesler "yā semender" (ya da semender) diye yeniden okunur. Semender, divan şiirinde ateş içinde yaşadığı düşünülen hayvandır; yanağın beyazlığı yasemine, ateşli parıltısı semendere bağlanır ve tek bir ses dizisi iki ayrı benzetmeyi taşır. Son beyit beyaz ile siyah arasındaki tezada dayanır: sevgilinin gümüş göğsündeki siyah ben, beyaz pamuk içinde duran bir tane Hoten miskidir. Hoten, divan şiirinde miskiyle anılan bir yerdir; ben hem rengiyle hem de kokusuyla bu miske benzetilir.
Kaynakça
- Mustafa Özkat, Kara Fazlî'nin Hayatı, Eserleri, Edebî Kişiliği ve Dîvânı (İnceleme-Tenkitli Metin), yüksek lisans tezi, Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, İstanbul 2005, s. 298, gazel no. 24 (Topkapı Sarayı Müzesi Ktp., Hazine, vr. 232a); ayrıca s. 45 (cinas), s. 69 (redifler), s. 84 (leff ü neşr), s. 92 (deyimler) ve s. 119-120 (nüsha tanıtımı), https://katalog.marmara.edu.tr/veriler/yordambt/cokluortam/5E/T0051713.pdf.
Çevrimiçi kaynaklar






