Kul Hüseyin, XIX. yüzyılda Amasya'nın Gümüşhacıköy ilçesine bağlı Keçiköy'de yaşamış, yörede "gerçek", yani ermiş olarak saygı gören bir Alevî âşığıdır. Merzifon, Suluova ve Gümüşhacıköy'ü kapsayan ve halkın "Gaziler Ovacığı" dediği bölgede yetişen âşıkların en eskilerinden biri sayılır; onun adıyla anılan Kul Hüseyin kolu, Kul Fakir başta olmak üzere bir âşık zincirinin başlangıcıdır. Hakkında resmî bir belge yoktur; bildiklerimizin tamamı ona inananların aktardığı anlatılardan ve ezberlerde yaşayan deyişlerinden derlenmiştir. Caner Işık 2013'te yayımladığı araştırmada bu deyişlerden yetmiş üçünü kaynak kişilerden toplayıp yazıya geçirmiştir. Yetmiş üç deyiş ile çevrimiçi bir deyiş derlemesinde onun adıyla yayımlanan iki deyiş daha bu kategoride tek tek sayfalara ayrılmıştır; her sayfada özgün metin, günümüz Türkçesine aktarım ve yorum bulunur.
Hayatı
Kul Hüseyin'in doğum ve ölüm tarihleri kesin değildir ve kaynaklar farklı tarihler verir. Caner Işık, derlemesinde onun 1795 ile 1800 arasında doğduğunun, 1875 ile 1885 arasında öldüğünün ileri sürüldüğünü yazar. Ali Cem Akbulut'un 2010 tarihli Gazilerovacığı Âşıkları kitabına dayanan bir derleme, 1800-1885 tarihlerini verir ve 1795-1878 tarihlerinin de önerildiğini, ama bunların hiçbirinin kesin olmadığını belirtir. Necdet Kurt 2017'de yayımlanan bildirisinde 1797-1882 tarihlerini kullanır ve oğlu Halil Ağa'nın aktarımına göre babasının hicrî 1210 ile 1295 arasında, seksen beş yıl yaşadığını yazar; bu yıllar miladi olarak yaklaşık 1795 ile 1878 arasına düşer. Kurt, kendi arşivindeki iki deyişte hicrî 1297 ve 1298 tarihlerinin geçtiğini de ekler; bu da şairin 1880'lerin başında hâlâ hayatta olduğunu düşündürür. Kul Fakir üzerine yazılan bir başka kaynak ise Kul Hüseyin'in 1882'de öldüğünü söyler.
Bazı çalışmalara göre Suluova'nın Kazanlı köyünde doğmuştur. Rivayete göre babasının adı Veli, annesinin adı Fadime'dir. Bir anlatıya göre üç dört yaşında babasını, bir başkasına göre yedi yaşında babasını, on iki yaşında annesini kaybetmiştir. Okuma olanağı bulamamış, küçük yaşta köyünden ayrılarak Merzifon'un Yakup köyü ve çevresinde çobanlık yapmıştır. Sonra Gümüşhacıköy'ün Köseler köyüne, en sonunda Keçiköy'e yerleşmiş, orada evlenmiştir. Kurt'un aktarımına göre bu evlilikten Veli, Halil ve Hamza adında oğulları olmuştur. Ömrünü çobanlık ve çiftçilikle geçirmiştir. Işık, Keçiköy'de öksüz, yetim kalıp çobanlık yaptığının da rivayet edildiğini yazar.
Güzel bir sesi olduğu, iyi derecede cura, yani küçük bağlama çaldığı anlatılır. Kurt'a göre güçlü bir doğaçlama yeteneği vardı ve sesini, sazını duyanların işlerini bırakıp onu dinledikleri sık sık anlatılır; curası günümüze kalmıştır. Keçiköy'de ölmüş ve oraya gömülmüştür. Fedai Şahin'in 2024'te tamamladığı tezine göre köyün içinde onun adını taşıyan bir türbe bulunmaktadır.
Mürşidi Hızır Sersem Baba
Kul Hüseyin'in yola girişi yörede sırlı bir anlatıyla aktarılır. Işık'a göre doğrudan bir mürşit tarafından yetiştirilmek yerine, çobanlık ederken Hızır tarafından irşat edildiği söylenir. Bu mürşit sözlü gelenekte "Hızır Sersem Baba" adıyla bir kişiliğe dönüştürülmüştür, ama izine Kul Hüseyin'le ilişkisi dışında rastlanmaz; bu yüzden aslında Hızır'ın kendisi olduğu da anlatılır. Işık, Kul Hüseyin'in yoğun bir Bektaşî derviş göçünün yaşandığı Gaziler Ovacığı'nda gezgin "meczup" dervişlerden biriyle karşılaşıp onun tarafından yetiştirilmiş olmasının da mümkün olduğunu ekler. Yörede, Hızır'ı gördüğü için kısa süre aklını yitirdiği, "gördüm emme demem" diyerek uzun süre dolaştığı, sonra durulup bir Hak dostuna dönüştüğü anlatılır.
Kurt ve Akbulut'a dayanan anlatılar bu mürşidi daha somut bir kişi olarak tanıtır. Onlara göre Kul Hüseyin, Merzifon çevresinde çobanlık yaptığı yıllarda yörenin bilinen ulularından Hızır Sersem Baba ile tanışmış, bir süre onun yanında kalıp manevi eğitimini almış, onu "uztaz" bilip ondan "el almış" ve ölümüne kadar bağlılığından ayrılmamıştır. Kurt, bir anlatıya göre Kul Hüseyin bağlandıktan hemen sonra Sersem Baba'nın öldüğünü de aktarır. Işık'ın kaynak gösterdiği yerel bir kitap ise Merzifon'un Karatepe köyünde türbesi bulunan bir Sersem Hızır Baba'dan söz eder. Hızır Sersem Baba için ayrı bir sayfa açılmıştır: Hızır Sersem Baba.
Hacı Bektaş Dergâhı ile ilişkisi konusunda da kaynaklar ayrılır. Kurt ve Akbulut'a dayanan anlatılar, Kul Hüseyin'in Hacı Bektaş Dergâhı'nı ziyaret ettiğini, Feyzullah Çelebi'yi (1811-1878) ve daha sonra Cemalettin Çelebi'yi mürşit kabul ettiğini yazar. Işık da çelebiler koluna bağlı kaynak kişilerin, onun bu iki çelebiye hizmette bulunduğunu aktardığını belirtir; ama kendi araştırmasında Kul Hüseyin'in Hacı Bektaş Dergâhı ile doğrudan ya da dolaylı bir ilişkisinin tespit edilemediğini ve yöredeki saygınlığı yüzünden Bektaşîler tarafından Bektaşî olarak aktarılmaya çalışılmış olabileceğini ekler.
Menkıbeleri ve Çevresi
Kul Hüseyin yaşarken yörenin en saygın "gerçek"leri arasında anılmıştır. Işık'ın derlediği anlatıların en bilineni, musahibi Kumbabalı İbrahim Derviş, yani Büyük İbrahim Ağa (1840-1910) ile ilgilidir. Bir cem ibadetinden sonraki muhabbette Kul Hüseyin, musahibini çok özlediğini fark eder ve "İbrahim'im gelmez oldu selamın, gel bizim ellere geze gel geze" diye başlayan deyişi okur. Bir süre sonra kırk kilometre ötede, Osmancık yöresinde oturan İbrahim Derviş hanımıyla birlikte kapıyı çalar; sazı alıp çağrıya bir deyişle cevap verir. Orada bulunan Kul Fakir de bu karşılıklı söyleşiden etkilenerek doğaçlama bir deyiş söyler. Bu anlatı yörede, uzaktan söyleneni duymanın, gönülden gönüle muhabbetin örneği olarak anlatılır.
Başka menkıbeler de vardır: kurban edilecek bir boğanın Kul Hüseyin'le konuşup ancak Hak lokması olmak şartıyla kesilmeye razı olması, Kul Fakir'in bütün yaralarını Kul Hüseyin'in yıkayarak iyileştirmesi. Işık'a göre bu kerametler arif meclislerinde anlam yönünden yorumlanır; örneğin yaraların yıkanması, Kul Fakir'in Kul Hüseyin tarafından sözle ve marifetle terbiye edilmesi olarak da anlaşılır. Şeriat bilgisi üzerine bir deyişle ilgili iki anlatı daha aktarılır: birinde Gümüş kadısı Keçiköy'ü teftişe gelirken yolda karşılaştığı çobanın sorularına şiirle cevap vermesine şaşırıp köyü denetlemekten vazgeçer; ötekinde genç Hüseyin, Kızılbaş olduğu ve din bilmediği gerekçesiyle tutuklanan bir büyüğünü, kadının sorularını şiirle cevaplayarak kurtarır.
Kul Hüseyin, çevresinde birçok dervişin yetişmesine katkıda bulunmuştur. Işık'a göre bunların en bilinenleri Kul Fakir Ali Derviş ile kendi oğlu Halil Ağa'dır (1876-1952). Kul Fakir, gençliğinde Kul Hüseyin'e bağlanmış ve onu kendisine usta kabul etmiştir; sitemizde Kul Fakir için ayrı bir kategori bulunmaktadır. Derleme kaynaklarına göre Deli Boran ve Sefil Ali gibi âşıklarla da dostluğu olmuştur. Kurt ve Fatih Çelebi, Akbulut'a dayanarak Kul Hüseyin'in öğrencileri ve sürekleriyle bir âşık kolu oluşturduğunu belirtir; Çelebi'nin aktardığına göre Akbulut, Erzurumlu Emrah, Bolulu Dertli ve Ruhsatî kolları gibi Anadolu'daki âşık kolları arasında Merzifon merkezli olarak tespit edilen bir Kul Hüseyin kolu sayar. Kul Fakir'in müridi olan Çorumlu Derviş Edna da bu çizginin bir halkasıdır: Derviş Edna.
Amasya ile Bağı
Kul Hüseyin'in bütün hayatı Amasya'nın bugünkü ilçeleri arasında geçmiştir. Doğduğu söylenen Kazanlı köyü Suluova'ya, çocukluğunda çobanlık yaptığı Yakup köyü Merzifon'a, yerleştiği Köseler ve Keçiköy Gümüşhacıköy'e bağlıdır. Işık, Akbulut'a dayanarak Gaziler Ovacığı'nı batıda İnegöl Dağı, kuzeyde Tavşan Dağı, doğuda Akdağ etekleri, güneyde Hamamözü Eğerli Dağı ile çevrili ova olarak tanımlar. Yörede anlatılan bir menkıbeye göre Hızır bu ovaya dağarcığını boşaltmış, dökülen her buğday tanesi bir "gerçek"e, bir ermişe karşılık gelmiştir; bu yüzden ovada ermiş eksik olmaz. Işık, yörenin 1826'da Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılması ve Hacı Bektaş Dergâhı postnişini Hamdullah Çelebi'nin Amasya'ya sürgün edilmesiyle önemli değişimlere sahne olduğunu, birçok dervişin bu çevreye yerleştiğini ve Kul Hüseyin'in bu dönemin bir meyvesi olduğunu yazar. Amasya'da âşıklık geleneği yazımız da onu Gaziler Ovacığı âşıkları arasında anar.
Şiiri
Kul Hüseyin'in deyişleri yörede "Hak kelamı" olarak kabul edilmiş, ruhsal yolda rehberlik eden sözler sayılmış ve cemlerde okunmuştur. Işık, onun deyişlerinin genel olarak koşma biçiminde yazıldığını ve nefes kategorisinde değerlendirilebileceğini, bunun yanında güzelleme, düvaz-ı imam, mersiye, nasihatname, battalname, semah ve münacat türlerinde de deyişleri bulunduğunu belirtir. Yetmiş üç deyişin büyük çoğunluğu on birli hece ölçüsüyledir; dokuzu sekizli, biri on beşli ölçüyle söylenmiştir. Deyişleri Işık'a aktaran kaynak kişiler arasında Kul Hüseyin'in beşinci kuşaktan torunu Erdoğan Koç, Keçiköylü Derviş Ali olarak bilinen Ali Yüksel, Âşık Cafer Aydoğdu, kemanla zakirlik yapan Âşık Hasan Özabdal ve Âşık Kara Hüseyin olarak bilinen Hüseyin Zeytünlü vardır.
Deyişlerin ana düşüncesi, Hakk'ın insanın gönlünde misafir olduğudur. Işık'a göre Kul Hüseyin, gerçeği kendi varlığında bulan, bulduğunu temizleyip Hakk'ın misafir olması için hazırlayan bir anlayışı benimsemiştir; "Sen kıble ararsın kıble sendedir" ve "Sen Kâbe ararsın Kâbe sendedir" dizeleri bu anlayışın en bilinen söyleyişleridir. Muhabbeti ve dostluğu kör sofuluğa karşı yüceltmiş, insanları yargılamayı ve sınıflandırmayı gerçekten uzaklaşma saymış, bir hocaya "Gel hey hace bize ilmini satma" diye seslenmiştir. İnsana ve güzele büyük değer vermiş, yâr sevmeyi Hakk'ı sevmenin bir parçası saymıştır; "İnsan kısım kısım yer damar damar" diye başlayan güzellemesi bu anlayışın örneğidir. Ehl-i Beyt sevgisi, On İki İmam, Kerbela yası, Mehdi beklentisi, Miraç ve Kırklar meclisi anlatısı, ruhun devir devir dolaştığını anlatan devriye ve insan ömrünü yaş yaş sayan bir yaş destanı da deyişleri arasındadır.
Deyişlerinin bir bölümü yörenin dışında da tanınmıştır. Işık'ın notlarına göre "Eğlen turnam eğlen pire gidelim" nakaratlı turna semahını Zülfü Livaneli derleyip okumuş, "Himmeti erişti Abdal Musa'nın" nefesini Âşık Gülabi, "İnsan kısım kısım yer damar damar" güzellemesini Erdal Erzincan derleyip tanıtmıştır. Çoban ve çiftçi olarak geçen bir hayatın izleri de şiirlerdedir: vurulan ve kaçan geyikler, yayla göçü, meleyen koyunlar, boyunduruk ve zelve, değirmen ve kalbur. Kul Hüseyin XIX. yüzyılda öldüğü için deyişleri telif koruması altında değildir.
Kaynakların Durumu
Kul Hüseyin hakkındaki bilgilerin hiçbiri yazılı bir belgeye dayanmaz; Işık, anlatıların yoğun duygusallık taşıdığını, olağanüstülüklerle birlikte menkıbe hâlinde aktarıldığını ve bunlardan tarihsel bir yaşam öyküsü çıkarmanın güç olduğunu açıkça yazar. Tarihler bu yüzden birbirini tutmaz. Bir deyişte geçen "Sene bin iki yüz yirmi" ifadesi, hicrî 1220'ye, yani 1806'ya karşılık gelir; Işık bu tarihin derlenen doğum tarihleriyle örtüşmediğini, ya tarihlendirmenin hatalı ya da şairin ömrünün tespit edilenden uzun olduğunu belirtir. Kurt'un verdiği hicrî tarihlerin miladi karşılığı da bildiride yanlış hesaplanmıştır: hicrî 1295 yılı 1878'e karşılık gelir, bildiride 1888/9 yazılmıştır.
Ad benzerliği ikinci bir güçlük yaratır. Anadolu'da Kul Hüseyin mahlasını kullanan birden çok şair vardır; Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü, örneğin Sivas'ın Şarkışla ilçesinden bir Kul Hüseyin'i XIX. yüzyıl âşığı olarak kaydeder. Işık'a göre Sadettin Nüzhet'in 1930 tarihli Bektaşi Şairleri kitabında yayımlanan dört nefes ve oradaki Kul Himmet ile ilişki bilgisi başka Kul Hüseyinlerle ilgilidir; Gaziler Ovacığı'nın Kul Hüseyin'inin askerlik geçmişi ya da Kul Himmet'le bir ilişkisi yoktur. Kul Hüseyin'in Kul Himmet'e soru sorduğu bilinen deyiş, Işık'a göre ancak eski bir deyişe yazılmış bir nazire olabilir. Çevrimiçi bir deyiş derlemesinin Cahit Öztelli'nin Pir Sultan'ın Dostları kitabından Kul Hüseyin adıyla aktardığı üç deyişin, Işık'ın Keçiköy çevresinden derlediği deyişlerin değişkeleri olması da bu ad karışıklığının izlerini taşır.
Bu yüzden kategorideki bazı deyişlerin aidiyeti tartışmalıdır ve ilgili sayfalarda ayrıca belirtilmiştir. "Anda hasıl oldu güruhu naci" deyişi Kul Himmet mahlasını taşır ve Kul Hüseyin'in sorusuna Kul Himmet'in cevabı olarak bilinir. "Hey şahin bakışlım bülbül avazlım" semahının aslında Hacı Bektaş çelebilerinden Hüseyin Fevzi Efendi'ye ait olduğu ileri sürülmüştür. "Himmet eyle gideyim de geleyim" deyişinde konuşan kişi kendini Şah İbrahim neslinden Derviş Ali diye tanıtır. Şeriat bilgisi üzerine yirmi dörtlüklük deyiş için Işık, koşma tarzına uymayan dörtlükleri ve öğretici düzeni yüzünden Kul Hüseyin'e ait olmama ihtimalini kendisi gündeme getirir. Işık derlemesinde yer almayan iki deyiş ise yalnız çevrimiçi bir derlemede, biri bir albümden, öteki kaynaksız olarak yayımlanmıştır. Akbulut'un 2010 ve 2015 tarihli kitapları ile Erdoğan Koç'un 2015'te yayımlanan Âşık Kul Hüseyin kitabını göremedik; bu kitaplardaki bilgileri başka yazarların aktarımıyla veriyoruz.
Kronoloji
1795-1800: Derlenen anlatılara göre doğumu; kimi kaynaklar Suluova'nın Kazanlı köyünü doğum yeri olarak verir.
1826: Yeniçeri Ocağı kaldırılır; Işık'a göre bu olaydan sonra birçok derviş Gaziler Ovacığı'na yerleşir.
1876: Oğlu Halil Ağa doğar.
1875-1885: Ölümü için ileri sürülen tarihler; kaynaklarda 1878, 1882 ve 1885 yılları geçer. Keçiköy'de gömülür.
2013: Caner Işık, yetmiş üç deyişini kaynak kişilerden derleyerek yayımlar.
Kaynakça
Akademik çalışmalar
- Caner Işık, "Gaziler Ovacığı'ndan Bir Eren; Kul Hüseyin'in Hayatı ve Deyişleri", Alevilik Araştırmaları Dergisi, sayı 6, 2013, s. 67-124. https://isamveri.org/pdfdrg/D04118/2013_6/2013_6_ISIKC.pdf
- Necdet Kurt, "Zakirlik Geleneğinin Kökenleri ve Amasya Yöresinin İz Bırakan Zakirleri", Geçmişten Günümüze Uluslararası Dinî Mûsikî Sempozyumu Bildiriler Kitabı, Amasya: Amasya Üniversitesi, 2017, s. 112-116. https://isamveri.org/pdfdrg/G00310/2017/2017_KURTN.pdf
- Fedai Şahin, Merzifon ve Gümüşhacıköy (Amasya) Zakirlik Geleneği, Yüksek Lisans Tezi, Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2024, s. 26. https://acikerisim.balikesir.edu.tr/items/9463c42c-84a9-4262-803e-12ff02587ea4
Kitaplar
- Fatih Çelebi, "Âşıklık Geleneğinin Temsilcilerinden Kul Fakir'in Eserlerinde 'Dost' Kavramı", Evrim Çağlayan (ed.), Kültür ve Güzel Sanatlar, Karabük: Karabük Üniversitesi Yayınları, 2026, s. 4-6. https://kutuphane.karabuk.edu.tr/yuklenen/dosyalar/1263062026150047.pdf
- Orhan Fatih Kuşdemir, "Kul Fakir Ali, Ali Oymak", Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü, 2019. https://teis.yesevi.edu.tr/madde-detay/kul-fakir-ali-ali-oymak
- Doğan Kaya, "Kul Hüseyin", Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü, 2014 (Sivaslı adaşı için). https://teis.yesevi.edu.tr/madde-detay/kul-huseyin
- Ali Cem Akbulut, Gazilerovacığı Âşıkları, İstanbul: KaraMavi Yayınları, 2010; aktarım: "Kul Hüseyin", Alevi Deyişleri Nefesler Hakk Âşıkları, 21 Ağustos 2019. https://www.deyisler-nefesler.com/kul-huseyin/
- Ali Cem Akbulut, Âşık Kul Hüseyin ve Kul Hüseyin Kolu Âşıkları, Ankara: Dumat, 2015 (Kurt 2017 ve Kuşdemir 2019 aktarımıyla).
- Erdoğan Koç, Âşık Kul Hüseyin, düz. D. D. Işık, İstanbul: Can Yayınları, 2015 (Şahin 2024 aktarımıyla).
- Ahmet Ankaralı, Sedat Cin, Galip Tuncay, Dünden Bugüne Gümüşhacıköy, Gümüşhacıköy, 1997, s. 204 (Işık 2013 aktarımıyla).
Çevrimiçi kaynaklar






