Özgün Metin

Vezin: Mef‘ûlü Mefâ‘îlü Mefâ‘îlü Fa‘ûlün

Çün perdesini keşf ide gül bülbüle ḳarşu
Bülbül daḫi cân virse ‘aceb mi güle ḳarşu
Terk-i dil ü cân eyledüm ey dost rehüñde
Geh geh kerem it baṣ ḳademüñ o yola ḳarşu
Zülfüñ ṣanemâ her yaña cânlar ḳılur efşân
Depretse ṣabâ zülfüñi ger sünbüle ḳarşu
‘Āşıḳlaruñ iñletme gel ey rûḥ-ı revânum
Seni sevenüñ yüzine bârî güle ḳarşu
Mihrüñde senüñ bir gün eyâ mâh-liḳâ âh
Fâş eyleyiser sırruñı Mihrî ele ḳarşu

Günümüz Türkçesiyle

1. Gül, bülbülün karşısında perdesini açıp yüzünü gösterince, bülbül de güle karşı can verse şaşılır mı? (Gülün perdesi, açılmadan önce onu saran yapraklardır; gül açınca bülbül ona hayran olup kendinden geçer.)

2. Ey dost, senin yolunda gönülden de candan da vazgeçtim; arada bir lütfet de o yola doğru adımını at.

3. Ey güzel, seher yeli saçını sünbüle karşı salladıkça saçın her yana canlar saçar. (Sünbül, saçın kıvrımına ve kokusuna benzetilen bir çiçektir; saçın her teline bir âşığın gönlünün takılı olduğu düşünülür.)

4. Ey akıp giden canım, gel, âşıklarını inletme; bari seni sevenin yüzüne karşı gülümse.

5. Ey ay yüzlü, senin sevginden ötürü bir gün, ah, Mihrî senin sırrını herkesin önünde açığa vuracak. ("Mihr" kelimesi hem sevgi, hem güneş demektir ve şairin adını da hatırlatır.)

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Yüz otuz yedinci gazel beş beyittir ve aruzun hezec bahrinden "Mef‘ûlü Mefâ‘îlü Mefâ‘îlü Fa‘ûlün" kalıbıyla yazılmıştır. Redif "ḳarşu" (karşı) kelimesidir; kafiye ise "-le" sesiyle kurulur (bülbüle, güle, sünbüle, güle, ele). İkinci beyitteki "yola" bu sesi "a" ile karşılar. Gazel F, M, S ve Ü nüshalarında bulunur ve divanın Vâv harfi bölümündedir. Arslan'ın notlarına göre M nüshasında beyitlerin düzeni farklıdır; bir notta ikinci ve üçüncü beyitlerin yer değiştirdiği, bir başkasında ise ilk dört beytin bu nüshada bulunmadığı belirtilir. Kime yazıldığı bilinmez. Havlioğlu'nun metninde 140. gazel olarak yer alır.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazel, divan şiirinin en tanınmış mazmunlarından biri olan gül ile bülbül hikâyesiyle açılır. Gül sevgilidir, bülbül âşık; gül yüzündeki örtüyü kaldırıp açıldığında bülbülün ona can vermesi şaşılacak bir şey değildir. "Perde" kelimesi burada gülün goncayken kapalı duran yapraklarını anlatır; aynı zamanda sevgilinin yüzündeki örtüyü de hatırlatır. Böylece beyit hem bahçedeki bir manzarayı, hem de sevgilinin yüzünü açması karşısında âşığın kendinden geçişini anlatır. Bu tablo ile âşığın kendi hâli arasındaki örtülü benzerlik, beyti teşbih ve temsil yoluyla genişletir.

Gazelin ses bakımından en dikkat çekici yeri, birinci ve dördüncü beyitlerdeki "güle ḳarşu" sözleridir. Matla beytinde bu söz "gül çiçeğine karşı" anlamındadır; dördüncü beyitte ise "yüzüne karşı gül, gülümse" demektir. Yazılışları ve okunuşları aynı olan, anlamları ayrı iki kelimenin kafiye yerinde kullanılması tam cinas örneğidir. Mihrî bu cinası, gülün açılmasına "gülmek" denmesinden gelen bilinen bağla da destekler; âşığın sevgiliden beklediği gülümseme, gülün açılmasının insan yüzündeki karşılığı olur.

Üçüncü beyit sevgilinin saçını anlatır. Seher yeli saçı sünbüle karşı dalgalandırdığında saç her yana canlar saçar. Saçın sünbül çiçeğine benzetilmesi, rengi, kıvrımı ve kokusu yüzündendir; saçın her telinde bir âşık gönlünün asılı durduğu düşüncesi de divan şiirinde yaygındır. Beyitte zülf, ṣabâ ve sünbül kelimeleri arasında tenasüp vardır. Dördüncü beyitte sevgiliye "rûḥ-ı revân" diye seslenilir; "revân" kelimesi hem akıp giden, hem de ruh, can anlamlarıyla kullanılan bir kelimedir ve sevgiliyi canın kendisi olarak gösterir.

Makta beyti gazele beklenmedik bir son verir. Mihrî, sevgilinin sırrını bir gün herkesin önünde açığa vuracağını söyler. Bu söz, divanda hemen bir önceki sayfalarda yer alan yüz otuz dördüncü gazeldeki "baş vereyim de bu sırrı kimseye açmayayım" yeminiyle ilginç bir karşıtlık oluşturur; aynı şair bir gazelde sır saklamaya and içer, öbüründe sırrın er geç ortaya çıkacağını kabul eder. Mısranın başındaki "Mihrüñde" sözü ise şairin mahlası ile oynar: "mihr" sevgi ve güneş demektir. Ömer Yılmaz, şairin adı olan "Mihr" kelimesinin sözlüklerde sevgi, aşk ve güneş anlamlarıyla verildiğini hatırlatır. Ay yüzlü sevgiliye "senin mihrinde" denmesi, ay ile güneş arasında da bir tenasüp kurar. Havlioğlu'nun metninde son mısra "Fâş eyleyiser sırruñı Mihrî ile ḳarşu" biçimindedir; Arslan'ın okuduğu "ele ḳarşu", yani yabancılara, herkese karşı, anlamı daha açık kılar.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Mehmet Arslan (hzl.), Mihrî Hâtun Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları (Kültür Eserleri Dizisi 576), 2018, s. 122-123, Gazel 137 (F 62a, M 88a, S 64b, Ü 59a). ekitap.ktb.gov.tr

Kitaplar

  • Ömer Yılmaz, "Amasyalı Halvetî Mihrî Hâtun'da Hz. Peygamber Sevgisi", Prof. Dr. Ethem Cebecioğlu'na Armağan, Ankara: İlahiyat, 2023, s. 229-244 ("Mihr" kelimesinin anlamları için s. 230).

Diğer kaynaklar

  • Didem Havlioğlu (ed.), "Ğazeliyyāt-ı Mihri-i Hāqīre", türkoloji-iran, 2007 (gazelin farklı bir çeviriyazısı, 140. gazel).

Çevrimiçi kaynaklar