Özgün Metin

Vezin: Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilün

Nice zülf ü nice mû ‘anber-i gîsûdur bu
Var ise sünbül ü reyḥâna viren budur bû
Bir naẓarda nice ‘âşıḳları Ferhâd eyler
Nice Şîrîn nice dilber nice meh-rûdur bu
Çeşmi ṣalmış dili zülfi ḫamına ṭuymadı cân
Allah Allah nice ‘ayyâr u ne câdûdur bu
Saña âl itmesün aldanma i dil ġamzesine
Dilleri ṣayd idici gözleri âhûdur bu
Diḳḳat ile naẓar itmekden aña inceldüm
Bilmedüm daḫi miyân mı veyaḫud mûdur bu
Yaş degüldür gözüm aḳıtduġı ḳaddin göricek
Serv ayaġına yüzin sürmek içün ṣudur bu
Dir gören ol ṣanem-i lâle-ruḫı birbirine
Mihrî bî-çâreyi âşüfte ḳılan budur bu

Günümüz Türkçesiyle

1. Bu ne biçim zülüf, ne biçim saçtır; bu, amber kokulu kâküllerdir. Sünbüle ve reyhana koku veren bir şey varsa, işte odur. (F nüshasındaki "‘anber-i sârâ" okuyuşuyla saç, katışıksız ambere benzetilmiş olur.)

2. Bir bakışta nice âşığı Ferhat'a döndürür; bu ne Şirin, ne dilber, ne ay yüzlüdür. (Ferhat, Şirin'e olan aşkı uğruna dağları delen efsanevi âşıktır. "Şîrîn" kelimesi hem bu hikâyenin kahramanını, hem de "tatlı" anlamını taşır.)

3. Gözünü salmış, gönlü saçının kıvrımına bağlamış da can bunun farkına bile varmamış; Allah Allah, bu ne hilekâr, ne büyücüdür.

4. Ey gönül, onun süzgün bakışına aldanma, sana hile etmesin; bu, gönülleri avlayan ceylan gözlü bir güzeldir.

5. Ona dikkatle bakmaktan ben de inceldim, eridim; bu bel midir yoksa kıl mıdır, hâlâ anlayamadım. (Divan şiirinde sevgilinin beli kıl kadar ince düşünülür.)

6. Gözümün onun boyunu görünce akıttığı şey gözyaşı değildir; bu, servinin ayağına yüzünü sürmek için akan sudur. (Sevgilinin boyu serviye benzetilir; servi suyu seven bir ağaçtır. Bu beyit F ve Ü nüshalarında yoktur.)

7. O lale yanaklı güzeli görenler birbirine "Zavallı Mihrî'yi perişan eden işte budur" der.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Yüz otuz dokuzuncu gazel yedi beyittir ve remel bahrinin "Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redif "-dur bu", kafiye ise "-û" sesidir (gîsû, meh-rû, câdû, âhû, mû, ṣu). Matla beytinin ikinci mısraı redifi ters çevirir: "budur bû", yani "koku veren budur". Makta beytindeki "budur bu" ise aynı kelimeleri bir kez daha tekrarlar; böylece gazelin başı ile sonu ses bakımından birbirine bağlanır. Gazel F, S ve Ü nüshalarında bulunur, altıncı beyit F ve Ü'de yoktur. Divanın Vâv harfi bölümündedir. Kime yazıldığı bilinmez. Havlioğlu'nun metninde 142. gazel olarak yer alır; orada matlanın ikinci mısraı "Var ise sünbül ü reyḥâna viren būdur bu" biçimindedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazel baştan sona bir güzellik tasviridir ve her beyitte sevgilinin bir uzvu ele alınır: saç, bakış, göz, bel ve boy. Redifteki "bu" işaret zamiri, şaire sevgiliyi parmakla gösteriyormuş gibi bir anlatım imkânı verir; her beyit "işte bu" diyerek sevgilinin bir özelliğini sahneye çıkarır. Böyle bir sıralama, divan şiirinde sevgilinin baştan ayağa övüldüğü tasvir geleneğine bağlanır.

Matla beytinde saç, amber kokulu kâküllerdir; sünbül ve reyhan bile kokusunu ondan alır. Gülşen Kaya, divanda âlemde sünbüle ve reyhana koku verenin zülüf olduğunu anlatırken bu beyti örnek gösterir. İkinci beyitte Ferhat ile Şirin hikâyesine telmih vardır. Mahmut Başaran, Şehnâme'nin Mihrî Divanı'na etkilerini incelediği makalesinde bu beyti Şirin başlığı altında ele alır ve şairin, Şirin'i bir bakışta erkekleri kendine âşık edip Ferhat'ın hâline düşüren güzel bir kadın olarak gösterdiğini belirtir. Kaya ise aynı beyitte "şîrîn" kelimesinin tevriyeli kullanıldığına dikkat çeker: kelime hem hikâyenin kahramanını, hem de "tatlı" anlamını hatırlatır.

Üçüncü ve dördüncü beyitler gözü anlatır. Kaya, divanda gözün âşığı büyülediği için "câdû", yani büyücü diye anıldığını; bu beyitte gözün saçla birlikte gönlü bağladığını ve âşığın bunu fark etmediğini, burada büyünün eskiden saç teliyle yapılmasına da bir telmih bulunduğunu söyler. Dördüncü beyitte göz, gönülleri avlayan bir ceylan gözüdür. Kaya, ceylan gözünün iri ve siyah oluşu yüzünden benzetmeye konu olduğunu, ceylan gözlü güzellerin âşığın gönlünü avladığını bu beyit üzerinden anlatır. "Âl" (hile), "ṣayd" (av) ve "âhû" (ceylan) kelimeleri arasında av çağrışımlı bir tenasüp vardır; avcı ile av arasındaki ilişki burada tersine dönmüştür.

Beşinci beyit divan şiirinin bilinen bir mübalağasına dayanır. Sevgilinin beli o kadar incedir ki âşık dikkatle baktıkça kendisi de incelir, zayıflar, ama yine de karşısındakinin bel mi kıl mı olduğunu çıkaramaz. Kaya, sevgilinin belinin kıl kadar ince düşünüldüğünü ve âşığın ne kadar dikkat etse de beli kıldan ayırt edemediğini bu beyitle örnekler. Altıncı beyitte sevgilinin boyu servidir ve âşığın gözyaşı, serviyi sulayan bir suya dönüşür. Kaya, servinin suyu seven bir ağaç oluşunun gözyaşıyla beslenen bir sevgili hayalini ortaya çıkardığını belirtir. Beyit, gözyaşına şiirli bir sebep gösterdiği için hüsn-i ta‘lilin de bir örneğidir.

Makta beytinde söz başkalarına bırakılır. O lale yanaklı güzeli görenler birbirlerine, Mihrî'yi perişan edenin bu olduğunu söyler. Şairin kendi aşkını başkalarının diline bırakarak duyurması, gazeli bir tasvirden bir dedikodu sahnesine taşıyan ince bir dokunuştur.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Mehmet Arslan (hzl.), Mihrî Hâtun Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları (Kültür Eserleri Dizisi 576), 2018, s. 123-124, Gazel 139 (F 62b, S 64b, Ü 59a). ekitap.ktb.gov.tr

Akademik çalışmalar

  • Gülşen Kaya, Mihrî Hâtun Dîvânı'nın Tahlili, yüksek lisans tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2010, s. 151, 157, 159, 189, 198, 271. openaccess.firat.edu.tr
  • Mahmut Başaran, "Şehnâme'nin Mihrî Hatun Dîvânı'na Etkileri", Avrasya Beşeri Bilim Araştırmaları Dergisi 3/1 (2023), s. 116-132 (bu beyit için s. 129).

Diğer kaynaklar

  • Didem Havlioğlu (ed.), "Ğazeliyyāt-ı Mihri-i Hāqīre", türkoloji-iran, 2007 (gazelin farklı bir çeviriyazısı, 142. gazel).

Çevrimiçi kaynaklar