Özgün Metin

Vezin: Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün

Kûy-ı cânân çün yeter mesken baña şimden girü
Yüri zâhid cennetüñi var saña şimden girü
Şu‘le-i yârüñ cemâliyle münevver olmışuz
İmdi ey meh var ḳalursañ ḳal ṭaña şimden girü
Gördi beni zülfini dilber dişine aldı çün
Bildüm anuñ meyli var benden yaña şimden girü
Luṭf ile cânân çıḳardı ġam belâsından beni
Ġuṣṣa çekmem ṣarlanursam bûriyâ şimden girü
Ruḫları bâġında geçdi ‘ömrümüz ey vây ile
Umaruz şeftâludan geh geh aña şimden girü
Gülsitânda ġonca la‘lin gördi yârüñ lâle çün
Ṭaġlara düşüp didi yâ hû saña şimden girü
Mihrî'ye vaṣlı ḥabîbinüñ müyesser oldı çün
Yolına cân virmek âsândur aña şimden girü

Günümüz Türkçesiyle

1. Madem ki bundan sonra bana sevgilinin mahallesi yurt olarak yeter, yürü git ey zahit, cennetin bundan sonra senin olsun.

2. Sevgilinin güzelliğinin alevi, ışığıyla aydınlandık; artık ey ay, ister git ister kal, kalırsan da bundan sonra şaşkın kal. (Âşık, sevgilinin yüzünün ışığına kavuştuğu için ayın ışığına ihtiyaç duymaz; ay da bu güzellik karşısında hayretle bakakalır. F nüshası "münevver" yerine "tennûr", Ü nüshası "müşerref" okur; "müşerref" okuyuşuyla mısra "sevgilinin güzelliğiyle şereflendik" anlamına gelir.)

3. Sevgili beni görünce saçının ucunu dişlerinin arasına aldı; anladım ki bundan sonra gönlü bana doğru meyleder.

4. Sevgili lütfedip beni gam belasından kurtardı; bundan sonra hasıra sarılsam da dert çekmem. (Hasır, yoksulluğun ve dünyadan el etek çekmenin simgesidir. Ü nüshası "ṣarınursam", yani "hasıra bürünsem" okur.)

5. Ömrümüz yanaklarının bahçesinde "eyvah" diyerek geçti; bundan sonra o bahçeden arada bir bir şeftali umarız. (Divan şiirinde şeftali, öpücüğün karşılığıdır.)

6. Lale, gül bahçesinde sevgilinin gonca gibi lal dudağını görünce dağlara düştü ve "Yâ hû, bundan sonra bahçe senin olsun" dedi. (Lalenin dağlarda, kırlarda bitmesi, sevgilinin dudağı karşısında yenilip bahçeyi terk etmesine bağlanmıştır. "Yâ hû" dervişlerin bir zikir ve seslenme sözüdür.)

7. Mihrî'ye sevgilisine kavuşmak nasip olduğundan, bundan sonra onun yoluna can vermek ona kolay gelir.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Yüz otuz sekizinci gazel yedi beyittir ve remel bahrinin "Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redif "şimden girü", yani "bundan sonra" sözüdür; kafiye ise "-a" sesiyle kurulur (baña, saña, ṭaña, yaña, bûriyâ, aña, saña). Altıncı beyitte matlada kullanılmış "saña" kelimesi kafiye olarak yeniden geçer. Gazel F, M, S ve Ü nüshalarının dördünde de bulunur ve divanın Vâv harfi bölümündedir. Kime yazıldığı bilinmez. Havlioğlu'nun metninde 141. gazel olarak yer alır.

Anlam ve Söz Sanatları

Divanın ayrılık ve sitemle dolu gazelleri arasında bu şiir, vuslata ermiş bir âşığın sevincini dile getirmesiyle ayrılır. Redifteki "bundan sonra" sözü her beyitte bir dönüm noktasını haber verir: âşık artık sevgilinin mahallesine yerleşmiştir, gam belasından kurtulmuştur, sevgilinin kendisine meylettiğini anlamıştır. Maktadaki "Mihrî'ye vaṣlı ḥabîbinüñ müyesser oldı" sözü bu sevinci açıkça söyler; kavuşmanın ardından can vermek bile kolaylaşmıştır.

Matla beyti divan şiirinde sık görülen âşık ile zahit karşıtlığına dayanır. Zahit, dünya zevklerinden uzak durup cennet umuduyla ibadet eden kişidir; âşık ise sevgilinin mahallesini cennete tercih eder. Ömer Yılmaz bu beyti, Mihrî'nin Râbiatü'l-Adeviyye, Ahmed Yesevî ve Yunus Emre gibi ilahî aşkı öne çıkaran sûfîlere benzer biçimde cennet yerine Allah'ı istediğini gösteren örnekler arasında okur. Gazelin geri kalanındaki saç, yanak, dudak ve öpücük imgeleri beşerî bir sevgiliyi anlatır; matlanın tasavvufi bir anlam da taşıyabilmesi, divan şiirinde iki anlam katmanının bir arada yürüyebilmesinin tipik bir örneğidir.

İkinci beyitte sevgilinin yüzü bir ışık kaynağıdır; ondan aydınlanan âşığın aya ihtiyacı kalmaz. Aya "ister kal" denmesi, ayın sevgilinin güzelliği karşısındaki yenilgisini anlatır. Üçüncü beyit gazelin en canlı sahnesidir: sevgili âşığı görünce saçının ucunu dişlerinin arasına alır, âşık da bu hareketten sevgilinin kendisine ilgi duyduğunu çıkarır. Sevgilinin gündelik ve cilveli bir hareketle anlatılması beyte canlı bir sahne havası verir. Havlioğlu'nun metninde "dişine" yerine "dışına" okunur.

Beşinci beyitte yanak bir bahçe, öpücük o bahçenin şeftalisidir; "ruḫ", "bâġ" ve "şeftâlu" arasında tenasüp vardır. Altıncı beyit hüsn-i ta‘lilin güzel bir örneğidir. Lalenin bahçelerden çok dağlarda, kırlarda bitmesine şiirli bir sebep bulunur: lale, sevgilinin gonca gibi kırmızı dudağını görünce rekabete dayanamamış, bahçeyi ona bırakıp dağlara düşmüştür. "Yâ hû" sözü ve "dağlara düşmek" deyimi, aşk derdiyle kendini kırlara vuran derviş ya da Mecnun tavrını da çağrıştırır. Gül, gonca, lal, lale ve gülsitan kelimeleri arasında renk ve bahçe çağrışımlarıyla kurulmuş bir tenasüp vardır.

Dördüncü beyitteki "bûriyâ", yani hasır, kanaatin ve dünya malından vazgeçmenin simgesidir. Âşık, sevgilinin lütfuyla gamdan kurtulduğu için artık yoksulluğa razıdır; hasıra sarılmak bile onu üzmez. Bu düşünce, maktadaki "can vermek kolaydır" sözüne doğal biçimde bağlanır.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Mehmet Arslan (hzl.), Mihrî Hâtun Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları (Kültür Eserleri Dizisi 576), 2018, s. 123, Gazel 138 (F 62a, M 88a, S 64a, Ü 59a). ekitap.ktb.gov.tr

Kitaplar

  • Ömer Yılmaz, "Amasyalı Halvetî Mihrî Hâtun'da Hz. Peygamber Sevgisi", Prof. Dr. Ethem Cebecioğlu'na Armağan, Ankara: İlahiyat, 2023, s. 229-244 (bu gazelin matlaı için s. 236).

Diğer kaynaklar

  • Didem Havlioğlu (ed.), "Ğazeliyyāt-ı Mihri-i Hāqīre", türkoloji-iran, 2007 (gazelin farklı bir çeviriyazısı, 141. gazel).

Çevrimiçi kaynaklar