Özgün Metin
Vezin: Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün
Yoġ imiş çünkim naṣîbüm vaṣl-ı cânân olmadan
El yudum şimden girü derdüme dermân olmadan
Ḥoḳḳa-i la‘linden aġyâra müferriḥler virür
Ben ıraḳdan olmışamdur aña ḥayrân olmadan
Hecr ile yandı göyündi ḳalmadı cândan es̱er
Āteş-i tennûr-ı ġamda sîne biryân olmadan
Olalı şeydâsı bir ẕerre günâhum bilmezem
Her ne dirse dilberüñ emrine fermân olmadan
Raḥm idem bir gün dimiş bî-çâre Mihrî'ye ḥabîb
Bu kelâmı ṣaḳlasun yâ Rabbi yalan olmadan
Günümüz Türkçesiyle
1. Madem ki sevgiliye kavuşmak nasibimde yokmuş, derdime derman bulunmadan bundan böyle el yıkadım (vazgeçtim).
2. Sevgili, dudağının lal kutusundan ağyara ferahlatıcı şerbetler (müferrihler) sunar; ben ise uzakta kalmışım, ona yakından hayran olmaya bile fırsat bulmadan. (Beyit iki türlü okunabilir. Arslan'ın okuyuşu olan "ıraḳdan olmışam" bu anlamı verir. Havlioğlu'nun metnindeki "araḳdan ölmişem" okuyuşuyla mısra "ben ona hayran olmadan, daha onu görmeden terden, yani utanç ve çile teriyle ölmüşüm" anlamına gelir.)
3. Ayrılık ateşiyle yandım, tutuştum, canımdan eser kalmadı; daha gam tandırının ateşinde göğsüm kebap olmadan.
4. Onun tutkunu olalı kendimde zerre kadar günah bilmiyorum; sevgili ne derse emrine boyun eğmekten başka bir şey yapmadım.
5. Sevgili, çaresiz Mihrî'ye "Bir gün merhamet ederim" demiş; ya Rabbi, bu sözü yalan olmaktan sen koru. (F, M ve S nüshalarındaki "ider" okuyuşuyla sevgilinin sözü "bir gün merhamet eder" biçiminde, üçüncü şahıs ağzından aktarılmış olur.)
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Yüz otuz beşinci gazel beş beyittir ve remel bahrinin "Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redif "olmadan" sözüdür; kafiye bundan önceki "-ân" sesleriyle kurulur (cânân, dermân, ḥayrân, biryân, fermân). Makta beytinde kafiye yerinde "yalan" kelimesi bulunur; kısa ünlülü bu kelime diziyi sesçe gevşek biçimde tamamlar. Arslan neşrinde gazelin dayandığı nüshalar M ve Ü olarak gösterilir, ancak son beyitteki nüsha notu F ve S nüshalarını da anar. Divanın Nûn harfi bölümündedir. Kime yazıldığı bilinmez. Havlioğlu'nun metninde 138. gazel olarak yer alır.
Redifin anlamı beyitten beyite değişir ve gazelin dil bakımından en ilgi çekici yanı budur. Bağlam, ekin kimi yerde "olmaksızın", kimi yerde "olmazdan önce", kimi yerde de "olmaktan başka" diye anlaşılmasını gerektirir. Matla beytinde "derman olmadan" sözü "derman bulunmaksızın" demektir; üçüncü beyitte "kebap olmadan" ifadesi "kebap olmazdan önce" anlamına gelir; dördüncü beyitte ise "fermân olmadan" sözü "ferman olmaktan başka" diye anlaşılır. Sonuncu beyitteki "yalan olmadan" da "yalan olmaktan" anlamına yaklaşır. Aynı kelimenin her beyitte başka bir işlevle kullanılması, redifi tekdüze bir tekrar olmaktan çıkarır.
Anlam ve Söz Sanatları
Gazel umut kesmiş bir âşığın sesiyle açılır. Vuslat nasipte yoksa derde derman aramaktan da el çekilir; "el yumak", yani el yıkamak deyimi bir şeyden temelli vazgeçmeyi anlatır. İkinci beyitte sevgilinin dudağı bir "ḥoḳḳa", yani küçük bir mücevher ya da ilaç kutusudur. Divan şiirinde sevgilinin ağzı küçüklüğü ve kırmızılığı yüzünden lal taşından bir kutuya benzetilir; içinden çıkan söz ya da öpücük de gönle ferahlık veren bir macun, "müferriḥ" olur. Bu ilacın âşık dururken ağyara sunulması, âşığın şikâyetinin özüdür. Hokka, lal ve müferrih kelimeleri arasında açık bir tenasüp vardır. Havlioğlu metnindeki "araḳ" okuyuşu kabul edilirse, ter anlamının yanında damıtılmış içki anlamını da taşıyan bu kelime aynı ilaç ve şerbet çağrışımlarına bağlanır.
Üçüncü beyit, Mihrî'nin ayrılık ateşini en somut biçimde anlattığı yerlerden biridir. Ayrılık âşığı yakıp tutuşturmuş, candan iz bırakmamıştır; üstelik bu, gam tandırında göğüs kebap olmadan önce olmuştur. Gülşen Kaya, divanda hicran ve gamın yakıcılığıyla ateşe benzetildiğini, sevgiliden uzak kalan canın hicranla yandığını, gam tandırında göğüs ve ciğerin kebap olduğunu bu beyit üzerinden anlatır. Ateş, tandır, yanmak, göyünmek ve biryân kelimeleri bir tenasüp zinciri kurar; anlatılan acı mübalağa ile büyütülmüştür.
Dördüncü beyitte âşık kendini savunur: tutkun olduğu günden beri bir zerre günahı yoktur, sevgili ne dediyse yapmıştır. Kaya, âşığın sevgili uğruna her şeye katlandığını, cevrini başı gözü üstüne aldığını, yine de ona yaranamadığını anlatırken bu beyti örnek verir. Makta beyti ise küçük bir umutla kapanır. Sevgili bir gün Mihrî'ye merhamet edeceğini söylemiştir; şair bu sözün yalan çıkmaması için Allah'a sığınır. Gazelin başında vuslattan el çeken âşığın sonda yine bir vaade tutunması, şiire divan şiirine özgü, umutla umutsuzluk arasında gidip gelen bir ruh hâli kazandırır.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Mehmet Arslan (hzl.), Mihrî Hâtun Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları (Kültür Eserleri Dizisi 576), 2018, s. 121-122, Gazel 135 (M 85b, Ü 58b). ekitap.ktb.gov.tr
Akademik çalışmalar
- Gülşen Kaya, Mihrî Hâtun Dîvânı'nın Tahlili, yüksek lisans tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2010, s. 191, 231, 274. openaccess.firat.edu.tr
Diğer kaynaklar
- Didem Havlioğlu (ed.), "Ğazeliyyāt-ı Mihri-i Hāqīre", türkoloji-iran, 2007 (gazelin farklı bir çeviriyazısı, 138. gazel).
Çevrimiçi kaynaklar






