Özgün Metin

Vezin: Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilün

Āteş-i ġamda kebâb oldı ciger döne döne
Göklere çıḳdı duḫânumla şerer döne döne
Cân firâḳuñla fetîl oldı göñül ḫânesine
Ten ḫayâlüñle fenâr oldı yanar döne döne
Ḫâk-i pâyuña yüzin sürmek içün şems ü ḳamer
Ser-i kûyuña gelür şâm u seḥer döne döne
Ḳaşuña beñzemek içün senüñ ey Zühre-cebîn
Kendüzin ṭutdı hilâl itdi ḳamer döne döne
Cân cân-bâzını gör la‘lüñe irişmek içün
Rîsmân-ı ser-i zülfüñden iner döne döne
Düşeli şevḳi ḫayâl-i lebinüñ Mihrî dile
Āteş-i ġamda kebâb oldı ciger döne döne

Günümüz Türkçesiyle

1. Gam ateşinde ciğerim döne döne kebap oldu; içimden yükselen dumanla birlikte kıvılcımlar döne döne göklere çıktı. (Âşığın ahı, yanan ciğerden çıkan duman ve kıvılcım gibi düşünülür.)

2. Senin ayrılığınla canım gönül evinin içinde bir fitil oldu; tenim de senin hayalinle fener olup döne döne yanıyor. (Fitil fenerin içinde yanar; burada can fitil, beden onu çevreleyen fenerdir.)

3. Güneşle ay, ayağının toprağına yüz sürmek için sabah akşam döne döne senin mahallenin başına gelir. (Güneşin ve ayın gökte dönüp durması, sevgilinin kapısına gidip gelmeleri olarak yorumlanır.)

4. Ey Zühre yıldızı gibi parlak alınlı sevgili, ay senin kaşına benzemek için döne döne kendini toplayıp hilal yaptı. (Ayın küçülüp hilal hâline gelmesi, sevgilinin kaşına benzeme çabasına bağlanır.)

5. Şu can cambazına bak: senin dudağına erişmek için zülfünün ipinden döne döne aşağı iner. (Âşığın canı, ip üstünde oynayan bir cambaza; yüzden aşağı sarkan saç bu cambazın ipine benzetilir.)

6. Ey Mihrî, sevgilinin dudağının hayaline duyulan özlem gönle düşeli beri ciğerim gam ateşinde döne döne kebap oldu.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Divanın yüz kırk birinci gazeli harfü'l-hâ bölümündedir ve altı beyittir. Aruzun remel bahrinden "Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redif "döne döne" ikilemesidir; kafiye "-er" sesiyle kurulur (ciger, şerer, yanar, seḥer, ḳamer, iner). Gazelin dikkat çeken bir özelliği, ilk mısraın son beytin ikinci mısraı olarak aynen tekrarlanmasıdır; şiir böylece başladığı yere döner ve bu, redifin taşıdığı dönüp durma fikrine biçimde de karşılık verir. Gazel dört nüshada da bulunur (F 63b, M 89b, S 65b, Ü 59b); yalnız Ankara nüshasında (M) son üç beyit yoktur. Öteki nüsha farkları çoğunlukla küçük imla ayrılıklarıdır; dördüncü beyitte F nüshası "Kendüzin" yerine "Gündüzin" okur.

Anlam ve Söz Sanatları

Şiirin bütün hayal dünyası redifin anlamı üzerine kurulmuştur. Her beyitte "döne döne" sözü başka bir dönme hareketine bağlanır: matlada şişte dönerek pişen kebaba ve kıvrılarak yükselen dumana, ikinci beyitte yanan fenere, üçüncü beyitte gökte dönen güneşle aya, dördüncüde evreden evreye geçen aya, beşincide ipten dönerek inen cambaza. Redif böylece tekrar edilen bir kalıp olmaktan çıkar, her beyitte yeni bir görüntüyü harekete geçirir. Mihrî'nin bu gazelde gösterdiği ustalık en çok bu çeşitlilikte görülür.

İlk iki beyit âşığın iç dünyasını ateş, duman, fitil ve fener kelimeleriyle anlatır; bu kelimelerin bir arada kullanılması tenasüp sanatının açık bir örneğidir. Gülşen Kaya, Mihrî divanındaki ev eşyası ve ışık kaynakları arasında ikinci beyti örnek gösterir: can ayrılıkla fitil olmuş, ten sevgilinin hayaliyle fener gibi yanmaktadır. Üçüncü ve dördüncü beyitlerde ise gök cisimlerinin bilinen hareketleri şairane bir sebebe bağlanır. Güneşle ayın her gün doğup batması sevgilinin eşiğine yüz sürme isteğiyle, ayın hilal hâline gelmesi de sevgilinin kaşına benzeme çabasıyla açıklanır. Gerçek sebebin yerine güzel bir sebep koymak divan şiirinde hüsn-i ta‘lîl adını alır. Dördüncü beyitte sevgiliye "Zühre-cebîn" diye seslenilir; Kaya, divanda Zühre'nin (Venüs) bir yandan meclislerde çalgı çalan çengi, öte yandan bu tamlamada olduğu gibi parlak yüz için benzetme unsuru olarak kullanıldığını belirtir.

Beşinci beyit gazelin en özgün buluşudur. Âşığın canı bir ip cambazına benzetilir; sevgilinin yüzünden aşağı sarkan saçı bu cambazın ipidir, ipin ucunda ise dudak vardır. Kaya, "cân-bâz" kelimesinin canıyla oynayan anlamı dolayısıyla sevgili uğruna can vermeye her an hazır âşık için kullanıldığını, divandaki üçüncü murabbanın da Eğribük'te gösteri yapan Haydar adlı bir cambaz üzerine kurulduğunu hatırlatır. Cambaz gösterileri dönemin şehir hayatında bilinen bir eğlenceydi; Mihrî gündelik hayattan aldığı bu görüntüyü klasik zülf ve dudak mazmunlarıyla birleştirmiştir. Makta beytinde şair mahlasını anarak matladaki mısraa döner ve bütün bu yanışın sebebini sevgilinin dudağına duyulan özleme bağlar.

Tarihî Bağlam

Bu gazel, Necâtî Beg'in "döne döne" redifli gazeline yazılmış bir naziredir ve Mihrî'nin en çok anılan şiiridir. Necâtî'nin gazeli "Bu cefâdan ki ḳadeh aġzuñ öper döne döne / Nâr-ı ġayretde kebâb oldı ciger döne döne" matlasıyla başlar. Mihrî, Necâtî'nin matlasındaki ikinci mısraı alıp kendi şiirinin ilk mısraına taşımış, yalnız kıskançlık ateşini (nâr-ı ġayret) gam ateşine çevirmiştir. Necâtî'nin "Senseñ ol şâh-ı felek-mertebe kim leyl ü nehâr / Yüz sürer işigiñe şems ü ḳamer döne döne" beyti de Mihrî'nin üçüncü beytinde aynı güneş ve ay hayaliyle karşılık bulur. Metin Hakverdioğlu, iki gazeli Mihrî'nin Necâtî'ye yazdığı yirmi nazire arasında yan yana yayımlamıştır.

Latîfî, tezkiresinin Mihrî maddesinde şairin buluş ve tasarrufunu çoğunlukla nazirelerinde gösterdiğini söyler ve bu gazel hakkında şu hükmü verir: Necâtî'nin "döne döne" gazeline birçok nazire söylenmiştir, ama bunların hiçbiri Mihrî'nin naziresine denk olamaz. Aynı kayıt Âşık Çelebi, Kınalızâde Hasan Çelebi, Beyânî ve Gelibolulu Âlî'nin eserlerinde de tekrarlanır. Gönül Ayan, eski ve yeni kaynakların bu naziresi için "en güzeli" hükmünde birleştiğini belirtir. İbrahim Sona'nın iki gazeli karşılaştırdığı çalışmasında da Mihrî'nin yakaladığı yeni anlamlarla şiiri ileri bir noktaya taşıdığı ifade edilmiştir (Enes İlhan'ın aktarımıyla).

Latîfî'ye göre Necâtî bu başarıdan rahatsız olmuş ve "Ey benüm şi‘rüme naẓîre diyen" diye başlayan kıt‘ayı Mihrî için yazmıştır. Bu rivayet uzun süre kabul görmüştür; ancak Enes İlhan, bir Necâtî Dîvânı nüshasında kıt‘anın Revânî'ye yazıldığını gösteren bir kayıt bulmuş ve rivayeti sorgulamıştır. Bu yüzden kıt‘anın Mihrî'ye yazıldığı kesin değildir. Gazelin kendisi ise Mihrî'nin Necâtî'yi örnek alan bir şair olarak ne kadar ileri gidebildiğini gösteren en iyi belge sayılır ve bir kadın şairin, dönemin en ünlü gazel ustasının en tanınmış şiiriyle aynı zeminde yarışıp tezkirecilerden üstünlük hükmü aldığı nadir örneklerdendir.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

  • Metin Hakverdioğlu, "Mihrî Hâtun'un Necâtî Bey'in Şiirlerine Nazîreleri", Turkish Studies 4/2 (Kış 2009), s. 522-551 (karşılaştırma: Necâtî CDLXVII / Mihrî CXLIII, yazarın kendi edisyonundaki numarayla, s. 544-545), doi:10.7827/TurkishStudies.638.
  • Gönül Ayan, "Mihri Hatun ve Şiirleri", Erdem V/13 (1989), s. 23-30 (s. 28-29). https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/692920
  • Enes İlhan, "Mihrî Hâtun mu Revânî mi? 'Ey Benüm Şiirüme Nazire Diyen' Kim?", Hikmet - Akademik Edebiyat Dergisi 10/20 (2024), s. 148-170. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/3697235
  • Gülşen Kaya, Mihrî Hâtun Divânı'nın Tahlili, yüksek lisans tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2010 (Necâtî, cân-bâz, fener ve Zühre maddeleri). openaccess.firat.edu.tr

Çevrimiçi kaynaklar