Özgün Metin
Vezin: Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilün
Kim ḳocar mûy-miyânuñı kemerden ġayri
Kim öper leblerüñi sâġar-ı zerden ġayri
Cânı yoḳ deprede biñ yıl ki hevâsında yele
Zülfüñüñ bir ḳılını bâd-ı seḥerden ġayri
Yalıñuz ben mi ḫarîdâruñam ey Zühre-cebîn
Gün daḫi müşteridür saña ḳamerden ġayri
Mihrüñi cân ḳafesinde virürem rûḥa ġıdâ
Ṭûṭiye var mı ġıdâ daḫi şekerden ġayri
Câm-ı la‘lüñ meyin içürdi raḳîbe nidelüm
Bize ṣunmadı felek ḫûn-ı cigerden ġayri
Leb-i cânânı görüp diş biledüm geldi didi
Nesne yoḳ Mihrî aña umma ḥacerden ġayri
Günümüz Türkçesiyle
1. Kıl gibi ince belini kemerden başka kim kucaklar? Dudaklarını altın kadehten başka kim öper?
2. Senin sevdan uğruna bin yıl koşup dursa da, sabah rüzgârından başka hiç kimsenin zülfünün bir kılını kıpırdatmaya gücü yoktur.
3. Ey Zühre yıldızı gibi parlak alınlı sevgili, sana talip olan yalnız ben miyim? Aydan başka güneş de sana müşteridir. ("Müşterî" hem alıcı hem de Jüpiter gezegeninin eski adıdır.)
4. Sana duyduğum sevgiyi can kafesinde ruha gıda olarak veririm; papağana şekerden başka gıda olur mu? (Ruh kafesteki papağana, sevgi de onun beslendiği şekere benzetilmiştir.)
5. Felek senin lal dudağının kadehindeki şarabı rakibe içirdi, ne yapalım; bize ciğer kanından başka bir şey sunmadı.
6. Sevgilinin dudağını görüp ona diş biledim; sevgili gelip dedi ki: "Mihrî, onda taştan başka bir şey yok, bir şey umma." (Dudak, kırmızı bir değerli taş olan la‘le (yakut) benzetilir; diş bilemek de hem hırslanmak hem dişi taşa sürtüp sivriltmek anlamını çağrıştırır.)
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Divanın iki yüz üçüncü gazeli altı beyittir ve remel bahrinin "Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redifi "ġayri", yani "başka"dır; redif, ayrılma hâli ekiyle birlikte "-den ġayri" biçiminde mısraları bağlar. Kafiye "-er" sesiyle kurulur: kemer, zer, seḥer, ḳamer, şeker, ciger, ḥacer. Şiir F, S ve Ü nüshalarında bulunur; dördüncü beyitte F nüshası "cân ḳafesinde" yerine "cân nefesinde" okur. Gazelin kime ya da hangi vesileyle yazıldığına dair bir bilgi yoktur.
Anlam ve Söz Sanatları
Gazelin bütün beyitleri aynı düşünceye dayanır: sevgiliye ancak belli şeyler yaklaşabilir, onun dışında kalan herkes, âşık dahil, mahrum kalır. Matla beytinde sevgilinin kıl kadar ince belini yalnız kemer kucaklar, dudaklarını yalnız altın kadeh öper. İncecik bel ("mûy-miyân") ile kemer, dudak ile kadeh arasında tenasüp vardır; âşık, sevgiliye dokunabilen bu eşyaları kıskanır. İkinci beyitte aynı ayrıcalık sabah rüzgârına verilir. Bin yıl uğraşsa da kimse sevgilinin zülfünün bir telini kıpırdatamaz; bunu ancak seher yeli yapabilir. Seher yeli divan şiirinde sevgilinin saçlarıyla oynayan ve kokusunu âşığa taşıyan habercidir.
Üçüncü beyit gök cisimleri üzerine kurulmuştur. Sevgili "Zühre-cebîn", yani Zühre (Venüs) yıldızı gibi parlak alınlıdır; ona talip olan yalnız âşık değildir, güneş ve ay da onun "müşterisi"dir. "Müşterî" kelimesi hem alıcı anlamına gelir hem de Jüpiter gezegeninin eski adıdır; bu çift anlam tevriye sanatını oluşturur. Gülşen Kaya, Mihrî divanında alışveriş kavramlarını incelerken bu beyti, "müşterî" kelimesinin tevriyeli kullanıldığı örnekler arasında gösterir. Zühre, gün, kamer ve müşteri kelimeleri arasında tenasüp de vardır.
Dördüncü beyitte ruh kafesteki bir papağana benzetilir. Divan şiirinde papağan (ṭûṭî) şekerle beslenir; şeker de tatlı söz ve tatlı dudak için sık kullanılan bir mazmundur. Mihrî, sevgiliye duyduğu "mihr"i, yani sevgiyi ruhun şekeri olarak gösterir. "Mihr" kelimesinin güneş anlamı ve şairin mahlasıyla ses ortaklığı, bu beyitte de dolaylı bir oyun kurar.
Beşinci beyitte felek sitemi vardır. Felek sevgilinin lal dudağının kadehinden rakibe şarap içirmiş, âşığa ise yalnız ciğer kanı sunmuştur. Kaya bu beyti, sevgilinin dudağının şarap kadehine benzetildiği ve rakip içerken âşığa ciğer kanının kaldığı örnek olarak verir. Şarap ile kanın aynı kırmızı renkte buluşması, beyitteki acı tezadı derinleştirir. Makta beytinde ise gazel nükteli bir konuşmayla biter. Âşık sevgilinin dudağına "diş biler", yani onu elde etmek için hırslanır; sevgili de Mihrî'ye onda taştan başka bir şey olmadığını söyler. Dudak divan şiirinde "la‘l" adlı kırmızı değerli taşa benzetildiği için "ḥacer" (taş) kelimesi bu benzetmeyi hatırlatır. Dişin taşa sürtülerek bilenmesi de "diş bilemek" deyimiyle taş arasında bir bağ kurar. Sevgilinin cevabı hem sertliğini hem de vuslatın imkânsızlığını bu söz oyunu içinde dile getirir.
Tarihî Bağlam
"Ġayri" redifi, Mihrî'nin çağdaşı Necâtî'nin "Dime kim yârda yok cevr ü cefâdan gayrı" matlalı gazeliyle ünlenmiştir. Pervana Bayram'ın tespitine göre bu gazele Mesîhî, Zâtî ve Fuzûlî'den başlayarak on dokuzuncu yüzyıla kadar otuzu aşkın şair nazire yazmıştır. Necâtî'nin gazeli de Mihrî'ninki gibi remel bahrinin "Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır, ancak kafiyesi "-â" sesine dayanır (cefâ, vefâ, ṣabâ, belâ). Mihrî'nin gazeli ise "-er" kafiyesiyle kurulduğu için o gazele yazılmış nazireler sırasına girmez; Bayram'ın verdiği nazire yazarları listesinde de Mihrî'nin adı geçmez. İki şiir arasındaki ortaklık bu nedenle vezin ve redifle sınırlıdır.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Mehmet Arslan (hzl.), Mihrî Hâtun Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları (Kültür Eserleri Dizisi 576), 2018, s. 157, Gazel 203 (F 73a, S 74b, Ü 74b). ekitap.ktb.gov.tr
Akademik çalışmalar
- Gülşen Kaya, Mihrî Hâtun Divânı'nın Tahlili, yüksek lisans tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2010, s. 92, 178, 256. openaccess.firat.edu.tr
- Pervana Bayram, "Necâtî Beğ'in 'Gayrı' Redifli Gazeline XVI. Asırda Fuzûlî'nin ve XIX. Asırda Seyyid Nigârî'nin Nazireleri", Çukurova Üniversitesi Türkoloji Araştırmaları Merkezi çevrimiçi yayını.
Çevrimiçi kaynaklar






