Özgün Metin

Vezin: Mefâ‘ilün Fe‘ilâtün Mefâ‘ilün Fe‘ilün

Ne cânı var yaza Mânî ḳaşuñ işâretini
Ne ḥaddi var bile ‘âḳil lebüñ ‘ibâretini
Firâḳuñ odını dilden viṣâlüñ itmedi ḳaṭ‘
Meger ki la‘l-i nebâtuñ kese ḥarâretini
Ġamuñla ḫâne-i dil her cihetden oldı ḫarâb
Keremler eyleseñ itseñ n'ola ‘imâretini
S̱evâb-ı ḥacc bulam dirseñ eylegil cânâ
Şikeste-ḫâṭıruñuñ göñlinüñ ziyâretini
Viṣâl-i dilberi Mihrî cihânda fetḥ ide mi
Sa‘âdeti çala mı baḫtınuñ beşâretini

Günümüz Türkçesiyle

1. Mânî'nin (resimleriyle ün salmış efsanevi ressamın) ne gücü var ki kaşının işaretini resmetsin; akıllı kişinin ne haddine düşmüş ki dudağından çıkan sözün anlamını kavrasın.

2. Kavuşmak bile ayrılığının ateşini gönülden söküp atamadı; meğer ki şeker tadındaki kırmızı dudağın (la‘l-i nebât) o ateşin harareti kese.

3. Gamınla gönül evi her yanından yıkılıp harap oldu; kerem edip onu yeniden onarsan ne olur.

4. Ey sevgili, "hac sevabına ereyim" diyorsan, kalbi kırık âşığının gönlünü ziyaret et (kırık bir gönlü yoklamak hac sevabı kazandırır).

5. Mihrî bu dünyada sevgiliye kavuşmayı fethedebilecek mi; mutluluk onun bahtının müjdesini (davul çalar gibi) duyurabilecek mi.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Divanın iki yüz altıncı gazeli beş beyittir ve neşirde "Mefâ‘ilün Fe‘ilâtün Mefâ‘ilün Fe‘ilün" kalıbıyla kaydedilmiştir. Gazel, divanın "yâ" harfiyle biten şiirlerinin toplandığı son bölümünde yer alır ve F, S, Ü nüshalarında bulunur; Ankara'daki M nüshasında yoktur. Kafiye "-âret" sesiyle kurulur: işâret, ‘ibâret, ḥarâret, ‘imâret, ziyâret, beşâret. Bu kelimelerin hepsinin sonuna gelen "-ini" iyelik ve belirtme eki redif görevi görür. Böylece kafiyedeki altı kelime, aynı kalıptan türemiş Arapça mastarlar olarak kulakta düzenli bir ses dizisi oluşturur. Nüshalar arasındaki farklar küçüktür: F nüshasında dördüncü beyitte "ḥacc" yerine "ḥaccı", beşinci beyitte "beşâretini" yerine "işâretini" okunur. Şiirin kime ve hangi vesileyle yazıldığına dair bir bilgi yoktur.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazelin açılış beyti, sevgilinin güzelliğinin hem resme hem söze sığmadığını söyler. İlk mısrada adı geçen Mânî, divan şiirinde resim sanatının en büyük ustası olarak anılan efsanevi ressamdır. Mahmut Başaran, Şehnâme'nin Mihrî divanına etkilerini incelediği çalışmasında Mânî'nin Şehnâme'de de adının geçtiğini, Mani dininin kurucusu sayıldığını ve klasik Türk şiirinde ressamlığıyla öne çıktığını belirtir; bu beyti de, Mânî ne kadar usta olursa olsun sevgilinin kaşını ve dudağını kavrayıp çizemeyeceği şeklinde açıklar. Gülşen Kaya da divanda nakkaş olarak yalnız Mânî'nin anıldığını, onun bir yerde sevgilinin güzelliğini çizmekteki acziyle, bir yerde de âşığı kıskanmasıyla söz konusu edildiğini kaydeder ve örnek olarak bu beyti gösterir. Mısralar arasındaki denklik dikkat çekicidir: kaş "işaret" eder, dudak "ibare" söyler; birini ressam yazamaz, ötekini akıllı kişi anlayamaz. "Yazmak" fiilinin eski dilde resim yapmak, nakşetmek anlamını da taşıması, Mânî ile birlikte anıldığında beyte ayrı bir tutarlılık kazandırır.

İkinci beyitte ateş ile su yerine ateş ile şeker yan yana gelir. Ayrılığın ateşi kavuşmayla bile sönmemiştir; çareyi ancak "la‘l-i nebât", yani hem kırmızı bir mücevher hem de kristal şeker gibi tatlı olan dudak bulabilir. Burada "ḥarâret" kelimesi hem ateşin sıcaklığını hem de hastalığın verdiği yanmayı düşündürür; "kesmek" fiili de ateşi kesmek, yani dindirmek anlamında kullanılmıştır. Üçüncü beyit ise gönlü bir eve benzetir: sevgilinin verdiği gamla dört yanı yıkılmış gönül, ancak onun keremiyle yeniden "imar" edilebilir. Yıkılan evi onarmak, divan şiirinde sık kullanılan bir istiaredir ve "ḫarâb" ile "‘imâret" arasındaki karşıtlık beytin anlamını taşır.

Gazelin en çok akılda kalan beyti dördüncüsüdür. Hac sevabı kazanmak isteyen sevgiliye, uzak yollara gitmek yerine kalbi kırık âşığının gönlünü ziyaret etmesi öğütlenir. Bir gönlü yoklamanın hac kadar değerli olduğu düşüncesi, kutsal bir yolculuğu âşığın kırık gönlüyle eşitler ve sevgiliye dinî bir dille yöneltilmiş zarif bir sitem olarak okunur. "Ziyâret" kelimesinin hem kutsal yerleri ziyaret etmeyi hem de birini yoklamayı anlatması, beyitte tevriyeye yakın bir çift anlam kurar; "ḥacc", "s̱evâb" ve "ziyâret" kelimeleri ise aralarında tenasüp oluşturur.

Makta beytinde Mihrî kendine seslenir ve kavuşmayı bir "fetih" olarak anar. Ardından gelen "beşâret" (müjde) ile "çalmak" fiili, müjdenin davul ve nakkareyle duyurulduğu eski âdeti düşündürür: fetih haberi nasıl şehre davulla ilan edilirse, kavuşma müjdesi de öyle çalınacaktır. Ancak şair bu sonucu soru biçiminde bırakır; şiir, umutla şüphe arasında kapanır. F nüshasındaki "işâretini" okuması ise son beyitteki kafiyeyi ilk beyitteki kafiyeyle aynı kelimeye bağlar ve gazeli başladığı kelimeyle bitirir; neşir bu okumayı dipnotta verir.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Mehmet Arslan (hzl.), Mihrî Hâtun Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları (Kültür Eserleri Dizisi 576), 2018, s. 158-159, Gazel 206 (F 73b, S 75b, Ü 75b). ekitap.ktb.gov.tr

Akademik çalışmalar

Diğer kaynaklar

  • Didem Havlioğlu (ed.), "Ğazeliyyāt-ı Mihri-i Hāqīre", türkoloji-iran, 2007 (gazelin farklı bir çeviriyazısı, 212. gazel).

Çevrimiçi kaynaklar