Özgün Metin
Vezin: Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün
Görinelden gözüme cânâ cemâlüñ gülşeni
Bülbül-i şûrîdedür tâ ṣubḥ olınca dâmeni
Gülşen-i ḥüsnüñsüz ey dilber gerekmez cenneti
Gerçi var her gûşesinde nice biñ gül ḫırmeni
Cânıma ġamzeñ ḫadengin geçdügin men‘ eyleme
Râḥat olsun dostum oḫ ḫoşça bulmış meskeni
Ḳılca cân ile yüz üstine sürinüp ḫaste-dil
Tuḥfe cân iltür ṭapuña görmege cânum seni
Dünye vü ‘uḳbâda bu ‘izzet yeterdi Mihrî'ye
Girse bir kez destine anuñ ḥabîbi dâmeni
Günümüz Türkçesiyle
1. Ey sevgili, güzelliğinin gül bahçesi gözüme göründüğünden beri onun eteği sabah oluncaya dek (bütün gece) çılgın bülbülün yeridir. Beyit iki türlü okunabilir: "dâmen" gül bahçesinin eteği, kıyısı sayılırsa âşık, o bahçenin kıyısında sabaha kadar inleyen çılgın bir bülbüldür; "dâmen" âşığın kendi eteği sayılırsa, âşık sabaha dek bülbül gibi feryat eder. F ve S nüshalarındaki "şûrîde-dildür" okuyuşu, gönlü perişan bülbül anlamıyla bu ikinci okuyuşa yakındır.
2. Ey dilber, senin güzelliğinin gül bahçesi olmadıkça cennet bana gerekmez; gerçi cennetin her köşesinde nice bin gül harmanı vardır.
3. Gamzenin okunun canıma saplanmasına engel olma; dostum, ok orada kendine hoş bir yuva bulmuş, rahat etsin.
4. Hasta gönül, kıl kadar kalmış bir canla yüzü üstünde sürünerek, canım, seni görmek için huzuruna canını armağan götürür.
5. Sevgilisinin eteği bir kez eline geçse, dünyada da ahirette de bu şeref Mihrî'ye yeterdi. (Birinin eteğini tutmak, ona sığınmak ve ondan ayrılmamak demektir.)
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Divanın iki yüz dördüncü gazeli beş beyittir ve remel bahrinin "Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redifsiz olan gazelde kafiye "-eni" sesleriyle kurulur: gülşeni, dâmeni, ḫırmeni, meskeni, seni. Matla beytinin kafiye kelimesi "dâmeni" makta beytinde yeniden kullanılmış, böylece gazel "etek" kelimesiyle açılıp aynı kelimeyle kapanmıştır. Şiir F, S ve Ü nüshalarında bulunur. Nüsha farkları azdır: F ve S nüshaları matla beytinde "şûrîdedür tâ" yerine "şûrîde-dildür" okur; F nüshası üçüncü beyitte "ḫadengin" yerine "ḫadengi" biçimini taşır. Gazelin kime ya da hangi vesileyle yazıldığına dair bir bilgi yoktur.
Anlam ve Söz Sanatları
Gazelin ilk iki beyti sevgilinin yüzünü bir gül bahçesi olarak düşünür. "Cemâlüñ gülşeni" ve "gülşen-i ḥüsnüñ" tamlamaları teşbih yoluyla kurulmuştur: yüz bir bahçe, yanaklar bu bahçenin gülleridir. Bu bahçeyi gören âşık, divan şiirinin gül ile bülbül mazmunu içinde, sabaha kadar inleyen çılgın ("şûrîde") bir bülbüle dönüşür. İkinci beyitte sevgilinin bahçesi cennetle karşılaştırılır. Cennette her köşede binlerce gül harmanı vardır, ama sevgilinin güzelliğinin bahçesi olmadıkça âşık cenneti istemez. Sevgilinin yüzünü cennetten üstün tutmak divan şiirinde bilinen bir mübalağadır; gülşen, gül, ḫırmen ve cennet kelimeleri arasında da tenasüp vardır.
Üçüncü beyit gamze ile ok hayaline dayanır. "Ġamze", sevgilinin yan bakışıdır ve divan şiirinde âşığı yaralayan bir ok ya da hançer olarak düşünülür. Âşık bu okun canına saplanmasından şikâyet etmez; tersine, sevgiliden okun önünü kesmemesini ister, çünkü ok canın içinde kendine hoş bir yuva bulmuştur. Acıdan zevk alma, sevgiliden gelen yarayı bir armağan sayma düşüncesi, divan şiirinin âşık tipinin temel özelliklerindendir. Dördüncü beyitte âşığın hâli bir kıl kadar incelmiş candır. Hasta gönül, sevgiliyi görebilmek için yüzüstü sürünerek ona canını armağan götürür. "Ḳılca cân" (kıl kadar can) ifadesi âşığın zayıflığını abartılı biçimde anlatır; aynı beyitte "cân" kelimesinin üç kez, farklı anlam tonlarıyla geçmesi de dikkat çeker: kıl kadar kalan can, armağan edilen can ve sevgiliye "cânum" diye hitap.
Makta beyti gazelin asıl düşüncesini dile getirir. Mihrî'ye göre sevgilinin eteğini bir kez tutabilmek, dünyada da ahirette de ona yetecek bir şereftir. Gülşen Kaya, Mihrî divanında sevgiliye ait unsurları incelerken "dâmen" (etek) kelimesinin dikkat çeken bir yeri olduğunu belirtir: sevgilinin eteğini tutmak, mutluluğu onda bulmak, öldükten sonra bile eli sevgilinin eteğinden çekmemek divanda sık işlenir. Kaya'ya göre divanın bazı beyitlerinde dünya ve ahirette sevgilinin eteğini tutmaktan büyük bir izzet olmadığı vurgulanır ve etek, sevgiliyle vuslatın simgesi hâline gelir. Bu gazelin makta beyti, Kaya'nın andığı bu düşüncenin açık bir örneğidir. "Dünye" ile "‘uḳbâ" (ahiret) kelimeleri arasında tezat vardır; matlada bahçenin eteği olarak geçen "dâmen" maktada sevgilinin eteğine dönüşerek gazeli toparlar.
Kaynakça
- Mehmet Arslan (hzl.), Mihrî Hâtun Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları (Kültür Eserleri Dizisi 576), 2018, s. 157-158, Gazel 204 (F 69b, S 71b, Ü 75a). ekitap.ktb.gov.tr
- Gülşen Kaya, Mihrî Hâtun Divânı'nın Tahlili, yüksek lisans tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2010, s. 189. openaccess.firat.edu.tr






