Özgün Metin

Vezin: Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün

Ruḫuñ envârı şevḳinden ṭolupdur bu cihân âteş
Vücûdum mülkini yaḳsa ‘aceb mi her zamân âteş
Yaḳup ‘aşḳuñ odın sînemde dâ’im ṣaḳlaram cânâ
Anuñçün ḫâne-i dilde yanar her dem nihân âteş
Firâḳuñla viṣâlüñle dil-i mehcûr ey dilber
Olur her nâr bir gülşen olur her gülsitân âteş
İlâhî gülşen-i ḥüsnin gözüm yaşıyla sen ṣaḳla
Ṭolupdur gerçi âhumdan zemîn ü âsumân âteş
Çıḳar cân raḫtını şehr-i bedenden Mihrî dil-ḫaste
Fedâ ḳıl yâr yolında k'ider nâ-geh ziyân âteş

Günümüz Türkçesiyle

1. Yanağının ışıklarının yarattığı arzudan bu dünya ateşle dolmuştur; bu ateş her zaman varlığımın ülkesini yaksa şaşılır mı?

2. Ey sevgili, aşkının ateşini göğsümde yakıp her zaman saklarım; bu yüzden gönül evinde her an gizli bir ateş yanar.

3. Ey dilber, senin ayrılığınla ve kavuşmanla, senden uzak düşmüş gönül için her ateş bir gül bahçesi, her gül bahçesi de bir ateş olur. (Kavuşmada ateş gül bahçesine döner, ayrılıkta gül bahçesi ateşe dönüşür. Hz. İbrahim'in atıldığı ateşin gül bahçesine dönmesi hikâyesine işaret vardır.)

4. Allah'ım, onun güzelliğinin gül bahçesini gözyaşımla sen koru; çünkü ahımdan yer de gök de ateşle dolmuştur. (Ahın ateşi güzelliğin bahçesini yakmasın diye gözyaşı onu sulayıp korusun istenir.)

5. Ey gönlü hasta Mihrî, canının eşyasını beden şehrinden çıkar, sevgilinin yoluna feda et; çünkü ateş ansızın zarar verir. (Yangın çıkan bir şehirden eşyasını kurtaran kişi gibi, âşık da canını aşk ateşi onu yok etmeden sevgiliye adamalıdır.)

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Divanın altmış altıncı gazeli beş beyittir ve aruzun hezec bahrinden "Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün" kalıbıyla yazılmıştır. Kafiye "-ân" sesidir (cihân, zamân, nihân, gülsitân, âsumân, ziyân), redif ise "âteş"tir. Divanda "ş" harfiyle biten şiirlerin yer aldığı Ḥarfü'ş-Şın bölümündedir. Gazel dört nüshanın hepsinde bulunur (F 47b, M 67a, S 49b, Ü 42b); nüshalar arasında yalnız üçüncü beyitteki "mehcûr/mehcûrı" farkı vardır. Kime yazıldığına dair bir bilgi yoktur.

Gülşen Kaya, divanda ateşin pek çok yerde işlendiğini anlatırken ateşin bir gazelin redifi olduğunu da belirtir ve bu gazeli örnek verir. Kaya'nın özetine göre şiirde aşk ile ateş arasında ilişki kurulmuş, aşk ateşinin gönül evini aydınlattığı, vuslatla her alevin bir güle dönüştüğü, ahın ateşiyle de yerin ve göğün dolduğu söylenmiştir. Sıtkı Nazik'in Mihrî Hatun ile Amasyalı çağdaşı Tâcîzâde Cafer Çelebi'nin rediflerini karşılaştırdığı çalışmadaki tabloya göre "âteş" redifi Cafer Çelebi'nin divanında da bir kasidede (K.24) kullanılmıştır; Nazik bu iki şiiri ayrıca karşılaştırmaz.

Anlam ve Söz Sanatları

Redifin her beyitte farklı bir ateşi göstermesi gazelin düzenini kurar. İlk beyitte ateş sevgilinin yanağından yayılan ışıktır ve bütün dünyayı doldurmuştur; âşığın bedeni de bu dünyanın bir parçası olduğuna göre onun yanması şaşılacak bir şey sayılmaz. "Vücûdum mülki" (varlığımın ülkesi) terkibi, beşinci beyitteki "şehr-i beden" (beden şehri) ile karşılaşır; şair bedeni baştan sona yanan bir yer olarak düşünür.

İkinci beyitte ateş gizlidir. Kaya, gönlün divanda içinde âşığın yaşadığı ve bazen sevgili hayalinin misafir olduğu bir ev olarak tasavvur edildiğini, bu evi ısıtan ateşin de aşk ateşi olduğunu söyler ve bu beyti örnek gösterir. Aynı tezde aşk ateşinin gönül evini aydınlatan, âşığın en değerli hazinesi olan bir unsur olarak anlatıldığı bölümde de bu beyit geçer. "Ṣaḳlaram" ile "nihân" kelimeleri gizliliği iki kez vurgular: aşk ateşi dışarı taşmayan, içeride yanan bir ateştir.

Üçüncü beyit gazelin en sanatlı beytidir. İlk mısrada önce ayrılık, sonra kavuşma anılır; ikinci mısrada ise önce ateşin gül bahçesine dönüşmesi, sonra gül bahçesinin ateşe dönüşmesi söylenir. Kavuşma ateşi bahçeye çevirir, ayrılık bahçeyi ateşe çevirir; yani ikinci mısradaki sıra ilk mısradakinin tersidir. Birbirine bağlı kavramların karışık sırayla verilmesi, leff ü neşr sanatının bir örneğidir. Kaya, bu beyitte Hz. İbrahim'in içine atıldığı ateşin gül bahçesine dönmesi olayına telmih yapıldığını belirtir. Nâr (ateş) ile gülşen ve gülsitân kelimeleri arasındaki tezat, beyti bir çevrim gibi kurar.

Dördüncü beyit bir duadır. Âşık, ahının ateşiyle yeri ve göğü doldurduğunu söyler ve Allah'tan sevgilinin güzellik bahçesini kendi gözyaşıyla korumasını ister. Ah ile gözyaşı, ateş ile su gibi birbirine karşıt iki unsurdur; âşığın ahı bahçeyi yakabilecekken gözyaşı onu korur. Zemîn ile âsumân (yer ile gök) arasındaki tezat ve ahın bütün evreni doldurması mübalağa sanatına örnektir.

Makta beytinde şair kendine "Mihrî dil-ḫaste" (gönlü hasta Mihrî) diye seslenir. Kaya bu beyti beden ile ilgili tasavvurlar arasında verir: beden canın ve gönlün bulunduğu bir hane ve şehirdir; âşığın gönlü hastadır ve bu hastalığın ateşi aşk ve ayrılık ateşidir ki beden şehrini yakar; bu yüzden şehri boşaltmalı, içindeki can varlığını çıkarmalıdır. "Raḫt" kelimesi yolcunun eşyası, yükü demektir; yangına tutulmuş bir şehirden eşyasını kurtaran kişinin hali, canını sevgilinin yoluna adayan âşığa benzetilmiştir. "Nâ-geh" (ansızın) kelimesi de ateşin beklenmedik anda zarar verebileceğini hatırlatarak acele etmeyi öğütler.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Mehmet Arslan (hzl.), Mihrî Hâtun Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları (Kültür Eserleri Dizisi 576), 2018, s. 86, Gazel 66 (F 47b, M 67a, S 49b, Ü 42b). ekitap.ktb.gov.tr

Akademik çalışmalar

  • Gülşen Kaya, Mihrî Hâtun Divânı'nın Tahlili, yüksek lisans tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2010, s. 17, 205, 216, 239, 273. openaccess.firat.edu.tr
  • Sıtkı Nazik, "Benzer Redifli Şiirleri Bağlamında Mihrî Hatun ve Tâcî-zâde Cafer Çelebi'nin Karşılaştırılması", Uluslararası Amasya Âlimleri Sempozyumu Bildiriler Kitabı II, Amasya 2017, s. 133-148 (redif tabloları, s. 136-137).

Çevrimiçi kaynaklar