Özgün Metin
Vezin: Mef‘ûlü Fâ‘ilâtü Mefâ‘îlü Fâ‘ilün
‘Arż itdi gülşene görüñ ol gül-‘iẕâr ḫaṭ
Naḳş itdi gül varaḳlarına yazdı yâr ḫaṭ
Ṣandum seḥâba girdi veyâḫud ṭutuldı gün
Olmış güneş yüzinde meger âşikâr ḫaṭ
Yazmış cemâli levḥine reyḥân ḫaṭṭ-ı riḳâ‘
Devr-i ḳamerde gör nice bulmış ḳarâr ḫaṭ
İster ki la‘li çeşmesile tâze ter ola
Āb-ı kenâra geldügi bu sebze-zâr ḫaṭ
Bildi ḫadinde yazdı ḫaṭın ḳıl ḳalemle yâr
Merġûb olur kenâra yazılsa ġubâr ḫaṭ
Şimden girü vefâ ḫaṭını ḳıl ḳalemle yaz
Cân levḥasında ṣaḳlayalum yâdigâr ḫaṭ
Geldi ‘iẕârı üstine leşker çeküp bugün
‘Āşıḳlarını ya‘ni k'ide târ u mâr ḫaṭ
Ṣanma cemâli âyinesinden gözüm ıram
Bir toz getürmek ile sen ey nâ-bekâr ḫaṭ
Geldiyse ḫaṭṭı gül yüzine Mihrî ġam degül
Ter-ġonca iken eylemişüz iḫtiyâr ḫaṭ
Günümüz Türkçesiyle
1. Görün, o gül yanaklı sevgili gül bahçesine ayva tüylerini sergiledi; gül yapraklarına nakış işledi, yazı yazdı. (Ḫaṭ hem yazı hem de yüzde yeni çıkan ince tüyler demektir; gül yaprağı da sevgilinin yanağıdır.)
2. Güneş buluta girdi ya da tutuldu sandım; meğer güneş gibi yüzünde ayva tüyleri belirmiş.
3. Reyhan, güzelliğinin levhasına rikâ yazısını yazmış; bak, ayın devrinde (ay gibi yuvarlak yüzünde) bu yazı nasıl yerleşmiş. (Reyhânî ve rikâ birer yazı çeşididir; reyhan aynı zamanda yeşil, güzel kokulu bir bitkidir ve yeni çıkan tüylerin rengine benzetilir. Ü nüshasında "ḫaṭṭı" okunur.)
4. Su kenarına gelmiş bu yeşillik, yani ayva tüyleri, yakut dudağının çeşmesiyle taze ve diri olmak istiyor. (Dudağın kenarına kadar uzanan tüyler, bir çeşmenin kıyısında biten çimenlere benzetilir.)
5. Sevgili bunu bildi ve yanağına tüy kalemle yazısını yazdı; kenara yazılan gubar yazısı makbul olur. (Gubâr hem toz hem de çok ince harflerle yazılan bir yazı türüdür; kenar hem sayfanın kenarı hem yüzün kenarıdır.)
6. Bundan sonra vefa yazısını da tüy kalemle yaz; onu can levhasında hatıra olarak saklayalım.
7. Ayva tüyü bugün yanağının üstüne asker çekip geldi; yani âşıklarını darmadağın etmek için. (M nüshasında "k'ide" yerine "ide" okunur.)
8. Ey hayırsız ayva tüyü, bir parça toz getirmekle gözümü onun güzelliğinin aynasından ayıracağımı sanma. (Yüz aynaya, tüyler de aynanın üstüne konan toza benzetilir.)
9. Mihrî, onun gül yüzüne tüy geldiyse üzülmeye gerek yok; biz onu daha taze bir gonca iken seçmiştik. (Beyit iki türlü okunabilir: "iḫtiyâr ḫaṭ" sözü "sevgiliyi gonca iken seçtik" diye anlaşılabileceği gibi, "o daha gonca iken tüyünü de göze aldık, kabullendik" diye de anlaşılabilir.)
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Divanın altmış dokuzuncu gazeli dokuz beyittir ve aruzun muzâri‘ bahrinden "Mef‘ûlü Fâ‘ilâtü Mefâ‘îlü Fâ‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Kafiye "-âr" sesidir (‘iẕâr, yâr, âşikâr, ḳarâr, zâr, ġubâr, yâdigâr, mâr, bekâr, iḫtiyâr), redif ise "ḫaṭ"tır. Divanın "ṭ" harfiyle biten şiirlerinin bulunduğu Ḥarfü'ṭ-Ṭâ bölümündedir ve dört nüshanın hepsinde yer alır (F 48b, M 68b, S 50b, Ü 43a). Nüsha farkları birkaç küçük okuma ayrımıyla sınırlıdır. Kime yazıldığına dair bir bilgi yoktur. Sıtkı Nazik'in Mihrî Hatun ile Tâcîzâde Cafer Çelebi'nin rediflerini karşılaştırdığı çalışmanın tablosunda "hat" redifi yalnız Mihrî'nin divanında görünür.
Gazel baştan sona tek bir konuya, sevgilinin yüzünde yeni beliren ayva tüylerine ayrılmıştır. Divan şiirinde "ḫaṭ" ya da "ḫaṭṭ", yanakta ve dudak kenarında beliren ince tüylerdir. Gülşen Kaya, yüzdeki tüyler olan hattın bir yazı sanatı olan hat ile aynı şekilde yazılıp okunduğu için çoğunlukla tevriyeli kullanıldığını, yüzün sayfaya benzetilmesine paralel olarak ayva tüylerinin o sayfaya yazılan yazı olduğunu belirtir ve bu gazelin matla beytini örnek verir. Redifin her beyitte hem tüy hem yazı anlamına çekilebilmesi, gazeli baştan sona bir tevriye zincirine dönüştürür.
Anlam ve Söz Sanatları
Matla beytinde sevgili, gül bahçesine kendi yanağındaki tüyleri sergiler; gül yaprakları yanağın kendisidir ve tüyler bu yapraklara yazılmış bir nakış, bir yazıdır. "Gül-‘iẕâr" (gül yanaklı) ile "gül varaḳları" (gül yaprakları) arasındaki tekrar, yüz ile bahçeyi bir araya getirir. "Varak" kelimesinin hem yaprak hem kâğıt sayfası anlamına gelmesi, yazı benzetmesini güçlendirir.
İkinci beyitte yüz güneştir, tüyler ise onu örten buluttur. Kaya, yüzün aydınlık ve parlak oluşuyla güneşe ve aya benzetildiğini, hattın da bu parlak ayı ya da güneşi kapatan bulut olarak ele alındığını söyler ve bu beyti iki ayrı bölümde örnek verir. Âşık önce güneşin buluta girdiğini ya da tutulduğunu sanır, sonra bunun yüzde beliren tüyler olduğunu anlar. Sanma ile anlama arasındaki bu küçük şaşkınlık sahnesi beyte canlılık verir.
Üçüncü beyit yazı türlerinin adlarıyla oynar. Kaya, levhin divanda yalnız bir beyitte güzellikle birlikte kullanıldığını, sevgilinin yüzüne reyhan olan ayva tüylerinin "ḫaṭṭ-ı riḳâ‘" yazdığının ifade edildiğini belirtir. Aynı tezde yazı olan hattın reyhânî, gubârî ve rikâ adıyla anılan türlerinin de ayva tüyleri münasebetiyle işlendiği ve tevriyeli kullanıldığı söylenir. Reyhan hem bir yazı türünü hem de yeşil, güzel kokulu bir bitkiyi hatırlatır; tüylerin yeşilimtrak rengi bu ikinci anlamla ilgilidir. "Devr-i ḳamer" sözünde ay, sevgilinin yuvarlak yüzüdür.
Dördüncü beyitte yüz bir bahçeye, tüyler bir çayırlığa (sebze-zâr), dudak da bu çayırın kenarındaki çeşmeye dönüşür. Kaya, bu beyitle çeşmelerin aktığı bir bahçenin hayal edildiğini, çeşmenin âb-ı hayat, bahçenin ise zulumat olduğu hayaliyle âb-ı hayata ve Hızır'a telmih yapıldığını, dudağın ölümsüzlük suyu, hattın ise bu suyu gizleyen karanlık olarak anlatıldığını belirtir.
Beşinci ve altıncı beyitler yazı benzetmesini sürdürür. "Ḳıl ḳalem" ince fırça ya da ince uçlu kalem anlamına gelirken, tüylerin kendisini de hatırlatır. Beşinci beyitteki "kenâr" ile "ġubâr" kelimeleri ikişer anlamlıdır: kenar hem sayfa kenarı hem yüzün kenarıdır, gubar hem toz hem de ince harflerle yazılan gubârî yazıdır. Altıncı beyitte âşık sevgiliden bir "vefâ ḫaṭı", yani bir sadakat belgesi ister. Kaya, canın sevgilinin güzellik ve vefa hattının yazılı olduğu sayfa ve levha olarak düşünüldüğünü belirtir ve bu beyti örnek verir.
Yedinci beyitte tüyler bir orduya dönüşür. Kaya, hattın yüzün etrafını sarması ve kaplaması yüzünden "leşker" olarak anıldığını, âşıkları tarumar etmek için hat askerlerinin yüzü kapladığının söylendiğini belirtir; aynı benzetme tezin asker ve ordu bölümünde de bu beyitle örneklenir. "Târ u mâr" (darmadağın) sözü, kafiyede "mâr" kelimesini de verir.
Sekizinci beyitte yüz aynadır, tüyler ise aynanın üstüne düşen tozdur. Kaya, âşığın cemal aynası tozlansa bile gözünü ondan ayırmadığını, çünkü insan nasıl aynada kendini görürse âşığın da ancak sevgilide kendini bulduğunu söyler. Âşık bu beyitte tüylere doğrudan seslenir ve onları "nâ-bekâr" (hayırsız, işe yaramaz) diye azarlar.
Makta beyti gazelin ana düşüncesini bağlar. Kaya, divanda güzelliğin geçici, elden gitmesi kaçınılmaz bir sermaye olarak görüldüğünü, yüzün aynası zamanla tozlandığında bu toz ve pasın sevgilinin yüzünü örten ayva tüyleri olduğunu belirtir. Mihrî ise bunu bir kayıp saymaz: sevgilisini daha taze bir gonca iken seçmiştir ve onun yüzüne tüy gelmesi bu sevgiyi değiştirmez. "Ter-ġonca" (taze gonca) ile "gül yüz" arasındaki karşılaşma, sevginin güzelliğin geçici bir anına bağlı kalmadığını sezdirir.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Mehmet Arslan (hzl.), Mihrî Hâtun Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları (Kültür Eserleri Dizisi 576), 2018, s. 87-88, Gazel 69 (F 48b, M 68b, S 50b, Ü 43a). ekitap.ktb.gov.tr
Akademik çalışmalar
- Gülşen Kaya, Mihrî Hâtun Divânı'nın Tahlili, yüksek lisans tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2010, s. 89, 125-126, 165, 171-173, 220, 257. openaccess.firat.edu.tr
- Sıtkı Nazik, "Benzer Redifli Şiirleri Bağlamında Mihrî Hatun ve Tâcî-zâde Cafer Çelebi'nin Karşılaştırılması", Uluslararası Amasya Âlimleri Sempozyumu Bildiriler Kitabı II, Amasya 2017, s. 133-148 (redif tablosu, s. 137).
Çevrimiçi kaynaklar






