Özgün Metin

Vezin: Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün

Nitekim yâruñ yolında cân virüp itdüm heves
Vuṣlatına bulmadum ‘âlemde bir gün dest-res
Yıllar ile görmezem yârum yüzin ben müdde‘î
Sâyesi gibi ḳatından eksük olmaz bir nefes
La‘l-i şîrînüñe ben cân virürem irmez elüm
Āh kim ḳarşumda dâ’im lâ-tekellüf yir meges
Nice feryâd idesin ‘aşḳuñ belâsından göñül
Bulmaduñ ‘âlemde çün feryâduña feryâd-res
‘Ārife bir ḥarf besdür hîç taṭvîl eyleme
Ṭâli‘uñ yoḳdur güzellerden i Mihrî sözi kes
Kûyuñ içre giceler tâ ṣubḥ olınca dostum
İtlerüñle hem-dem olduġum baña ‘âlemde bes
‘Āşıḳuñ ḳadrin bilür yolında cân virseñ revâ
Bî-vefâ hercâyiler sevdâsına yelmek ‘abes

Günümüz Türkçesiyle

1. Sevgilinin yolunda can vermeyi ne kadar istediysem de dünyada bir gün olsun onun vuslatına elim erişmedi.

2. Ben yıllardır sevgilimin yüzünü göremiyorum; rakip ise gölgesi gibi bir nefes bile onun yanından eksik olmuyor. (Müddei: iddiacı, aşk davası güden rakip. M nüshasında "yârüñ" okunur: "sevgilinin yüzünü...")

3. Senin tatlı yakut dudağına canımı veririm ama elim erişmiyor; ah ki gözümün önünde bir sinek hiç çekinmeden ondan durmadan yiyip duruyor. (Beyit iki türlü anlaşılabilir: sinek, dudağın kenarındaki ben olabileceği gibi dudağa rahatça yaklaşabilen rakip de olabilir.)

4. Ey gönül, aşkın belasından ne kadar feryat edeceksin; dünyada feryadına yetişecek birini bulamadın ki.

5. Ârife bir harf yeter, hiç uzatma; ey Mihrî, güzellerden yana talihin yok, sözü kes. (Ârif: işin inceliğini kavrayan, sezgili kişi. "Ârife tarif gerekmez" sözünü hatırlatır.)

6. Dostum, gecelerce sabah oluncaya kadar senin sokağında köpeklerinle arkadaşlık etmem bana dünyada yeter.

7. Âşığın kıymetini bilenin yolunda can versen yerindedir; vefasız, her yere konan, dönek güzellerin sevdasının peşinden koşmak boşunadır. (Yelmek: koşmak, koşturmak. Hercâyî: her yerde görünen, kimseye bağlanmayan.)

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Divanın altmış beşinci gazeli yedi beyittir ve aruzun remel bahrinden "Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Gazel redifsizdir; kafiyeyi "-es" sesi kurar (heves, dest-res, nefes, meges, feryâd-res, kes, bes, ‘abes). Bu sesle biten kelimelerin sayısı az olduğu için şair Farsça (dest-res, feryâd-res, meges, bes), Arapça (heves, nefes, ‘abes) ve Türkçe (kes) kelimeleri bir araya getirmiştir. Gazel dört nüshanın hepsinde bulunur (F 47a, M 66b, S 49b, Ü 42a). Mahlasın geçtiği beşinci beyit F nüshasında yedinci, yani son beyit olarak yer alır; bu sırayla okunduğunda gazel, divan şiirinin alışılmış düzenine uygun olarak mahlaslı beyitle kapanır. Kime yazıldığına dair bir bilgi yoktur.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazel, ulaşılamayan bir sevgili karşısında âşığın çaresizliğini ve sonunda vardığı bir tür teslimiyeti anlatır. İlk beyitte can verme isteği ile vuslata elin erişmemesi yan yana konur. "Dest-res" (elin erişmesi) kelimesi, üçüncü beyitteki "irmez elüm" (elim erişmez) sözüyle karşılaşır; böylece şiirin ilk yarısı aynı eksikliğin farklı biçimlerde tekrarı olur.

İkinci beyitte rakip, sevgilinin gölgesine benzetilir. Gülşen Kaya, rakibin divanda yer yer gölge olarak anıldığını ve bu nitelendirmenin gölgenin karanlık oluşu, rengi ve takip edişi yüzünden olduğunu belirtir; bu beyti de örnek verir. Âşığın yıllardır göremediği yüzün yanında rakibin bir nefes bile eksik olmaması, iki durum arasındaki karşıtlığı keskinleştirir. "Yıllar" ile "bir nefes" arasındaki zaman farkı da bu karşıtlığı güçlendirir.

Üçüncü beyit, Kaya'nın divanda yalnız birer beyitle anılan hayvanlar arasında verdiği sineğin geçtiği tek örnektir. Kaya'ya göre sinek, sevgilinin dudağının kenarındaki ben için benzetme unsurudur. Dudak tatlılığı yüzünden şekere ve şerbete benzetildiği için, dudağın kenarında duran siyah ben de o tatlılığa konmuş bir sineği andırır. Âşığın elinin erişmediği dudağa bir sineğin "lâ-tekellüf", yani hiç çekinmeden konup yemesi, kıskançlığı ince bir mizahla anlatır. La‘l (yakut) ile şîrîn (tatlı) kelimeleri dudağın renk ve tadını birlikte verir.

Dördüncü beyitte "feryâd" ile "feryâd-res" (feryada yetişen, yardım eden) arasında aynı kökten gelen kelimelerin buluşmasıyla bir ses ve anlam oyunu kurulmuştur. Âşık kendi gönlüne seslenir ve onun boşuna feryat ettiğini söyler.

Beşinci beyit, Kaya'nın irfan ve ârif kavramlarını anlattığı bölümde yer alır. Kaya, irfan sahibine ârif dendiğini, ârif için çok söz gerekmediğini, ona bir harfin bile yettiğini belirtir ve bu beyti örnek gösterir. Şair bu düşünceyi kendi sözüne uygular: "taṭvîl eyleme" (uzatma) ve "sözi kes" diyerek kendine seslenir. Bu, şiirin içinde şiirin kendisine dair bir kapanış işaretidir; Mihrî güzellerden talihinin olmadığını kabul eder ve konuşmayı bırakmaya karar verir.

Altıncı beyit, sevgilinin sokağında köpeklerle arkadaşlık etme mazmununu kullanır. Divan şiirinde sevgilinin kapısındaki köpekler bile âşık için kıskanılacak bir yakınlığın sahibidir; âşık onlarla birlikte gece sabaha kadar beklemeyi bile yeterli bir mutluluk sayar. "Bes" (yeter) kelimesi, beşinci beyitteki "besdür" ile de karşılaşır.

Son beyit gazelin düşüncesini bir öğüde bağlar. Can, ancak âşığın kıymetini bilen bir sevgilinin yolunda verilmeye değerdir; "bî-vefâ hercâyiler" için koşturmak boşunadır. Bu beyit, ilk beyitteki can verme isteğine geri döner ve onu bir şarta bağlar. Kaya, hercâyî sevgilinin âşık dışında herkese yüz verdiği için divanda hitap unsuru olarak kullanıldığını söyler. "Revâ" ile "‘abes" (yerinde ile boşuna) arasındaki karşıtlık, beytin iki mısraını birbirine bağlar.

Kaynakça

  • Mehmet Arslan (hzl.), Mihrî Hâtun Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları (Kültür Eserleri Dizisi 576), 2018, s. 85-86, Gazel 65 (F 47a, M 66b, S 49b, Ü 42a). ekitap.ktb.gov.tr
  • Gülşen Kaya, Mihrî Hâtun Divânı'nın Tahlili, yüksek lisans tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2010, s. 53, 137, 249, 281. openaccess.firat.edu.tr