Özgün Metin

Vezin: Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün

Teşnedür dil leblerüñden çeşme-i cân eyle ‘arż
Ḫıżr-veş ẓulmetde ḳaldum âb-ı ḥayvân eyle ‘arż
Ruḫlaruñuñ pertevin setr itmesün kâfir ḫaṭuñ
Hey begüm göster cemâlüñ nûrın îmân eyle ‘arż
Müntehâ ḳaddüñ gibi bir nâr-ven görsün henüz
Bûstâna gel bugün serv-i ḫırâmân eyle ‘arż
Pâdişâhum seyr iderken bâġ-ı ḥüsnüñ gûşesin
Bu dil-i dervîşüñe sîb-i zenaḫdân eyle ‘arż
Ḫâk-i pâyine nis̱âr itmeklik içün dilberüñ
Ḳanlu yaşuñdan i Mihrî dürr ü mercân eyle ‘arż

Günümüz Türkçesiyle

1. Gönül dudaklarına susamıştır; can çeşmesini sun. Hızır gibi karanlıkta kaldım; bengisuyu göster. (Efsaneye göre ölümsüzlük suyu karanlıklar ülkesindedir ve onu Hızır bulmuştur. Sevgilinin dudağı bu suya benzetilir.)

2. Kâfir ayva tüylerin yanaklarının parıltısını örtmesin; hey beyim, yüzünün nurunu göster, imanı ortaya koy. (Siyah tüyler yüzü örttüğü için "kâfir" diye anılır; "küfür" kelimesinin aslı örtmek anlamına gelir. Aydınlık yüz ise imandır.)

3. Nârven ağacı senin o yüce boyun gibisini bir görsün; bugün bostana gel, salınan selvi boyunu göster. (Nârven: boylu bir ağaç; Kaya'ya göre karaağaç. Ü nüshasında "bir nâr-ven" sözü yoktur.)

4. Padişahım, güzelliğinin bağının bir köşesini gezerken bu derviş gönlüne çene elmanı sun. (Çene, yuvarlaklığı yüzünden elmaya benzetilir. Âşık, padişah olan sevgiliden yoksul bir derviş gibi bir lütuf diler.)

5. Ey Mihrî, dilberinin ayağının toprağına saçmak için kanlı gözyaşından inciler ve mercanlar sun. (Nisar: büyüklerin geçtiği yola ya da ayağına para, mücevher saçma geleneği. Gözyaşının taneleri inciye, kanlı olanları mercana benzetilir.)

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Divanın altmış sekizinci gazeli beş beyittir ve aruzun remel bahrinden "Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Kafiye "-ân" sesidir (cân, ḥayvân, îmân, ḫırâmân, zenaḫdân, mercân), redif ise "eyle ‘arż" (sun, göster, ortaya koy) sözüdür. Gazel divanın "ż" harfiyle biten şiirlerinin yer aldığı Ḥarfü'ḍ-Ḍâd bölümündedir. Dört nüshanın hepsinde bulunur (F 48a, M 68b, S 50a, Ü 43a); nüsha farkları birkaç küçük okuma ayrımıyla sınırlıdır. Sıtkı Nazik'in Mihrî Hatun ile Tâcîzâde Cafer Çelebi'nin divanlarındaki redifleri karşılaştırdığı çalışmada bu redif yalnız Mihrî'nin tablosunda görünür. Kime yazıldığına dair bir bilgi yoktur.

Redif, gazelin bütününü bir dilekler dizisine çevirir. Her beyitte âşık sevgiliden bir şeyi "arz etmesini", yani göstermesini ya da sunmasını ister: dudağın suyunu, yüzün nurunu, boyun salınışını, çenenin elmasını. Makta beytinde ise sıra değişir ve şair kendine seslenerek bu kez sevgiliye kendisinin bir şey sunmasını ister.

Anlam ve Söz Sanatları

Matla beyti Hızır ile âb-ı hayat hikâyesine telmih yapar. Gülşen Kaya, divanda âb-ı hayatın diğerlerine oranla en çok anılan unsurlardan olduğunu, Hızır ve zulmet kelimeleriyle birlikte kullanıldığını, ölümsüzlük veren bir su olarak sevgilinin dudaklarına benzetildiğini ve âşığın her fırsatta sevgiliden bu suyu dilediğini söyler; bu beyti de örnek verir. Teşne (susamış), çeşme ve âb-ı ḥayvân kelimeleri tenasüp içindedir. Âşık kendini Hızır'a benzetir ama onun kaldığı karanlık, suyu bulamamış birinin karanlığıdır.

İkinci beyit, Kaya'nın küfür ve iman mazmununu açıkladığı bölümde yer alır. Kaya, küfrün örtmek anlamına geldiğini, hakikati örtene kâfir dendiğini ve siyahla anlatıldığını; imanın ise aydınlık ve açık olduğunu belirtir. Zülüf gibi ayva tüyü de yüzü örttüğü için kâfirdir. Kaya'ya göre beyitte ruḫ, pertev, cemâl, nûr, îmân, kâfir, ‘arż ve setr kelimeleriyle tenasüp yapılarak beyit adeta bu mazmun üzerine işlenmiştir. Kâfir ile iman, örtmek (setr) ile göstermek (‘arż) arasındaki karşıtlıklar da tezat sanatını oluşturur.

Üçüncü beyit boy mazmununa dayanır. Kaya, servi gibi sevgilinin boyunu anlatmak için kullanılan ağaçlar arasında nârveni de sayar ve bu beyti örnek gösterir. Servi divan şiirinde uzun ve düzgün boyun en bilinen benzetme unsurudur; "serv-i ḫırâmân" (salınan selvi) terkibi, sevgilinin yürüyüşünü bir ağacın rüzgârda salınmasına benzetir. Bahçedeki ağaçların sevgilinin boyunu görüp kıyaslaması istenir; servinin yerinden yürüyüp bostana gelmesi ise sevgilinin bir ağaçtan daha canlı oluşunu sezdirir.

Dördüncü beyit sevgiliyi padişah, âşığı derviş olarak gösterir. Kaya, divanda "dil-i derviş" terkibinin iki beyitte kullanıldığını, bunlardan birinde padişah olan sevgilinin güzellik bağını seyreden gönül dervişine göz hakkı olarak çene elmasından sunmasının istendiğini belirtir. Bâġ (bağ), gûşe (köşe) ve sîb (elma) kelimeleri bir bahçe tablosu kurar; çene elması o bahçenin meyvesidir. Padişah ile derviş arasındaki karşıtlık, âşığın dileğinin bir yoksulun sadakası gibi küçük, ama ondan beklenen lütfun bir hükümdarın bağışı gibi büyük olduğunu gösterir.

Makta beyti nisar geleneğine dayanır. Büyüklerin geçtiği yere mücevher saçılması gibi, şair de sevgilinin ayağının toprağına kanlı gözyaşlarından inci ve mercan saçmayı önerir. İnci gözyaşının taneli ve parlak oluşuna, mercan ise kanlı oluşuna karşılık gelir. "Dürr ü mercân" ikilisi divan şiirinde dişler için de kullanılır, ama burada gözyaşının ifadesidir. Redifin anlamı da bu beyitte tersine döner: bütün gazel boyunca sevgiliden bir şey sunması istenmişken son beyitte sunan âşık olur.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Mehmet Arslan (hzl.), Mihrî Hâtun Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları (Kültür Eserleri Dizisi 576), 2018, s. 87, Gazel 68 (F 48a, M 68b, S 50a, Ü 43a). ekitap.ktb.gov.tr

Akademik çalışmalar

  • Gülşen Kaya, Mihrî Hâtun Divânı'nın Tahlili, yüksek lisans tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2010, s. 38, 50, 75, 173, 282. openaccess.firat.edu.tr
  • Sıtkı Nazik, "Benzer Redifli Şiirleri Bağlamında Mihrî Hatun ve Tâcî-zâde Cafer Çelebi'nin Karşılaştırılması", Uluslararası Amasya Âlimleri Sempozyumu Bildiriler Kitabı II, Amasya 2017, s. 133-148 (redif tablosu, s. 137).

Çevrimiçi kaynaklar