Özgün Metin

Vezin: Mefāʻīlün mefāʻīlün mefāʻīlün mefāʻīlün

Gülistān (….)ġonce-fem bir gül-Ꜥiẕārım yoḳ
Benim bülbül gibi ḫār-ı elemden āh u zārım yoḳ
Ne ġam ola ḫazān-āver bu bāġ-ı ḫār-perver kim
Benim zīrā içinde bir dıraḫt-ı mīve varım yoḳ
Kitāb-ı hecr-i yārı şerḥ iderdim n’edeyim ey dil
Ḳalem almaġa deste bende aṣlā iḳtidārım yoḳ
Şikāyet eyler idim ben ġubārınca [o] cānāndan
Dem-i vuṣlatda ammā bir muvāfaḳ rūzgārım yoḳ
Niçün āsūde seyl-i eşküm eyler cüst [u] cū Mihrī
Ḫırām eyler çemende serv-i ḫoş-reftār-ı yārım [yoḳ]

Günümüz Türkçesiyle

1. Gül bahçesinde ... (mısraın bir kelimesi okunamamıştır) gonca ağızlı, gül yanaklı bir sevgilim yok; bu yüzden bülbül gibi keder dikeninden ah edip inlemem de yok. (Beyit iki türlü okunabilir: âşığın bülbül kadar bile nasibi yoktur, ya da gülü olmadığı için bülbülün dikenden çektiği acıyı da bilmez. Okunamayan kelime anlamı kesinleştirmeyi engellemektedir.)

2. Sonbaharı getiren, diken besleyen bu bahçe bana ne gam verebilir ki? Çünkü içinde benim meyve veren bir ağacım yok. (Bahçe dünyadır; orada hiçbir şeyi olmayan, kaybedecek bir şeyi de olmadığı için sonbahardan korkmaz.)

3. Ey gönül, yârden ayrılığın kitabını şerh ederdim, uzun uzun açıklardım, ama ne yapayım, elime kalem alacak gücüm hiç yok.

4. İçimdeki kırgınlık ve keder tozu ne kadarsa o kadar o sevgiliden şikâyet ederdim; ama kavuşma anında işime yarayacak, bana uygun esen bir rüzgârım, yani yardım eden bir talihim yok.

5. Mihrî, gözyaşımın seli neden durmadan araştırıp dolaşıyor? Çünkü salınarak yürüyen servi boylu yârim çimende gezinmiyor. (İlk mısradaki "āsūde" [sakin, dinlenmiş] kelimesi anlamı güçleştirir; beyit, gözyaşı selinin sakin sakin akıp yârin servisini aramasından da söz ediyor olabilir. İkinci mısradaki "yok" redifi neşirde tamamlanmıştır.)

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Bu gazel Mihrî Hatun'un divanında yer almaz. Kütahya Vahid Paşa İl Halk Kütüphanesi'ndeki 43 Va 2871 numaralı şiir mecmuasının 57b varağından Mutlu Muhammet Aktaş tarafından 2023'te yayımlanmıştır. Aktaş, mecmuadaki Mihrî mahlaslı yirmi gazelin Mihrî Hatun'a ait olmasını güçlü bir ihtimal olarak görür, ancak bu konuda kesin bir yargıya varılamayacağını açıkça yazar. Gazel bu çekinceyle Mihrî Hatun'a atfedilen bir şiirdir. Kime yazıldığı bilinmez.

Gazel beş beyittir ve hezec bahrinin "mefāʻīlün mefāʻīlün mefāʻīlün mefāʻīlün" kalıbıyla yazılmıştır. Aktaş'a göre mecmuadaki gazellerden beşi bu kalıptadır ve kalıp Mihrî'nin divanında da kullanılır. Kafiye "-âr" sesidir (ʻiẕār, zār, var, iḳtidār, rūzgār, yār), redif ise "-ım yoḳ"tur. Aktaş, "yok" kelimesinin Mihrî Hatun'un divanında da redif olarak kullanıldığını, mecmua gazelleriyle divan arasındaki ortak özelliklerden biri olarak kaydeder. Birinci beyitte mecmuada okunamayan bir yer vardır; son beytin redifi ise neşirde köşeli ayraçla tamamlanmıştır.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazelin her beyti bir yokluk üzerine kurulur: âşığın gül yanaklı sevgilisi, meyve veren ağacı, kalem tutacak gücü, uygun rüzgârı ve çimende salınan yâri yoktur. Redifin olumsuzluğu, gazeli bir mahrumiyet listesine dönüştürür. Bu liste aynı zamanda gül bahçesinden başlayıp kitaba, kaleme ve rüzgâra uzanan bir imge zinciri kurar.

İlk iki beyit gül bahçesi imgesiyle örülmüştür. Gül, gonca, bülbül ve diken (ḫār) divan şiirinde sevgili, onun ağzı, âşık ve rakip için kullanılır; Gülşen Kaya, Mihrî'nin divanında dikenin rakip yerine geçtiğini ve gülün yanında bulunduğunu belirtir. Aktaş da sevgilinin güzelliğini gül bahçesi olarak anlatma eğiliminin hem divanda hem mecmua gazellerinde ortak olduğunu söyler. İkinci beyitte bahçe "ḫazān-āver" (sonbahar getiren) ve "ḫār-perver" (diken besleyen) sıfatlarıyla dünyaya dönüşür. Meyve ağacı olmayan kişinin sonbahardan korkusu da yoktur; bu, mahrumiyetin bir tür rahatlığa çevrildiği acı bir söyleyiştir.

Üçüncü ve dördüncü beyitlerde imgeler yazı dünyasına geçer. Ayrılık bir kitaptır ve âşık onu şerh etmek, satır satır açıklamak ister, ama kalem tutacak gücü yoktur. Kaya, Mihrî'nin divanında güzelliğin ve aşkın sık sık bir kitaba benzetildiğini gösterir. Dördüncü beyitteki "ġubār" kelimesi iki anlamıyla işler: gönülde biriken kırgınlık ve toz. Tozdan söz edilince ikinci mısradaki "rūzgār" kelimesi de iki anlam kazanır: hem tozu taşıyan rüzgâr hem de talih, zaman. Böylece âşık, şikâyetinin tozunu sevgiliye ulaştıracak uygun bir rüzgârının, yani yardım edecek bir talihinin olmadığını söyler. Bu, tevriyeye yaslanan bir tenasüptür.

Son beyitte gözyaşı bir sele dönüşür ve bir şey arar gibi dolaşır (cüst ü cū). Kaya'ya göre Mihrî'nin divanında servinin su kenarlarında yetişmesi, âşığın gözyaşlarıyla sulanması mazmununu doğurur. Bu gazelde de gözyaşı selinin aradığı şey, çimende salınması gereken servi boylu sevgilidir; ama o servi yerinde yoktur. Su ile servi arasındaki bu bilinen ilişki, sevgilinin yokluğunu bir bahçe manzarasının eksikliği olarak gösterir.

Kaynakça

  • Mutlu Muhammet Aktaş, "Mihrî Hatun'un Yayımlanmamış Gazelleri", Hikmet-Akademik Edebiyat Dergisi 9/18 (Bahar 2023), s. 105-126, doi:10.28981/hikmet.1200789; gazel 7 (Kütahya Vahid Paşa İl Halk Ktp. 43 Va 2871, vr. 57b), s. 116; değerlendirme s. 110-112, 123-124.
  • Gülşen Kaya, Mihrî Hâtun Divânı'nın Tahlili, yüksek lisans tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2010, s. 122-123, 134, 181. openaccess.firat.edu.tr

Çevrimiçi kaynaklar