Özgün Metin

Vezin: Feʻilātün feʻilātün feʻilātün feʻilün

Sīneye çekmek olur mı seni tenhā bilmem
Yoḫsa ḥasretle olur mı dil-i şeydā bilmem
Öyle telḫ itdi meẕāḳ-ı dili zehr-i ḥasret
Şimdi keyfiyyet-i cām-ı mey-i ḥamrā bilmem
Vuṣlatıñla baña Ꜥīd olsa da baḫş itmezsin
Nice olur ḥāl-i dil-zārımı cānā bilmem
Maḥrem-i vaṣlıñ olan her n’ola (….)
Benden aꜤlā mıdır ey dil-ber-i zībā bilmem
Cānımı saña fedā itmiş iken sulṭānım
Dergehiñde yine benden daḫı ednā bilmem
Hem idersin beni dīvāne yine hem dirsin
Mihrī-i zār gibi Ꜥāşıḳ-ı rüsvā bilmem

Günümüz Türkçesiyle

1. Baş başa kaldığımızda seni bağrıma basmak mümkün olur mu, bilmiyorum; yoksa bu çılgına dönmüş gönül hep hasretle mi yaşayacak, onu da bilmiyorum.

2. Hasretin zehri gönlümün damak tadını öyle acılaştırdı ki artık bir kadeh kırmızı şarabın verdiği keyfin ne olduğunu bilmiyorum.

3. Kavuşman benim için bir bayram olacak, ama sen onu bana bağışlamıyorsun; ey sevgili, inleyen gönlümün hali ne olacak, bilmiyorum. (Beyit iki türlü okunabilir: "bayram gelse de kavuşmayı bana bağışlamazsın" ya da "kavuşmanla bana bayram olacakken onu bağışlamazsın". İkisinde de kavuşma bayram sevincine denk tutulur.)

4. Senin vuslatına yakın olan, kavuşmanın sırdaşı sayılan herkes ... (ilk mısraın sonu mecmuada okunamamıştır); ey güzel sevgili, onlar benden daha mı üstün, bilmiyorum.

5. Sultanım, canımı sana feda etmiş olduğum halde, senin kapında benden daha aşağı birini bilmiyorum. (Yani canını vermiş olmasına rağmen sevgilinin kapısındaki kulların en düşüğü yine kendisidir.)

6. Bir yandan beni deli divane ediyorsun, bir yandan da "Zavallı Mihrî gibi rezil olmuş bir âşık bilmiyorum" diyorsun.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Bu gazel Mihrî Hatun'un divanında yer almaz. Kütahya Vahid Paşa İl Halk Kütüphanesi'ndeki 43 Va 2871 numaralı şiir mecmuasının 51b varağında, Mihrî mahlaslı yirmi gazel arasında bulunmuş ve ilk kez Mutlu Muhammet Aktaş tarafından 2023'te yayımlanmıştır. Mecmuada derleyicisi ve istinsah tarihi belli değildir; şiirler çoğunlukla yalnız mahlasa dayanılarak tanınabilmektedir. Aktaş, bu gazellerin Mihrî Hatun'a ait olmasını dil, üslup ve vezin benzerlikleri sebebiyle güçlü bir ihtimal sayar, ama kesin bir yargıya varılamayacağını da açıkça belirtir. Bu yüzden şiir burada Mihrî Hatun'a aidiyeti kesinleşmemiş bir metin olarak okunmalıdır. Kime ve hangi vesileyle yazıldığına dair bir bilgi yoktur.

Gazel altı beyittir ve remel bahrinin "feʻilātün feʻilātün feʻilātün feʻilün" kalıbıyla yazılmıştır. Aktaş'ın tespitine göre mecmuadaki yirmi gazelin on beşi bu kalıptadır ve kalıp Mihrî'nin divanında da kullanılır. Redif "bilmem", kafiye ise uzun "-â" sesidir: tenhā, şeydā, ḥamrā, cānā, zībā, ednā, rüsvā. Divan şiirinin en yaygın nazım şekli olan gazel, ilk beyti kendi içinde kafiyeli, öteki beyitlerin ikinci mısraları bu kafiyeye uyan, son beytinde şairin mahlası bulunan kısa bir aşk şiiridir; bu gazel de şekil bakımından bu kurala uyar. Dördüncü beytin ilk mısraının sonu mecmuada okunamamış ve neşirde "(….)" işaretiyle bırakılmıştır.

Mecmuada gazelin başına "Mihrī-i Şeydā" (çılgın Mihrî) başlığı konmuştur. Aktaş, mecmuadaki "Mihrī-i Rüsvā", "Mihrī-i Ġam-ḫ˘ār" gibi başlıkların şairden çok derleyici tarafından gazelin konusuna göre yazıldığını düşünür. Bu başlık da ilk beyitteki "dil-i şeydā" ifadesinden alınmış görünür.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazelin bütün beyitleri "bilmem" redifiyle biten bir şaşkınlık ve belirsizlik hali üzerine kurulur. Âşık, sevgiliyle baş başa kalıp kalamayacağını, kavuşmanın ne zaman geleceğini, sevgilinin yakınındakilerin kendisinden üstün olup olmadığını bilmez. Redif her beyitte aynı kelime olduğu halde anlamı küçük kaymalarla değişir: ikinci beyitte "tadını unuttum", beşinci beyitte "benden aşağısını tanımıyorum" anlamına yaklaşır.

İkinci beyitte hasret bir zehre benzetilir ve bu zehir gönlün damak tadını (meẕāḳ) acılaştırmıştır. "Telḫ" (acı), "meẕāḳ" (tat alma), "zehr", "cām" ve "mey" kelimeleri arasında bir tenasüp vardır. Şarabın kırmızılığı, "ḥamrā" sıfatıyla kafiyeye taşınır. Üçüncü beyitte vuslat bayrama benzetilir; Aktaş'ın Mihrî'nin divanıyla ortak bulduğu gül, gonca, kavuşma ve ayrılık temalarının bir örneği burada da görülür.

Beşinci beyitte sevgiliye "sulṭānım" diye seslenilir ve onun kapısı bir hükümdar sarayının eşiği gibi düşünülür (dergeh). Âşık canını bu sultana feda etmiştir, ama yine de kapıdaki kulların en aşağısıdır. Gülşen Kaya'nın tespitine göre Mihrî'nin divanında da sevgili şaha, âşık onun lütfunu bekleyen kula (bende) benzetilir ve şah olan sevgilinin eşiği sık sık anılır; mecmua gazelindeki dergâh ve sultan hitabı bu tasavvurla örtüşür.

Son beyit gazelin en dikkat çekici yeridir. Redif bu kez âşığın değil, sevgilinin ağzından söylenir: sevgili bir yandan Mihrî'yi divane eder, bir yandan da "Mihrî gibi rezil âşık bilmem" diyerek onu ayıplar. "Dīvāne" ile "rüsvā" kelimeleri birbirini tamamlar; deli olan âşık halk içinde rezil de olur. Mahlasın "Mihrī-i zār" (inleyen, zavallı Mihrî) biçiminde başkasının sözü içinde geçmesi, şairin kendini dışarıdan görülen bir âşık olarak sahneye koymasını sağlar. Dili Aktaş'ın Mihrî'nin şiirleri için belirttiği sadelik çizgisindedir; Arapça ve Farsça terkipler azdır, cümleler konuşma diline yakındır.

Kaynakça

  • Mutlu Muhammet Aktaş, "Mihrî Hatun'un Yayımlanmamış Gazelleri", Hikmet-Akademik Edebiyat Dergisi 9/18 (Bahar 2023), s. 105-126, doi:10.28981/hikmet.1200789; gazel 4 (Kütahya Vahid Paşa İl Halk Ktp. 43 Va 2871, vr. 51b), s. 114; değerlendirme s. 110-112, 123-124.
  • Gülşen Kaya, Mihrî Hâtun Divânı'nın Tahlili, yüksek lisans tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2010, s. 84-85. openaccess.firat.edu.tr

Çevrimiçi kaynaklar