Özgün Metin
Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün
Mihr ü māha pertev-i ḥüsnüñ virür dirsem şu‘ā‘
Gün gibi rūşendür aña kim durur iden nizā‘
Āh-ı āteş-nākümüzdür fāş iden sūz-ı dili
Şöyledür bes küllü sırrın cāveze’l-is̱neyn şā‘
Ġamzeñüñ de gerçi yoḳ siḥr içre noḳṣānı velī
Cādūluḳda çeşmüñüñdür dürlü dürlü iḫtirā‘
Ẕikr-i ḳadd-i müntehā-yı yār ile vecd olmadı
Serv-i bālāya nedendür böyle bu raḳṣ u semā‘
Elvedā‘ idüp didi nice bu ḥālet ey Münīr
N’olduġı ẓāhir degül mi diyicek cān elvedā‘
Günümüz Türkçesiyle
1. Güzelliğinin ışığı güneşe ve aya parıltı verir desem, buna itiraz edecek olana bu gün gibi açıktır.
2. Gönlün yanışını açığa vuran, bizim ateşli ahımızdır; demek ki iş şöyledir: "İki kişiyi aşan her sır yayılır." (İkinci mısraın sonu Arapçadır.)
3. Gerçi gamzenin de büyücülükte eksiği yoktur, ama sihirbazlıkta türlü türlü icatlar yapan senin gözündür.
4. Sevgilinin en yüce boyu anılınca kendinden geçmedi mi? Öyleyse yüksek servinin bu raksı ve semaı (sallanıp dönmesi) neden?
5. Veda edip "Münîr, bu ne hâl?" dedi. Can "elveda" deyince ne olduğu açık değil mi? (Can bedenden ayrılıyordur, yani âşık ölmektedir.)
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Şiir beş beyitlik bir Türkçe gazeldir; neşirde Türkçe gazellerin yüz kırk üçüncüsüdür (tg 143). Vezin "fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün" kalıbıdır. Gazel redifsizdir; kafiye "-ā‘" sesidir: şu‘ā‘, nizā‘, şā‘, iḫtirā‘, semā‘ ve elvedā‘. Ersoy'un harf sayımına göre ayn harfiyle kafiyelenen üç Türkçe gazelden biridir. Gazel üç divan nüshasında da bulunur (VT 131b, VY 109b, Ü 40a); ayrıca Pervâne Bey Mecmuası (PB 298a) ile Edirneli Nazmî'nin Mecmau'n-nezâ'ir'inde (MN 184b) yer alır. Beş kaynakta birden bulunması, gazelin dönemin mecmualarında da okunduğunu gösterir. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.
Anlam ve Söz Sanatları
Matla bir mübalağa ile açılır: güneş ve ay ışığını sevgilinin güzelliğinden alır. Bunu inkâr edene karşı kullanılan "gün gibi rūşen" (gün gibi açık) deyimi, aynı beyitte güneşi ikinci kez çağırır; güneşe ışık veren güzelliğin kanıtı da güneşin kendisi olur. Bu ince oyun bizim tespitimizdir.
İkinci beyit sır ile ah arasındaki ilişkiyi anlatır. Âşığın içindeki yanış bir sırdır, ama ateşli ah onu dışarı vurur. Mısraın sonundaki Arapça ibare "iki kişiyi aşan her sır yayılır" anlamına gelir. Ersoy bu beyit için anlam vermediğinden aktarım bizimdir; ibarenin kaynağını doğrulayamadık. Beyitte "iki" ile kastedilenin gönül ile ah olduğu, üçüncü olarak ahın sırrı dünyaya duyurduğu düşünülebilir; bu bir çıkarımdır.
Üçüncü beyitte gamze ile göz arasında bir büyücülük yarışı vardır. Divan şiirinde sevgilinin gözü büyücüdür (cādū); gamze de büyü yapar. Şair ikisini de över, ama ustalığı göze verir: göz yeni büyüler "icat eder". "Siḥir", "cādūluḳ" ve "iḫtirā‘" kelimeleri arasında tenasüp vardır.
Dördüncü beyit bir hüsn-i talil örneğidir. Rüzgârda sallanan servinin hareketi, dervişlerin vecd hâlinde yaptıkları raks ve semaa benzetilir; sebep olarak da sevgilinin boyunun anılması gösterilir. Servi, sevgilinin boyunu duyunca kendinden geçmiştir. "Ḳadd-i müntehā" (en son, en yüce boy) ifadesinde "müntehā" kelimesinin göğün en yüksek noktasındaki Sidretü'l-müntehâ'yı hatırlattığı düşünülebilir; bu bizim çıkarımımızdır. "Vecd", "raḳṣ" ve "semā‘" kelimeleri tasavvufî bir meclisi çağrıştırır.
Mahlas beytinde redd-ül-acüz ale's-sadr sanatı vardır: "elvedā‘" kelimesi beytin ilk kelimesi olarak başlar ve kafiye kelimesi olarak sonunda yinelenir. Sevgili ayrılırken veda eder, âşığın canı da ona "elveda" diyerek bedeni bırakır. Böylece ayrılık sahnesi bir ölüm sahnesine dönüşür ve sevgilinin "bu ne hâl" sorusuna verilen cevap gazeli kapatır.
Kaynakça
- Ersen Ersoy (hzl.), II. Bayezit Devri Şairlerinden Münîrî ve Dîvânı (İnceleme-Metin), Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2017 (e-kitap), s. 292, tg 143 (giriş s. 5, 15-18). https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/56095,muniri-divanipdf.pdf (arşiv kopyası: https://web.archive.org/web/20220803084052/https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/56095,muniri-divanipdf.pdf?0)
Çevrimiçi kaynaklar






