Özgün Metin

Vezin: mef‘ūlü fā‘ilātü mefā‘īlü fā‘ilün

Yüzüñ çerāġına dil uzatdıysa cān-ı şem‘
Fī’l-ḥāl ölince şöyle ḳururdı zebān-ı şem‘
Zülfüñ fetīli yarasına baġrumuñ yeter
Dāġ-ı dile fetīl ise ger rīsmān-ı şem‘
Yüzüñ çerāġı medḥin oḳur bezm içinde kim
Altūn-ı ḫāliṣ ile ṭolupdur dehān-ı şem‘
Cān-ı ża‘īfe ḫande-i ḫışmuñdan irişür
Pervāneye n’iderse dil-i mihribān-ı şem‘
Cān virmeyince sırrumuz olmaz ‘ıyān Münīr
Lā-büd bilinmez olmasa dāġ-ı nihān-ı şem‘

Günümüz Türkçesiyle

1. Mumun canı (alevi) senin yüzünün kandiline dil uzattıysa (ona karşı ileri geri konuştuysa), hemen ölünce mumun dili böyle kururdu. (Sönen mumun fitili kararıp kurur.)

2. Mumun ipliği gönül dağlarına fitil olacaksa, ciğerimin yarasına da senin zülfünün fitili yeter. (Eskiden yaraya ve dağlanan yere fitil konurdu; zülüf bu fitile benzetilir.)

3. Mecliste senin yüzünün kandilini öven mumun ağzı halis altınla dolmuştur. (Mumun sarı alevi, övgüsünün karşılığı olarak ağzına doldurulmuş altına benzetilir.)

4. Senin öfkeli gülüşünden zayıf cana, mumun seven gönlü pervaneye ne yapıyorsa o gelir. (Mumun "sevgisi" pervaneyi yakar; sevgilinin gülüşü de cana öyle dokunur.)

5. Münîr, can vermedikçe sırrımız açığa çıkmaz; mum (yanıp erimese) olmasa, mumun gizli yarası elbette bilinmezdi. Beyit kesin anlaşılamamaktadır; okuyuşumuz bir çıkarımdır: mumun içindeki yanık ancak eriyip tükenince görülür, âşığın sırrı da ancak ölümüyle ortaya çıkar.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir beş beyitlik bir Türkçe gazeldir; neşirde Türkçe gazellerin yüz kırk dördüncüsüdür (tg 144). Vezin "mef‘ūlü fā‘ilātü mefā‘īlü fā‘ilün" kalıbıdır. Redif "-ı şem‘" (mumun) tamlamasıdır; kafiye "-ān" sesidir: cān, zebān, rīsmān, dehān, mihribān ve nihān. Ersoy'un giriş bölümündeki redif listesinde bu gazelin numarası yer almaz; oysa her beyit "şem‘" kelimesiyle bittiğinden gazelin redifli olduğu açıktır. Bu bizim tespitimizdir. Ersoy'un harf sayımına göre ayn harfiyle kafiyelenen üç Türkçe gazelden biridir; kafiyenin son harfi "şem‘" kelimesinin aynıdır. Gazel yalnız Viyana nüshasında bulunur (VY 166a); öteki iki nüshada ve mecmualarda yoktur. Viyana nüshasındaki yaprak numarası, komşu gazellerin aynı nüshadaki yerlerinden (109b, 110a) çok uzaktır; gazel orada başka bir bölümde yer alıyor olmalıdır. Bu bizim çıkarımımızdır. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazelin bütünü mum imgesi üzerine kurulmuştur; her beyit mumun bir parçasını ya da özelliğini alır: canı, dili, ipliği, ağzı, gönlü ve gizli yarası. Mum böylece bir insan gibi kişileştirilir ve redif bu kişileştirmeyi her beyitte yeniler.

Matlada mumun alevi bir dile benzetilir. Mum sevgilinin yüzünün kandiline "dil uzatmış", yani onunla yarışmaya kalkmış ya da ona karşı söz söylemiştir; cezası da ölüp dilinin kurumasıdır. Sönen mumun kararıp kıvrılan fitili bu kurumuş dilin görüntüsüdür. Alevin dile benzetilmesi divan şiirinde bilinen bir teşbihtir; burada "dil uzatmak" deyimiyle birleşerek bir hüsn-i talile dönüşür.

İkinci beyit eski bir tedavi yolunu hatırlatır. Kubbealtı Lugatı'nda "fetil" maddesinde, dağ yarasıyla fitilin birlikte anıldığı bir beyit örnek verilir. Gönüldeki dağlar (yanık yaraları) mumun ipliğini fitil olarak kullanabilir, ama âşığın ciğer yarasına sevgilinin ince, kıvrık zülfü fitil olur. Zülüf ile fitil arasında incelik ve kıvrım bakımından bir benzerlik vardır.

Üçüncü beyitte mum, mecliste sevgilinin yüzünü öven bir şaire benzer; övgünün ödülü ağzına doldurulan altındır. Mumun sarı alevi bu altına karşılık gelir. Bu benzetmenin, beğenilen şairin ağzının altınla doldurulmasına dair bir anlayışa dayanıp dayanmadığını kaynaklarla doğrulayamadık; okuyuşumuz bir çıkarımdır.

Dördüncü beyit mum ile pervane mazmununu tersinden kullanır. Mumun "mihribān" (sevgi dolu) gönlü pervaneyi yakar; sevgilinin öfkeli gülüşü de âşığın canına aynı şeyi yapar. "Ḫande-i ḫışm" (öfkeli gülüş) ifadesi, gülüş ile öfke arasındaki karşıtlıkla bir tezat kurar. Mahlas beytinde mum ile âşık bir kez daha eşleşir: ikisinin de sırrı ancak tükenince açığa çıkar.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar