Özgün Metin

Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün

Bilmiş ol didüm hele ben saña ey reşk-i melek
Bir gün āhumdan yanar bu çāder-i küḥlī-felek
Görüp ol güftār-ı şūr-engīzi la‘lüñde didüm
Hīc kimse görmemişdür k’ola ḥelvāda nemek
Gerçi göñlinden geçürdi ādem olmadı raḳīb
Şöyle ḳalb-i kem-‘ayāra n’eylesün seng-i miḥek
Mülk-i dilde gözlerüñ ẓulmin görüp didi göñül
İki Türk-i ẓālim olmış bir ḫarāba müşterek
‘Arż-ı ḥāl itmek dilerseñ yāre derdümden Münīr
Hīc ṭınma söyler iseñ söz ürer artar emek

Günümüz Türkçesiyle

1. Ey meleklerin bile kıskandığı güzel, sana dedim ki: Şunu iyi bil, bir gün ahımın ateşinden bu sürme renkli gök çadırı yanacak.

2. Dudağının yakutunda o fitne koparan (hem de tuzlu, "şūr") sözü görünce dedim ki: Helvada tuz olduğunu hiç kimse görmemiştir (tatlı dudaktan acı, tuzlu söz çıkar mı).

3. Rakip gerçi gönlünden geçirdi ama adam olamadı; ayarı düşük, sahte bir kalbe (hem yüreğe hem kalp akçeye) mihenk taşı ne yapsın.

4. Gönül, gözlerinin gönül ülkesinde ettiği zulmü görünce dedi ki: İki zalim Türk bir viraneye ortak olmuş.

5. Münîr, derdimi sevgiliye arz etmek istersen hiç ses çıkarma; söylersen söz büyür (uzar) ve emek artar.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir beş beyitlik bir Türkçe gazeldir; neşirde Türkçe gazellerin yüz yetmiş üçüncüsüdür (tg 173). Vezin "fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün" kalıbıdır. Gazelin redifi yoktur; kafiye "-ek" sesidir: melek, felek, nemek, miḥek, müşterek ve emek. Gazel üç divan nüshasında (VT 138b, VY 116a, Ü 44b) ve iki nazire mecmuasında, Pervâne Bey Mecmuası (PB 346a) ile Edirneli Nazmî'nin Mecmau'n-nezâ'ir'inde (MN 202a) bulunur. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Nüsha farkları çoğunlukla küçük söyleyiş ayrılıklarıdır. Matladaki "küḥlī" kelimesi PB ve MN'de "küll…" biçiminde, ikinci beytin başındaki "Görüp ol" bu iki mecmuada "Görüben" diye geçer; PB ayrıca "la‘lüñde" yerine "la‘lüñden", "kimse" yerine "kimesne" okur. Mahlas beytindeki "ürer" kelimesi PB'de "uzar"dır; bu fark, mısradaki anlamın sözün büyüyüp uzaması olduğunu destekler.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazel, divan şiirinde sık görülen ah ateşi mübalağasıyla açılır. Âşığın ahı göğü yakacak kadar güçlüdür; gök burada sürme renkli bir çadırdır ("çāder-i küḥlī"). Sevgiliye "reşk-i melek" (meleklerin kıskandığı) diye seslenilmesi, onun güzelliğini gökle yarıştırır; melek ile felek kafiyede yan yana gelir. İkinci beyit bir tevriye ve tezat üzerine kurulur. Kubbealtı Lugatı Farsça "şūr" kelimesini hem tuzlu, acı hem karışıklık, fitne diye açıklar; "nemek" de tuz ve tat demektir. Sevgilinin dudağı tatlıdır ve helvaya benzer, ama o dudaktan çıkan söz şūr, yani hem fitne koparan hem tuzludur. Helvada tuz görülmemiştir; şair bu şaşkınlığı bir genel hüküm gibi dile getirir.

Üçüncü beyit kuyumculuk ve sarraflık dünyasından alınmıştır. Kubbealtı Lugatı "kalp" kelimesinin Türkçede sahte, düzme para anlamını kazandığını, "mihek" (mihenk) kelimesinin de altının ayarını ölçmeye yarayan taş olduğunu kaydeder. Rakibin "ḳalb"i hem yüreği hem de ayarı düşük ("kem-‘ayār") sahte bir akçedir; mihenk taşı bile ondan bir değer çıkaramaz. Böylece beyit bir tevriye ile rakibin değersizliğini anlatır.

Dördüncü beyitte sevgilinin iki gözü iki zalim Türk'e benzetilir. Beyitte "Türk" kelimesi "ẓālim" sıfatıyla birlikte, gönül ülkesine baskın veren iki savaşçıyı anlatır; harap gönül de bu iki askerin ortaklaşa yağmaladığı bir virane olur. "Mülk-i dil" (gönül ülkesi) ile "ẓulm", "ḫarāb" ve "müşterek" arasında bir tenasüp vardır. Mahlas beytinde ise şair kendine susmayı öğütler. Kubbealtı Lugatı "tınmak" fiilini ses çıkarmak, bir şey söylemek diye açıklar. Dert anlatıldıkça uzar ve emek artar; bu düşünce bir irsal-i mesel havası taşır.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar