Özgün Metin

Vezin: fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilün

Yā ḳaşuñsuz boyumuz yine kemān olsa gerek
Göz yaşı ḥasret-i ḳaddüñle revān olsa gerek
Sen gül-endāmuñ idüp cānumuza fürḳati kār
Her ṭaraf nāle vü feryād u fiġān olsa gerek
Sūz-ı ‘ışḳuñ n’ola sīnemde ‘ıyān oldıyısa
Nirde kim od yana elbette nişān olsa gerek
Çeşm-i ḫūn-rīzüñ ucından bilürem āḫir-i kār
Derd ile yüregümüz ṭopṭolu ḳan olsa gerek
Fāş iden sırrımuzı cümle-i ‘ālemde Münīr
‘Āḳıbet sīnedeki sūz-ı nihān olsa gerek

Günümüz Türkçesiyle

1. Ya kaşın olmadan boyumuz yine yay gibi bükülecek; boyunun hasretiyle gözyaşımız akıp gidecek gibi görünüyor.

2. Ey gül tenli, sen ayrılığı canımıza iş edinince her yanda inilti, feryat ve figan olması gerekir.

3. Aşkının yakışı göğsümde açığa çıktıysa buna şaşılır mı; nerede ateş yanarsa elbette bir izi olur.

4. Kan döken gözünün yüzünden biliyorum ki işin sonunda yüreğimiz dertle tıklım tıklım kan dolacak.

5. Münîr, sırrımızı bütün dünyaya yayan şey, sonunda göğüsteki gizli yanış olacak gibi görünüyor.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir beş beyitlik bir Türkçe gazeldir; neşirde Türkçe gazellerin yüz yetmişincisidir (tg 170). Vezin "fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilün" kalıbıdır. Redif "olsa gerek"tir; Ersoy redif listesinde bu gazeli bir önceki tg 169 ile birlikte "gerek" redifliler arasında sayar. Kafiye "-ān" sesidir: kemān, revān, fiġān, nişān, ḳan ve nihān. Gazel üç divan nüshasının hepsinde (VT 138a, VY 115a, Ü 44a) ve iki nazire mecmuasında, Pervâne Bey Mecmuası (PB 363a) ile Edirneli Nazmî'nin Mecmau'n-nezâ'ir'inde (MN 225a) bulunur. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Nüsha farkları azdır ama anlamı aydınlatır. Matladaki "boyumuz" kelimesi PB ve Ü'de "belimüz" diye geçer; bu okuyuşta yay gibi bükülen boy yerine bel olur. Üçüncü beyitteki "Nirde" (nerede) PB'de "anda" (orada), dördüncü beyitteki "ucından" da PB'de "elinden" biçimindedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazel, ayrılığın âşıkta bıraktığı izleri sırayla sayar. Matlada sevgilinin kaşı ile âşığın boyu arasında bir yay benzetmesi kurulur: kaş zaten yay biçimindedir, âşığın boyu da ayrılıkta kaş olmadan yine yay gibi bükülür. Aynı beyitte sevgilinin boyuna duyulan hasretle gözyaşının "revān" olması, yani akması, boyun salınışıyla suyun akışı arasında divan şiirinde sık görülen bir bağı hatırlatır. İkinci beyitte "gül-endām" (gül tenli) sevgili ile inleyen âşık arasındaki ilişki, bülbül ile gül mazmununu çağrıştırır; bu bizim okuyuşumuzdur.

Üçüncü beyit gazelin en dikkat çekici yeridir ve bir irsal-i mesel örneği sayılabilir. Aşkın ateşi göğüste görünür olmuştur; ikinci mısra bunu herkesin bildiği bir gerçeğe bağlar: nerede ateş yanarsa orada mutlaka bir iz kalır. Böylece âşığın iç yangını bir atasözü gibi genel bir hükme dayanır. Dördüncü beyitte "çeşm-i ḫūn-rīz" (kan döken göz) tamlaması sevgilinin bakışını bir savaşçıya çevirir; "ucından" kelimesinin PB'deki "elinden" karşılığı, mısradaki anlamın "yüzünden, elinden" olduğunu gösterir. "Ṭopṭolu ḳan" söyleyişi ise halk diline yakın, canlı bir Türkçe deyiştir.

Mahlas beyti gazelin başından beri sezdirilen düşünceyi tamamlar: âşık sırrını saklamaya çalışsa da göğsündeki gizli yanış sonunda onu bütün dünyaya duyuracaktır. "Fāş" (açığa vurma) ile "nihān" (gizli) arasında bir tezat vardır. Üçüncü beyitteki ateş ve iz düşüncesi burada yeniden ele alınır; böylece gazelin ortası ile sonu birbirine bağlanır. Bu iç bağlantı bizim tespitimizdir.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar