Özgün Metin

Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün

Ṣunmadan bir būse luṭf ile ṭurunc-ı ġabġabuñ
Baġrumuñ ḳanına niçün diş biler mey-gūn lebüñ
Yüzi nūrından murāduñ çün hidāyetdür göñül
Küfr-i zülfine ṭolaşduñ ḳanda gitdi meẕhebüñ
Rūz-ı hicrānda raḳībi geh geh añduġum bu kim
Herze heẕyān söyledür ḫāṣıyyeti budur tebüñ
Kimse bilmezdi nedür keyfiyyetüñ hergiz göñül
La‘l-i nābından dem urduñ ẓāhir oldı meşrebüñ
Bilmezem derdüñ nedür tā-ṣubḥa dek her şeb Münīr
İñledür ḳudsīleri derd ile yā Rab yā Rabuñ

Günümüz Türkçesiyle

1. Turunç gibi çene altından lütfedip bir öpücük sunmadan, şarap renkli dudağın neden bağrımın kanına diş biliyor?

2. Ey gönül, onun yüzünün nurundan dileğin doğru yolu bulmak (hidayet) iken onun zülfünün küfrüne dolaştın; mezhebin nereye gitti?

3. Ayrılık gününde rakibi ara sıra anmamın sebebi şudur: hararet (sıtma ateşi) insana saçma sapan sözler söyletir, ateşin özelliği budur.

4. Ey gönül, senin ne mizaçta olduğunu kimse hiç bilmezdi; onun saf şarap gibi lal dudağından söz açtın, meşrebin (hem huyun hem içtiğin yer) ortaya çıktı.

5. Münîr, derdin nedir bilmem; her gece sabaha dek "yâ Rab, yâ Rab" deyişin kutsal varlıkları (melekleri) dertle inletiyor.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir beş beyitlik bir Türkçe gazeldir; neşirde Türkçe gazellerin yüz yetmiş birincisidir (tg 171). Vezin "fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün" kalıbıdır. Redif "-üñ / -uñ" ekidir; Ersoy redif listesinde bu gazeli "-üñ" redifliler arasında sayar. Kafiye "-eb" sesidir: ġabġab, leb, meẕheb, teb, meşreb ve Rab. Gazel üç divan nüshasında bulunur: VT 138a, VY 115b ve Ü 44a. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Nüsha farklarından üçüncü beyitteki "bu kim" kelimesinin Vatikan nüshasında "budur" diye geçtiği görülür. İstanbul Üniversitesi nüshası dördüncü beytin ilk mısraını farklı kurar ("…uymazdı nedendür sende keyf" biçiminde, ilk kelimenin bir harfi neşirde basılamamıştır); beşinci beyitteki "derdüñ" kelimesi de bu nüshada başka bir kelimedir, ama harfleri basılamadığı için okunamaz.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazelin her beytinde gönülle konuşan ya da kendine seslenen bir âşık vardır ve beyitler din, tıp ve şarap dünyalarından alınmış kavramlarla kurulmuştur. Matlada sevgilinin çene altı "ṭurunc-ı ġabġab", yani turunç gibi yuvarlak bir gabgabdır; Kubbealtı Lugatı gabgabı çenenin alt kısmı, çene altındaki ikinci gerdan diye açıklar. Şarap renkli dudak bir öpücük bile vermeden kana diş biler. Dudak, kan ve şarap arasında renge dayanan bir tenasüp vardır.

İkinci beyit tezat üzerine kurulur. Sevgilinin yüzü nurdur ve hidayeti, yani doğru yolu temsil eder; kara zülfü ise küfürdür, çünkü Kubbealtı Lugatı'nın da kaydettiği gibi Arapça "küfr" kelimesinin bir anlamı örtmektir; yüzü örten saç bu yüzden küfre benzetilir. Gönül nura yönelmişken zülfün karanlığına dolanmış, mezhebini kaybetmiştir. Üçüncü beyitte âşığın rakibi anması bir hastalık belirtisine bağlanır. Kubbealtı Lugatı "teb" kelimesini ateş, hararet ve sıtma diye açıklar. Ayrılık ateşine düşen âşık, ateşli hastanın sayıklaması gibi saçma sapan konuşur; rakibi anması da bu sayıklamanın sonucudur. Beyit, bir genel hükümle biten yapısıyla irsal-i mesele yaklaşır.

Dördüncü beyit bir tevriyeye dayanır. Kubbealtı Lugatı "meşreb" kelimesinin Arapçada "su içilen yer" anlamına geldiğini, Türkçede ise huy, mizaç ve yaşayış tarzı anlamında kullanıldığını kaydeder. Gönül "la‘l-i nāb" (saf yakut; saf şarap) gibi dudaktan söz açınca hem nereden içtiği hem nasıl bir mizaçta olduğu anlaşılmıştır. Aynı mısradaki "keyfiyyet" kelimesi nitelik ve durum demektir; şarap bağlamında "keyif" ile ses benzerliği taşıması bilinçli bir oyun olabilir, bu bizim tahminimizdir. Mahlas beytinde âşığın her gece sabaha kadar süren "yâ Rab" niyazları göklere ulaşır ve kutsal varlıkları, yani melekleri bile inletir. "Rab" kelimesinin kafiyede yer alması, gazeli bir yakarışla kapatır.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Resmî kaynaklar

Kitaplar

Çevrimiçi kaynaklar