Özgün Metin
Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün
Ol kemān-ebrū-yı meh-rū kim cihānuñ ḫānıdur
‘Īd-i ekberdür cemāli cān anuñ ḳurbānıdur
Taḫt-gāh-ı sīnemi k’itdi ḫayāli şeh-nişīn
Çeşm-i gevher-bār anuñ bes ḥavż u şādurvānıdur
Ġamzeñüñ fikrinden ey Türk-i kemān-ebrū bugün
Ṣanki sīnem bir bölük peykān-gerüñ dükkānıdur
Mācerā-yı ‘ışḳuñı yazmaḳ mı diler dīde kim
Levḥ-i zer üzre inen kirpüklerüm efşānıdur
Çeşm-i mestüñ ḳılmaġ içün baġrumı her dem kebāb
Ḫāne-i dil bezm-gāh u sīnem āteş-dānıdur
Nār-ı ḫaddüñ birle yansun ḳo ḳara zülfüñi kim
Hindū-yı āteş-pereste bu ‘aẕāb erzāndur
Ḫaddüñ üzre böyle yüz bulduġı bu ḫāl-i siyeh
Maġribī veffāk u yā cādū-yı Hindustāndur
Şāh-bāz-ı sidreye dām-ı belālar gösteren
Perçem-i ṭāvūs-ı müşkīn-bālüñüñ cevlānıdur
Dil varup zülf-i siyāhuñdan yitişdi aġzuña
Ḥāṣılı bu ẓulmetüñ bes çeşme-i ḥayvānıdur
Nergis-i mestüñ ki nūş ider müdām ey ġonca-leb
Bāde-i gül-reng ṣanma anı baġrum ḳanıdur
‘Işḳ-bāzī ḳıldı beñzer zülf-i müşkīnüñle kim
Her nefes dil gibi bād-ı ṣubḥ ser-gerdānıdur
Zaḫm-ı peykānı cigerde ġamze-i dil-dūzuñuñ
Gūyiyā cān gül-şeninüñ ġonca-i ḫandānıdur
Ḫūn-ı ‘uşşāḳa berāt olduġını gördi meger
Boynın egmişdür benefşe ḫaddüñüñ ḥayrānıdur
Gül-şen-i vaṣla liyāḳat bulmadı dil bülbüli
Gerçi bāġ-ı ḥüsnüñüñ murġ-ı hezār-elḥānıdur
Dāġ-ı ḥasret birle bir ḫūnīn-ciger göñlüm gibi
Şimdi ṣaḥn-ı būstānda lāle-i nu‘māndur
Sāḳīyā gül devridür ṣun gel mey-i gül-gūnı kim
Bir yüzi gül zülfi sünbül ġonca-leb devrānıdur
Her ne deñlü pādşāh-ı ḥüsn iseñ bu vech ile
Sen daḫı çākersin aña kim cihānuñ ḫānıdur
Pādşāh-ı heft kişver ḥaẓret-i şeh Bāyezīd
İki ‘ālem mülkinüñ her bāb ile sulṭānıdur
Bir güneş ṭal‘atdur ol mihr-i ḳamer-ruḫsār kim
Şeş cihetden yidi iḳlīmüñ çehār erkānıdur
Bir ẕekā-dildür ki rāy-ı pertevinüñ ẕerre-vār
Şeh-süvār-ı nuḳre-ḫınk-ı çarḫ ser-gerdānıdur
Dil nice idrāk ide künh-i kemālātını kim
Ẕū-fünūn-ı ‘ālem iken ‘aḳl-ı kül ḥayrānıdur
Her kemīne bendesi devr-i zamānuñ gūyiyā
Rüstem ü Faġfūr u Zāl ü Ḳayṣer ü Ḫāḳānıdur
Ḥāṣılı ẕāt-ı şerīfüñ ey şeh-i dünyā vü dīn
Sāye-i Perverdigār u baḫşiş-i Yezdāndur
‘Ālem-i bālā kim oldur ‘ālem-i lāhūt anuñ
Cevher-i gerd-i rehüñ tāc-ı ser-i a‘yānıdur
Ka‘be-i ‘ulyā ḳapuñ dārü’s-selām olduġıçün
Her gice ṭāvūs-ı ḳudsīler anuñ mihmānıdur
Sübḥa-gerdān-ı felek vird idinürse ṭañ mı kim
Defter-i levḥüñ şerīf aduñ ser-i ‘unvānıdur
Pāsbān-ı ḳulle-i ḳadr-i refī‘uñ her gice
Bu ḥiṣār-ı nīl-gūn-ı pür-żiyā Keyvānıdur
Āstānuñdan ḳılupdur devlet ü cāh iḳtibās
Cāy-ı Bircīs anuñçün ṭāḳ-ı çarḫ eyvānıdur
Gösteren burc-ı şafaḳda ‘aḳsini her ṣubḥ-dem
Ḫancer-i Mirrīḫ dökdügi ‘adūnuñ ḳanıdur
İşigüñe yüz sürer günde güneş bes bildigüm
Bu ḳanādīl-i zevāyā ruḫlaruñ tābānıdur
Ṣubḥ-ı ṣādıḳ germ olup çāk-i girībān itdügi
Zühre her şeb bezmüñüñ raḳḳāṣ-ı dest-efşānıdur
Defterine derc ider her dem ‘Uṭārid medḥüñi
Ḳandayise midḥatüñüñ gerçi ezber-ḫᵛānıdur
Ṭās-bāz olsa ‘aceb mi çarḫ bezmüñ içre kim
Şāh-ı encüm ḥaşmet ile micmere-gerdānıdur
Himmetüñ çābük-süvārı kim dem-i cevlānınuñ
Füsḥat-i gird-i cihān ġāyetde ṭar meydānıdur
Oldı tīġ-i āb-dāruñ şānına menzil senüñ
Āyet-i naṣrun minallāh k’āyet-i Raḥmāndur
Nīze-i Cibrīli gören bu yed-i beyżāda dir
Ṣanki Mūsā-yı kelīmüñ ejder ü s̱u‘bānıdur
Berḳ-ı tīġ-i āb-dāruñ düşmenüñüñ ḳanına
Naṣṣ-ı ḳāṭı‘ olduġınuñ ḥüccet ü bürhānıdur
Himmetüñ bir baḥr-i Aḥḍardur cihān mülkinde kim
Ebr-i nīsānı anuñ luṭf u kerem bārānıdur
Sofra-i ḫalḳ-ı cihān mihmānınuñ her vech ile
Kāse-i ḥırsı pür iden ni‘met-i elvānıdur
Dil ki tīġ-i āb-dāruñ cevherin görüp didi
Ṣanki murġ-ı baḥrdur ṭu‘me ‘adūñuñ ḳanıdur
Cāme-i ḳadrüñde gök bir dügmedür ṭoḳuz kenār
Yā ḫo ḳadr-i rif‘atüñüñ cübbesi dāmānıdur
Luṭf-ı güftāruñ k’ider dībāce-i fażl u kemāl
Söz bu kim ḥāṣıyyet-i ‘Īsī’b-nü Meryem şānıdur
Çün ki medḥüñde maḳām-ı ‘aczdür cāy-ı Münīr
Sözi uzatmak ne ḥācet bes du‘ā āvānıdur
Tā kim ola reh-revān-ı Ka‘be-i ‘ulyā müdām
Tā ki bunca ḥācīlar her yıl anuñ mihmānıdur
Her günüñ nev-rūz u ‘īd olsun cihān mülkinde kim
Ṭal‘atuñ mihr-i cihānuñ ḥāṣıl-ı devrānıdur
Günümüz Türkçesiyle
1. Cihanın hanı olan o yay kaşlı, ay yüzlü güzelin yüzü en büyük bayramdır; can da ona kurbandır. ("‘Īd-i ekber" sözlük anlamıyla "en büyük bayram"dır; "kurban" sözü bayramla birlikte Kurban Bayramı'nı da çağrıştırır. Viyana nüshasında redif "ḫānıdur" yerine "cānıdur" diye geçer.)
2. Onun hayali göğsümün taht yerini kendine köşk edindiğinden, inci saçan gözüm o köşkün havuzu ve şadırvanı olmaya yeter. ("Şeh-nişīn" sözlük anlamıyla padişahın oturduğu yer, köşk çıkmasıdır; inci saçan göz, gözyaşı döken gözdür.)
3. Ey yay kaşlı Türk güzeli, bugün gamzenin düşüncesinden göğsüm sanki temrenci dükkânının bir bölmesidir. ("Peykān-ger" sözlük anlamıyla ok ucu, yani temren yapan ustadır; göğüs, saplanan gamze oklarının uçlarıyla dolu bir dükkâna benzetilir.)
4. Gözüm senin aşkının macerasını yazmak mı istiyor ki altın levha üzerine dökülen kirpiklerim o yazının üstüne serpilen altın tozu olmuştur. ("Efşān" sözlük anlamıyla yazının ya da tezhibin üstüne serpilen altın ve gümüş tozudur. Altın levhanın aşktan sararmış yüz olduğu bir okumadır; mısrada açıkça söylenmez.)
5. Senin mest gözün bağrımı her an kebap etsin diye gönül evim onun meclis yeri, göğsüm de mangalı olmuştur.
6. Bırak, kara zülfün yanağının ateşiyle yansın; çünkü ateşe tapan Hindu'ya bu azap layıktır. (Kara zülüf, rengi yüzünden Hindu'ya; yanak, ateşe benzetilir. Ateşin yanında duran zülüf ateşperest sayılır. "Erzān" sözlük anlamıyla "ucuz, layık" demektir.)
7. Yanağının üstünde böylesine yüz bulan bu kara ben ya Mağribli bir vefk ustası ya da bir Hindistan büyücüsüdür. ("Yüz bulmak" hem yüzün üstünde yer bulmak hem de itibar görüp şımarmak anlamına gelir. "Veffāḳ" sözlük anlamıyla tılsım için harf ve sayı tabloları, yani vefk düzenleyen kişidir; Mağrib ve Hindistan büyücülükleriyle anılır.)
8. Sidre ağacındaki şahine bile bela tuzaklarını gösteren şey, misk kanatlı tavusunun, yani senin, perçeminin salınışıdır. (Sidre, göklerin en yüksek yerindeki ağaçtır; oraya konan şahin en yüce gönüllerdir. Perçem burada hem sevgilinin alnına düşen saç hem tavusun tepeliğidir.)
9. Gönül gidip kara zülfünün içinden ağzına ulaştı; kısacası bu karanlığın sonu bir ab-ı hayat çeşmesidir. (Ab-ı hayatın karanlıklar ülkesinde bulunduğu inancına telmih vardır; kara zülüf karanlık, ağız ab-ı hayattır.)
10. Ey gonca dudaklı, senin mest nergisinin, yani gözünün, durmadan içtiğini gül renkli şarap sanma; o benim bağrımın kanıdır.
11. Seher yeli senin misk kokulu zülfünle aşk oyununa girişmiş olmalı; çünkü her nefeste gönül gibi başı dönmüş ve perişandır. ("Ser-gerdān" sözlük anlamıyla hem başı dönmüş, şaşkın hem de başıboş dolaşan demektir; rüzgârın dolaşması bu iki anlamla birleştirilir.)
12. Gönül diken gamzenin ciğerimde açtığı temren yarası, sanki can gül bahçesinin gülen goncasıdır. (Açık, kanlı yara açılmış goncaya benzetilir.)
13. Menekşe, yanağının âşıkların kanını dökmeye berat olduğunu görmüş olmalı ki boynunu eğmiştir; o, yanağının hayranıdır. ("Berat" sözlük anlamıyla padişahın verdiği izin ve yetki belgesidir. Menekşenin eğik duruşu hayranlıkla ve boyun eğmeyle açıklanır.)
14. Gönül bülbülü senin güzellik bahçenin bin nağmeli kuşu olsa da vuslat gül bahçesine layık görülmedi. ("Hezār" sözlük anlamıyla hem "bin" hem "bülbül"dür; "murġ-ı hezār-elḥān" ifadesinde iki anlam birlikte duyulur.)
15. Bostanın ortasındaki şakayık lalesi, şimdi hasret yarasıyla ciğeri kanlı gönlüm gibidir. ("Lāle-i nu‘mān" sözlük anlamıyla şakayık ya da gelinciktir; çiçeğin ortasındaki kara leke, aşk yarası olan "dağ"a benzetilir.)
16. Ey saki, gül mevsimidir, gel gül renkli şarabı sun; çünkü bu, yüzü gül, zülfü sümbül, dudağı gonca olan bir güzelin devranıdır. ("Devr" hem mevsim, zaman hem de mecliste kadehin dolaşması anlamına gelir; "devr" ile "devrān" yan yana kullanılır.)
17. Bu hâlinle güzellik ülkesinin padişahı olsan da, sen de cihanın hanı olan o kişinin kulusun.
18. O kişi yedi iklimin padişahı hazret-i şah Bayezid'dir; iki âlemin mülkünün her bakımdan sultanıdır.
19. Ay yanaklı o güneş, güneş yüzlü bir hükümdardır; altı yönden yedi iklimin dört direğidir. (Altı yön, yedi iklim ve dört rükün sayıları bir arada kullanılır; "çehār erkān" sözlük anlamıyla dört temel, dört direk ya da dört unsurdur.)
20. Öyle zeki gönüllü bir hükümdardır ki görüşünün ışığında feleğin beyaz atlı şah süvarisi bir zerre gibi döner durur. ("Nuḳre-ḫınk" sözlük anlamıyla gümüş renkli, beyaz attır; feleğin bu süvarisi güneş olarak anlaşılabilir. Güneş ışığında dönen toz zerresi benzetmesi kullanılır.)
21. Gönül onun kemallerinin özünü nasıl kavrasın; âlemin bütün bilgilerine sahip olan Akl-ı Kül bile ona hayrandır. (Akl-ı Kül, İslam düşüncesinde ilk yaratılan, bütün varlığı kuşatan akıldır.)
22. Zamanın akışı içinde onun en aşağı kulu bile sanki devrin Rüstem'i, Fağfur'u, Zal'i, Kayser'i ve Hakan'ıdır. (Rüstem ve Zal İran destanının kahramanlarıdır; Fağfur Çin hükümdarlarının, Kayser Rum hükümdarlarının, Hakan Türk hükümdarlarının unvanıdır.)
23. Kısacası, ey dünyanın ve dinin şahı, şerefli zatın Yaratıcı'nın gölgesi ve Tanrı'nın bağışıdır.
24. Yüce âlem ki o lahut âlemidir; yolunun tozunun cevheri o âlemin ileri gelenlerinin baş tacıdır. (Lahut âlemi, tasavvufta ilahî varlığın âlemidir.)
25. Kapın yüce Kâbe ve esenlik yurdu olduğundan, kutsal âlemin tavusları, yani melekler, her gece onun misafiridir. ("Dārü's-selām" sözlük anlamıyla esenlik yurdu, cennettir.)
26. Feleğin tesbih çekeni senin adını vird edinse şaşılır mı; çünkü şerefli adın levhinin defterinin baş unvanıdır. (Mısradaki iyelik eki levhi sultana bağlar; "levh" sözü kaderin yazıldığı Levh-i Mahfuz'u da çağrıştırır. Dönen gök, tesbih çeken bir zâkire benzetilir.)
27. Yüce kadrinin kalesinin burcunu her gece bekleyen bekçi, bu nur dolu lacivert hisarın Keyvan'ıdır. (Keyvan, yani Zühal, eski gök tasavvurunda en yüksek, yedinci gökteki gezegendir; bu yüzden göğün bekçisi gibi düşünülür.)
28. Devlet ve itibar ışığını senin eşiğinden almıştır; bu yüzden Bircis'in yeri feleğin kubbeli eyvanıdır. (Bircis, Müşteri yıldızı, yani Jüpiter'dir.)
29. Her sabah şafak burcunda aksini gösteren kızıllık, Merih'in hançerinin döktüğü düşman kanıdır. (Merih, yani Mars, eski inanışta savaşın ve kan dökmenin yıldızıdır.)
30. Güneş her gün senin eşiğine yüz sürer; bildiğim şudur ki köşelerdeki bu kandiller yanaklarının parıltısıdır. (İkinci mısraın birinci mısrayla bağı tam açık değildir; kandiller gökteki ışıklar olarak anlaşılabilir.)
31. Doğru sabahın ısınıp yakasını yırtması, yani tan yerinin ağarması, Zühre'nin her gece senin meclisinde el çırparak oynayan rakkase olmasındandır. (Zühre, Venüs, eski gök tasavvurunda feleğin çalgıcısı ve şarkıcısıdır. Sabahın ağarışına güzel bir sebep bulunur.)
32. Utarid senin övgünü her an defterine geçirir; gerçi nerede olursa olsun senin methini zaten ezberden okumaktadır. (Utarid, Merkür, feleğin kâtibi sayılır. "Ḳandayise" sözü "nerede ise, her nerede olsa" anlamında görünüyor; bu okuma kesin değildir.)
33. Felek senin meclisinde tas oynatan bir hokkabaz olsa şaşılır mı; çünkü yıldızların şahı heybetle senin buhurdanını gezdirmektedir. ("Ṭās-bāz" sözlük anlamıyla tasla oyun gösteren hokkabazdır; gök kubbe ters dönmüş bir tasa benzetilir. Yıldızların şahı güneştir.)
34. Himmetin öyle çevik bir süvaridir ki onun at koşturduğu anda dünyanın çevresinin bütün genişliği pek dar bir meydan kalır.
35. Parlak kılıcının şanına "Naṣrun minallāh" (Allah'tan bir yardım) ayeti inmiştir; çünkü o, Rahman'ın ayetidir. (Söz, Saf suresinin 13. ayetindeki "Allah'tan yardım ve yakın bir fetih" ifadesinin başıdır.)
36. Bu beyaz elde Cebrail'in mızrağını gören "sanki Kelim Musa'nın ejderi ve yılanıdır" der. (Hz. Musa'nın parlayan beyaz eli, yani yed-i beyzası, ile yılana dönen asası mucizelerine telmih vardır; sultanın eli ve mızrağı bunlara benzetilir.)
37. Parlak kılıcının şimşeği, düşmanın kanının dökülmesi için kesin bir hüküm bulunduğunun delili ve kanıtıdır. ("Naṣṣ-ı ḳāṭı‘" sözlük anlamıyla kesin hüküm bildiren ayet ya da hadistir; "ḳāṭı‘" hem "kesin" hem "kesen" anlamına geldiği için kılıçla ilgisi kurulur.)
38. Himmetin cihan mülkünde bir Ahdar denizidir; onun nisan bulutu, lütuf ve kerem yağmurudur. ("Baḥr-i Aḫḍar" sözlük anlamıyla Yeşil Deniz, büyük okyanustur. Nisan yağmurunun denizde inciye dönüştüğüne inanılırdı.)
39. Cihan halkı senin sofranın misafiridir; onların hırs kâsesini her bakımdan dolduran, senin renk renk nimetindir.
40. Gönül parlak kılıcının cevherini görünce dedi ki: sanki o bir deniz kuşudur, yemi de düşmanının kanıdır. (Kılıcın "cevher"i, çeliğin yüzündeki dalgalı su izleridir; bu izler su ile, kılıç da suda yaşayan kuşla ilişkilendirilir.)
41. Kadrinin elbisesinde gök, dokuz kenarlı bir düğmedir; ya da gök, yüceliğinin cübbesinin eteğidir. (Dokuz kenar, eski gök tasavvurundaki dokuz feleği hatırlatır.)
42. Sözlerinin inceliği fazilet ve kemal kitabının süslü başlangıcını yapar; doğrusu, bu Meryem oğlu İsa'nın özelliğine yaraşır bir şandır. ("Dībāce" sözlük anlamıyla hem ipek kumaş hem kitabın süslü giriş sayfasıdır. Hz. İsa'nın nefesiyle ölüleri dirilttiği inancına telmih vardır.)
43. Senin övgünde Münîr'in yeri acizlik makamı olduğundan sözü uzatmaya ne gerek var; artık dua zamanıdır.
44. Yüce Kâbe'nin yolcuları daima var oldukça, bunca hacı her yıl onun misafiri oldukça,
45. cihan mülkünde her günün Nevruz ve bayram olsun; çünkü cihanın güneşi olan yüzün, zamanın dönüşünün ürünüdür. (Viyana nüshasında "nev-rūz u ‘īd" yerine "nev-rūz-ı ‘īd", yani "bayram Nevruzu" okunur.)
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Şiir kırk beş beyitlik Türkçe bir kasidedir ve neşirde Kaside 14 numarasını taşır. Kaside, bütün beyitleri aynı kafiyeyle süren, çoğunlukla bir hükümdarı ya da büyüğü övmek için yazılan uzun nazım şeklidir. Vezin "fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün" kalıbıdır. Kafiye "-ān" sesine, redif "-ıdur" ekine dayanır: ḫānıdur, şādurvānıdur, dükkānıdur, efşānıdur, cevlānıdur. Birkaç beyitte redif yalnız "-dur" olarak gelir (erzāndur, Hindustāndur, nu‘māndur, Yezdāndur, Raḥmāndur). Ersoy redif listesinde kasideyi "-dur" redifliler arasında gösterir, kafiye bahsinde de kafiye-i müreddefeye, yani revi harfinden önce uzun ünlü bulunan kafiyeye örnek verir. Kaside Vatikan (VT 26a) ve Viyana (VY 37b) nüshalarında vardır. Neşirdeki başlık "Der-medḥ-i Sulṭānü'l-ġuzāt Sulṭān Bāyezīd", yani "Gazilerin sultanı Sultan Bayezid'in övgüsünde" anlamındadır; Viyana nüshasındaki başlık neşirde eksik harflerle basılmıştır ve "Sulṭān Bāyezīd ‘azze naṣruh" olarak okunabilir.
Kasidenin bölümleri metinde açıkça seçilir. İlk on altı beyit, bir gazel gibi sevgiliyi anlatan teşbib bölümüdür: kaş, göz, gamze, zülüf, ben, dudak ve sakiye seslenilen bahar meclisi. 17. beyit girizgâhtır; şair güzellik padişahı olan sevgilinin de "cihanın hanı"na kul olduğunu söyleyerek övgüye geçer. Bu beyit, matla‘daki "cihānuñ ḫānıdur" sözünü aynen tekrarlar; böylece ilk beyitte sevgiliye verilen sıfat, girizgâhta asıl sahibine, sultana aktarılmış olur. 18-42. beyitler medhiyedir; memduhun adı 18. beyitte "ḥażret-i şeh Bāyezīd" olarak geçer. 43. beyit mahlas beytidir; şair "Münīr" mahlasıyla övgüde aciz kaldığını söyler ve son iki beyit "tā … tā …" (… oldukça) kalıbıyla kurulan duadır. Kasidenin ne zaman sunulduğuna dair kaynakta bilgi yoktur.
Anlam ve Söz Sanatları
Teşbib bölümü divan şiirinin yerleşik güzellik imgelerini art arda dizer, ama her beyitte bunlara somut bir çerçeve bulunur. Gönül hayalin oturduğu köşktür, gözyaşı o köşkün şadırvanıdır (2); yaralı göğüs temrenci dükkânıdır (3); gönül bir meclis, göğüs mangaldır (5). Kara zülüf ile ateş gibi yanağın yan yana durması, Hindu ve ateşperest imgeleriyle açıklanır (6), kara ben de Mağribli bir vefk ustasına ya da Hint büyücüsüne benzetilir (7). 9. beyitte zülfün karanlığından geçip ağza ulaşan gönül, karanlıklar ülkesinde ab-ı hayatı arayan yolcuyu hatırlatır. 14. beyitteki "hezār" sözcüğü hem "bin" hem "bülbül" anlamıyla okunabilecek bir cinas kurar; 7. beyitteki "yüz bulmak" deyimi de yüzün üstünde yer bulmak ile itibar görüp şımarmak arasında iki anlamlıdır.
Medhiyede övgü gök tasavvuruna dayanır. 27-32. beyitlerde eski astronomideki gezegenler sırayla sultanın hizmetinde gösterilir: Keyvan (Zühal) kalesinin bekçisi, Bircis (Müşteri) eyvanının sakini, Merih kılıcıyla düşman kanı döken cellat, güneş eşiğine yüz süren bir kul, Zühre meclisin rakkasesi, Utarid de övgüleri deftere geçiren kâtiptir. Bu sıralama Zühal'den Utarid'e doğru, göklerin yukarıdan aşağı dizilişine uyar; Ay bu dizide adıyla anılmaz. Gezegenlere yüklenen görevler, bekçi Zühal, savaşçı Merih, çalgıcı Zühre ve kâtip Utarid, eski yıldız inanışlarındaki geleneksel nitelikleridir. 33. beyitte gök kubbe tas oynatan bir hokkabaza, 41. beyitte sultanın elbisesinde dokuz kenarlı bir düğmeye benzetilir.
Kılıç övgüsü birkaç beyit boyunca sürer ve dinî telmihlerle desteklenir. 35. beyitte Saf suresindeki "Naṣrun minallāh" ifadesi iktibas edilir; 36. beyitte sultanın eli ve mızrağı Hz. Musa'nın yed-i beyzası ve yılana dönen asasıyla karşılaştırılır; 37. beyitte "naṣṣ-ı ḳāṭı‘" tamlamasındaki "ḳāṭı‘" sözü hem "kesin" hem "kesen" anlamıyla kılıca bağlanır. 22. beyitte en aşağı kulun bile Rüstem, Zal, Fağfur, Kayser ve Hakan sayılması kasidenin temel sanatı olan mübalağanın tipik bir örneğidir; 19. beyitte altı yön, yedi iklim ve dört rükün sayılarının bir arada kullanılması bir sayı tenasübü oluşturur. 38. beyitteki nisan bulutu ve kerem yağmuru imgesi, nisan yağmurunun denizde inciye dönüştüğü inancına dayanır.
Ersoy'a göre Münîrî'nin Türkçe kasidelerinde Ahmed Paşa ve Atâyî etkisi öne çıkar. "Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün" vezinli ve "-ānıdur" kafiye ve redifli bu kaside, Ersoy'un Ahmed Paşa'ya nazire olarak saydığı şiirlerdendir. Ersoy karşılaştırmayı Ali Nihat Tarlan'ın hazırladığı Ahmed Paşa Divanı'na dayandırır, ama dipnotta birkaç sayfa numarasını birlikte verdiği için hangi kasidenin örnek alındığı tek tek belirtilmez; burada da ayrıca incelenmedi.
Kaynakça
- Ersen Ersoy (hzl.), II. Bayezit Devri Şairlerinden Münîrî ve Dîvânı (İnceleme-Metin), Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2017 (e-kitap), s. 68-71, K 14 (giriş s. 5, 9, 10). https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/56095,muniri-divanipdf.pdf (arşiv kopyası: https://web.archive.org/web/20220803084052/https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/56095,muniri-divanipdf.pdf?0)
- Ümran Ay, "Münîrî Amâsî", TDV İslâm Ansiklopedisi, 2019. https://islamansiklopedisi.org.tr/muniri-amasi
Çevrimiçi kaynaklar






