Özgün Metin
Vezin: mef‘ūlü mefā‘īlü mefā‘īlü fe‘ūlün
Her kim ki göre bu ruḫ-ı zībāyı dir ey dil
Aḥsente zihī ṣūret ü zī şekl ü şemāyil
Gözetmege ‘īd ayı gibi ḳaşı hilālin
İdindi yaşum manẓara-i çeşmümi menzil
Bir zülf-i girih-gīre göñül baġlamışam kim
Her laḥẓa anuñçün delürür biñ dil-i ‘āḳil
Şāyed k’iresin la‘l-i revān-baḫşına bir gün
İñende göñül aġlama gözüñ yaşını sil
Zencīr-i ser-i zülfüñe çün düşdi dil ey dost
Erzāndur olursa giriftār-ı selāsil
Men‘ eyleme ḫāk-i derüñe yüzini sürsün
Çün geldi gözüm yaşı ser-i kūyuña sāyil
Çeşm-i bed ıraġ olmaġ içün mihr-i ruḫuñdan
Tomār dürilmiş bu iki zülf-i ḥamāyil
Ḫāl-i siyehüñ şevḳı n’ola göñlümi yaḳsa
Dāġ ile olur ḳandayise hindū-yı muḳbil
Zülfüñden iner çāh-ı zeneḫdānuña göñlüm
Cibrīl-i emīn gibi idüp ḳaṭ‘-ı menāzil
Şol kimse ki göre yüzüñi ḳanda deñerse
Olur mı niḳāb arada bu vech ile ḥāyil
Cān almaġa meyl itse n’ola merdüm-i çeşmüñ
Elbette olur ṭıfl sehel nesneye māyil
Ṭūfān-ı yaşumdan geçemez merdüm-i dīde
Her yañada şöyle ṭurur iken iki sāḥil
Dil bu ḫaṭ-ı sebzi göreli lāle-ruḫuñda
Cismümde yanar şem‘ gibi sūz ile her ḳıl
Reng-i ruḫumı gör daḫı aḥvālümi ṣorma
Ḥācet degül ey dost bedīhīye delāyil
Cevr eyleme iñende baña yoḳsa işidür
Sulṭān-ı cihān ḥażret-i ‘Adlī şeh-i ‘ādil
Ol şeh ki vücūdıdur anuñ merkez-i ‘ālem
Her yaña olursa n’ola luṭfı daḫı şāmil
Ẕātīdür anuñ tīġine ḳaṭ‘-ı süḫan itmek
Engüşt-i ḫayālātına şān ḥall-i mesāyil
Biñ devlet ile sümm-i semendine dem-ā-dem
Ḫāk oldı yüzin sürmek içün Sencer ü Ṭuġrıl
Ḳaldıysa felek pīr oluban n’ola ‘amelden
Bir tāze cüvān eyledi ol şeh gibi ḥāsıl
Her at izi kim rezm-gehi içre görinür
Her biri olur kelle-i a‘dāsına menzil
Ey şāh-ı cihān Ka‘be-i ‘ulyā ḳapuñ içün
Sulṭān-ı felek baġladı bu vech ile maḥmil
Sen ‘ayş-ı müdām itmeñ içün devr-i zamāne
Türk-i felegi düşmenüñe ḳıldı muḳābil
Berḳından anuñ çeşm-i ‘adū görmez olupdur
Tīġuñ leme‘ātı kim olur şem‘-i meḥāfil
Ṭāvūs-ı cināndur bize a‘dāya velīken
Māh-ı ‘ālemüñ perçemi zencīr-i selāsil
Her ḫaṭṭ-ı sitem kim var idi levḥ-i felekde
Dest-i kerem-i ‘adlüñ anı eyledi zāyil
Şemşīr-i ḳader-ḳadr ü ḳażā-verzişüñ ile
Şaḫṣ-ı fiten olsa n’ola her yañada bismil
İẓhār-ı kemāl itmek içün Ṣāni‘-i bī-çün
Mecmū‘-ı kemālāt ile ḳılmış seni kāmil
Peyk-i ecel olmaġın oḫuñ ḳanda giderse
Ḳaṣdı bu k’ola mīr-i ecel ḳavlile ‘āmil
Görünse meh-i nev götürür ḥācet elin ḫalḳ
Olduġıçün ol na‘l-i semendüñe mümās̱il
Düşmen derilen saña olur ġāfil özinden
Her ḳandayise terkidedür ḫod ser-i ġāfil
Degzindügi bezmüñi senüñ kerkes-i gerdūn
Bilür ki yeter kendüye ol ḫᵛān-ı fevāżıl
Her kim ‘alem-i nīzeñi ṭosṭoġru gözetmez
Görinmez anuñ gözine illā ki meger mīl
Ḳurtarsa n’ola düşmenüñi derd-i serinden
Yetişdi başına ḳılıcuñ gibi ḥamāyil
Şehler ne ‘aceb ḫıdmetüñe gelse dem-ā-dem
Elbette olur ẕerre güneşden yaña māyil
Bī-ḫod düşer a‘dā aduñ añulduġı yirde
Ḥaḳ gelse gider bes ya ṭurur mı daḫı bāṭıl
Yā Rab ne kebūterdür oḫuñ k’ire hevādan
Mektūb-ı ecel birle olur düşmene nāzil
Bunca diş ile çarḫ-ı felek günde dürişür
Hergiz girih olmasun işüñde diyü müşkil
Düşmenlerüñe şerbet-i şemşīrüñ ucından
Tiryāk-ı ḥayāt oldı belī zehr-i helāhil
Yüz sürdügümi ḫāk-i derüñe gören eydür
Bu devlete irmezdi Münīr olmasa ḳābil
Çün yoḳdur anuñ vaṣf-ı cemīline nihāyet
Uzatma göñül sözüñi ya‘nī ki du‘ā ḳıl
Āvāze-i tekbīr ile ṭolduḳça mesācid
Yanduḳça zevāyā-yı feleklerde ḳanādil
Her gicesi ḳadr olsun anuñ her güni bayram
‘Īd ayı bir iki görinürse n’ola her yıl
Günümüz Türkçesiyle
1. Ey gönül, bu güzel yanağı gören herkes der ki: Aferin, ne güzel suret, ne güzel biçim ve huy. ("Aḥsente" Arapçada "iyi ettin, aferin" anlamında bir övgü sözüdür; "şemāyil" hem yüz güzelliği hem huy demektir.)
2. Gözyaşım, bayram ayını gözler gibi senin hilal kaşını gözetlemek için gözümün seyir penceresini kendine konak edindi. ("Manẓara" sözlük anlamıyla dışarıyı seyretmek için yapılmış pencere ya da köşktür; ramazan sonunda bayram hilalini gözetleme âdetine benzetilir.)
3. Öyle düğüm düğüm bir zülfe gönül bağladım ki onun yüzünden her an bin akıllı gönül delirir. (Zülüf zincire benzetilir; deliler zincire vurulduğu için zülüf ile delilik bir araya getirilir.)
4. Belki bir gün can bağışlayan la‘l dudağına erişirsin; ey gönül, incinme, ağlama, gözünün yaşını sil.
5. Ey dost, gönül madem senin zülfünün ucundaki zincire düştü, zincirlere tutsak olursa bunu hak etmiştir.
6. Gözümün yaşını kapının toprağına yüz sürmekten men etme; çünkü o, senin mahallene dilenci olarak geldi. ("Sāyil" sözü beyitte iki anlamla okunur: "sā’il" olarak dilenci, "sāyil" olarak akıp gelen. Gözyaşı hem kapıya akan hem dilenen bir yoksul gibidir.)
7. Yüzünün güneşinden kem göz uzak olsun diye bu iki muska gibi zülüf tomar hâlinde dürülmüştür. ("Ḥamāyil" sözlük anlamıyla boyna asılan muska, dua kâğıdıdır; kıvrık iki zülüf, nazara karşı dürülüp takılan muskalara benzetilir.)
8. Kara beninin şevki gönlümü yaksa şaşılır mı; talihli Hindu köle nerede olursa olsun dağ ile olur. (Kara ben Hindu bir köleye benzetilir; kölelerin dağlanarak işaretlenmesine dayanan bir benzetme görünür. Gönüldeki yanık izi bu dağdır.)
9. Gönlüm, güvenilir Cebrail gibi konakları aşarak senin zülfünden çene çukurunun kuyusuna iner. (Cebrail'in gökten yeryüzüne inmesine telmih vardır; zülüf yukarıdan aşağıya uzanan bir yol, çene çukuru bir kuyu olarak düşünülür.)
10. Yüzünü gören kişi, nerede rastlarsa rastlasın, böyle bir yüz karşısında arada peçe engel olabilir mi? ("Bu vech ile" hem "bu şekilde" hem "bu yüzle" anlamına gelir.)
11. Gözünün bebeği can almaya meylederse şaşılır mı; çocuk elbette basit şeye meyleder. ("Merdüm-i çeşm", göz bebeğidir; bebek sözü ile ikinci mısradaki "ṭıfl" (çocuk) arasında tenasüp vardır. Can almak, çocuğun oyuncağa uzanması gibi küçük bir iş sayılır.)
12. Her yanda böyle iki kıyı dururken göz bebeği gözyaşımın tufanından karşıya geçemez. (Göz kapakları iki kıyıya, gözyaşı bir tufana benzetilir.)
13. Gönül senin lale yanağındaki bu yeşil ayva tüylerini göreli bedenimde her kıl mum gibi yanıp tutuşur.
14. Yüzümün rengine bak, hâlimi bir de sorma; ey dost, apaçık olana delil gerekmez. (İkinci mısra bir atasözü gibi kurulmuştur; sararmış yüz, âşığın hâlini zaten anlatır.)
15. Bana incitici zulüm etme; yoksa cihan sultanı, adaletli şah Hazret-i Adlî işitir. ("‘Adlī" hem "adaletle ilgili, adaletli" demektir hem de II. Bayezid'in şiirlerinde kullandığı mahlastır. Sevgiliye zulmetmemesi, adaletli sultanın duyacağı söylenerek öğütlenir ve övgü bölümüne geçilir.)
16. O şah ki varlığı dünyanın merkezidir; lütfu her yanı kuşatırsa şaşılır mı. (Merkez ile çevresini kuşatan daire imgesi kullanılır. Vatikan nüshasında "luṭfı daḫı" yerine "bes luṭfı" okunuşu vardır.)
17. Sözü kesmek onun kılıcının yaratılışında vardır; meseleleri çözmek de düşüncesinin parmağına yaraşır. ("Ḳaṭ‘-ı süḫan" sözü kesmek, tartışmayı bitirmektir; kılıç keskin olduğu için söz hem gerçek hem mecaz anlamıyla kullanılır. "Ḥall-i mesāyil" düğüm çözer gibi meseleleri çözmektir.)
18. Sencer ve Tuğrul, bütün devletleriyle, onun atının toynağına durmadan yüz sürmek için toprak oldular. (Sencer ve Tuğrul, Selçuklu hükümdarlarının adlarıdır; eski büyük sultanlar Bayezid'in atının ayağı altında toprak olmuş gibi anlatılır.)
19. Felek ihtiyarlayıp işten kaldıysa şaşılır mı; çünkü o şah gibi taze bir genç yetiştirdi. (Feleğin yaşlanıp işi bırakması, işini görecek genç bir hükümdarı yetiştirmiş olmasıyla açıklanır.)
20. Onun savaş meydanında görünen her at izi, düşmanlarının kellesine konak olur.
21. Ey cihan şahı, felek sultanı, senin yüce Kâbe gibi kapın için mahmilini böyle bağladı. (Felek sultanı güneştir; güneşin hac kervanındaki süslü mahmil gibi sultanın kapısına yöneldiği anlatılır.)
22. Zamanın devri, sen sürekli eğlence ve safa süresin diye feleğin Türk'ünü düşmanının karşısına dikti. ("Türk-i felek" göğün savaşçısıdır; sözlük anlamıyla Merih gezegeni için kullanılır.)
23. Meclislerin mumu olan kılıcının parıltılarının şimşeğinden düşmanın gözü görmez olmuştur. (Kılıcın parıltısı, meclisleri aydınlatan bir mum ile düşmanı kör eden bir şimşek olarak iki yönlü anlatılır.)
24. Dünyanın ayı olan senin sancağının perçemi bize cennet tavusudur, ama düşmanlara zincirler zinciridir. (Neşirde "‘ālem" (dünya) yazılıdır; "‘alem" (sancak) okunuşu da bağlama uyar. Ay biçimli sancak tepeliğinden sarkan perçem, dostlara tavus tüyü gibi güzel, düşmanlara zincir gibi görünür.)
25. Gök levhasında ne kadar zulüm çizgisi varsa, adaletinin kerem eli onu sildi.
26. Kader değerinde, kazayı işleyen kılıcınla fitnenin kişisi her yanda boğazlanmış olursa şaşılır mı. ("Ḳader-ḳadr" sözünde kader ile kadr (değer) arasında cinas vardır. "Bismil" kurban edilir gibi boğazlanmış demektir.)
27. Eşi ve benzeri olmayan Yaratıcı, kemalini göstermek için seni bütün olgunluklarla kâmil kılmış.
28. Okun ecelin ulağı olduğu için nereye giderse amacı, ecel beyinin buyruğuyla işini görmektir. ("‘Āmil" sözlük anlamıyla bir emri yerine getiren memurdur; ok, ölümün emrini taşıyan bir ulak gibi düşünülür.)
29. Yeni ay görünse halk dua için elini kaldırır; çünkü o, senin atının nalına benzer. (Hilal ile nal biçim bakımından benzetilir; halkın hilali görünce el açması, sultanın atının nalına duyulan saygıya bağlanır.)
30. Sana düşman denen kişi kendinden habersizdir; gafilin başı nerede olursa olsun zaten senin terkindedir. ("Terki" eyerin arka kısmıdır; düşmanın kesik başının sultanın eyerine asılı olduğu söylenir.)
31. Gök kartalı senin meclisini dolaştığı için o faziletler sofrasının kendisine yeteceğini bilir. ("Kerkes-i gerdūn" sözlük anlamıyla göğün kartalıdır ve bir yıldız adı olarak kullanılır; sultanın meclisinin bolluğu göğün kuşunu bile doyurur.)
32. Mızrağının sancağını dosdoğru gözetmeyenin gözüne ancak mil görünür. ("Mil" hem gözü kör etmek için çekilen kızgın mil hem dikili sütun ya da işaret demektir; sultanın mızrağına doğru bakmayan kör edilir.)
33. Düşmanını baş derdinden kurtarsa şaşılır mı; kılıcın onun başına muska gibi yetişti. ("Ḥamāyil" sözlük anlamıyla hem omuzdan çapraz asılan kılıç askısı hem boyna asılan muskadır; baş ağrısına muska yazılması ile düşmanın başının kesilmesi aynı söz üzerinde birleşir.)
34. Şahlar durmadan hizmetine gelse ne şaşılacak şey; zerre elbette güneşe doğru meyleder.
35. Adının anıldığı yerde düşmanlar kendinden geçip düşer; Hak gelince batıl gider, artık durur mu? (İkinci mısra Kur'an'daki "Hak geldi, bâtıl yok oldu" sözüne telmih yapar.)
36. Ya Rab, senin okun nasıl bir güvercindir ki havadan inip ecel mektubuyla düşmanın üstüne iner. (Ok, mektup taşıyan bir posta güvercinine benzetilir; taşıdığı mektup ölüm haberidir.)
37. Çarkıfelek, işinde asla bir düğüm, bir güçlük olmasın diye bunca dişiyle her gün çalışır. (Felek dişli bir çarka benzetilir.)
38. Kılıcının ucundan düşmanlarına şerbet olarak verilen öldürücü zehir, onlar için hayat panzehiri oldu. (Beyit iki türlü okunabilir: ya ölüm, düşmanlar için bir kurtuluş sayılır, ya da sultanın kılıcından gelen zehir bile onlara şerbet gibi tatlı gelir.)
39. Kapının toprağına yüz sürdüğümü gören der ki: Münîr layık olmasaydı bu devlete ermezdi.
40. Onun güzel vasıflarının sonu olmadığına göre ey gönül, sözü uzatma, yani dua et.
41. Mescitler tekbir sesiyle doldukça, feleklerin köşelerinde kandiller yandıkça,
42. Her gecesi Kadir gecesi, her günü bayram olsun; yılda bir iki kez bayram ayı görünürse şaşılır mı. (Yılda iki bayram, ramazan ve kurban bayramları kastedilir; sultanın her gününün bayram olması dileğinin yanında bunlar azdır.)
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Şiir kırk iki beyitlik Türkçe bir kasidedir ve neşirde Kaside 13 numarasını taşır. Kaside, aynı kafiyeyle süren beyitlerden kurulan, çoğunlukla bir hükümdarı ya da büyüğü övmek için yazılan uzun nazım şeklidir. Vezin hezec bahrinin "mef‘ûlü mefâ‘îlü mefâ‘îlü fe‘ûlün" kalıbıdır. Kasidede redif yoktur; kafiye "-il" sesidir (dil, şemāyil, menzil, ‘āḳil, sil, selāsil, sāyil, ḥamāyil, muḳbil, ḥāyil, māyil, sāḥil, ‘ādil, ḳanādil). Ersoy girişinde kafiyesi yalnız revi harfine dayanan kasideler arasında bu şiiri de örnek gösterir. Şiir Vatikan (VT 24b) ve Viyana (VY 33a) nüshalarında bulunur. Neşirdeki başlık "Der-medḥ-i Sulṭānü's-selāṭīn Sulṭān Bāyezīd Ḫān", yani "Sultanlar sultanı Sultan Bayezid Han'ın övgüsünde" anlamındadır; Viyana nüshasında başlık yalnız "ve lehū" biçimindedir.
Kaside iki ana bölümden kurulur. İlk on dört beyit sevgiliye söylenmiş bir gazel gibidir: yanak, kaş, zülüf, dudak, ben, çene çukuru, göz bebeği ve ayva tüyü sırayla anılır. 15. beyit, sevgiliye "bana zulmetme, yoksa adaletli sultan duyar" diyerek övgüye geçer; memduh burada adıyla değil, "Hazret-i ‘Adlī" diye anılır. 16-38. beyitler sultanın kılıcını, okunu, mızrağını, atını ve adaletini över. Mahlas 39. beyitte "Münīr" olarak geçer. 40. beyitte şair kendine "sözü uzatma, dua et" der; son iki beyit "-dukça" kalıbıyla kurulan bir duadır. Kime yazıldığı başlıktan ve 15. beyitten bellidir; ne zaman sunulduğuna dair kaynakta bilgi yoktur.
Anlam ve Söz Sanatları
Girizgâh beyti kasidenin en ustalıklı yeridir. "‘Adlī" sözü sözlük anlamıyla "adaletle ilgili, adaletli" demektir; aynı zamanda II. Bayezid'in şiirlerinde kullandığı mahlastır. Sultanın mahlasının Adlî olduğu konusunda kaynaklar birleşir; TEİS'teki Adlî maddesi de bunu böyle verir. Münîrî, sevgiliden zulüm görmemek için adaletli bir sultana sığınmayı ve sultanı şair mahlasıyla anmayı aynı mısrada birleştirir. "Şeh-i ‘ādil" sözü de aynı kökten geldiği için mısra bir iştikak örneğidir. Bayezid'in kendisi de şair olduğu için bu ad, ona şiir yoluyla seslenmenin ince bir yoludur.
Gazel bölümünde Münîrî'nin cinasa ve tevriyeye düşkünlüğü sık sık görülür. 6. beyitteki "sāyil" sözü hem dilenen hem akan gözyaşını, 10. beyitteki "bu vech ile" hem "bu şekilde" hem "bu yüzle" anlamını taşır. 11. beyitte göz bebeği ile çocuk (ṭıfl) arasında, 3. ve 5. beyitlerde zülüf, zincir ve delilik arasında tenasüp kurulur. 14. beyitteki "apaçık olana delil gerekmez" mısraı bir atasözü gibi söylenmiştir; atasözü ve deyim kullanımı Ersoy'un Münîrî için saydığı özellikler arasındadır. Sevgilinin güzelliği dinî imgelerle de anılır: kaş bayram hilalidir (2), gönül Cebrail gibi zülüften çene çukuruna iner (9).
Övgü bölümünde sultanın silahları birer canlı varlık gibi iş görür. Ok ecelin ulağıdır (28) ve ölüm mektubunu taşıyan bir güvercindir (36); kılıç hem meclislerin mumu hem düşmanın gözünü kör eden şimşektir (23); mızrağın sancağına doğru bakmayana mil çekilir (32). 33. beyitte "ḥamāyil" sözü kılıç askısı ve muska anlamlarıyla oynar: kılıç düşmanın başına muska gibi yetişir ve onu baş derdinden kurtarır. Hükümdar geçmişin büyük sultanlarıyla da karşılaştırılır; Sencer ve Tuğrul onun atının ayağı altında toprak olmuştur (18). 35. beyitte Kur'an'daki "Hak geldi, bâtıl yok oldu" sözüne telmih yapılır, 34. beyitte zerrenin güneşe yönelmesi şahların sultana koşmasına örnek gösterilir. Kasidenin son beyti, ilk bölümdeki bayram hilali imgesine döner: sultanın her gecesi Kadir gecesi, her günü bayram olsun; yılda bir iki kez görünen bayram ayı bunun yanında azdır.
Tarihî Bağlam
Kaside, neşirdeki başlığa göre "sultanlar sultanı" Bayezid Han'ın övgüsünde yazılmıştır. Ersoy'un girişine göre divandaki yirmi dokuz kasidenin on dördü II. Bayezid'e methiyedir. Bayezid, babası Fatih Sultan Mehmed zamanında yedi yaşında Amasya'ya sancakbeyi olarak gönderilmiş ve yaklaşık yirmi yedi yıl burada kalmıştır; Münîrî bu yıllarda onun meclisinde bulunmuştu. Bu kasidenin Amasya yıllarında mı yoksa saltanat yıllarında mı yazıldığına dair kaynakta bilgi yoktur. Başlıktaki "sultanlar sultanı" sıfatı ve kasidedeki "cihan sultanı" hitabı bir tarih vermez.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Ersen Ersoy (hzl.), II. Bayezit Devri Şairlerinden Münîrî ve Dîvânı (İnceleme-Metin), Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2017 (e-kitap), s. 65-68, K 13 (giriş s. 2, 5, 10). https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/56095,muniri-divanipdf.pdf (arşiv kopyası: https://web.archive.org/web/20220803084052/https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/56095,muniri-divanipdf.pdf?0)
Akademik çalışmalar
- Ümran Ay, "Münîrî Amâsî", TDV İslâm Ansiklopedisi, 2019. https://islamansiklopedisi.org.tr/muniri-amasi
Kitaplar
- Yavuz Bayram, "Adlî, Sultân Bâyezîd-i Velî bin Fâtih Sultân Mehmed", Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü (TEİS), 2013. https://teis.yesevi.edu.tr/madde-detay/adli-sultan-bayezid-i-veli-bin-fatih-sultan-mehmed
Çevrimiçi kaynaklar






