Özgün Metin

Vezin: mefā‘ilün fe‘ilātün mefā‘ilün fe‘ilün

‘Arūs-ı ġoncayı tezyīn ider meger nergis
Ki dizdi rīşte-i sebze dür ü güher nergis
Teferrüc itmege āb-ı revānı ḥaşmet ile
Derīçe ḳaṣr-ı zebercedden açdı her nergis
Getürdi Yūsuf-ı gülden meger ki müjde yine
‘Azīz-i Mıṣr-ı çemen oldı tāc-ver nergis
‘Aṣā-yı ḥażret-i Mūsā mıdur ki mu‘ciz ile
Elinde ejder ider anı heft-ser nergis
Vücūda gelse gerek diyü yine ṭıfl-ı nebāt
Elinde ṭutdı ṭurur ḫurde-i şeker nergis
Piyāde-i şeh-i güldür kim ol rikābınca
Revān olur ṣaluban çignine siper nergis
‘Aceb mi pīr-i muġāndur dinilse bāde-fürūş
Müdām elinde ki böyle ḳadeḥ ṭutar nergis
Bu bir ayaḳ mey-i nāb ile nice ser-ḫoş olur
Ṣalınışında getüre anı meger nergis
Ḳadeḥde ben ḳomazam cür‘a didügidür anuñ
Ki vaḳthā ḳadeḥin ser-nigūn ider nergis
Şarāb u sebze vü āb-ı revānı terk idemez
Ṣafā vü ‘ayş u müdām ile ḫoş geçer nergis
Dem-ā-dem iş idinüp za‘ferān yidügiçün
Çemende şöyle feraḥ-nāk olup güler nergis
Hezār lu‘b ile gül-şende ḳarşusına gülüñ
Füsūn u lu‘b ile aġzından od ṣaçar nergis
Başına pīrehen ü cāmesini ṣardı ṭurur
Meger ki āb-ı revānı yüzüp geçer nergis
İrişdi çün dem-i nev-rūz şāhid-i gülden
Diler ki faṣd ide bes çekdi nīşter nergis
Kebūter-i ḥarem-i murġ-zār-ı ‘ālemdür
Cihānda ḳanda dilerse uçar ḳonar nergis
Açılmadın daḫı biñ gülde biri ‘ālemde
Neyiki ḳāmetini böyle ḫam dutar nergis
Ṭaḥayyül ile seḥer seyr-i gül-sitān itdüm
Bu şi‘ri gördüm oḳur bülbül ü yazar nergis
Meger kim itdi gözüñ ālına naẓar nergis
Ki kend’özin unudup düşdi bī-ḫaber nergis
Cerīde düzmiş idi defter-i cemālüñden
İrişdi murġ-ı seḥer-ḫᵛān diyü açar nergis
Şu‘ā‘-ı mihr-i ruḫuñ yaḫmasun yüzüm diyü
Külāhı kūşesini sāye-bān ider nergis
Ḫayāl-i çeşmüñi gözümde isterem her dem
Ki bilürem olur āb içre tāze ter nergis
Ḫadeng-i ġamzeñ ucından çün olmadı ma‘lūl
Gözine penbe vü beyża urup n’ider nergis
Füsūn-ı nergis-i mestüñ mi baġlar uyḫusını
Ki gül-sitānda dem-ā-dem çeker seher nergis
Serāçe-i çemen-i gül-sitān-ı cān içre
Ḫayāl-i çeşmüñ ile bitdi ser-be-ser nergis
Çemende yādına ser-mest ü ḫūnī gözlerüñüñ
Ayāġ üzre ṭurup ṭolular içer nergis
İrürdi peyk-i ṣabā müjde-i viṣālüñi kim
Külāhını göge ol şevḳ ile atar nergis
Yüzini bir daḫı görem mi diyü sen ṣanemüñ
Bu niyyet üzre ṭurup günde fāl açar nergis
Ḫadeng-i ġamzeñi görüp dir el-amān lāle
Füsūn-ı çeşmüñi añup dir el-ḥaẕer nergis
Meger ki leblerüñe beñzerem dimiş ġonca
Bu sözi işidüp incindi baş ṣalar nergis
Firāḳ u hicrüñ odı ḳılmasaydı cānına kār
Bu vech ile neden olaydı pür-şerer nergis
Devām-ı devlet-i şeh Bāyezīd ḫān içün
Götürdi ḥācet elin yüz göge ṭutar nergis
Görelden ol şeh-i gītī-penāhuñ izi tozın
İdindi ḫalḳ-ı cihān gibi tāc-ı ser nergis
Yetişse ḳaṭre-i bārān-ı ebr-i luṭfı anuñ
Virürdi tāze vü ser-sebz her ḥacer nergis
Ṭavāf-ı Ka‘be-i kūyuñçün ey şeh ehl-i çemen
Düzetdi ḳāfileler oldı rāh-ber nergis
Diler ki micmere-gerdānı ola meclisüñüñ
Getürdi ‘anber-i ḫām ile kāseler nergis
Kebūter-i şeh-i mülk-i çemendür irişdi
Bir iki nāmeyile ḳapuña seḥer nergis
Şükūfe-zāruña yüz sürmege bahāneyile
Getürdi bāġ-ı cināndan piyāz-ı ter nergis
Nis̱ār idem diyü seyr-i çemende maḳdemüñe
Gözi ṭabaḳlarına ṭoldurur güher nergis
Ḥarāmī gibi ṣabā ḳıldı varlıġın tārāc
Yetişdi kūyuña yüz süre dād umar nergis
Bilür ki meclisüñüñ lāzımıdur elbette
Ḥarīr-i ḫāṣ ile altun süzek düzer nergis
Gözi dikilü ṭoġan gibi evvelā ki gelür
Açup gözini hemān yüzüñe deñer nergis
Şarāb-ı ‘ışḳuñ ile germ olup çemende müdām
Başında kāse-i mey ṭopṭolu döner nergis
Eline girdi mi ḥükm-i cihān-muṭā‘uñ kim
Öpüp başına ḳoyup gözine sürer nergis
Ṣabā ki eyledi gül-zāra sen şehi da‘vet
Getürdi kūşe-i gül-şende mā-ḥażar nergis
Bilür ki feyżüñ irer cümle-i cihāna tamām
Eline ṭās aluban geldi cerr ider nergis
Diler ki sen şehe ide żiyāfet ehl-i çemen
Sütūn-ı sebz ile bes ḫaymeler ḳurar nergis
Ḫayāl-i bezmüñ ile yaḳdı meş‘ale biñ biñ
Başından ayaġa göz oldı yol deñer nergis
Yüzini mihrüñ ile gāh ḫāk-sār eyler
Gehī ṣabāya hevāñ ile baş ḳoşar nergis
Pür itdi kīsesini la‘l-i nāb ile ġonca
Urundı devlet ü sāyeñde tāc-ı zer nergis
Geh oldı meş‘ale-dārı ḥarīm-i meclisüñüñ
Geh oldı bezmüñe sāḳī-i sīm-ber nergis
İrişdimi çemene bād-ı ṣarṣar-ı ḳahruñ
Ṣarardı beñzi ṭurup ḳurudı geçer nergis
Ṣafā-yı bezmüñ ile görmemişdür uyḫu yüzin
‘Aceb mi şöyle uyuḳlarsa her seḥer nergis
S̱enā vü medḥüñ içün bāġ-ı ṭab‘a el ṣundum
Yetişdi her yañadan niçe bu ḳadar nergis
Bunuñ gibi ḳanı bir ḫurde-rīz ü ‘işve-nümā
Getürdi ḥıdmetüñe gerçi niçeler nergis
Seḥerde niçe kim el götüre du‘āña Münīr
Tażarru‘ ile baş açup niyāz ider nergis
Nitekim ide ḳabāsını ġonca dībādan
Nitekim uruna gül-şende tāc-ı zer nergis
Niçe ki gül-şen-i nīlūferīde şām u seḥer
Görine mihr gül ü aḫter ü ḳamer nergis
Hemīşe-gül-şen-i ḥüsnüñi tāze dutsun Ḥaḳ
Kim oldı sāye-i medḥüñde nām-ver nergis

Günümüz Türkçesiyle

1. Nergis gonca gelinini süslüyor olmalı ki yeşil sap ipliğine inci ve mücevher dizdi. (Nergisin beyaz yaprakları inciye, ortasındaki sarı taç mücevhere, yeşil sapı ipliğe benzetilir.)

2. Akan suyu ihtişamla seyretmek için her nergis zümrüt yeşili köşkten bir pencere açtı. ("Zebercet" sözlük anlamıyla zümrüde benzeyen yeşil bir taştır; köşk, yeşil yapraklardır. Viyana nüshasında "teferrüc" sözü farklı yazılmıştır, neşirde eksik harfle basıldığı için okunamaz.)

3. Nergis, gül Yusuf'undan yine müjde getirmiş olmalı ki çimen Mısır'ının taç giyen Aziz'i oldu. (Hz. Yusuf kıssasına telmih vardır: Yusuf'un müjdesini getiren ödüllendirilir, Yusuf'un kendisi de Mısır'da Aziz makamına yükselir. Nergisin taç biçimli ortası, Aziz'in tacıdır.)

4. Hazret-i Musa'nın asası mıdır ki yedi başlı nergis onu mucizeyle elinde ejderhaya çevirir? (Musa'nın asasının yılana dönmesine telmih vardır. "Heft-ser" sözlük anlamıyla "yedi başlı"dır; bir sapta birden çok çiçek açan nergis, çok başlı ejderhaya benzetilir.)

5. Bitki çocuğu yine dünyaya gelecek diye nergis elinde ufak şekerler tutmaktadır. ("Nebāt" sözlük anlamıyla hem bitki hem nabat şekeridir; "ṭıfl-ı nebāt" bu yüzden şekerle birlikte anılır. Doğumu beklenen bahar bitkileri için şeker hazırlanmış gibidir.)

6. Nergis gül şahının yaya askeridir; onun üzengisi yanında kalkanını omzuna asarak yürür. (Nergisin yuvarlak çiçeği kalkana, gül hükümdara benzetilir.)

7. Elinde böyle daima kadeh tutan nergise şarap satan pîr-i muğan denilse şaşılır mı? (Pîr-i muğan, sözlük anlamıyla meyhanenin yaşlı sahibidir. Nergisin çanak biçimli ortası kadehe benzetilir.)

8. Nergis bu tek kadeh saf şarapla nasıl böyle sarhoş olur? Salınışına bakılırsa o sarhoşluğu meğer kendisi getirmektedir. ("Ayak" eski Türkçede hem ayak hem kadeh demektir; tek sap üstünde duran nergis için iki anlam birlikte düşünülür. İkinci mısraın bağlantısı tam açık değildir.)

9. Nergisin zaman zaman kadehini baş aşağı çevirmesi, "ben kadehte tortu bırakmam" demesidir. (Başı yere eğik duran nergis çiçeği, son damlasına kadar içilip ters çevrilen kadehe benzetilir.)

10. Nergis şarabı, yeşilliği ve akan suyu bırakamaz; safa ve eğlenceyle, daima şarapla hoş vakit geçirir. ("Müdām" sözlük anlamıyla hem "daima" hem "şarap" demektir; ikisi de bu mısrada okunabilir.)

11. Durmadan safran yemeyi iş edindiği için nergis çimende böyle neşeyle güler. (Safranın insanı neşelendirip güldürdüğüne dair eski inanca dayanır; nergisin sarı ortası safrana benzetilir.)

12. Nergis gül bahçesinde gülün karşısında binlerce oyunla, büyü ve hokkabazlıkla ağzından ateş saçar. (Ağzından ateş çıkaran hokkabaz benzetmesi, nergisin turuncu-sarı ortası için kullanılır.)

13. Nergis gömleğini ve elbisesini başına sarmış duruyor; meğer akan suyu yüzerek geçecekmiş. (Suyu yüzerek geçen kişi elbisesini başına bağlar; su kenarında biten nergisin beyaz yaprakları başına sarılmış elbiseye benzetilir.)

14. Gül güzelinden Nevruz zamanı gelip çatınca nergis ondan kan almak ister; bu yüzden neşterini çekmiştir. ("Faṣd" sözlük anlamıyla damardan kan almaktır; nergisin sivri yaprağı neşterdir.)

15. Nergis âlemin çayırlığındaki haremin güvercinidir; cihanda nereye dilerse uçar konar. ("Murġ-zār" sözlük anlamıyla çayırlıktır; yazılışı "kuş" anlamındaki "murġ" sözünü de hatırlatır ve güvercinle uyum kurar. Harem güvercinleri dokunulmaz sayılan kutsal alanın kuşlarıdır.)

16. Âlemde bin gülün biri daha açılmamışken nergis neden boyunu böyle eğik tutuyor?

17. Hayalimde seher vakti gül bahçesini seyre çıktım; gördüm ki bu şiiri bülbül okuyor, nergis yazıyor.

18. Nergis senin gözünün hilesine bakmış olmalı ki kendini unutup kendinden geçerek yere düştü. ("Āl" sözlük anlamıyla hile, aldatmacadır. Göz, divan şiirinde nergisle anılır; nergis burada sevgilinin gözünün karşısında yenik düşer.)

19. Nergis senin güzelliğinin defterinden bir cetvel düzmüştü; seher öten kuş geldi diye onu açar. ("Cerīde" sözlük anlamıyla kayıt cetvelidir; nergisin seherde açılması, kuşa okunmak üzere defterin açılmasına benzetilir.)

20. Yüzünün güneşinin ışığı yüzümü yakmasın diye nergis külahının kenarını gölgelik eder.

21. Gözünün hayalini her an gözümde isterim; çünkü bilirim ki nergis su içinde taze ve diri kalır. (Gözyaşıyla dolu göz suya, sevgilinin gözü nergise benzetilir.)

22. Nergis gamzenin okunun ucundan yaralanıp hasta olmadığına göre gözüne pamuk ve yumurta akı koyup ne yapıyor? (Göz ağrısında göze pamuk ve yumurta akı konurdu; nergisin beyaz yaprakları bunlara benzetilir. Vatikan nüshasında "ma‘lūl" (hasta) yerine "ma‘lūm" (belli) yazılıdır.)

23. Senin mest gözünün büyüsü mü onun uykusunu bağlıyor ki nergis gül bahçesinde durmadan uyumadan sabahı eder? ("Seher çekmek" burada uykusuz sabahlamak anlamında anlaşılır.)

24. Can gül bahçesinin çimeninin otağı içinde, senin gözünün hayaliyle baştan başa nergis bitti. ("Serāçe" sözlük anlamıyla küçük çadır, otağdır.)

25. Nergis çimende senin sarhoş ve kanlı gözlerinin hatırına ayağa kalkıp dolu kadehler içer. ("Ayāġ" burada da hem ayak hem kadeh anlamıyla okunabilir.)

26. Saba ulağı senin vuslatının müjdesini getiriyordu ki nergis o sevinçle külahını göğe atar. (Sevinçten külahını havaya atmak eski bir sevinç gösterisidir.)

27. Senin gibi bir güzelin yüzünü bir daha görür müyüm diye nergis bu niyetle durup her gün fal açar. (Çiçeğin her gün açılması, fal kitabının açılmasına benzetilir.)

28. Lale gamzenin okunu görünce "aman" der; nergis gözünün büyüsünü anınca "sakın" der.

29. Gonca "dudaklarına benzerim" demiş olmalı; nergis bu sözü işitince incindi ve başını sallıyor. (Nergisin rüzgârda başını sallaması, sözü kabul etmeyen birinin baş sallamasına benzetilir.)

30. Ayrılığının ve hicranının ateşi canına işlemeseydi nergis neden böyle kıvılcımla dolu olsun?

31. Nergis Şah Bayezid Han'ın devletinin devamı için dilek elini kaldırmış, yüzünü göğe tutmaktadır.

32. Dünyanın sığınağı olan o şahın izinin tozunu gördüğünden beri nergis, cihan halkı gibi onu baş tacı edindi. (Vatikan nüshasında "Görelden" (göreli beri) yerine "Ezelden" yazılıdır.)

33. Onun lütuf bulutunun yağmurundan bir damla erişse her taş taze ve yemyeşil nergis verirdi.

34. Ey şah, çimen halkı senin mahallenin Kâbe'sini tavaf etmek için kafileler düzdü; nergis onlara kılavuz oldu.

35. Nergis meclisinin buhurdanını gezdiren olmak istiyor; ham amberle dolu kâseler getirdi. (Amber, güzel kokulu bir maddedir; nergisin kokusuna gönderme vardır.)

36. Nergis çimen ülkesinin şahının güvercinidir; seher vakti bir iki mektupla kapına ulaştı. (Mektup taşıyan güvercin benzetmesi, nergisin beyaz yapraklarına dayanır.)

37. Nergis çiçek bahçene yüz sürmek bahanesiyle cennet bağından taze soğan getirdi. ("Piyāz" sözlük anlamıyla soğandır; nergisin soğanla yetişmesine gönderme vardır.)

38. Nergis, seyir zamanı çimende gelişine saçı yapayım diye göz tabaklarını mücevherle doldurur. ("Nis̱ār" sözlük anlamıyla büyük birinin gelişinde ayağına saçılan para ve mücevherdir.)

39. Saba bir haramî gibi nergisin varlığını yağmaladı; nergis senin mahallene yetişti, yüz sürüp adalet umar.

40. Nergis meclisinin elbette ihtiyacı olduğunu bilir; has ipekle altın süzek düzer. ("Süzek" burada sözlük anlamıyla süzgeç olarak anlaşılabilir; kesin değildir.)

41. Nergis, gözü dikili bir doğan gibi gelir; ilk gelişinde gözünü açar açmaz yüzüne yönelir. (Av doğanlarının eğitimde gözlerinin dikilmesine gönderme vardır; kapalı nergis tomurcuğu dikili göze benzetilir.)

42. Senin aşkının şarabıyla kızışan nergis, başında ağzına kadar dolu şarap kâsesiyle çimende durmadan döner.

43. Cihanın itaat ettiği fermanın onun eline mi geçti ki nergis onu öpüp başına koyar ve gözüne sürer? (Padişah fermanını öpüp başa koymak saygı göstergesiydi.)

44. Saba seni, şahı, gül bahçesine davet edince nergis gül bahçesinin köşesine elinde ne varsa getirdi. ("Mā-ḥażar" sözlük anlamıyla hazırda ne varsa demektir.)

45. Nergis, feyzinin bütün cihana eksiksiz eriştiğini bilir; eline tas alıp gelmiş, bağış istemektedir. ("Cerr" sözlük anlamıyla dilenerek bağış toplamaktır; nergisin çanağı tasa benzetilir.)

46. Çimen halkı sana, şaha, ziyafet vermek istiyor; nergis yeşil direklerle çadırlar kurar.

47. Nergis meclisinin hayaliyle binlerce meşale yaktı; baştan ayağa göz kesilip yolunu gözler.

48. Nergis kimi zaman senin sevginle yüzünü toprağa sürer, kimi zaman senin arzunla sabaya karşı baş koşar. ("Mihr" hem güneş hem sevgi, "hevā" hem hava hem arzu demektir; iki anlam da beyte uyar. "Baş koşmak" burada yarışmak, çabalamak anlamında anlaşılır.)

49. Gonca kesesini saf yakutla doldurdu; nergis de senin devletin ve gölgende altın taç taktı.

50. Nergis kimi zaman meclisinin haremine meşale tutan oldu, kimi zaman meclisine gümüş tenli saki oldu.

51. Kahrının kasırgası çimene mi erişti ki nergisin benzi sarardı, kurudu ve geçip gidiyor. ("Ṣarṣar" sözlük anlamıyla soğuk ve şiddetli rüzgârdır.)

52. Nergis meclisinin safasından ötürü uyku yüzü görmemiştir; her seher böyle uyuklarsa şaşılır mı?

53. Övgün ve senan için tabiatımın bağına el uzattım; her yandan bu kadar çok nergis yetişti. (Buradaki nergisler, kasidenin "nergis" redifli beyitleridir.)

54. Gerçi hizmetine niceleri nergis getirdi; ama bunun gibi incelikler saçan, naz gösteren bir nergis hani nerede? ("Ḫurde-rīz" sözlük anlamıyla ufak şeyler saçan, ince nükteler söyleyen demektir.)

55. Seher vakti Münîr senin duana ne kadar el kaldırırsa, nergis de yalvararak baş açıp niyaz eder.

56. Gonca kaftanını ipek dibadan yaptıkça, gül bahçesinde nergis altın taç taktıkça,

57. gece gündüz nilüfer renkli gül bahçesinde, yani gökte, güneş gül, yıldızlar ve ay nergis gibi göründükçe, (Viyana nüshasında "Görine yine mihr" okunur.)

58. Hak senin güzellik gül bahçeni daima taze tutsun; nergis de senin övgünün gölgesinde ün kazandı.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir elli sekiz beyitlik Türkçe bir kasidedir ve neşirde Kaside 16 numarasını taşır. Kaside, bütün beyitleri aynı kafiyeyle süren, çoğunlukla bir hükümdarı övmek için yazılan uzun nazım şeklidir. Vezin "mefâ‘ilün fe‘ilâtün mefâ‘ilün fe‘ilün" kalıbıdır. Redif "nergis" sözüdür; Ersoy da divandaki kaside redifleri arasında "nergis"i ayrıca anar. Kafiye "r" sesine dayanır (güher, her, tāc-ver, şeker, siper, ṭutar, geçer, güler, ṣaçar); Ersoy bu kasideyi yalnız revi harfiyle kurulan kafiyenin örnekleri arasında gösterir. Kaside Vatikan (VT 29a) ve Viyana (VY 38b) nüshalarında vardır. Neşirdeki başlık "Der-medḥ-i Sulṭān Bāyezīd ‘azze naṣruhu", yani "Sultan Bayezid'in övgüsünde; zaferi aziz olsun" anlamındadır. Vatikan nüshasında başlık, neşirde eksik harfle basılmış olsa da "ve lehū eyżan" (yine onun) olarak okunabilir. Kasidenin ne zaman sunulduğuna dair kaynakta bilgi yoktur.

Kasidenin bölümleri metinde açıkça görülür. 1-16. beyitler bahar bahçesini nergis üzerinden anlatan giriş bölümüdür. 17. beyitte şair, hayalinde seher vakti gül bahçesini dolaştığını, bülbülün okuyup nergisin yazdığı "bu şiir"i gördüğünü söyler. 18. beyit iki mısraı da "nergis" ile biten yeni bir matla‘dır; 18-30. beyitler, kasidenin içine yerleştirilmiş bir gazel gibi sevgiliye seslenir. 31. beyit girizgâhtır; nergis Şah Bayezid Han'ın devletinin devamı için el kaldırır ve memduhun adı burada geçer. 32-52. beyitler medhiyedir. 53-54. beyitlerde şair kendi şiirini över, 55. beyitte "Münīr" mahlasıyla duaya geçer. Son üç beyit "nitekim … niçe ki …" (… oldukça) kalıbıyla kurulan duadır.

Anlam ve Söz Sanatları

Kasidenin bütün imge düzeni redifteki çiçeğe bağlıdır ve neredeyse her beyit nergise başka bir kılık giydirir. Nergis gelin süsleyen bir kadın (1), köşk penceresinden suya bakan biri (2), taç giyen Mısır Azizi (3), Musa'nın asasını taşıyan bir peygamber (4), gül şahının yaya askeri (6), meyhanenin pîr-i muğanı (7), ağzından ateş saçan bir hokkabaz (12), elbisesini başına sarıp suyu yüzerek geçen yolcu (13), neşter çeken bir cerrah (14) ve harem güvercinidir (15). Bu benzetmelerin çoğu çiçeğin görünüşünden çıkar: beyaz yapraklar inci, pamuk, yumurta akı, elbise ve mektup olur; sarı-turuncu ortası taç, kadeh, safran, kıvılcım ve ateştir; eğik sapı ters çevrilmiş kadeh, eğik boy ve uyuklayan bir baştır. Gerekçesini çiçeğin bir özelliğine bağlayan bu tür açıklamalar hüsn-i talil sanatının örnekleridir: nergis safran yediği için güler (11), "kadehte tortu bırakmam" dediği için kadehini ters çevirir (9), ayrılık ateşi canına işlediği için kıvılcımla doludur (30).

Gazel bölümünde nergis, divan şiirinin yerleşik göz benzetmesine bağlanır. Sevgilinin gözü "mest nergis"tir (23); bahçedeki nergis onun hilesine bakınca kendinden geçer (18), gamze okuna karşı gözüne pamuk koyar (22), uykusuz sabahlar (23) ve sevgiliyi bir daha görmek için fal açar (27). 28. beyitte lale ile nergis, gamzeye ve göze karşı "aman" ile "sakın" sözleriyle karşılıklı konuşturulur. Medhiyede ise nergis padişahın meclisinde hizmet eden biri olur: buhurdan gezdirir (35), güvercin gibi mektup getirir (36), saçı için göz tabaklarını mücevherle doldurur (38), ferman öper (43), tas alıp bağış ister (45), çadır kurar (46), meşale tutar ve saki olur (50). 37. beyitte cennet bağından getirilen "taze soğan", nergisin soğanla yetişmesine dayanan esprili bir ayrıntıdır.

Kasidede söz oyunları da sık kullanılır. 5. beyitte "nebāt" hem bitki hem nabat şekeri, 10. beyitte "müdām" hem daima hem şarap, 48. beyitte "mihr" hem güneş hem sevgi ve "hevā" hem hava hem arzu anlamıyla okunabilir; 8. ve 25. beyitlerde "ayak" sözü eski Türkçedeki kadeh anlamını da taşır. 53-54. beyitlerde redif şiirin kendisine döner: şair övgü için tabiat bağına el uzattığını, her yandan "bu kadar nergis" yetiştiğini söyler; burada nergisler kasidenin beyitleridir ve şair kendi kasidesinin bu çiçekler arasında benzersiz olduğunu ileri sürer. Bu, kasidelerde fahriye denen kendini övme bölümünün kısa bir örneğidir. Dua bölümünde gök, nilüfer renkli bir gül bahçesi olarak düşünülür; güneş gül, yıldızlar ve ay nergistir (57). Kasidenin herhangi bir şaire nazire olarak yazıldığına dair Ersoy'da bir bilgi yoktur.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar