III. Mithridates, Pontus Krallığı'nın dördüncü hükümdarı sayılır ve Yeşilırmak vadisindeki Amaseia'da, bugünkü Amasya'da oturan kral dizisinin ortasında yer alır. Kendisinden önce krallığı Anadolu'nun içlerinde bir devlet olarak tanıtan II. Mithridates, kendisinden sonra ise Sinope'yi alıp krallığı Karadeniz kıyısına yayan oğlu I. Pharnakes gelir. Bu iki güçlü ismin arasında kalan kralın hayatı hakkında antik kaynaklar neredeyse hiçbir şey söylemez. Doğum ve ölüm tarihi bilinmez, saltanatının yılları kaynaklara göre onar yıl oynar, hatta varlığı bazı araştırmacılarca tartışmalıdır. Elimizde bir Sinope kuşatması girişimine ait kısa bir anlatı, ailesine dair birkaç kayıt, Harşena yamacındaki kral mezarları arasında ona yakıştırılan bir kaya mezarı ve en önemlisi sikkeler vardır. Adının bugün hatırlanmasını sağlayan da kendi portresini paraya bastıran ilk Pontus kralı olarak anılmasıdır.

Hanedandaki Yeri ve Numaralandırma

Pontus hanedanı, Kios'un (bugünkü Gemlik yakınları) Pers kökenli soylularından gelen ve MÖ 281 dolaylarında krallığını ilan eden Mithridates Ktistes ("Kurucu") ile başlar. Onun ardından oğlu Ariobarzanes, sonra Ariobarzanes'in oğlu II. Mithridates tahta çıkar. III. Mithridates, bu sıralamada II. Mithridates'in oğlu ve dördüncü kraldır. Numaralandırma konusunda bir yanlış anlaşılmayı baştan gidermek gerekir. Kurucu kralın kendisi de Kios hanedanının üçüncü Mithridates'idir ve bu yüzden kimi eserlerde "III. Mithridates" adı Kurucu için, yani Kios'tan Paphlagonia'ya kaçan kral için kullanılır. Burada konu edilen III. Mithridates ise Pontus krallarının sayımına göre üçüncü Mithridates'tir ve Kurucu'dan iki kuşak sonra yaşamıştır.

Hanedanın soy kütüğü, bu kralın varlığı hakkındaki kuşkuyu da bir ölçüde yatıştırır. Appianos, Mithridatika adlı eserinde VI. Mithridates Eupator'u hanedanın sekizinci kralı ve Mithridates adını taşıyan altıncı kral olarak sayar; Plutarkhos'un Demetrios biyografisi de aynı sayıyı verir. Kurucu Mithridates, Ariobarzanes, II. Mithridates, III. Mithridates, Pharnakes, IV. Mithridates, V. Mithridates ve VI. Mithridates dizildiğinde hesap tam çıkar; III. Mithridates dizinin dışında bırakılırsa Appianos'un sayısı tutmaz. Brian McGing'in Pontus krallarının kimlik ve tarih sorunlarını ele alan makalesinde belirttiği gibi, Ariobarzanes, Pharnakes ve beş Mithridates kesin olarak bilindiğinden, altıncı bir Mithridates genellikle varsayılır ve MÖ 220 ile 185 arasına, Pharnakes'in babası ve selefi olarak yerleştirilir. Buna karşılık bu kralı yalnızca birkaç sikke ve dolaylı kayıtlar üzerinden tanımak, "varlığı tartışmalı" notunun düşülmesine yol açmıştır.

Bu kuşkunun en bilinen biçimi Mihail Rostovtzeff'e aittir. Rostovtzeff, yeni bir Mithridates icat etmek yerine Kios'taki II. Mithridates'in aslında Pontus'un kurucusu olduğunu ileri sürdü. Dayanağı, Kırım'daki Khersonesos'tan çıkan ve I. Pharnakes ile Khersonesoslular arasındaki bir anlaşmayı Pharnakes'in kullandığı takvimin 157. yılına tarihleyen yazıttı. Bu takvim Kios'taki II. Mithridates'in iktidara geldiği yıldan başlatılırsa anlaşma Pharnakes'in komşularıyla yaptığı savaşın hemen sonrasına düşer, kral sayısı da III. Mithridates'e gerek kalmadan tamamlanır. McGing bu çözümü reddeder. Plutarkhos'a göre Pontus'un kurucusu, MÖ 337/336'da doğan Demetrios Poliorketes'in yaşıtı ve dostuydu; Diodoros da Kios'taki II. Mithridates'in Kios yakınında öldüğünü yazar. Edebî kaynakların tümü kurucu olarak Kios'un üçüncü Mithridates'ini gösterdiğinden, McGing'e göre Rostovtzeff'in önerisi kabul edilemez ve Pontus kral listesinde III. Mithridates'e yer açmak gerekir. Bizanslı kronikçi Synkellos'un krallığın on kral eliyle iki yüz on sekiz yıl sürdüğünü söyleyen kaydı ise bu hesaba uymaz; McGing de bu kaydı açıklamanın kolay olmadığını not eder.

Hüsameddin'in Anlatısında "Beşinci Mihridâd"

Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi'nin ikinci cildinde Pontus krallarını "Mihridâdlar" başlığı altında Amasya hükümdarları olarak sıralar. Onun sayımı bugünkü numaralandırmadan farklıdır. Hüsameddin, Pers satraplığı dönemindeki iki Mithridates'i de saydığı için Kurucu'yu "Üçüncü Mihridâd" olarak anar; Ariobarzanes ile II. Mithridates'i ise ayrı birer kral olarak göstermez. Bu yüzden onun "Beşinci Mihridâd" dediği, Farnak'ın, yani I. Pharnakes'in babası olan hükümdardır. Hüsameddin'in verdiği ayrıntılar bu kişinin bugün III. Mithridates diye bilinen kral olduğunu düşündürür; ancak eşleştirmeyi yazar kendisi yapmaz; bu, soy ilişkisinin karşılaştırılmasından çıkan bir sonuçtur.

Hüsameddin'e göre Beşinci Mihridâd, babasının ölümü üzerine hicretten 844 yıl önce tahta geçmiş, otuz altı yıl hüküm sürmüş ve ölünce yerine oğlu Farnak geçmiştir; Farnak'ın tahta çıkışı hicretten 808 yıl önceye konur. Bu yıllar güneş yılı olarak alınırsa kabaca MÖ 222 ile 186 arasına denk gelir. Bu hesap bize aittir, ancak çıkan aralık modern araştırmacıların önerdiği MÖ 220 ile 185 arasındaki aralığa dikkat çekici biçimde yakındır. Hüsameddin bu bilgileri büyük ölçüde "Pon Târîhi" müellifi olarak andığı Avrupalı tarihçi Reynak'tan, büyük olasılıkla Théodore Reinach'tan, ve Mir'âtü'l-İber'den aktarır.

Yazar, Beşinci Mihridâd'a bir de yapı mal eder. Anlattığına göre kral, Amasya'nın kuzeyindeki Barsevinç (Marınca) kasabasının batısında bir kale yaptırarak Eflânus (Osmancık) ve Amasya boğazlarını denetim altına almıştır. "Merzepon" diye tanınan bu kalenin adı, "Pon sınırı, Pon yurdu" anlamına gelir ve sonradan Merzifon'a dönüşmüştür. Hüsameddin aynı yerde kendi görüşünü zayıflatan bir belgeyi de dürüstçe aktarır: hicrî 793 yılında bir Hulâsatü'l-Fetâvâ nüshasının sırtına not düşen Sa'deddîn Muhammed el-Merzifônî, şehrinin adını "Merzebân" diye yazmıştır ve Hüsameddin'e göre bu kayıt Merzifon adının "Merzebân" sözcüğünden bozulduğunu gösterir. Merzifon kalesinin bir Pontus kralınca, hele bu kralca yapıldığını gösteren başka bir kaynak bilinmemektedir; anlatı Hüsameddin'in ad yorumuna dayanır.

Hüsameddin, Beşinci Mihridâd'ın Yunan ve Avrupa tarihlerinde "kardeşini seven" anlamındaki "Filadelfes" lakabıyla tanındığını, bu lakabın Yunanlılarla iyi ilişkileri gösterdiğini yazar. Burada bir karışıklık vardır. Sikkeler üzerindeki yazılara göre "Philopator kai Philadelphos" lakaplarını taşıyan kral, Pharnakes'in kardeşi ve halefi IV. Mithridates'tir; III. Mithridates'in sikkelerinde ise yalnız "Kral Mithradates" yazısı okunur. Hüsameddin'in bir önceki kral için verdiği "Filapatur" lakabı da aynı çiftin öteki yarısıdır. Görünüşe göre yazarın kullandığı kaynaklar, IV. Mithridates'in iki lakabını iki ayrı atasına dağıtmıştır.

Aile ve Selevkos Bağı

Babası II. Mithridates, Selevkos hanedanından bir prenses olan Laodike ile evliydi. Laodike'nin Antiochos Theos'un kızı ve II. Seleukos Kallinikos ile Antiochos Hierax'ın kız kardeşi olduğu aktarılır. Ağabeyleri arasındaki iç savaşta Pontus kralının taraf tutması ve gelinlik olarak Phrygia'nın Pontus'a geçmesi, krallığın Hellenistik dünyada ciddiye alınmasını sağlayan hamlelerden biri olarak görülür. III. Mithridates, bu evliliğin oğludur. İki kız kardeşinin adı da Laodike'dir. Birisi MÖ 222'de büyük Selevkos kralı III. Antiochos ile evlendi, öbürü ise Antiochos'un akrabası Achaios'un eşi oldu.

Polybios, kız kardeşi Laodike'nin gelinliğini kısa ama canlı bir sahneyle anlatır. Antiochos, Fırat geçidindeki Seleukeia yakınındayken, "Pontus Kappadokyası"ndan gelen amiral Diognetos nişanlısı olan genç kızı yanında getirmişti. Kral onu gösterişli bir törenle karşıladı, düğünü hemen krallara yaraşır biçimde yaptı ve Antiokheia'ya döndükten sonra Laodike'yi kraliçe ilan etti. Polybios aynı yerde gelinin babası Mithridates'in, Magus'u öldüren yedi Pers soylusundan birinin soyundan geldiğini iddia ettiğini ve Dareios'un atalarına bağışladığı Pontus üzerindeki hâkimiyeti ailesinde koruduğunu yazar. Bu iddia, III. Mithridates'in miras aldığı hanedan kimliğinin özünü oluşturur. McGing'e göre büyük Hellenistik monarşilerden birinin hükümdarının Makedon olmayan küçük bir hanedandan prenses alması ilk kez bu evlilikle görülmüştür ve genç krallığın itibarını önemli ölçüde yükseltmiştir. Öbür Laodike ise Pisidia'daki Selge şehrinden Logbasis'in yanında, onun kendi kızı gibi büyütülmüş, sonra Achaios'la evlenmiştir.

Kralın kendi evliliği de Selevkos çevresinden olmuştur. Eşinin yine Laodike adını taşıyan, kimliği belirsiz bir Selevkos prensesi olduğu söylenir. Hangi Selevkos kolundan geldiği kaynaklarda belirtilmez. Çiftin üç çocuğu bilinir: babasının ardından tahta geçen I. Pharnakes, daha sonra kız kardeşi Laodike ile birlikte hüküm süren IV. Mithridates ve bu kız kardeşin kendisi. Kardeşlerin birbirini izleyerek hüküm sürmesi, Pontus hanedanının sonraki kuşaklarda da sürdüreceği bir geleneği başlatır. Hanedanın en ünlü adı VI. Mithridates Eupator, bu kralın torunu V. Mithridates'in oğludur; yani III. Mithridates onun büyük dedesidir. Hüsameddin, Lâdik'in eski adı "Leodikya"nın Amasya hükümdarı "büyük Mihridad"ın eşi Kraliçe Leodik tarafından kurulmasından geldiğine dair yaygın sözü de kaydeder, ama aynı adı taşıyan başka şehirlere de bu kraliçeye bağlanarak ad verildiği iddiasına şüpheyle bakar. Hanedanda Laodike adını taşıyan birçok kraliçe bulunduğundan bu rivayetin III. Mithridates'in eşiyle ilişkisi kurulamaz.

Saltanat Tarihleri

Kralın hüküm sürdüğü yıllar, kaynak ve araştırmacıya göre değişir. Yaygın bir sayım saltanatı yaklaşık MÖ 220 ile 185 arasına yerleştirir. Kralın oğlu I. Pharnakes'in MÖ 183'te Sinope'yi aldığı kesin olduğundan, hükümdarlığın en geç bu yıllarda sona erdiği anlaşılır. Başka bir sayım, hanedan tablosunda saltanatı yaklaşık MÖ 210 ile 190 arasında gösterir. Bir başka anlatım, onun MÖ 220 ile 183 arasındaki belirsiz bir dönemde hüküm sürmüş olabileceğini söyler ve bu yılların ardından krallığın tarih sahnesinden silindiğini ekler. Yani yaklaşık otuz yıllık bir aralık söz konusudur ve içinde tek bir kesin tarihli olay yoktur.

Sikkeleri inceleyen nümizmat François de Callataÿ ise saltanatı daha kısa tutar ve MÖ 220 ile 200 dolaylarına, Pharnakes'inkini de MÖ 200 ile 169 dolaylarına yerleştirir. Harold Mattingly, bir yazıt araştırmasına dayanarak kralın MÖ 196/195'te artık ölmüş olduğunu yazmıştır. McGing ise başka bir yoldan ilerler. Pharnakes'in saltanatı, Pontus'a öncekilerden çok daha saldırgan, yayılmacı bir dış siyaset getirmiştir. Pontus'un III. Antiochos ile Roma arasındaki savaşa hiç katılmaması, McGing'e göre saldırgan Pharnakes'in henüz tahta çıkmadığının ve III. Mithridates'in hâlâ hüküm sürdüğünün bir işareti olabilir. Cornelius Nepos'a göre Kartacalı Hannibal, Girit'ten kaçıp Bithynia kralı Prusias'ın yanına sığındığında Prusias Pontus'ta bulunuyordu; buna dayanarak McGing, Pharnakes'in MÖ 188 dolaylarında kral olmuş olabileceğini düşünür. Bu öneriler birbirini tam olarak tutmaz ve kralın ölüm yılı bugün de açık bir sorudur.

Kronolojinin bu denli bulanık olması, Pontus'un bu yıllarda Yunan ve Roma tarih yazımının görüş alanına pek girmemesiyle ilgilidir. Krallık, tarih sahnesine yeniden belirgin biçimde oğlu I. Pharnakes'in Sinope'yi alması ve Pergamon ile çatışmasıyla çıkar. Aradaki kuşak bu yüzden sessiz görünür.

Sinope Seferi ve Polybios'un Anlatısı

III. Mithridates'in saltanatına bağlanan tek olay, Sinope üzerine yürümesidir. Polybios'un Tarih'inde anlatılan olay, hangi Mithridates olduğu belirtilmeyen bir kralın Sinope'ye savaş açmasıyla başlar. Polybios bunun, kentin sonradan yaşayacağı felaketlerin ilk nedeni olduğunu söyler. Kentin elçileri Rodos'a yardım istemeye gider. Rodos, üç komisyon üyesi atar ve 140.000 drahmilik bir ödenek ayırır. Sinopelilere on bin küp şarap, üç yüz talanton işlenmiş saç, yüz talanton kiriş, bin takım zırh, üç bin altın sikke ve topçularıyla birlikte dört mancınık gönderilir. Gönderilenlerin türü, Sinope'nin kuşatmaya hangi biçimde hazırlandığını da gösterir. Saç ve kiriş, antik mancınıkların yay ipleri için gereken malzemeydi, şarap ve zırh ise uzun bir savunmanın yükünü taşıyacak askerler içindi.

Polybios, kentin coğrafyasını da ayrıntılı çizer. Sinope, Karadeniz'in güney kıyısında, açık denize uzanan bir yarımada üzerindedir. Yarımadayı anakaraya bağlayan boyun iki stadiondan geniş değildir ve bütünüyle şehir surlarıyla kapalıdır. Kentin denize bakan yüzü sarptır, demirlemeye elverişsizdir ve denizden yaklaşılacak yer çok azdır. Sinopeliler, kralın kara yönünde siper kurarken aynı anda öbür yakadaki düzlüğe asker çıkarmasından çekiniyordu. Bu yüzden denize bakan çevreyi kazıklarla, çitlerle ve oklarla donattılar. Kenti bu kadar elverişli kılan şey, yani bir yanı kara surlarıyla, öbür yanı uçurumlarla korunan konumu, aynı zamanda Pontus krallarının onu neden bu kadar çok istediğini de açıklar. Karadeniz kıyısına açılmak isteyen iç bölge devleti için Sinope en değerli limandı.

Rodos'un bu yardımı, adayla Pontus hanedanı arasındaki ilişkinin ilk kez kesintiye uğradığı an olarak da okunabilir. Polybios, Rodos'u yıkan büyük depremden sonra adaya hediye gönderen Asya hükümdarları arasında Bithynialı Prusias'la birlikte bir Mithridates'i de sayar. Bu metinde de kralın hangi Mithridates olduğu belirtilmez. Polybios depremi anlattığı yılların kısa bir süre öncesine koyduğundan, burada büyük olasılıkla babası II. Mithridates kastedilmiştir; bu bir çıkarımdır. Birkaç yıl içinde Rodosluların, Pontus kralına karşı Sinope'yi silahlandıran taraf olması, kıyıdaki Yunan şehirlerinin özerkliğinin Rodos için Pontus'un dostluğundan daha ağır bastığını gösterir.

Seferin kimin adına yapıldığı tartışmalıdır. Polybios sayıyı belirtmediği için olay bir yanda II. Mithridates'in saltanatının sonuna, öbür yanda III. Mithridates'in saltanatının başına yerleştirilir. Kimi araştırmacılar III. Mithridates'in saltanatının, ya da babasının saltanatının sonunun, Sinope'yi almak için başarısız bir girişimle başladığını yazar. Başka bir yaklaşım olayı MÖ 220 yılına bağlayıp doğrudan II. Mithridates'e yazar. De Callataÿ ise MÖ 220 dolaylarındaki girişimi açıkça III. Mithridates'e verir ve kralın altın sikkelerini bu seferle ilişkilendirir; aşağıda bu konuya dönülecektir. Her iki durumda da sonuç aynıdır: Sinope düşmemiş, kent ancak MÖ 183 dolaylarında I. Pharnakes tarafından alınmıştır. Sefer bu yüzden kalıcı bir sonuç vermemiş, Sinope hedefi oğluna miras kalmıştır.

Amaseia'da Saray

Amaseia, bu kralın ikametgâhıydı. Şehir, Yeşilırmak'ın bir dağ sırasını yardığı yerde, vadinin içindedir. Strabon, kendi memleketini şöyle tarif eder: şehir, hem şehrin hem kalenin avantajını bir arada sunan, nehre doğru dimdik inen yüksek bir kayadır. Bir yanında nehir kıyısındaki surlar, öbür yanında doruklara tırmanan surlar vardır. Kayanın iki doruğu, doğal olarak birbirine bağlıdır ve görkemli kulelerle donatılmıştır. Bu çevre içinde "kralların sarayları ve anıtları" bulunur. Kaya, içine oyulmuş iki tüp biçimli kanalla hem nehirden hem boyundan su alır, bu yüzden kuşatmada susuz kalmaz. Nehrin üzerinde iki köprü vardır, biri şehirden varoşa, öbürü varoştan dış topraklara geçer.

Strabon'un sözünü ettiği saray bölgesinden bugün iyi korunmuş Hellenistik surlar kalmıştır. Robert Fleischer, bu surları ve kral mezarlarını Pontus Krallığı'ndan günümüze ulaşan neredeyse tek kalıntılar olarak niteler ve Amaseia'nın MÖ 281 ile 180 dolayları arasında, yaklaşık bir yüzyıl boyunca hanedanın başkenti olduğunu, Kurucu, Ariobarzanes, II. ve III. Mithridates ile I. Pharnakes'in burada hüküm sürdüğünü yazar. Hüsameddin de krallık merkezinin Amasya oluşunu, Ahmed Midhat Efendi'nin şehir çevresindeki kayalara oyulmuş mağaraların Pontus krallarının mezarları olarak yapıldığına dair sözünü aktararak anlatır. Kral mezarlarında, Strabon'un tarif ettiği sarayın hemen üstünde, III. Mithridates'in ömrünün de son durağı aranır.

Kral Mezarları ve D Mezarı

Harşena Dağı'nın güney yamacındaki beş büyük kaya mezarı, iki grup hâlinde dizilir. Fleischer'in 2002'de mimar Falko Ahrendt-Flemming ve arkeolog Nicole Birkle ile yaptığı belgeleme çalışmasında mezarlar sağdan sola A'dan E'ye kadar adlandırılmıştır. A, B ve C mezarları doğuda, iyi korunmuş saray surlarına yakındır; D ve E batıda yer alır. A mezarına saraydan kayaya oyulmuş bir merdivenle çıkılır, bir başka merdiven B ve C'nin daha yüksek düzlemine ulaşır. Yol oradan kuzeybatıya doğru bir tünelle sürer; tünelin ucundan ya su temini için açılmış uzun basamaklı tünelin yanından akropole tırmanılır ya da batıya inilerek içinde basamaklar bulunan bir başka tünelin girişine ve D mezarının önündeki geniş terasa çıkan merdivene varılır. E mezarına ise neredeyse dikey kayaya galeri biçiminde oyulmuş bir merdivenle ulaşılır.

Mezarlar yapılırken her birinin çevresinin koridorlarla açılması, böylece kayanın içinde serbest duran yapılar izlenimi verilmesi tasarlanmıştı. Fleischer'e göre bu düzenin örnekleri MÖ 4. yüzyıl Karia'sında, Kaunos ve Telmessos'ta görülür. Koridorlar yalnız B, C ve D mezarlarında tamamlanabilmiştir. A'nın koridoruna başlanmış, ama çatlaklarla dolu, ufalanan kaya yüzünden vazgeçilmiştir; E'nin koridoru ise yarıda kesilmiştir. Beş mezarın ortak bir özelliği de mezar odası girişlerinin yüksekte olması ve ancak merdivenle ulaşılabilmesidir. Fleischer bu düzenin büyük olasılıkla İran'ın temizlik kurallarına göre seçildiğini düşünür ve Nakş-ı Rüstem ile Persepolis'teki I. Dareios'tan III. Dareios'a kadar Ahameniş kral mezarlarının yüksek girişlerini karşılaştırma için anar. Odalar küçüktür; yanlarında sekiler bulunan ya da bulunmayan bu odalar tek bir ölü ya da çok sınırlı sayıda ceset için yapılmıştır.

Fleischer'in ekibi, Perrot, Guillaume ve Delbet'ten oluşan Fransız heyetinin 1872'de yayımlanan çalışmasında not edilen sütun izlerini yeniden saptamıştır. Bu izlere göre beş mezardan üçünün cephesi sütunluydu: A mezarında altı, B ve D mezarlarında dörder sütun vardı. B mezarının sağ antasının iç yüzünde bir Attika tipi sütun kaidesinin izi korunmuştur; Fleischer bundan, A ve D mezarlarının cephelerinin de büyük olasılıkla İon düzeninde olduğu sonucuna varır. Basamakların, anta ve eşiklerin, kapı lentolarının bir kısmı ayrı taşlardan yapılıp kayaya kenet ve zıvanalarla bağlanmıştı ve izleri hâlâ görülür. D mezarı böylece, alınlıklı ve dört sütunlu bir revakla, Yunan tapınak mimarisinden ilham alan bir cepheye sahipti.

Mezarların hangi krallara ait olduğu konusunda Fleischer, koridorların biçimine ve işçiliğin bazı teknik ayrıntılarına dayanarak doğudaki üç mezarın A, B, C sırasıyla değil, A, C, B sırasıyla yapıldığını savunur. B mezarı en son, A ile C'nin arasına büyük bir çabayla sıkıştırılmıştır. Surlarla korunan saray alanının üstündeki kayada artık yer kalmadığı için sonraki D ve E mezarları oldukça uzağa, batıya açılmak zorunda kalınmıştır. Fleischer bu sıralamadan şu eşleştirmeye varır: A mezarı Kurucu I. Mithridates'e, C mezarı Ariobarzanes'e, B mezarı II. Mithridates'e, D mezarı III. Mithridates'e, E mezarı da I. Pharnakes'e aittir. Türkiye'nin 2015'te UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi'ne sunduğu Harşena Dağı ve Pontus Kralları Kaya Mezarları dosyası da beş mezarı aynı beş krala bağlar ve mezarları I'den V'e kadar numaralandırır. Dosyaya göre mezarların yüksekliği 8 ile 15 metre arasında değişir.

Bu eşleştirmenin bir çıkarım olduğunu açıkça belirtmek gerekir. Kral mezarlarının hiçbiri üzerinde, hangi kralın hangi mezarda yattığını bildiren çağdaş bir yazıt bilinmez. Strabon da mezarların kime ait olduğunu söylemez. McGing, beş mezarın III. Mithridates'in de sayıldığı beş krala uygun düştüğünü kabul etmekle birlikte, Kurucu'dan başlayarak bütün Pontus krallarının orada gömülü olup olmadığını bilmediğimizi hatırlatır. Hüsameddin'in aktardığına göre Texier de aynı soruyu sormuş, mezarlara Strabon gibi "Krallar Mezarı" dediklerini, ama hangi krallara ait olduklarına tarihî olarak cevap vermenin mümkün olmadığını yazmıştı. Hüsameddin ise Amasya'daki mağaraların sayısının Pontus krallarının sayısından fazla olduğunu, bir kısmının bu krallardan önce oyulmuş olabileceğini düşünür. Dolayısıyla III. Mithridates'in Harşena'daki D mezarına gömüldüğü yolundaki anlatı, yapım sırasından ve hanedanın krallarının orada yattığı bilgisinden yapılan bir çıkarımdır. Pek makul görünür, fakat belgeye dayanmaz.

Portreli Sikkeler

Pontus sikkeciliğinin büyük olasılıkla II. Mithridates döneminde, MÖ 3. yüzyılda başladığı düşünülür. Bu ilk sikkeler, çağın yaygın âdetine uyarak Büyük İskender tasvirli sikkeleri taklit ediyordu. Yeni kurulmuş bir krallık için en kolay yol, tanınan ve itibar gören bir sikkeyi, yani İskender tipini örnek almaktı. De Callataÿ ise bu konuda farklı düşünür: İskender tipli altın ve gümüş emisyonları da III. Mithridates'e verir ve daha önceki bir Pontus kralına ait sikke kabul etmez. Hangi görüş benimsenirse benimsensin, bu geleneğin içine kendi yüzünü sokan Pontus kralı III. Mithridates'tir. Kral, kendi portresini taşıyan sikkeler bastıran ilk Pontus hükümdarı olarak anılır.

De Callataÿ'ın 2009'da yayımlanan ve bu sikkeler için ilk kez kalıp incelemesi yapan çalışması, III. Mithridates adına bugün bilinen sikkeleri tek tek sayar. Kataloğa göre iki altın stater, on dokuz gümüş tetradrahmi ve iki drahmi vardır. Staterlerin ön yüzünde miğferli Athena başı, arka yüzünde elinde çelenk tutan ayakta bir Nike ve "Kral Mithradates" yazısı bulunur. Tetradrahmilerin ön yüzünde kralın diademli başı ya da diademli, giyimli büstü, arka yüzünde ise uzattığı sağ elinde kartal, sol elinde asa tutan oturmuş Zeus görülür. Zeus'un yanında, Pontus hanedanının simgesi sayılan sekiz köşeli yıldız ile hilal yer alır. Drahmiler de aynı tipi taşır. Tahtta oturan Zeus figürü İskender'in tetradrahmilerinden yakından kopya edilmişken, kral portresi yüzün kendine özgü çizgilerini yakalayan gerçekçi bir nitelik taşır.

Sikkelerin yüzü gerçekçidir. Bir örnekte ön yüzde kralın idealize edilmemiş, kısa saçlı, sakallı yaşlıca bir adam olarak gösterildiği aktarılır. Nümizmat Otto Mørkholm, ölümünden sonra yayımlanan Early Hellenistic Coinage adlı kitabının kapağına bu krala ait bir tetradrahmiyi koymuş ve portrenin muhtemelen MÖ 200 dolaylarında yapıldığını yazmıştır. Mørkholm'e göre Pontus kralları İran kökenleriyle övünüyordu ve Selevkos hanedanıyla akrabalık kurmalarına rağmen Doğulu köklerine bağlılıkları güçlü kaldı. Bu durum, usta Yunan kalıp oymacılarına Hellenistik portre sanatında gerçek bir benzeri olmayan bir portre galerisi yaratma fırsatı vermişti. Mørkholm, III. Mithridates'in başının Yunan idealleştirmesinden de Makedon ağırlığından da çok farklı Doğulu çizgileri öne çıkaran aşırı bir gerçekçilikle işlendiğini, Pontus portrelerinin gerçekçilikte en iyi Baktriya portrelerine denk düştüğünü yazar. Portre böylece Doğu zevkinin Yunan zanaatıyla buluştuğu bir üründür.

Eski sanat tarihçilerinin bu portrelere dair yorumları her zaman bu kadar ölçülü olmamıştır. De Callataÿ, "Doğulu çizgiler" üzerinden kralların zekâsına dair çıkarımlar yapan eski yorumların ırkçı bir düşünce çizgisini yansıttığını vurgular ve bunlara katılmanın gerekmediğini açıkça yazar. Fleischer de bu sikke portrelerinin çağdaş hükümdarlardan çok Roma cumhuriyeti dönemi kişilerini andırdığını, bu yüzden arkalarında Yunan karşıtı bir tavır aranabileceğini belirtir; ama ardından Pontus krallarının da öbür hükümdarlar gibi kendilerini Yunan dostu olarak sunduklarının gösterildiğini ekler.

Altın Staterler ve Amisos Darphanesi

III. Mithridates'in altın staterleri, kralın tarihine ilişkin en somut ipuçlarından birini taşır. Paris'teki örnek, eski adı Kotyora olan Ordu'da bulunmuştur. Bu sikkenin alt alanlarındaki dört kontrol işareti, Amisos'un (Samsun) kendi adına bastığı gümüş sikkelerde aynı yerlerde, aynı biçimde görülür. De Callataÿ bunun tesadüf olamayacağını, dolayısıyla kraliyet basımının başkent Amaseia'da değil, Amisos darphanesinde yapıldığını savunur. Bu, Pontus krallarının Amisos adına yapılan basımları tümüyle denetlemese bile, kendi ihtiyaçları için kentin darphanesine el koyabildiklerini gösterir.

De Callataÿ, bu basımın tarihî bağlamını MÖ 220 dolaylarında III. Mithridates'in Sinope'yi ele geçirme girişiminde arar. Martin Price'ın daha önce aynı olaya bağladığı Sinope'nin İskender tipli staterleri de hesaba katılırsa, iki basımın amacı aynı olabilir: her iki tarafın tuttuğu paralı askerlerin ücretini ödemek. Bu yorum doğruysa, Polybios'un anlattığı kuşatma hazırlığı ile Pontus'un ilk altın sikkeleri aynı savaşın iki yüzü olur. De Callataÿ bu bağlantıyı bir olasılık olarak sunar.

Tarihleme Tartışması

Kralın sikkeleri tarih boyunca birçok yanlış okumaya uğramıştır. Bir III. Mithridates tetradrahmisi ilk kez 1759'da Suriye'deki Lazkiye'de bulunan ve yayımlanan ilk Yunan sikke definesi olan define içinde görülmüş, Pellerin üzerindeki harfleri Kios'a işaret eden bir kısaltma olarak okumuştu. Domenico Sestini, bazı tetradrahmilerdeki iki harfi yıl olarak yorumlayıp 29. yıl diye okumuş, Joseph Eckhel'in II. Mithridates'e verdiği tetradrahmileri ise Ennio Quirino Visconti yeniden III. Mithridates'e iade etmişti. Kralların sırası, ancak 19. yüzyılın sonunda Théodore Reinach'ın çalışmasıyla oturdu.

Daha yakın zamanda Harold Mattingly, III. Mithridates'in hiç sikke bastırmadığını, ona verilen tetradrahmilerin aslında IV. Mithridates'in ilk dönemine ait olduğunu ileri sürdü. Dayanağı, bu sikkelerden üçünün MÖ 160-156 dolaylarına tarihlenen iki Selevkos definesinde çok iyi durumda bulunmasıydı. De Callataÿ bu görüşü birkaç gerekçeyle reddeder. Söz konusu sikkeler iyi durumda değildir: biri aşınmış ve paslanmış, Babil'de bulunan öbürü altı parçaya ayrılmıştır. III. Mithridates'in portresi IV. Mithridates'inkiyle bağdaşmaz ve kral sikkelerinde ondan belirgin biçimde yaşlı görünür. Ağırlıklar da geleneksel sırayı destekler: III. Mithridates'in tetradrahmileri ortalama 16,97 gram ile Pharnakes'inkilerden (16,85 gram) ve IV. Mithridates'inkilerden biraz ağırdır ve bu, MÖ 3. ve 2. yüzyıllarda tetradrahmi ağırlıklarının yavaşça düşmesi eğilimine uyar. Amisos sikkeleriyle paylaşılan kontrol işaretleri de aynı yönü gösterir. De Callataÿ'ın vardığı sonuç kesindir ve Mattingly'nin önerisi kabul görmemiştir.

Sikkelerin Miktarı ve Amaç

Sikkelerin ne kadar basıldığı konusunda kaynaklar çelişir. Kimi sikke araştırmalarında kralın saltanatının sonuna gelindiğinde hatırı sayılır miktarda gümüş sikke bastırdığı kabul edilir. De Callataÿ'ın kalıp incelemesi ise başka bir tablo çizer. III. Mithridates'in tetradrahmileri yalnız beş ön yüz kalıbından çıkmıştır ve istatistik yöntemle kralın kullandığı ön yüz kalıplarının toplam sayısı yedi dolayında tahmin edilir. De Callataÿ'a göre III. Mithridates'ten IV. Mithridates'e kadar bütün Pontus krallarının yaklaşık yetmiş yılda bastığı tetradrahmiler otuz kalıbı geçmez; bu, VI. Mithridates Eupator'un otuz yılda bastığının altıda biridir. Pontus sikkeleri VI. Mithridates'ten önce çok nadirdir ve bu da kraliyet sikkeciliğinin incelenmesini güçleştirmiştir. Bu yüzden III. Mithridates'in sikkeleri, krallığın ilk dönemine ışık tutan sayılı belgelerdendir.

Amasya çevresinde bulunan bir define bu tabloyu tamamlar. Amasya yakınında, Kürtler köyü topraklarında bulunan Kirazlı definesi MÖ 230-220 dolaylarında, yani III. Mithridates'in tahta çıkışından hemen önce toprağa gömülmüştür. Definede tek bir Pontus sikkesi yoktur ve 822 gümüş sikkenin 636'sı, yani yüzde 77,5'i keski ile çentilmiştir. Nümizmat G. Le Rider bundan, paranın Pontus topraklarının bazı köşelerinde henüz pek yaygın kullanılmadığı sonucunu çıkarmıştır. De Callataÿ'a göre Pontus krallarının bronz sikke bastırmaması da bu durumla uyumludur: kraliyet sikkeleri büyük olasılıkla askerî amaçlarla, paralı askerlere ödeme yapmak için basılmış, günlük alışverişte pek rol oynamamıştır. Bu nedenle sikkelerin üzerindeki imgelerin propaganda değerini fazla abartmamak gerekir. III. Mithridates'in tetradrahmilerinin Suriye'de ve Babil'de ele geçmesi de bu sikkelerin krallık içinde tutulmadığını, dışarıyla yapılan ödemelerde dolaştığını düşündürür.

Sikkelerin Sonraki Gelişimi

III. Mithridates'in sikkeleri, hanedanın görsel dilinin başlangıcı olarak okunmalıdır, fakat sonrasında düz bir çizgi izlemez. Gerçekçi ve idealize edilmemiş portre anlayışı sonraki kuşaklarda da sürer ve V. Mithridates, kendini görece idealize ettiren ilk Pontus kralı olur. Yeni üslubun, kralın Yunan yönünü Doğu kökeninden daha çok öne çıkarma isteğinden doğmuş olabileceği düşünülür. Oğlu VI. Mithridates ise portrelerinde kendini Büyük İskender'e benzeterek çağdaş Helenistik portre anlayışına yaklaşır. Arka yüz tipleri de kuşaktan kuşağa değişir: oğlu Pharnakes'in sikkelerinde elinde bereket boynuzu ve haberci asası (kerykeion) tutan, kimliği tartışmalı bir tanrı, IV. Mithridates'inkilerde Perseus, kız kardeşi Laodike ile ortak basımlarında Hera ve Zeus görülür. III. Mithridates'in sikkeleri bu yüzden, Zeus figürüyle İskender sikkelerine en yakın duran, hanedanın sonraki Helenistik görünümünden önceki daha Doğulu bir portre üslubunun örnekleri sayılır.

Krallık sikkeleriyle şehir sikkeleri ayrı ayrı basılıyordu. Kraliyet sikkeleri altın ve gümüştendi, üzerlerinde kralın portresi ve adı bulunurdu. Şehirlerin bastığı sikkeler ise bronzdu ve arka yüzünde şehrin adı yazılırdı. De Callataÿ, Amisos ve Sinope'nin birkaç önemsiz istisna dışında VI. Mithridates'ten önce bronz basmadığını belirtir; şehir bronzlarının yaygınlaşması bu yüzden III. Mithridates'ten çok sonraya düşer. Sinope'nin ve diğer kıyı şehirlerinin özerk sikke basımı, I. Pharnakes döneminde şehirler özerkliğini yitirince bir süre durdu. VI. Mithridates bu hakkı yeniden verdi, fakat denetimi elinde tuttu. Amaseia, onun zamanında kısa bir süre, krallıkta kendi gümüş ve altın sikkesini basma izni olan tek şehir oldu. Bu ayrıcalık, Amaseia'nın saray ve kral mezarlarının yanı sıra krallığın para işlerinde de öne çıktığını gösterir.

Halefleri ve Mirası

III. Mithridates'in yerine geçen oğlu I. Pharnakes, babasının başaramadığını yaptı ve MÖ 183'te Sinope'yi aldı (kimi kayıtlarda 182). Rodoslular bunu Roma'ya şikâyet ettiler, fakat sonuç alamadılar. Pharnakes ardından Kotyora, Pharnakeia ve Trapezous gibi kıyı şehirlerini de ele geçirdi, böylece Pontus Krallığı Karadeniz'in güney kıyısında büyük bir şerit üzerinde hâkim oldu. Pergamon Kralı II. Eumenes ve Kappadokia Kralı IV. Ariarathes'le yaptığı savaşta MÖ 179'da Galatia ve Paphlagonia'daki fetihlerini bırakmak zorunda kaldı, fakat Sinope elinde kaldı. Polybios, onun kibirli ve sert bir karakteri olduğunu yazar. Pharnakes'ten sonra kardeşi IV. Mithridates ve kız kardeşi Laodike tahta geçti.

Pharnakes'in Sinope'yi başkent yapması, Amaseia'daki kral mezarları geleneğini de sona erdirdi. Fleischer'e göre E mezarının koridoru, Pharnakes başkentini yeni aldığı liman şehrine taşımaya karar verdiğinde yarıda bırakılmıştır. E mezarının üstündeki kaya yazıtı, kale komutanı (Me)trodoros'un Kral Pharnakes için tanrılara bir sunak ve bir çiçek tarhı adadığını bildirir. Hüsameddin ise Pharnakes'in adını Amasya'nın kendisinde arar: ona göre Çakallar ve Karakaya mevkiinin eski adı olan "Fernak", bu kraldan kalmadır ve hicrî 691 tarihli bir bağ satış hücceti ile Tâcîzâde Sa'dî Çelebi'nin "Fernak bahçeleri" deyişi bu eski adı korur. Adın krala bağlanması Hüsameddin'in yorumudur.

Bu kuşakların arasında III. Mithridates'in payını ölçmek zordur. Elimizde başarısız bir sefer, bir saray şehri, ona yakıştırılan bir kaya mezarı ve küçük bir sikke dizisi bulunur. Babasının evlilik siyaseti ile oğlunun fetihleri arasına düşen bu saltanat, kaynakların sessizliğine rağmen, krallığın kendi parasını ve kendi hükümdar imgesini oluşturduğu dönem olarak değerlendirilebilir. Pontus'un III. Antiochos ile Roma arasındaki savaşın dışında kalması da, eğer McGing'in önerdiği gibi bu yıllar onun saltanatına düşüyorsa, temkinli bir hükümdarın tercihi olarak okunabilir.

Kronoloji

MÖ 281 civarı: Mithridates Ktistes, Pontus krallığını ilan eder.

MÖ 222: III. Mithridates'in kız kardeşi Laodike, Selevkos Kralı III. Antiochos ile evlenir.

MÖ 230-220 civarı: Amasya yakınındaki Kirazlı definesi toprağa gömülür. Definede Pontus sikkesi yoktur.

MÖ 220 civarı: Bir "Mithridates"in Sinope'ye saldırısı başarısız kalır. Olay kimi anlatımlarda II., kimilerinde III. Mithridates'e bağlanır.

MÖ 220-185 (ya da 210-190, ya da 220-200): III. Mithridates'in saltanatı için önerilen aralıklar. Kesin tarih bilinmez. Hüsameddin'in verdiği yıllar kabaca MÖ 222-186'ya denk gelir.

MÖ 200 civarı: Mørkholm'e göre kralın portreli tetradrahmilerinin yapıldığı dönem.

MÖ 196/195: Mattingly'ye göre kral bu tarihte artık ölmüştür.

MÖ 188 civarı: McGing'in önerisine göre I. Pharnakes'in tahta çıkışı.

MÖ 183: Oğlu I. Pharnakes Sinope'yi alır.

MÖ 179: Pharnakes, Pergamon ve Kappadokia'ya karşı yenilir, Sinope dışındaki fetihlerini bırakır.

1759: III. Mithridates'e ait ilk tetradrahmi, Lazkiye definesiyle bilim dünyasına girer.

2002: Robert Fleischer'in ekibi Amasya'daki kral mezarlarını belgeler; D mezarı III. Mithridates'e bağlanır.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

Resmî kaynaklar

Diğer kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar